Hasan TOPAL 29.01.2010 Cumhuriyet
Özellikle 1950 yıllarından günümüze ülkemizde, bölgeler arası dengeli bir gelişmeyi öngörmeyen ve plansızlıkla bütünleşen sanayileşme çabaları büyük kentlere göçü hızlandırmıştır. Sonuçta bütün kentlerimiz, aşırı nüfus artışı ve yığılması ile büyük oranda sağlıksız, güvensiz, niteliksiz yapılardan oluşan ve yaşayanları mutlu etmeyen bir fiziksel çevreye dönüşmüştür. 1960'lı yıllarda benimsenen planlı kalkınma ve kentleşme politikaları kısa soluklu olmuş ve 80'lerde tamamen terk edilmiştir.
Geçen 60 yıllık dönemde kentlere göçle gelen kitlelerin barınma, yerleşme sorunlarını çözecek, onları nitelikli yaşam alanlarında, güvenli ve sağlıklı konutlarda iskan edecek sürekliliği olan politika ve programlar yerine, sayıları 12'yi geçen imar afları uygulamaları ve sayısız benzeri düzenleme kentlerde yasadışı yapılaşmayı önlemek yerine özendirici olmuştur.
Günümüzde büyük kentlerin tamamında, kentlerin potansiyel gelişme alanları, özetlenen süreç nedeniyle, gecekondudan dönüşen ve giderek yasadışı yapılaşmış kentsel alanlar halinde işgal edilmiş, kentler çok büyük boyutlu alt ve üst yapı sorunlarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Diğer yandan bu plansız gelişme, ne mimarlık ve yapı kültürüne, ne de doğal kültürel çevreye önem vermeden kendi tarzını yaratmışlardır.
İzmir kenti de özetlenen bu sağlıksız gelişmeden büyük oranda etkilenmiş, kentin yerleşime uygun alanları, güvensiz, sağlıksız ve her türlü kentsel, teknik ve sosyal altyapıdan yoksun yerleşme alanlarıyla ve yapı stoklarıyla dolmuştur. Kentin plansız ve mimari endişe taşınmadan, tasarımsız büyümesi sağlıksız yapılı çevreyi ortaya çıkarmıştır. İzmir’in en önemli ve öncelikli sorunu ve gündemi, kentin ne yöne ve nasıl büyüyeceği değil, mevcut güvensiz ve sağlıksız yapı stokunun ve yerleşim alanlarının nasıl daha güvenli, sağlıklı ve standartları yüksek, nitelikli yapılara ve kentsel yaşam alanına dönüştürüleceği sorunudur. 1999 yılından günümüze büyükşehir belediyesi bu yönde çok önemli çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda kentlerimizde, yenileme, sağlıklaştırma gibi kavramlar kent yönetimlerinin öncelikli programları ve kesintisiz politikaları olmak zorundadır. Kentlerde barınma ve konut sorununun çözümü kararlı, bilimsel, akılcı politikalar ile yörenin özelliklerini gözeten farklı tasarım seçeneklerinin geliştirilmesi, kentin mekan ve yaşam kalitesine önem verilmesiyle olanaklıdır.
Konut ihtiyacının karşılanmasında; planlı, ucuz ve her türlü altyapısı tamamlanmış kentsel arsa üretmek, kendi konutunu yapacaklara tahsis ederek uzun vadeli kredilerle desteklemek, yenileme alanlarında kooperatif örgütlenmelerini destekleyerek, denetleyerek yozlaşmışlıktan kurtarıp işlevli kılmak, yapı müteahhitlerine dönük etkin düzenlemelerle konut üretim ve yenileme sürecinde dinamik hale getirmek öncelikli çözüm önerileri olarak sıralanabilir. Diğer yandan yasadışı yapıları ödünsüz ve kararlı şekilde etkin denetim yaparak önlemek, imar affı ve benzeri politikaları kesin olarak terk etmek, güvenli kentleşmenin ön koşuludur.
Sınırlı oranda gerçekleştirilmiş olan kentsel yenileme, sağlıklaştırma uygulamalarına bakıldığında çoğunlukla, yaşayanları yerinden eden ve etme riskleri taşıyan, nitelikli bir kentsel yaşam ortamı yaratma kaygısı taşımayan, hak sahibi, tapu miktarı, imar parseli kıskacından çıkamayan, kentsel mekan kalitesini önemsemeyen ve aynılaşan yapı tiplerini yansıtan kimliksiz bir yapılaşma ortaya çıkmaktadır. TOKİ uygulamaları bu anlamda yanlış gelişmelere örnek olarak ayrı bir değerlendirme konusu edilmelidir.
İnsanların sağlıklı, güvenli, standartları yüksek kentsel yaşam alanlarında ve nitelikli bir mimari çevre ve yapılarda yaşamaları, temel insan haklarından olup, merkezi ve yerel yönetimlerin bu hakka gereken özeni göstermeleri evrensel bir sorumluluktur.

Twitter
Myspace
StumbleUpon
Furl
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook