Google Arama

Özel Arama

Cuma, 18 Aralık 2009 19:55   
TMMOB, İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın İptali için Yeniden Yargıda
(2 votes, average: 4.50 out of 5)
Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

BASIN  AÇIKLAMASI

TMMOB’ye Bağlı Meslek Odaları Olarak

1/100 000 Ölçekli  İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın iptali  için yargı’ya başvurduk

 

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 13.02.2009  tarihli toplantısında oy çokluğu ile kabul edilen 1/100 000 Ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı,  15. 06.2009 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından da onaylanarak 17.07.2009  tarihinde askıya çıkarılmıştır.

Meslek odalarının da bu planın katılımcılarından olduğu biçiminde  sürdürülen   yanıltıcı  propaganda çalışmalarıyla, katılımcılık ve şeffaflık maskesiyle pazarlanmaya çalışılan  1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı, teknik olarak yeterli olmayan, planlama ciddiyetiyle hiç bağdaşmayan,  ciddi sakıncalar içeren, kente insan öncelikli değil,  rant  ve pazarlama öncelikli bakan bir yaklaşımın ürünüdür. Uygulandığı takdirde, İstanbul’un sorunlarını çözmek bir yana, gelişimini bugünkünden de daha tehlikeli  boyutlara sürükleyecek, kentin tarihi ve doğal değerlerinde  geri dönülmez   tahribatlar yaratacaktır.

Plana  askı süresi içinde itiraz  edilmiş olup, itiraz dilekçelerimizin 60 gün içinde  cevaplanmayarak  zımnen reddedilmesi üzerine; planın iptali talebiyle yargıya başvurulmuştur.

Dava dilekçemizde yer alan plan iptal talebi nedenleri, özet halinde, ekte bilgilerinize sunulmaktadır.

 

 

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi

TMMOB Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi

 

 

EK: Dava Dilekçelerimizde  yer alan plan iptal talebi nedenleri  özeti

 

DAVA DİLEKÇEMİZDEN ÖZET

1-) Plan Raporu’nda, Ana Stratejiler arasında, “Parçacıl planlama yaklaşımlarının neden olduğu “bütünlüğü bozma” tehlikesinin engellenmesi için uygulanabilir anlayış çerçevesinde bütüncül planlamaya geçilmesi” de sayıldığı halde, plan tam da bunun aksi bir yaklaşımla hazırlanmıştır.

Merkezi hükümet  ve yerel yönetim tarafından,  bir üst plana dayanmaksızın  gündeme getirilmiş olan bir çok kentsel dönüşüm projesi   ve yatırım kararları,  22.08.2006 tasdik tarihli  1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nda planda yer aldığı gibi, yeni planda da yer almaktadır. Galataport,  Zeyport, Haydarpaşa, Kartal, v.b. herhangi bir araştırmaya ve  bir üst plana dayanmayan, sadece İstanbul’un pazarlanmasına yönelik bir yaklaşımın eseri olan   bu kentsel projelerin hiçbir analiz ve sentez çalışmasına ve değerlendirmesine dayanmaksızın kabul edilerek  plana işlenmesi,   ortaya çıkan planı  bir “paylaşım ve pazarlama” belgesine dönüştürmektedir. Kent ve insan odaklı olmayıp,  “İstanbul’un pazarlanması, yerel ve küresel şirketlere rant alanı sunulması” anlayışı temelinde gündeme getirilmiş  olan bu gibi  “plansız projeler” ve bunların tetikleyeceği gelişmeler, İstanbul’un tarihsel, doğal değerlerine zarar verecek ve gereksinimi olan sağlıklı gelişiminin önünde engel teşkil edecektir.

2-) Yeni plan,  yukarıda  değindiğimiz  “üstten talimatlı, plansız, sakıncalı projeler”e yeni bir ilave daha getirmiş;  2006 planında   “konut alanı”  olan Ataşehir’in batı yakası,  yeni planda   “1. Derece Ticaret ve Hizmet Merkezi” ne  dönüştürülmüştür. 2008 yılında, 22.08.2006 tasdik tarihli  1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı  yürürlükte iken, bölgenin planda “konut alanı” olarak gösterilmiş olması hiç dikkate bile alınmadan,  Ataşehir’in batı yakası, Başbakan tarafından finans merkezi olarak açıklanmış ve TOKİ tarafından, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda yapılan tadilatlarla, belirli alanlar MİA(Merkezi İş Alanı)’na dönüştürülmüştür. Onaylanan yeni 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda da, bu karara  aynen  uyularak, bu alan,  konuttan  “1. Derece Ticaret ve Hizmet Merkezi”ne dönüştürülmüştür.

Böylece, 2006 planında 1. Derece Merkez olarak  “Kozyatağı”  gösterilmiş  ve Plan Raporu’nda da  böyle tanımlanmışken,    yeni planda, bu alan “Kozyatağı- Ataşehir” olarak tanımlanmıştır. Oysa, Batı Ataşehir’e MİA( Merkezi İş Alanı) fonksiyonu getiren  15.02.2008 t.t. 1/5000 ve 1/1000 ölçekli söz konusu plan tadilatlarının iptali için  Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nce  dava açılmış olup, 1. İdare Mahkemesi, önce 20.03.2009 tarihinde “yürütmeyi durdurma kararı”, ardından da 18.09.2009 tarihinde “plan iptal kararı” almıştır.

3-) Kentin yaşam kaynaklarının, ormanlarının, içme suyu havzalarının korunmasından, bunun için de kentin kuzeye doğru gelişiminin engellenmesinden söz eden Plan Raporu’nun aksine, planda kentin kuzeye gelişimine yol açacak plan kararları yer almaktadır.  Bu çerçevede, Ümraniye’de, hem de 2-B arazisi üzerine  MD (Alt Merkez) kararı getirildiği  görülmektedir. Bu alan, 2-B alanı olmasının yanı sıra, Elmalı İçmesuyu Havzası ve orman alanına  da komşudur. Bu alana getirilen Alt Merkezi fonksiyonu,  2B alanları üzerinde iş merkezlerinin yer almasını yasallaştırmanın yanı sıra,   etrafında yaratacağı çekim alanı ile de, kuzeye doğru gelişimi teşvik ederek, içme suyu havzası ve orman alanlarında yeni yapılaşmalara ve dolayısıyla ciddi tahribata neden olacaktır.

4-) İstanbul’un batı sınırında, Gümüşyaka- Çanta- Değirmenköy  bölgesi’nde, “Gelişme Alanı”, “Sanayi Alanı”, D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı), L (Lojistik Bölge)  ve MD  ( Alt Merkez) fonksiyonları getirilmiştir. Bu fonksiyonların yer aldığı bölgenin kuzeyi ve güneyinde ise,” Tarımsal Niteliği Korunacak Alan”lar yer almaktadır.

Yapılaşmaya açılan bu alanlar 22.08.2006 tasdik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nın Sentez paftasında (Doğal Yapı Eşik Sentezi-1) “Mutlak Korunacak Alanlar” olarak gösteriliyordu.  15.06.2009 tasdik tarihli yeni 1/100 000 ölçekli planın “Doğal Eşik Sentezi” paftasında ise, bu alanların  “Mutlak Korunacak Alan” dan çıkartılarak, bir alt derecede,  “Öncelikle korunması Gerekli Doğal Kaynak Alanları” olarak gösterilmiş olduğu görülmektedir.  Sentez paftasında yapılan bu değişikliğin, söz konusu alanları yapılaşmaya açmanın dayanağını oluşturduğu açıktır.

Yapılaşmaya açılan bu alanların, kuzey ve güneyde yer alan  “Tarımsal Niteliği Korunacak Alan”lar   üzerinde de   olumsuz gelişmelere neden olacağı  düşünüldüğünde,  korunması gereken bu alanları yapılaşmaya açan plan kararlarının  ciddi sakıncalarının   ve  koruma doğrultusunda yapılacak yeni bir düzenlemenin öneminin  daha da artacağı  açıktır.

5-) Silivri ve Çanta arasında, E-5 altında kalan alanın  bir kısmı İTA (İleri Teknoloji Alanı), bir kısmı EBT (Eğitim, Bilişim ve Teknoloji Alanı), bir kısmı F ( Fuar Alanı), bir kısmı da D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı) olarak gösterilmiştir.  “Doğal Eşik Sentezi” paftasında  “Mutlak Korunması Gerekli Doğal Kaynak Alanları”  olarak görülen bu alanı yapılaşmaya açan plan  kararları son derece sakıncalı  kararlardır.

6-) Yeni planda, Silivri’de, E-5 kuzeyinde, “Tarımsal Niteliği  Korunacak Alan” üzerinde,  İstanbul için 3. bir havalimanı   kararı getirilmiştir. Bu kararın planlama süreci sonunda oluşmuş bir karar olmadığı açıktır. 22.08. 2006 tasdik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nda  böyle bir plan kararı olmadığı gibi, devam edilen plan çalışmaları sürecinin hiçbir aşamasında da  böyle bir ihtiyacın söz konusu edilmediği bilinmektedir.   Bu süreçte önerilen, Çorlu Havaalanı’nın sivil havacılığa tahsis edilmesi ve    Atatürk, Sabiha Gökçen ve Çorlu Havaalanlarının kapasitelerinin arttırılarak koordineli çalıştırılmaları  idi.  Ta ki Ulaştırma Bakanlığı 3. bir havalimanı yapılacağı açıklaması yapana kadar… Yani, gene planlama bütünlüğünden uzak bir yaklaşımla, merkezi hükümet tarafından gündeme getirilen ve  yerel yönetim tarafından da hemen plana işlenen bir yatırım kararı söz konusudur . Plandaki bu yeni havalimanı, korunması gerekli alanları  cazibe merkezleri haline  getirecek bir konumdadır ve Sabiha Gökçen Havalimanı’nın Kurtköy ve çevresinde yarattığı olumsuz gelişmelerin ve doğal alanlardaki tahribatın bu alanlarda da tekrarlanmasına neden olacaktır.

7-) Planda, Küçükçekmece içme suyu havzası olmaktan çıkarılmış;getirilen plan kararları ile de, havza alanı yeni yapılaşmalara açılmıştır.

Küçükçekmece, Plan Raporu’nda da vurgulandığı gibi, İstanbul’un “ekolojik ve biyolojik önem taşıyan doğal yaşam mekanları” arasında yer almaktadır.  Ayrıca, gene raporda vurgulandığı gibi, “Büyükçekmece ve Küçükçekmece Gölleri aynı zamanda planlama bölgesinin en önemli su toplama havzalarının ve su yüzeylerinin başında gelmektedir”. Havzanın yaklaşık 400 endemik (bu bölgeye özgü) türe sahip olduğunu da göz ardı etmemek gerek. Bu çerçevede, Küçükçekmece  havzası ve yakın civarı için alınan kararlar son derece sakıncalı, tarihi, kültürel ve doğal  değerler üzerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara neden olacak kararlardır.

Küçükçekmece ile Sazlıdere arasında  yer alan ve  havza sınırlarına dayanan gelişme alanları endişe vericidir.  Üstelik, bu gelişme alanlarının  2006 planına göre daha da büyütülmüş  olduğu görülmektedir. Bu çerçevede,  kuzeye doğru uzanan  ekolojik koridor  daha da daraltılmıştır.  2006 planında Resneli Çiftliği yeşil alan iken, askıdaki planda bu alan da gelişme alanı olarak yapılaşmaya açılmıştır.

Küçükçekmece Havza sınırları içinde, Sazlıdere ve Büyükçekmece içme suyu havzası alanları arasında,  her iki havza alanına da komşu biçimde yer alan  Hadımköy’deki  Sanayi Alanı için,  Plan Raporu’nda, alanın mevcut sınırları içerisinde sağlıklaştırılması kararının alındığı ve içme suyu alanlarına yakın olduğundan gerekli önlemlerin alınması gerektiği belirtildiği halde, sağlıklaştırmanın  nasıl gerçekleştirileceği   ve alınan önlemler belirtilmemiştir. Bu sanayi alanı,  bulunduğu konum itibariyle çok kritik bir alanda yer almaktadır.  Gene Hadımköy’de, ekolojik koridor üzerinde yer alan bu alanın kuzeyinde ise  Konut Gelişme Alanı yer almaktadır. Bu kararlar kuzeye doğru gelişmenin önlenmesi hedefi ile çelişmekte olup, doğal çevrenin korunması ilkesi ile de çelişmektedir.

8-) Küçükçekmece Gölü  kıyısındaki  Arkeolojik Sit Alanı Ü ise (Üniversite Alanı) olmuştur. 2006 planında  Avcılar’daki mevcut kampus alanı Ü (Üniversite Alanı),  gölün batısındaki arkeolojik sit alanının  geri kalanının tamamı ise A (Arkeolojik Sit Alanı) olarak gösterilmişken, yeni planda, sit alanının sahil kesimi  “Kentsel ve Bölgesel Yeşil ve Spor Alanı” olarak gösterilmiş;  arkeolojik sit alanın  geri kalan kısmı ise,  Ü (Üniversite Alanı) olarak  yeni yapılaşmaya açılmıştır. Halen  arkeolojik çalışmaların  sürdürüldüğü ve İstanbul’un tarihini değiştirecek derecede önemli bulguların ortaya çıkarıldığı bu alanın üzerine yeni kullanım kararları getirilerek ciddi tahribatlara neden olacak  bu plan kararıson derece yanlış ve sakıncalı bir karardır. Bu alan  rahatça arkeolojik kazıların yapılabilmesi ve buluntuların sergilenebilmesi için “Arkeolojik Park Alanı” olarak  planlanmalı ve korunmalıdır.

9-) Planın 2 B alanları ile ilgili kararları doğal yapıyı koruma ve yaşatma ilkesine ters düşmekte  ve sakıncalar içermektedir.

2B alanları ile ilgili olarak Plan Raporu’nun “6.2.4. HEDEFLER VE STRATEJİLER” bölümünde, “Orman Alanlarının ve Barındırdığı Biyolojik Çeşitliliğin Korunması” alt başlığı içinde  ; “Orman içerisinde olmayan, sürdürülebilirlik açısında ormanla bütünleştirilemeyen ve üzerinde yapılaşmanın olduğu 6831 sayılı Orman Kanunu gereği orman vasfını kaybetmiş alanlardaki     yapılaşmaların rehabilite edilmesi” ifadesi yer almakta; raporun  “BÖLÜM 7. PLAN KARARLARI VE GEREKÇELERİ” bölümünde de, “….havza dışında     kalan  orman sınırları dışına çıkarılan alanlar için ise ‘gelişimi ve yoğunluğu denetim altında tutulacak alan’ kararı verilmiştir.” denmektedir.

Oysa planda, içme suyu havzası  dışında kalan  yapılaşmış 2B alanlarına doğrudan “meskun alan” denmiş  olduğu görülmektedir. Örneğin,  Ümraniye’deki  Alt Merkez’in batısındaki 2B alanları ve devamı, Boğaz’daki 2B alanları, Aydos orman alanının doğusundaki 2B alanları,  “mevcut alan” olarak gösterilmiştir. (22.08.2006 tasdik tarihli  1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda 2B alanları, üzerlerine kullanım kararları işlenmeyerek gösterilmiş olduğundan, yeni Çevre Düzeni Planı’nda, 2B alanlarını bularak bu alanlar üzerine getirilen kullanım fonksiyonlarını  tek tek irdeleyebilmek mümkün olmaktadır.)

Burada, 2B alanlarındaki yerleşmelerin açıkça kabul edildiği, yeni yerleşmelere de olanak sağlandığı;  bunun da ötesinde, Plan Uygulama Hükümleri’nde de bir bütün olduğu vurgulanan “Çevre Düzeni Planı ve Plan Raporu”nun  aslında birbirleriyle çeliştiği  açıkça görülmektedir.

10-) Planda, içme suyu havzalarının orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki yapılaşmalar  ” Havza İçi Rehabilite Edilecek Alan” olarak gösterilmiştir.   Plan Raporu’nda da, planın Ana Stratejileri arasında, “İçme suyu havzalarının orta ve uzun mesafedeki yapılaşmaların rehabilite edilmesi” ne yer verilmiş;   ancak, bunun nasıl bir rehabilitasyon olacağına dair hiçbir açıklama getirilmemiştir.

Plan Uygulama Hükümleri’nde,

Havza İçi Rehabilite Edilecek Alanlar

İçme suyu havzalarının “havza içi yapı yasaklı alanlar” dışındaki yapılaşmış alanları kapsamaktadır.

Havza içi rehabilite edilecek alanlardaki nüfus, kullanımlar ve yapılaşma koşulları içme suyu havzalarının korunması ve kontrolüne ilişkin mevzuat göz önünde bulundurularak alt ölçekli planlarda belirlenecektir. “ denmektedir.

Görüleceği üzere, bu plan notu konuyu muğlaklaştırarak, her şeyi “havzaları korumak değil kullanmak” amaçlı İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği’ne bağlamaktadır. Oysa, 1995 yılından bu yana üzerinde sürekli değişiklikler yapılan  İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarına,   bu kuşaklardaki  boş alanları da kapsamak üzere, yüksek  yapılaşma ve nüfus yoğunlukları getirmektedir. 16 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde onaylanıp 28 Temmuz 2009 tarihinde Referans Gazete’sinde yayınlanarak yürürlüğe  giren son İSKİ Yönetmeliğinde de bu böyledir.    Yani, kısacası, İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği’ni uygulayarak orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında rehabilitasyon sağlamak mümkün değildir.

Ayrıca, bilindiği üzere, içme suyu  havzalarında, çoğu kaçak biçimde oluşmuş,  yoğun bir yapılaşma ve nüfus vardır. Eğer havza alanları gerçekten rehabilite edilecekse, buradaki  nüfusun büyük kısmının havza dışına taşınması gerekmektedir.  Planda bu nüfusun nereye ve nasıl gideceği hususu hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Oysa ki İstanbul’un üst ölçekli planında bu temel sorunlara ilkesel çözümlerin mutlaka getirilmesi gereklidir. Ama, ne planda, ne plan raporunda ve ne de plan notlarında bu konuda uygulanabilir bir yaklaşım, bir karar, bir strateji mevcut  değildir. Ayrıca, planda ayrılan konut gelişme alanları İstanbul’un artacak nüfusuna göre hesaplanmış olup, bunun dışında, havzalardan transfer edilecek nüfus  düşünülerek ayrılmış bir alan yoktur.

Plan Raporu’nun “7.1.3.YAPI YASAĞI YA DA SINIRLAMA GETİRİLEN DİĞER ALANLAR” bölümünde, “7.1.3.1. Su Toplama Havza Alanları” alt başlığında “Mevcutta yoğun konut ve sanayi yapılaşmasına maruz kalan havzaların rehabilite edilmesi İstanbul’un en öncelikli konularındandır.”;

Tahliye: Havza Yönetim Modeli’nin tahliye aşamasında; havza içindeki su kalitesi açısından zararlı sanayi tesisleri gibi kullanımların kaldırılması, yapılaşmış alandaki yoğunluğun düşürülmesi ve boşaltılan nüfusun yeni gelişme alanlarına yerleştirilmesi yer almaktadır…………… ” kabullerinin  yer aldığı; ancak bu kabullerin plan kararlarına hiçbir  biçimde yansımadığı görülmektedir.

Ayrıca, Planla Plan Raporu arasındaki çelişkiler dışında, Plan Raporu’nun kendi içinde de birbirleriyle çelişen ve netlik taşımayan ifadeler yer almaktadır. Örneğin; Plan Raporu’nun “7. PLAN KARARLARI VE GEREKÇELER” bölümünde, “Havza Kullanım Kararları” alt başlığı altında, “Sanayinin havza alanından desantralizasyonunun gerçekleştirilmesi” ifadesi yer alırken, “Havza Yönetim Modeli Önerisi” alt başlığında ise, “ Tahliye: ………havza içindeki su kalitesi açısından zararlı sanayi tesisleri gibi kullanımların kaldırılması….” tanımı yer almaktadır. Görüleceği üzere, burada, havza içindeki sanayi alanların tamamının mı yoksa bazılarının mı desantralize edileceği konusunda açık bir belirsizlik ve çelişki  söz konusudur.

11-) Plan Uygulama Hükümlerinde, Genel Hükümler arasında, “Marmara Denizi’nde yapılacak bilimsel araştırmalar (deniz ekosistemi, dip akıntıları v.b)  sonucunda ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda günübirlik turizm, rekreasyon, eğlence, festival, toplantı gibi etkinliklere yönelik “sosyal etkinlik adası”  niteliğinde yapay adalar yapılabilir. Bu adaların konumu, büyüklüğü ve  yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” hükmü yer almaktadır.

İstanbul’un doğal yapısını koruyup yaşatmanın planlamada ön kabul olması gerekirken, buna gerekli ciddiyeti göstermeyen bir planlama yaklaşımının, bir de yapay adaları gündeme getirmesi son derece sakıncalı ve tehlikeli bir yaklaşımdır.

12-) Plan Uygulama Hükümleri’nde, “Doğa Odaklı Turizm Alanları” için “……….bu alanlarda; otel, motel  ve diğer konaklama tesisleri……. yapılabilir.” denmektedir.

Doğa Odaklı  Turizm Alanlarını,  bu tür fonksiyonlara, üstelik de hiçbir yapılaşma kısıtlaması getirmeksizin açmak,   doğayı korumak değil, yanlış kullanarak tahrip etmek sonucunu doğuracaktır.

Plan Uygulama Hükümleri’nde, “Ekolojik Turizm alanları “ için ise,  “……..ekolojik  turizme yönelik konaklama, yeme- içme v.b aktiviteler; çevresel değerler ve yerel mimari özellikleri  dikkate alınarak, köy yerleşmeleri içinde öncelikle mevcut yapılar kullanılacaktır.” denmekte, böylelikle, mevcut yapılar dışında da, hiçbir yapılaşma kısıtlaması getirilmeksizin,  yeni konaklama tesisleri yapımına izin verilmektedir.

“Doğa Odaklı Turizm Alanları” ile “Ekolojik Turizm Alanları” nın, orman alanları, içme suyu havza alanları ve tarımsal niteliği korunacak  alanlar  üzerinde yer aldığı düşünüldüğünde, bu kararların getireceği yapılaşmaların sakıncası daha da açık görülmektedir.   Bu Plan Uygulama Hükümleri  doğayı korumayı değil, kullanmayı ön plana alan yaklaşımlarıyla, yapı yasaklı alanları da yapılaşmaya açmaktadır.

13-) Planda, orman alanları ve tarımsal niteliği korunacak alanlar üzerinde  “Ekolojik Tarım Alanı (ETA)” yer almaktadır.

Plan Raporu’nda “Tarım topraklarının tarım dışı amaçla kullanımının engellenmesi” plan hedefleri arasında sayıldığı halde, Plan Uygulama  Hükümleri’nde,  Ekolojik Tarım  Alanları (ETA) için, “Bu alanlarda başlatılacak  olan ekolojik tarım faaliyetleri ile birlikte ekolojik turizm faaliyetleri de geliştirilebilecektir.” hükmü getirilmiştir.  Plan Uygulama Hükümleri’nde, Ekolojik Turizm alanları için, “……..ekolojik  turizme yönelik konaklama, yeme- içme v.b aktiviteler; çevresel değerler ve yerel mimari özellikleri  dikkate alınarak, köy yerleşmeleri içinde öncelikle mevcut yapılar kullanılacaktır.” denmekte, böylelikle, mevcut yapılar dışında da, hiçbir yapılaşma kısıtlaması getirilmeksizin,  yeni konaklama tesisleri yapımına izin verilmektedir.

Bu durumda, ”Ekolojik Tarım Alanı” fonksiyonunun,   tarım alanları ve orman alanlarını turizm amaçlı yapılaşmaya açmanın bir aracı olarak kullanılabilmesinin yolu açılmaktadır.  Bu hüküm, bu alanlarda turizmin gelişmesini teşvik edecek  ve buna bağlı olarak doğal çevrenin geri dönüşü olmayacak biçimde zarar görmesine sebep olacaktır.

Plan Uygulama Hükümleri’nde, ayrıca,”tarımsal niteliği korunacak alanlar” için de  , “….uygun yerlerde tarım turizminin(agro-turizm)  geliştirilmesi teşvik edilecektir.” hükmü getirilmiştir.  “Tarım Turizmi “tanımının neleri kapsadığı ve bu ad altında hangi fonksiyonların yer alacağı net biçimde belirtilmeden böylesi bir plan hükmü getirmek tarım topraklarında turizm baskısına ve yapılaşmaya yol açabilecektir.

14-) Planda, “ Kentsel ve Kırsal Yerleşim Alanları” başlığı altında,  2006 planında  mevcut olmayan yeni bir lejant,  “ Gelişimi ve Yoğunluğu Denetim Altında Tutulacak Alan” lejantı getirilmiş olup;  bu lejantla,  korunması gerekli doğal alanlarda yeni yapılaşmaların yolu açılmıştır.   Bu alanların çoğu, ağırlıklı olarak kentin kuzeyinde, doğal yapısı korunması gerekli boş alanlarda  yer almaktadır. Örneğin, Anadolu Yakasında, Karadeniz Sahil kesiminde Riva’da ve Sahilköy- Doğancalı- Alacalı bandında;  Alemdağ ve Reşadiye’de, Ömerli  ve Koçullu’da  getirilen “Gelişimi ve Yoğunluğu Denetim Altında Tutulacak Alan”da  bu açıkça görülmektedir. Bu alanların tamamının, Doğal Eşik Sentezi paftasında “Önemli Ekolojik Alanlar” olarak gösterilmiş  olduğu göz önüne alınırsa, korunması gerekli ve zorunlu olan bu alanların yapılaşmaya açılmasının ne kadar sakıncalı olduğu açıktır. Bu alanlar, Plan Raporu’nda çokça değinilen “kentin kuzeye doğru gelişmesinin önlenmesi” vurgulamasına da  açıkça aykırıdır ve bu örnek bile, tek başına, Plan ile Plan Raporu arasındaki açık çelişkiyi gözler önüne sermektedir.

Bu arada vurgulanması gereken bir nokta da, “ Gelişimi ve Yoğunluğu Denetim Altında Tutulacak Alan” ların en büyüğü olan Riva’daki  alana ilişkin kararın, planlama süreci sonunda varılan bir plan kararı değil, “plansız bir proje” nin üstten gelen dayatma ile plana aynen işlenerek yasallık kazandırılması çabasının bir ürünü olduğudur.  Bu proje, o tarihte yürürlükte olan 1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nda böyle bir plan kararı mevcut olmamasına karşın, İstanbul Büyükşehir Belediye  Başkanı tarafından,  23.01.2008 tarihli basın toplantısı ile, “Riva Yerleşimi Kültür- Turizm- Sağlık- Spor Köyü Özel Proje Alanı” adı altında kamuoyuna tanıtılmış; ardından da, 15.06.2009 tasdik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’na işlettirilmiştir. 

15-) Karadeniz kıyısında, Şile, Ağva ve Riva, Doğal Eşik Sentezi paftasında “Önemli Ekolojik Alanlar” lejantı ile gösterilmiştir. Planda ise, Şile ve Ağva’ya  “Gelişme Alanı”, Riva’ya ise yat limanı ( marina) kararları getirilmiştir. Bu plan kararları  söz konusu  “Önemli Ekolojik Alanlar” ın  korunmasında olumsuz etkisi olacak,  yeni yapılaşmaları teşvik edecektir. Bu kararlar, ayrıca, Plan Raporu’nda, “ Kentin ağırlıkla kuzeyinde yer alan ekolojik kaynaklara yönelik eğilim gösteren kent gelişiminin önlenmesi” biçiminde vurgulanan Ana Strateji’ye de aykırıdır.

16-) 22.08.2006 tasdik tarihli  planda sit alanları, “1. ve 2. Derece Arkeolojik Sit Alanları, 3. Derece Arkeolojik Sit Alanları, Tarihi Sit Alanları, Kentsel Sit Alanları, Doğal Sit Alanları,  Tarihi Doğal Sit Alanları, Doğal Kentsel Sit Alanları, Tarihi Kentsel Sit Alanları” biçiminde ayrı ayrı gösterilmiş olduğu halde, askıdaki yeni planda bunun yapılmadığı görülmektedir.   Bu  eksiklik giderilerek planda  sit alanları türlerine göre ayrı ayrı gösterilmeli ve bu alanlara yönelik gerekli koruma kararları özellikle belirtilmelidir.

17-) Planda, 22.08.2006 tasdik tarihli  plandan  farklı olarak,  orman alanları, içme suyu havzalarının yapı yasaklı mutlak ve kısa mesafeli koruma alanları, korunacak tarım alanları dahil,  planın bir çok bölgesine ” D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı)” lejantı getirilmiştir. Plan Uygulama Hükümleri’nde, Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları, “Kentin yerleşik dokusuna ve gelişme alanlarına hizmet verecek her türlü sosyal donatı (ilk, orta, yüksek öğretim v.b. eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, sosyal ve kültürel tesisler v.s.) ve teknik altyapı alanlarının yer alabileceği alanlardır.” biçiminde tanımlanmaktadır.

Aynı Plan Uygulama Hükmü’nde, planda getirilen bazı D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları) nın  fonksiyonları da tanımlanmıştır. Örneğin, Tuzla- Aydınlı’da “sebze- meyve hali”, Silivri- Beyciler köyünün güneyinde,  “yanıcı ve parlayıcı madde depoları”, Gürpınar ve Ambarlı Limanı’nın doğusunda “su ürünleri hali”  gibi. Burada dikkat edilirse, L (Lojistik Bölgeler) olarak tariflenen bazı fonksiyonların D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı olarak) gösterilen bölgelere de getirildikleri görülmektedir. Plan Uygulama Hükümleri’nin” L (Lojistik Bölgeler )” tanımında, “antrepo ve depolar ile haller” de yer almaktadır. Bu çerçevede, Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları (D)  ile Lojistik Bölgeler  (L) tanımlarındaki bu karmaşa da ortadan kaldırılmalı; neyin Kentsel  ve Bölgesel Donatı, neyin Lojistik tanımına girdiği netleştirilmelidir.

Ayrıca, görüldüğü üzere, D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları) tanımı  içinde  Üniversite Alanları ile Sağlık Alanları da sayılmaktadır.  Halbuki planda ayrıca Ü (Üniversite) ve SP (Sağlık Parkı) lejantları da yer almaktadır.  2006 planında da Üniversite Alanları ile  Sağlık Alanları  lejantları  bulunmakta olup, Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları diye çok genel ve neredeyse her fonksiyonu barındıran bir lejant yoktu.  Lejantın bu derece genelleştirilmesi, sakıncalı bir plan  kararıdır. Bir donatı alanının  gelmesinin sakıncalı olmadığı bir alana, başka bir donatı alanının gelmesi son derece sakıncalı olabilir.  Bu nedenle, planda, Üniversite ve Hastaneler ayrıca belirtilmeli, donatı alanı tanımı içinde ayrıca yer almamalıdırlar. Getirilecek diğer  Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları da fonksiyonları net biçimde tanımlanarak   plana işlenmelidir. Ayrıca, ilk ve orta eğitimin  kentsel ve bölgesel ölçekte değil, yerel  ölçekte eğitim kurumları  olduğu ve   Plan Raporu’nda, yerel donatı alanlarının alt ölçekli planlarda belirleneceğinin  vurgulandığı da göz ardı edilmemelidir.

Planda,   kentin kuzeyinde, içme suyu havzalarında, orman alanlarında, korunacak tarım alanlarında, ekolojik alanlarda, bir çok D lejantı görülmektedir. Yerleşmenin  de bulunmadığı bu alanlara getirilen D kararları, planın ana gelişme stratejisinin aksine, doğal kaynaklarda tahribat yaratabilecek ve kentin kuzeye doğru gelişimini körükleyecek sonuçlar yaratabilecektir. Bu alanlara gelecek fonksiyon da belli olmadığında, bu tehlike daha da artmaktadır.

18-) Batı yakasında, Gümüşdere- Yeniköy arasındaki Karadeniz kıyı kuşağı, planda  “Kıyı Rehabilite Alanları”  olarak gösterilmektedir.  Plan Raporu’nda  bu alanlar  için,   “turizm ihtiyaçlarına yönelik    değerlendirilecektir.” vurgulaması yapılmakta; “Kıyı Rehabilite Alanları” başlıklı Plan Uygulama Hükmü’nde de,

“Madencilik, taş ocağı gibi insan müdahaleleri sonucunda tahribat gören ve bütüncül bir planlama yaklaşımı ile ele alınacak alanlardır.

Bu alanlar, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri dikkate alınarak, öncelikle doğal değerleri geri kazandırılarak rehabilite edilecek alanlar olup; alan içerisinde doğaya duyarlı rekreasyon ve turizm faaliyetleri, turizm faaliyetlerine yönelik konaklama birimleri ve alan içerisinde belirlenecek uygun yerlerde film platoları gibi kullanımlar yer alabilir.” denmektedir. Bu alanlara getirilen bu kullanımlar, hem kıyılarda, hem de orman alanlarında ciddi tahribatlara neden olacaktır.

19-) Plan Raporu’nda, aralarında Silivri’nin de bulunduğu kimi ilçelerin yer altı suyu yönünden zengin ve su kalitesinin yüksek olduğu, yer altı suyu havzalarının mümkün olduğunca yapılandırmadan arındırılması gerektiği belirtilmesine karşın, Silivri’nin mevcut nüfusunun planda getirilen fonksiyonlarla yaklaşık 12 kat artırılması hedeflenmektedir. Bu durum İstanbul’un en zengin yer altı su kaynaklarına sahip Silivri’de bu kaynakların kirlenmesine yol açacaktır. Plan kararı ile Plan Raporu arasındaki bu tür çelişkiler giderilmeli;  bu çerçevede,  yer altı su havzalarının  bulunduğu alanlardaki plan kararları,   bu havzaları koruma  temelinde,  gözden geçirilmelidir.

20-) Plan Uygulama Hükümleri’nde, gelişme alanları içinde küçük sanayi sitelerinin de  yer alabileceği vurgulanmaktadır. Gelişme Alanları lejantının  yerleşim alanları ile ilgili olduğu göz önüne alındığında,  bu plan notu  konut gelişme alanları ile küçük sanayi alanlarının yan yana gelişebileceği bir tablonun ortaya çıkmasına ve  küçük sanayinin    kontrolsüz gelişmesine neden olacaktır.  Gelişme alanları içinde istenen her yere küçük sanayi sitesi yapılabilmesine olanak sağlayan bu sakıncalı yaklaşımdan kesinlikle  vazgeçilmeli; eğer planda yeni küçük sanayi siteleri yer alması düşünülüyorsa,  bunların  yerleri net olarak belirlenmeli  ve gösterilmelidir.

21-) Lojistik Alan tanımı içinde bir çok fonksiyonu barındırmakta, yer aldığı bölgeye göre, bu fonksiyonlardan bir kısmı sakıncalı, bir kısmı ise sakıncasız olabilmektedir. Lojistik Bölgelere gelecek bazı lojistik fonksiyonların ciddi tehlike  ve sakınca yaratma riski vardır.  Örneğin, Plan Uygulama Hükümleri’nin Lojistik Bölgeler tanımında yer alan “antrepo ve depolar” yanıcı ve parlayıcı madde depolarını da kapsadığından, yer seçimi hayati önem taşımaktadır. Ayrıca,  bu alanlara gelebilecek lojistik fonksiyonlar, kendileri kirletici olmasa bile, bir çekim merkezi oluşturarak, çevrelerine  o bölgede yer almaması gereken fonksiyonları da çekebilir,   kentin korunması gereken alanları üzerinde yapılaşma baskısı oluşmasına da neden olabilirler. Kısacası, planda Lojistik Bölgelere  hangi lojistik faaliyetlerin gelebileceğinin ayrımının yapılmamış olması sakıncalı gelişmelere konu olabilecektir.

22-) Plan Raporu’nda, Plan Raporu’nun “7. PLAN KARARLARI VE GEREKÇELERİ” bölümünde, “7.7.6. KENTSEL VE BÖLGESEL YEŞİL ALAN VE SPOR ALANLARI” başlığı altında“ Genelde büyük kentsel hizmet alanlarıyla mekansal olarak ilişkilendirilmiş olan  bu koridorların içinde yeşil alanlar olabileceği gibi, kentsel hizmet alanları ve günübirlik turistik tesisler de yer alabilecektir. “ ifadesi yer almaktadır.

Planda “ Kentsel ve Bölgesel Yeşil Alan ve Spor  Alanı” olarak gösterilmiş alanların, Plan Raporu ile “kentsel hizmet alanları ve günübirlik turistik tesisler” olarak kullanıma, dolayısıyla bu tür tesislerin gerektirdiği yapılaşmaya açılması, ne imar hukuku, ne plan tekniği, ne de planlama ilkeleri ile bağdaşmayan, son derece yanlış, hatalı ve sakıncalı bir yaklaşımdır.   Bu alanlar ancak ve ancak planda gösterilen fonksiyonları ile, yani sadece  Yeşil Alan ve Spor  Alanı  olarak kullanılabilir. Kentsel Hizmet Alanı ve Günübirlik Turizm fonksiyonları ise, planda bu amaçla ayrılmış alanlarda yer alabilirler. Plan ile Plan Raporu  arasındaki çelişkiler yumağının halkalarından sedece biri olan bu çelişkinin de,  Plan ile Plan Raporu arasındaki uyumu sağlamak amacıyla yapılması zorunlu olan çalışma sırasında ele alınması kesinlikle gereklidir.

23-) Orman sınırları dışına çıkarılacak alanlardan orman sınırları içinde olanlar, planda “Ağaçlandırılarak Ormanla Ekolojik Olarak Bütünleştirilecek Alan” olarak gösterilmiştir. Ancak, Plan Uygulama Hükümleri’nde, bu alanlar için, “….tarım, fidanlık, günübirlik rekreasyon alanı, ihtiyaç duyulan kamuya ait diğer sosyal/teknik altyapı alanları olarak ya da koruma alanlarının veya afet riski taşıyan alanların rehabilite edilmesine/iyileştirilmesine yönelik kentsel çalışmalar için 1/25 000 ölçekli İstanbul Nazım İmar Planı’nda değerlendirilebilir.” denmesi bu konuda açık bir çelişkiyi sergilemekte;  orman alanı içinde kalan ve  plan  kararı gereği  ağaçlandırılarak ormanla bütünleştirilecek  bir  alanın,  planla bütünlük içinde olması gerekli  Plan Uygulama Hükmü ile yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmektedir.

 

Quote this article on your site

To create link towards this article on your website,
copy and paste the text below in your page.




Preview :


Powered by QuoteThis © 2008
 

Yorumlar  

 
0 #1 2009-12-21 08:42
Bir sehir plancisi olarak bu dava da Sehir Plancilari Odasi Istanbul Subesinin olmamasinin çok manidar oldugunu düsünüyorum. Direkt olarak bizim odayi ilgilendiren bir dava da odamizin olmamasini garip buldum. Sanirim planla ilgili olarak her hangi bir olumsuzluk görmemekteler.
Alıntı
 

Yorum ekle

Lütfen yorumlarınızda hakaret içeren kelimeler kullanmayınız. Aksi halde yorumlarınız yayınlanmayacaktır.
Yapılacak yorumlarla ilgili olarak hukuki bir durum oluşması durumunda Planlama.Org mesuliyet kabul etmez. Sitemiz İP kayıtlarını tutmaktadır. Gerektiğinde Adli makamlarla yorumcunun bilgileri paylaşılacaktır.


Güvenlik kodu
Yenile

Beylikdüzü Emlak Rehberi

İstHANbul Evleri, Innovia, Fi-Tower, Story Residence 1, Story Residence 2, Evviva Residence, Önay Garden Residence, Papatya Residence, Rayana Residence, Fildişi Konakları, Safir Park Residence, Lotus Life Akıllı Konutlar, Turgut Reis Konakları, Turgut Reis Residence, Delta Tower Residence, ADM Residence, Crown Residence, Ekinoks Beylikdüzü Residence, Nar Çiçeği Residence, Olcay Konutları, Skyport Residence, Beyzade Konakları, Bey Center, Platin Residence, Nihal İnşaat,

http://www.beylikduzuresidence.com/