BASIN AÇIKLAMASI
TMMOB’ye Bağlı Meslek Odaları Olarak
1/100 000 Ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın iptali için yargı’ya başvurduk
İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 13.02.2009 tarihli toplantısında oy çokluğu ile kabul edilen 1/100 000 Ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı, 15. 06.2009 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından da onaylanarak 17.07.2009 tarihinde askıya çıkarılmıştır.
Meslek odalarının da bu planın katılımcılarından olduğu biçiminde sürdürülen yanıltıcı propaganda çalışmalarıyla, katılımcılık ve şeffaflık maskesiyle pazarlanmaya çalışılan 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı, teknik olarak yeterli olmayan, planlama ciddiyetiyle hiç bağdaşmayan, ciddi sakıncalar içeren, kente insan öncelikli değil, rant ve pazarlama öncelikli bakan bir yaklaşımın ürünüdür. Uygulandığı takdirde, İstanbul’un sorunlarını çözmek bir yana, gelişimini bugünkünden de daha tehlikeli boyutlara sürükleyecek, kentin tarihi ve doğal değerlerinde geri dönülmez tahribatlar yaratacaktır.
Plana askı süresi içinde itiraz edilmiş olup, itiraz dilekçelerimizin 60 gün içinde cevaplanmayarak zımnen reddedilmesi üzerine; planın iptali talebiyle yargıya başvurulmuştur.
Dava dilekçemizde yer alan plan iptal talebi nedenleri, özet halinde, ekte bilgilerinize sunulmaktadır.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
TMMOB Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
EK: Dava Dilekçelerimizde yer alan plan iptal talebi nedenleri özeti
DAVA DİLEKÇEMİZDEN ÖZET
1-) Plan Raporu’nda, Ana Stratejiler arasında, “Parçacıl planlama yaklaşımlarının neden olduğu “bütünlüğü bozma” tehlikesinin engellenmesi için uygulanabilir anlayış çerçevesinde bütüncül planlamaya geçilmesi” de sayıldığı halde, plan tam da bunun aksi bir yaklaşımla hazırlanmıştır.
Merkezi hükümet ve yerel yönetim tarafından, bir üst plana dayanmaksızın gündeme getirilmiş olan bir çok kentsel dönüşüm projesi ve yatırım kararları, 22.08.2006 tasdik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nda planda yer aldığı gibi, yeni planda da yer almaktadır. Galataport, Zeyport, Haydarpaşa, Kartal, v.b. herhangi bir araştırmaya ve bir üst plana dayanmayan, sadece İstanbul’un pazarlanmasına yönelik bir yaklaşımın eseri olan bu kentsel projelerin hiçbir analiz ve sentez çalışmasına ve değerlendirmesine dayanmaksızın kabul edilerek plana işlenmesi, ortaya çıkan planı bir “paylaşım ve pazarlama” belgesine dönüştürmektedir. Kent ve insan odaklı olmayıp, “İstanbul’un pazarlanması, yerel ve küresel şirketlere rant alanı sunulması” anlayışı temelinde gündeme getirilmiş olan bu gibi “plansız projeler” ve bunların tetikleyeceği gelişmeler, İstanbul’un tarihsel, doğal değerlerine zarar verecek ve gereksinimi olan sağlıklı gelişiminin önünde engel teşkil edecektir.
2-) Yeni plan, yukarıda değindiğimiz “üstten talimatlı, plansız, sakıncalı projeler”e yeni bir ilave daha getirmiş; 2006 planında “konut alanı” olan Ataşehir’in batı yakası, yeni planda “1. Derece Ticaret ve Hizmet Merkezi” ne dönüştürülmüştür. 2008 yılında, 22.08.2006 tasdik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı yürürlükte iken, bölgenin planda “konut alanı” olarak gösterilmiş olması hiç dikkate bile alınmadan, Ataşehir’in batı yakası, Başbakan tarafından finans merkezi olarak açıklanmış ve TOKİ tarafından, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda yapılan tadilatlarla, belirli alanlar MİA(Merkezi İş Alanı)’na dönüştürülmüştür. Onaylanan yeni 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda da, bu karara aynen uyularak, bu alan, konuttan “1. Derece Ticaret ve Hizmet Merkezi”ne dönüştürülmüştür.
Böylece, 2006 planında 1. Derece Merkez olarak “Kozyatağı” gösterilmiş ve Plan Raporu’nda da böyle tanımlanmışken, yeni planda, bu alan “Kozyatağı- Ataşehir” olarak tanımlanmıştır. Oysa, Batı Ataşehir’e MİA( Merkezi İş Alanı) fonksiyonu getiren 15.02.2008 t.t. 1/5000 ve 1/1000 ölçekli söz konusu plan tadilatlarının iptali için Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nce dava açılmış olup, 1. İdare Mahkemesi, önce 20.03.2009 tarihinde “yürütmeyi durdurma kararı”, ardından da 18.09.2009 tarihinde “plan iptal kararı” almıştır.
3-) Kentin yaşam kaynaklarının, ormanlarının, içme suyu havzalarının korunmasından, bunun için de kentin kuzeye doğru gelişiminin engellenmesinden söz eden Plan Raporu’nun aksine, planda kentin kuzeye gelişimine yol açacak plan kararları yer almaktadır. Bu çerçevede, Ümraniye’de, hem de 2-B arazisi üzerine MD (Alt Merkez) kararı getirildiği görülmektedir. Bu alan, 2-B alanı olmasının yanı sıra, Elmalı İçmesuyu Havzası ve orman alanına da komşudur. Bu alana getirilen Alt Merkezi fonksiyonu, 2B alanları üzerinde iş merkezlerinin yer almasını yasallaştırmanın yanı sıra, etrafında yaratacağı çekim alanı ile de, kuzeye doğru gelişimi teşvik ederek, içme suyu havzası ve orman alanlarında yeni yapılaşmalara ve dolayısıyla ciddi tahribata neden olacaktır.
4-) İstanbul’un batı sınırında, Gümüşyaka- Çanta- Değirmenköy bölgesi’nde, “Gelişme Alanı”, “Sanayi Alanı”, D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı), L (Lojistik Bölge) ve MD ( Alt Merkez) fonksiyonları getirilmiştir. Bu fonksiyonların yer aldığı bölgenin kuzeyi ve güneyinde ise,” Tarımsal Niteliği Korunacak Alan”lar yer almaktadır.
Yapılaşmaya açılan bu alanlar 22.08.2006 tasdik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nın Sentez paftasında (Doğal Yapı Eşik Sentezi-1) “Mutlak Korunacak Alanlar” olarak gösteriliyordu. 15.06.2009 tasdik tarihli yeni 1/100 000 ölçekli planın “Doğal Eşik Sentezi” paftasında ise, bu alanların “Mutlak Korunacak Alan” dan çıkartılarak, bir alt derecede, “Öncelikle korunması Gerekli Doğal Kaynak Alanları” olarak gösterilmiş olduğu görülmektedir. Sentez paftasında yapılan bu değişikliğin, söz konusu alanları yapılaşmaya açmanın dayanağını oluşturduğu açıktır.
Yapılaşmaya açılan bu alanların, kuzey ve güneyde yer alan “Tarımsal Niteliği Korunacak Alan”lar üzerinde de olumsuz gelişmelere neden olacağı düşünüldüğünde, korunması gereken bu alanları yapılaşmaya açan plan kararlarının ciddi sakıncalarının ve koruma doğrultusunda yapılacak yeni bir düzenlemenin öneminin daha da artacağı açıktır.
5-) Silivri ve Çanta arasında, E-5 altında kalan alanın bir kısmı İTA (İleri Teknoloji Alanı), bir kısmı EBT (Eğitim, Bilişim ve Teknoloji Alanı), bir kısmı F ( Fuar Alanı), bir kısmı da D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı) olarak gösterilmiştir. “Doğal Eşik Sentezi” paftasında “Mutlak Korunması Gerekli Doğal Kaynak Alanları” olarak görülen bu alanı yapılaşmaya açan plan kararları son derece sakıncalı kararlardır.
6-) Yeni planda, Silivri’de, E-5 kuzeyinde, “Tarımsal Niteliği Korunacak Alan” üzerinde, İstanbul için 3. bir havalimanı kararı getirilmiştir. Bu kararın planlama süreci sonunda oluşmuş bir karar olmadığı açıktır. 22.08. 2006 tasdik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nda böyle bir plan kararı olmadığı gibi, devam edilen plan çalışmaları sürecinin hiçbir aşamasında da böyle bir ihtiyacın söz konusu edilmediği bilinmektedir. Bu süreçte önerilen, Çorlu Havaalanı’nın sivil havacılığa tahsis edilmesi ve Atatürk, Sabiha Gökçen ve Çorlu Havaalanlarının kapasitelerinin arttırılarak koordineli çalıştırılmaları idi. Ta ki Ulaştırma Bakanlığı 3. bir havalimanı yapılacağı açıklaması yapana kadar… Yani, gene planlama bütünlüğünden uzak bir yaklaşımla, merkezi hükümet tarafından gündeme getirilen ve yerel yönetim tarafından da hemen plana işlenen bir yatırım kararı söz konusudur . Plandaki bu yeni havalimanı, korunması gerekli alanları cazibe merkezleri haline getirecek bir konumdadır ve Sabiha Gökçen Havalimanı’nın Kurtköy ve çevresinde yarattığı olumsuz gelişmelerin ve doğal alanlardaki tahribatın bu alanlarda da tekrarlanmasına neden olacaktır.
7-) Planda, Küçükçekmece içme suyu havzası olmaktan çıkarılmış;getirilen plan kararları ile de, havza alanı yeni yapılaşmalara açılmıştır.
Küçükçekmece, Plan Raporu’nda da vurgulandığı gibi, İstanbul’un “ekolojik ve biyolojik önem taşıyan doğal yaşam mekanları” arasında yer almaktadır. Ayrıca, gene raporda vurgulandığı gibi, “Büyükçekmece ve Küçükçekmece Gölleri aynı zamanda planlama bölgesinin en önemli su toplama havzalarının ve su yüzeylerinin başında gelmektedir”. Havzanın yaklaşık 400 endemik (bu bölgeye özgü) türe sahip olduğunu da göz ardı etmemek gerek. Bu çerçevede, Küçükçekmece havzası ve yakın civarı için alınan kararlar son derece sakıncalı, tarihi, kültürel ve doğal değerler üzerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara neden olacak kararlardır.
Küçükçekmece ile Sazlıdere arasında yer alan ve havza sınırlarına dayanan gelişme alanları endişe vericidir. Üstelik, bu gelişme alanlarının 2006 planına göre daha da büyütülmüş olduğu görülmektedir. Bu çerçevede, kuzeye doğru uzanan ekolojik koridor daha da daraltılmıştır. 2006 planında Resneli Çiftliği yeşil alan iken, askıdaki planda bu alan da gelişme alanı olarak yapılaşmaya açılmıştır.
Küçükçekmece Havza sınırları içinde, Sazlıdere ve Büyükçekmece içme suyu havzası alanları arasında, her iki havza alanına da komşu biçimde yer alan Hadımköy’deki Sanayi Alanı için, Plan Raporu’nda, alanın mevcut sınırları içerisinde sağlıklaştırılması kararının alındığı ve içme suyu alanlarına yakın olduğundan gerekli önlemlerin alınması gerektiği belirtildiği halde, sağlıklaştırmanın nasıl gerçekleştirileceği ve alınan önlemler belirtilmemiştir. Bu sanayi alanı, bulunduğu konum itibariyle çok kritik bir alanda yer almaktadır. Gene Hadımköy’de, ekolojik koridor üzerinde yer alan bu alanın kuzeyinde ise Konut Gelişme Alanı yer almaktadır. Bu kararlar kuzeye doğru gelişmenin önlenmesi hedefi ile çelişmekte olup, doğal çevrenin korunması ilkesi ile de çelişmektedir.
8-) Küçükçekmece Gölü kıyısındaki Arkeolojik Sit Alanı Ü ise (Üniversite Alanı) olmuştur. 2006 planında Avcılar’daki mevcut kampus alanı Ü (Üniversite Alanı), gölün batısındaki arkeolojik sit alanının geri kalanının tamamı ise A (Arkeolojik Sit Alanı) olarak gösterilmişken, yeni planda, sit alanının sahil kesimi “Kentsel ve Bölgesel Yeşil ve Spor Alanı” olarak gösterilmiş; arkeolojik sit alanın geri kalan kısmı ise, Ü (Üniversite Alanı) olarak yeni yapılaşmaya açılmıştır. Halen arkeolojik çalışmaların sürdürüldüğü ve İstanbul’un tarihini değiştirecek derecede önemli bulguların ortaya çıkarıldığı bu alanın üzerine yeni kullanım kararları getirilerek ciddi tahribatlara neden olacak bu plan kararıson derece yanlış ve sakıncalı bir karardır. Bu alan rahatça arkeolojik kazıların yapılabilmesi ve buluntuların sergilenebilmesi için “Arkeolojik Park Alanı” olarak planlanmalı ve korunmalıdır.
9-) Planın 2 B alanları ile ilgili kararları doğal yapıyı koruma ve yaşatma ilkesine ters düşmekte ve sakıncalar içermektedir.
2B alanları ile ilgili olarak Plan Raporu’nun “6.2.4. HEDEFLER VE STRATEJİLER” bölümünde, “Orman Alanlarının ve Barındırdığı Biyolojik Çeşitliliğin Korunması” alt başlığı içinde ; “Orman içerisinde olmayan, sürdürülebilirlik açısında ormanla bütünleştirilemeyen ve üzerinde yapılaşmanın olduğu 6831 sayılı Orman Kanunu gereği orman vasfını kaybetmiş alanlardaki yapılaşmaların rehabilite edilmesi” ifadesi yer almakta; raporun “BÖLÜM 7. PLAN KARARLARI VE GEREKÇELERİ” bölümünde de, “….havza dışında kalan orman sınırları dışına çıkarılan alanlar için ise ‘gelişimi ve yoğunluğu denetim altında tutulacak alan’ kararı verilmiştir.” denmektedir.
Oysa planda, içme suyu havzası dışında kalan yapılaşmış 2B alanlarına doğrudan “meskun alan” denmiş olduğu görülmektedir. Örneğin, Ümraniye’deki Alt Merkez’in batısındaki 2B alanları ve devamı, Boğaz’daki 2B alanları, Aydos orman alanının doğusundaki 2B alanları, “mevcut alan” olarak gösterilmiştir. (22.08.2006 tasdik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda 2B alanları, üzerlerine kullanım kararları işlenmeyerek gösterilmiş olduğundan, yeni Çevre Düzeni Planı’nda, 2B alanlarını bularak bu alanlar üzerine getirilen kullanım fonksiyonlarını tek tek irdeleyebilmek mümkün olmaktadır.)
Burada, 2B alanlarındaki yerleşmelerin açıkça kabul edildiği, yeni yerleşmelere de olanak sağlandığı; bunun da ötesinde, Plan Uygulama Hükümleri’nde de bir bütün olduğu vurgulanan “Çevre Düzeni Planı ve Plan Raporu”nun aslında birbirleriyle çeliştiği açıkça görülmektedir.
10-) Planda, içme suyu havzalarının orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki yapılaşmalar ” Havza İçi Rehabilite Edilecek Alan” olarak gösterilmiştir. Plan Raporu’nda da, planın Ana Stratejileri arasında, “İçme suyu havzalarının orta ve uzun mesafedeki yapılaşmaların rehabilite edilmesi” ne yer verilmiş; ancak, bunun nasıl bir rehabilitasyon olacağına dair hiçbir açıklama getirilmemiştir.
Plan Uygulama Hükümleri’nde,
“Havza İçi Rehabilite Edilecek Alanlar
İçme suyu havzalarının “havza içi yapı yasaklı alanlar” dışındaki yapılaşmış alanları kapsamaktadır.
Havza içi rehabilite edilecek alanlardaki nüfus, kullanımlar ve yapılaşma koşulları içme suyu havzalarının korunması ve kontrolüne ilişkin mevzuat göz önünde bulundurularak alt ölçekli planlarda belirlenecektir. “ denmektedir.
Görüleceği üzere, bu plan notu konuyu muğlaklaştırarak, her şeyi “havzaları korumak değil kullanmak” amaçlı İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği’ne bağlamaktadır. Oysa, 1995 yılından bu yana üzerinde sürekli değişiklikler yapılan İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarına, bu kuşaklardaki boş alanları da kapsamak üzere, yüksek yapılaşma ve nüfus yoğunlukları getirmektedir. 16 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde onaylanıp 28 Temmuz 2009 tarihinde Referans Gazete’sinde yayınlanarak yürürlüğe giren son İSKİ Yönetmeliğinde de bu böyledir. Yani, kısacası, İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği’ni uygulayarak orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında rehabilitasyon sağlamak mümkün değildir.
Ayrıca, bilindiği üzere, içme suyu havzalarında, çoğu kaçak biçimde oluşmuş, yoğun bir yapılaşma ve nüfus vardır. Eğer havza alanları gerçekten rehabilite edilecekse, buradaki nüfusun büyük kısmının havza dışına taşınması gerekmektedir. Planda bu nüfusun nereye ve nasıl gideceği hususu hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Oysa ki İstanbul’un üst ölçekli planında bu temel sorunlara ilkesel çözümlerin mutlaka getirilmesi gereklidir. Ama, ne planda, ne plan raporunda ve ne de plan notlarında bu konuda uygulanabilir bir yaklaşım, bir karar, bir strateji mevcut değildir. Ayrıca, planda ayrılan konut gelişme alanları İstanbul’un artacak nüfusuna göre hesaplanmış olup, bunun dışında, havzalardan transfer edilecek nüfus düşünülerek ayrılmış bir alan yoktur.
Plan Raporu’nun “7.1.3.YAPI YASAĞI YA DA SINIRLAMA GETİRİLEN DİĞER ALANLAR” bölümünde, “7.1.3.1. Su Toplama Havza Alanları” alt başlığında “Mevcutta yoğun konut ve sanayi yapılaşmasına maruz kalan havzaların rehabilite edilmesi İstanbul’un en öncelikli konularındandır.”;
Tahliye: Havza Yönetim Modeli’nin tahliye aşamasında; havza içindeki su kalitesi açısından zararlı sanayi tesisleri gibi kullanımların kaldırılması, yapılaşmış alandaki yoğunluğun düşürülmesi ve boşaltılan nüfusun yeni gelişme alanlarına yerleştirilmesi yer almaktadır…………… ” kabullerinin yer aldığı; ancak bu kabullerin plan kararlarına hiçbir biçimde yansımadığı görülmektedir.
Ayrıca, Planla Plan Raporu arasındaki çelişkiler dışında, Plan Raporu’nun kendi içinde de birbirleriyle çelişen ve netlik taşımayan ifadeler yer almaktadır. Örneğin; Plan Raporu’nun “7. PLAN KARARLARI VE GEREKÇELER” bölümünde, “Havza Kullanım Kararları” alt başlığı altında, “Sanayinin havza alanından desantralizasyonunun gerçekleştirilmesi” ifadesi yer alırken, “Havza Yönetim Modeli Önerisi” alt başlığında ise, “ Tahliye: ………havza içindeki su kalitesi açısından zararlı sanayi tesisleri gibi kullanımların kaldırılması….” tanımı yer almaktadır. Görüleceği üzere, burada, havza içindeki sanayi alanların tamamının mı yoksa bazılarının mı desantralize edileceği konusunda açık bir belirsizlik ve çelişki söz konusudur.
11-) Plan Uygulama Hükümlerinde, Genel Hükümler arasında, “Marmara Denizi’nde yapılacak bilimsel araştırmalar (deniz ekosistemi, dip akıntıları v.b) sonucunda ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda günübirlik turizm, rekreasyon, eğlence, festival, toplantı gibi etkinliklere yönelik “sosyal etkinlik adası” niteliğinde yapay adalar yapılabilir. Bu adaların konumu, büyüklüğü ve yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” hükmü yer almaktadır.
İstanbul’un doğal yapısını koruyup yaşatmanın planlamada ön kabul olması gerekirken, buna gerekli ciddiyeti göstermeyen bir planlama yaklaşımının, bir de yapay adaları gündeme getirmesi son derece sakıncalı ve tehlikeli bir yaklaşımdır.
12-) Plan Uygulama Hükümleri’nde, “Doğa Odaklı Turizm Alanları” için “……….bu alanlarda; otel, motel ve diğer konaklama tesisleri……. yapılabilir.” denmektedir.
Doğa Odaklı Turizm Alanlarını, bu tür fonksiyonlara, üstelik de hiçbir yapılaşma kısıtlaması getirmeksizin açmak, doğayı korumak değil, yanlış kullanarak tahrip etmek sonucunu doğuracaktır.
Plan Uygulama Hükümleri’nde, “Ekolojik Turizm alanları “ için ise, “……..ekolojik turizme yönelik konaklama, yeme- içme v.b aktiviteler; çevresel değerler ve yerel mimari özellikleri dikkate alınarak, köy yerleşmeleri içinde öncelikle mevcut yapılar kullanılacaktır.” denmekte, böylelikle, mevcut yapılar dışında da, hiçbir yapılaşma kısıtlaması getirilmeksizin, yeni konaklama tesisleri yapımına izin verilmektedir.
“Doğa Odaklı Turizm Alanları” ile “Ekolojik Turizm Alanları” nın, orman alanları, içme suyu havza alanları ve tarımsal niteliği korunacak alanlar üzerinde yer aldığı düşünüldüğünde, bu kararların getireceği yapılaşmaların sakıncası daha da açık görülmektedir. Bu Plan Uygulama Hükümleri doğayı korumayı değil, kullanmayı ön plana alan yaklaşımlarıyla, yapı yasaklı alanları da yapılaşmaya açmaktadır.
13-) Planda, orman alanları ve tarımsal niteliği korunacak alanlar üzerinde “Ekolojik Tarım Alanı (ETA)” yer almaktadır.
Plan Raporu’nda “Tarım topraklarının tarım dışı amaçla kullanımının engellenmesi” plan hedefleri arasında sayıldığı halde, Plan Uygulama Hükümleri’nde, Ekolojik Tarım Alanları (ETA) için, “Bu alanlarda başlatılacak olan ekolojik tarım faaliyetleri ile birlikte ekolojik turizm faaliyetleri de geliştirilebilecektir.” hükmü getirilmiştir. Plan Uygulama Hükümleri’nde, Ekolojik Turizm alanları için, “……..ekolojik turizme yönelik konaklama, yeme- içme v.b aktiviteler; çevresel değerler ve yerel mimari özellikleri dikkate alınarak, köy yerleşmeleri içinde öncelikle mevcut yapılar kullanılacaktır.” denmekte, böylelikle, mevcut yapılar dışında da, hiçbir yapılaşma kısıtlaması getirilmeksizin, yeni konaklama tesisleri yapımına izin verilmektedir.
Bu durumda, ”Ekolojik Tarım Alanı” fonksiyonunun, tarım alanları ve orman alanlarını turizm amaçlı yapılaşmaya açmanın bir aracı olarak kullanılabilmesinin yolu açılmaktadır. Bu hüküm, bu alanlarda turizmin gelişmesini teşvik edecek ve buna bağlı olarak doğal çevrenin geri dönüşü olmayacak biçimde zarar görmesine sebep olacaktır.
Plan Uygulama Hükümleri’nde, ayrıca,”tarımsal niteliği korunacak alanlar” için de , “….uygun yerlerde tarım turizminin(agro-turizm) geliştirilmesi teşvik edilecektir.” hükmü getirilmiştir. “Tarım Turizmi “tanımının neleri kapsadığı ve bu ad altında hangi fonksiyonların yer alacağı net biçimde belirtilmeden böylesi bir plan hükmü getirmek tarım topraklarında turizm baskısına ve yapılaşmaya yol açabilecektir.
14-) Planda, “ Kentsel ve Kırsal Yerleşim Alanları” başlığı altında, 2006 planında mevcut olmayan yeni bir lejant, “ Gelişimi ve Yoğunluğu Denetim Altında Tutulacak Alan” lejantı getirilmiş olup; bu lejantla, korunması gerekli doğal alanlarda yeni yapılaşmaların yolu açılmıştır. Bu alanların çoğu, ağırlıklı olarak kentin kuzeyinde, doğal yapısı korunması gerekli boş alanlarda yer almaktadır. Örneğin, Anadolu Yakasında, Karadeniz Sahil kesiminde Riva’da ve Sahilköy- Doğancalı- Alacalı bandında; Alemdağ ve Reşadiye’de, Ömerli ve Koçullu’da getirilen “Gelişimi ve Yoğunluğu Denetim Altında Tutulacak Alan”da bu açıkça görülmektedir. Bu alanların tamamının, Doğal Eşik Sentezi paftasında “Önemli Ekolojik Alanlar” olarak gösterilmiş olduğu göz önüne alınırsa, korunması gerekli ve zorunlu olan bu alanların yapılaşmaya açılmasının ne kadar sakıncalı olduğu açıktır. Bu alanlar, Plan Raporu’nda çokça değinilen “kentin kuzeye doğru gelişmesinin önlenmesi” vurgulamasına da açıkça aykırıdır ve bu örnek bile, tek başına, Plan ile Plan Raporu arasındaki açık çelişkiyi gözler önüne sermektedir.
Bu arada vurgulanması gereken bir nokta da, “ Gelişimi ve Yoğunluğu Denetim Altında Tutulacak Alan” ların en büyüğü olan Riva’daki alana ilişkin kararın, planlama süreci sonunda varılan bir plan kararı değil, “plansız bir proje” nin üstten gelen dayatma ile plana aynen işlenerek yasallık kazandırılması çabasının bir ürünü olduğudur. Bu proje, o tarihte yürürlükte olan 1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nda böyle bir plan kararı mevcut olmamasına karşın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından, 23.01.2008 tarihli basın toplantısı ile, “Riva Yerleşimi Kültür- Turizm- Sağlık- Spor Köyü Özel Proje Alanı” adı altında kamuoyuna tanıtılmış; ardından da, 15.06.2009 tasdik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’na işlettirilmiştir.
15-) Karadeniz kıyısında, Şile, Ağva ve Riva, Doğal Eşik Sentezi paftasında “Önemli Ekolojik Alanlar” lejantı ile gösterilmiştir. Planda ise, Şile ve Ağva’ya “Gelişme Alanı”, Riva’ya ise yat limanı ( marina) kararları getirilmiştir. Bu plan kararları söz konusu “Önemli Ekolojik Alanlar” ın korunmasında olumsuz etkisi olacak, yeni yapılaşmaları teşvik edecektir. Bu kararlar, ayrıca, Plan Raporu’nda, “ Kentin ağırlıkla kuzeyinde yer alan ekolojik kaynaklara yönelik eğilim gösteren kent gelişiminin önlenmesi” biçiminde vurgulanan Ana Strateji’ye de aykırıdır.
16-) 22.08.2006 tasdik tarihli planda sit alanları, “1. ve 2. Derece Arkeolojik Sit Alanları, 3. Derece Arkeolojik Sit Alanları, Tarihi Sit Alanları, Kentsel Sit Alanları, Doğal Sit Alanları, Tarihi Doğal Sit Alanları, Doğal Kentsel Sit Alanları, Tarihi Kentsel Sit Alanları” biçiminde ayrı ayrı gösterilmiş olduğu halde, askıdaki yeni planda bunun yapılmadığı görülmektedir. Bu eksiklik giderilerek planda sit alanları türlerine göre ayrı ayrı gösterilmeli ve bu alanlara yönelik gerekli koruma kararları özellikle belirtilmelidir.
17-) Planda, 22.08.2006 tasdik tarihli plandan farklı olarak, orman alanları, içme suyu havzalarının yapı yasaklı mutlak ve kısa mesafeli koruma alanları, korunacak tarım alanları dahil, planın bir çok bölgesine ” D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı)” lejantı getirilmiştir. Plan Uygulama Hükümleri’nde, Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları, “Kentin yerleşik dokusuna ve gelişme alanlarına hizmet verecek her türlü sosyal donatı (ilk, orta, yüksek öğretim v.b. eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, sosyal ve kültürel tesisler v.s.) ve teknik altyapı alanlarının yer alabileceği alanlardır.” biçiminde tanımlanmaktadır.
Aynı Plan Uygulama Hükmü’nde, planda getirilen bazı D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları) nın fonksiyonları da tanımlanmıştır. Örneğin, Tuzla- Aydınlı’da “sebze- meyve hali”, Silivri- Beyciler köyünün güneyinde, “yanıcı ve parlayıcı madde depoları”, Gürpınar ve Ambarlı Limanı’nın doğusunda “su ürünleri hali” gibi. Burada dikkat edilirse, L (Lojistik Bölgeler) olarak tariflenen bazı fonksiyonların D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı olarak) gösterilen bölgelere de getirildikleri görülmektedir. Plan Uygulama Hükümleri’nin” L (Lojistik Bölgeler )” tanımında, “antrepo ve depolar ile haller” de yer almaktadır. Bu çerçevede, Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları (D) ile Lojistik Bölgeler (L) tanımlarındaki bu karmaşa da ortadan kaldırılmalı; neyin Kentsel ve Bölgesel Donatı, neyin Lojistik tanımına girdiği netleştirilmelidir.
Ayrıca, görüldüğü üzere, D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları) tanımı içinde Üniversite Alanları ile Sağlık Alanları da sayılmaktadır. Halbuki planda ayrıca Ü (Üniversite) ve SP (Sağlık Parkı) lejantları da yer almaktadır. 2006 planında da Üniversite Alanları ile Sağlık Alanları lejantları bulunmakta olup, Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları diye çok genel ve neredeyse her fonksiyonu barındıran bir lejant yoktu. Lejantın bu derece genelleştirilmesi, sakıncalı bir plan kararıdır. Bir donatı alanının gelmesinin sakıncalı olmadığı bir alana, başka bir donatı alanının gelmesi son derece sakıncalı olabilir. Bu nedenle, planda, Üniversite ve Hastaneler ayrıca belirtilmeli, donatı alanı tanımı içinde ayrıca yer almamalıdırlar. Getirilecek diğer Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları da fonksiyonları net biçimde tanımlanarak plana işlenmelidir. Ayrıca, ilk ve orta eğitimin kentsel ve bölgesel ölçekte değil, yerel ölçekte eğitim kurumları olduğu ve Plan Raporu’nda, yerel donatı alanlarının alt ölçekli planlarda belirleneceğinin vurgulandığı da göz ardı edilmemelidir.
Planda, kentin kuzeyinde, içme suyu havzalarında, orman alanlarında, korunacak tarım alanlarında, ekolojik alanlarda, bir çok D lejantı görülmektedir. Yerleşmenin de bulunmadığı bu alanlara getirilen D kararları, planın ana gelişme stratejisinin aksine, doğal kaynaklarda tahribat yaratabilecek ve kentin kuzeye doğru gelişimini körükleyecek sonuçlar yaratabilecektir. Bu alanlara gelecek fonksiyon da belli olmadığında, bu tehlike daha da artmaktadır.
18-) Batı yakasında, Gümüşdere- Yeniköy arasındaki Karadeniz kıyı kuşağı, planda “Kıyı Rehabilite Alanları” olarak gösterilmektedir. Plan Raporu’nda bu alanlar için, “turizm ihtiyaçlarına yönelik değerlendirilecektir.” vurgulaması yapılmakta; “Kıyı Rehabilite Alanları” başlıklı Plan Uygulama Hükmü’nde de,
“Madencilik, taş ocağı gibi insan müdahaleleri sonucunda tahribat gören ve bütüncül bir planlama yaklaşımı ile ele alınacak alanlardır.
Bu alanlar, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri dikkate alınarak, öncelikle doğal değerleri geri kazandırılarak rehabilite edilecek alanlar olup; alan içerisinde doğaya duyarlı rekreasyon ve turizm faaliyetleri, turizm faaliyetlerine yönelik konaklama birimleri ve alan içerisinde belirlenecek uygun yerlerde film platoları gibi kullanımlar yer alabilir.” denmektedir. Bu alanlara getirilen bu kullanımlar, hem kıyılarda, hem de orman alanlarında ciddi tahribatlara neden olacaktır.
19-) Plan Raporu’nda, aralarında Silivri’nin de bulunduğu kimi ilçelerin yer altı suyu yönünden zengin ve su kalitesinin yüksek olduğu, yer altı suyu havzalarının mümkün olduğunca yapılandırmadan arındırılması gerektiği belirtilmesine karşın, Silivri’nin mevcut nüfusunun planda getirilen fonksiyonlarla yaklaşık 12 kat artırılması hedeflenmektedir. Bu durum İstanbul’un en zengin yer altı su kaynaklarına sahip Silivri’de bu kaynakların kirlenmesine yol açacaktır. Plan kararı ile Plan Raporu arasındaki bu tür çelişkiler giderilmeli; bu çerçevede, yer altı su havzalarının bulunduğu alanlardaki plan kararları, bu havzaları koruma temelinde, gözden geçirilmelidir.
20-) Plan Uygulama Hükümleri’nde, gelişme alanları içinde küçük sanayi sitelerinin de yer alabileceği vurgulanmaktadır. Gelişme Alanları lejantının yerleşim alanları ile ilgili olduğu göz önüne alındığında, bu plan notu konut gelişme alanları ile küçük sanayi alanlarının yan yana gelişebileceği bir tablonun ortaya çıkmasına ve küçük sanayinin kontrolsüz gelişmesine neden olacaktır. Gelişme alanları içinde istenen her yere küçük sanayi sitesi yapılabilmesine olanak sağlayan bu sakıncalı yaklaşımdan kesinlikle vazgeçilmeli; eğer planda yeni küçük sanayi siteleri yer alması düşünülüyorsa, bunların yerleri net olarak belirlenmeli ve gösterilmelidir.
21-) Lojistik Alan tanımı içinde bir çok fonksiyonu barındırmakta, yer aldığı bölgeye göre, bu fonksiyonlardan bir kısmı sakıncalı, bir kısmı ise sakıncasız olabilmektedir. Lojistik Bölgelere gelecek bazı lojistik fonksiyonların ciddi tehlike ve sakınca yaratma riski vardır. Örneğin, Plan Uygulama Hükümleri’nin Lojistik Bölgeler tanımında yer alan “antrepo ve depolar” yanıcı ve parlayıcı madde depolarını da kapsadığından, yer seçimi hayati önem taşımaktadır. Ayrıca, bu alanlara gelebilecek lojistik fonksiyonlar, kendileri kirletici olmasa bile, bir çekim merkezi oluşturarak, çevrelerine o bölgede yer almaması gereken fonksiyonları da çekebilir, kentin korunması gereken alanları üzerinde yapılaşma baskısı oluşmasına da neden olabilirler. Kısacası, planda Lojistik Bölgelere hangi lojistik faaliyetlerin gelebileceğinin ayrımının yapılmamış olması sakıncalı gelişmelere konu olabilecektir.
22-) Plan Raporu’nda, Plan Raporu’nun “7. PLAN KARARLARI VE GEREKÇELERİ” bölümünde, “7.7.6. KENTSEL VE BÖLGESEL YEŞİL ALAN VE SPOR ALANLARI” başlığı altında, “ Genelde büyük kentsel hizmet alanlarıyla mekansal olarak ilişkilendirilmiş olan bu koridorların içinde yeşil alanlar olabileceği gibi, kentsel hizmet alanları ve günübirlik turistik tesisler de yer alabilecektir. “ ifadesi yer almaktadır.
Planda “ Kentsel ve Bölgesel Yeşil Alan ve Spor Alanı” olarak gösterilmiş alanların, Plan Raporu ile “kentsel hizmet alanları ve günübirlik turistik tesisler” olarak kullanıma, dolayısıyla bu tür tesislerin gerektirdiği yapılaşmaya açılması, ne imar hukuku, ne plan tekniği, ne de planlama ilkeleri ile bağdaşmayan, son derece yanlış, hatalı ve sakıncalı bir yaklaşımdır. Bu alanlar ancak ve ancak planda gösterilen fonksiyonları ile, yani sadece Yeşil Alan ve Spor Alanı olarak kullanılabilir. Kentsel Hizmet Alanı ve Günübirlik Turizm fonksiyonları ise, planda bu amaçla ayrılmış alanlarda yer alabilirler. Plan ile Plan Raporu arasındaki çelişkiler yumağının halkalarından sedece biri olan bu çelişkinin de, Plan ile Plan Raporu arasındaki uyumu sağlamak amacıyla yapılması zorunlu olan çalışma sırasında ele alınması kesinlikle gereklidir.
23-) Orman sınırları dışına çıkarılacak alanlardan orman sınırları içinde olanlar, planda “Ağaçlandırılarak Ormanla Ekolojik Olarak Bütünleştirilecek Alan” olarak gösterilmiştir. Ancak, Plan Uygulama Hükümleri’nde, bu alanlar için, “….tarım, fidanlık, günübirlik rekreasyon alanı, ihtiyaç duyulan kamuya ait diğer sosyal/teknik altyapı alanları olarak ya da koruma alanlarının veya afet riski taşıyan alanların rehabilite edilmesine/iyileştirilmesine yönelik kentsel çalışmalar için 1/25 000 ölçekli İstanbul Nazım İmar Planı’nda değerlendirilebilir.” denmesi bu konuda açık bir çelişkiyi sergilemekte; orman alanı içinde kalan ve plan kararı gereği ağaçlandırılarak ormanla bütünleştirilecek bir alanın, planla bütünlük içinde olması gerekli Plan Uygulama Hükmü ile yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmektedir.

Twitter
Myspace
StumbleUpon
Furl
Yahoo
Technorati
Googlize this
Facebook
Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.