Sürgün Bir Hikayenin Masum Kahramanları: MALAKANLAR Yazdır E-Posta
Üye Oyları: / 9
OlumsuzOlumlu 

ImageSürgün Bir Hikayenin Masum Kahramanları

“MALAKANLAR”

O kadar büyüktü ki taş, elimi altına koyduğum ve iki yanımdaki boşluğum… Ne bu taş yerinden oynar ne de bir tarih yeniden bilinmeye, güneş yüzü görmeye başlardı… Ta ki Onlar, okuyan gözler ve taş tutan yeni ellerle buluşuncaya dek…

Onlar… MALAKANLAR…

Çare Olgun ÇALIŞKAN, Ocak 2008

Planlama.Org 

 

 

 

 

Sokak heykelleri ve İnsanlık Anıtı ile başlayan ve doğaçlama süre gelen bir kent üçlemesinin son adımıydı bu. Heykelleri anlatırken Ani’nin aklımı çelişi, Ani’ye yetişmişken Malakanlar’ın sessiz bekleyişi… O büyük taş sadece Malakanlar’ın değil bütün bir kent tarihinin üstünü örtüyordu belki de. Her yazılan-okunan makaleyse, taşı biraz daha yerinden oynatıyor, iki yanımdaki boşluğu daha da azaltıyor içimde… Ve ben Kars’a üç adım daha yaklaşıyorum, yanıma sizleri de katıp, tıpkı Malakanlar gibi, bir kenti herkesle paylaşıp…

 

Image 

Malakanlar ve Malakanizm’in Tarihsel Gelişimi…

93 Harbi diye de bilinen 1877–78 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda galip gelen Ruslar, Kars ve yakın çevresini kendi topraklarına katar ve yaklaşık 40 yıl boyunca bu bölgede hakim güç olurlar.  Kars’ın Ruslar için önemi büyüktür ve bu bölgeye çok sayıda farklı etnik grubu yerleştirirler. İşte Kars’ın Malakanlar ile ilk tanışıklığı ve ortak kültür paylaşımı da bu dönemde başlar. Ancak Malakanlar’ın hikayesinin başlangıcı çok daha eskilere dayanır.

Rusya’da 1660’lı yıllarda Patrik Nikon’un “Rus Ortodoks Din ve Dua” adlı kutsal kitapta yaptığı bazı değişiklikler, halk ve kilise mensuplarının bir kısmı tarafından tepkiyle karşılanır. Rus Çarı Aleksey Mihayloviç duruma müdahale eder ve bütün Rus Ruhanilerini toplantıya çağırır ve sonuçta Patrik Nikon’un yaptığı değişiklikler aynen kabul edilir, karşı gelenlerinse cezalandırılması kararlaştırılır.

Bu karara rağmen değişiklikleri kabul etmeyen köylü halk gruplarının başında gelen Malakanlar[1] böylece Rus otokrasisinden[2] ve Rus Ortodoks din anlayışından uzaklaşmaya başlarlar ve kendi özgün inanç tercihlerini, yaşam biçimlerini savunurlar.

Zaman ilerledikçe Malakanlar ve onlar gibi düşünen diğer bazı gruplar (Dukhoborlar[3] ve Subbotnikler gibi) üzerindeki devlet ve kilise baskısı artmaya başlar.

Image

                                     Fotoğraf 1. 1916 Mayısı, Rusya-Elizavetopol’den bir Malakan aile hatırası…

 

1683 yılına gelindiğinde Rusya’da Çar Büyük Petro(Deli Petro diye de bilinir) dönemidir ve O’nun batılılaşma politikaları gereği giyimlerine karışılan,  sürekli uzatmayı gelenek haline getirdikleri saç ve sakallarını kesme mecburiyeti getirilen Malakanlar, giderek artan dayatmalarla, bir nevi cendereye sokuluyorlardır[4] bu dönemde.

Giderek farklılaşan inanç ve yaşam biçimi anlayışlarıyla Malakanlar artık kendi içlerinde ortak bir kültürü benimseyen ve paylaşan bir topluluk haline gelmiş ve inançlarına bağlı yaşamayı düstur edinmişlerdir. Öyle ki, egemen Rus Ortodoks inancına göre o tarihlerde haftada sadece iki gün süt içilebilirken, Malakanlar bu perhize(oruca) uymayarak haftanın her günü süt içilebileceğini savunurlar ve bu davranışları onların bugüne kadar değişmeden gelecek olan adlarını doğurur. Rusça’da “moloko” süt anlamına, “Molokan” ise süt içen, perhizi bozan anlamına gelir.

Rus yazar İvan Semyonov’un Malakanlar’ı anlattığı kitabında, “Malakan” adının ilk olarak Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlı bir kurulun Malakanlar’la ilgili gözlemlerini içeren ve kiliseye sunduğu rapor metinlerinde geçtiğini anlatır ve yıl 1765’dir. Kimi kaynaklarda ise 1670’lere dayanır adlarının ilk konulduğu tarih. Belki de halk arasında ortaya çıkan anonim bir isimdir bu. Oysa önemli olan Malakanlar’ın kendilerini nasıl tanımladıkları ve bu yaftanın[5] onlar üzerinde nasıl da sığ kaldığıdır.

Malakanizm ise, Malakanlar’ın zamanla şekillenen ve evrilen yaşam felsefelerini, inanç sistemini barındıran bir öğretidir(veya doktrin) özünde ve zamanla kendine başka kesimlerden ve milletlerden insanları da çeker. Tıpkı 17. yüzyılda sadece köylü halk arasında değil, orta sınıfın alt kesimleri ve tüccarlar arasında da yaygınlık kazanabildiği gibi. Hayatı boyunca ülkesindeki köylülerin mücadelelerine ortak olan ünlü Rus yazar Tolstoy da, başta Dukhoborlar olmak üzere, Malakanizm’in en ünlü savunucularındandır bu tarihlerde ve kendine Zheltov adındaki Malakan’ı mektup arkadaşı bile edinmiştir.

 Image

Fotoğraf 2.3.4. Birbirlerine yazdıkları onlarca mektubun konusu din, inançlar ve yaşam felsefesi üzerinedir Lev N. Tolstoy ile Malakan Zheltov’un… Ağustos 1895 tarihli mektupsa Tolstoy’un elinden çıkmış…

 

Dayatmalar ve baskı dönemi Malakanlar’ın yönetime yaptıkları itirazlara rağmen 1805 yılında I. Aleksander’in imparatorluğu dönemine kadar dur durak bilmez. I. Aleksander tarafından yayınlanan manifestoyla[6] Dukhoborlar ile Malakanlar’a dinsel inanışlarını özgürce yapabilmeleri izni verilir.

Ancak bahar kısa sürer ve I. Nikola dönemi başlar. Durum giderek ağırlaşır ve Malakanlar’ın geleneklerini yapmaları, ibadet için toplanmaları, pasaport almaları ve hatta nüfusa kayıtlı oldukları yerlerden ayrılmaları bile yasaklanır.

1840’lı yıllara gelindiğinde Malakanlar(Dukhoborlar ile birlikte) Rus Ortodoks Kilisesi için bir karşı duruş sembolü olmaya başlamış olmalı ki, merkezden uzaklaştırılarak Transkafkasya’ya(Kafkasya Ardı’na) yerleşmelerine izin verilir ve Türkiye ile İran’a sınırı olan Erivan, Tiflis, Gence gibi eyaletlere yerleş(tiril)irler. Yönetimdeki II. Aleksander’ın manifestoları, yeni yerlerinde inanç ve ekonomik özgürlüklerinin sağlanacağı ve kalkınmaları için elverişli bir ortamın müjdecisiydi. Bu elverişli ortam, Malakanlar’ın yaşam kalitelerinin artmasını ve çiftlikler kurarak büyümelerini sağlar.

 Image

       Fotoğraf 5.6. 1870’lerin Gürcistan’ından iki Malakan topluluğu portresi, uzun-parlak saçları ve ilginç giyimleriyle…

 

Derken 19. yüzyılın sonlarında kara bulutlar yeniden belirir. Çünkü Malakanlar bu kez en savunmasız oldukları yerlerinden vurulurlar. İnançları gereği geçmişten beri savaşa ve silaha kesin bir biçimde karşı duran bu insanlar, zorunlu askerlik hizmeti için çağırılırlar. Oysa elleri silahlara değil hatırı sayılır eşyalarına sarılır ve yollara düşülür yine. Ekinleri ve yeni kurdukları hayat, mahsulüyle geride kalır. O dönem, Amerika toprakları onlar için daha özgürce yaşayabilecekleri topraklardır ve aynı zamanda Kanada ve Avustralya da öyle. Bu uzak ülkelere gidemeyenlerin büyük bir bölümüyse 93 Harbi ile Rus hakimiyetine geçen Kars ve yakın çevresine sürülürler.

 Image

Fotoğraf 7. Savaş ve baskı ortamından kaçarak Amerika’ya yerleşen bir grup Malakan…1945 yılında çekilmiş bu fotoğrafta otantik[7] Malakan görünümündeki aile büyükleri dışında herkes Amerika’nın yaşam kültürüyle tanışık gibi…

 

Malakanlar’ın Kars’a, bu sert karasal iklim coğrafyasına bir nebze baharı getirişlerinin öyküsü var sırada. Tıpkı her gittikleri yeni yerde olduğu gibi… Bir de yaşamı nasıl yorumladıklarının anlatımı ve  “süt içiciler” yaftasının nasıl da sığ kaldığının anlamı… Ama önce onları biraz daha yakından tanıyalım…

 

Dinsel Yaşamları…

Malakanlar inançları gereği Rus Ortodoks Kilisesi çizgisinden ve Hıristiyanlığın diğer tüm sektantlarından[8] uzaklaşmaya başladığından beri dinsel inançları da şekillenmeye başlamış ve doğru bildikleri, benimsedikleri şekliyle kendilerini “Ruhani Hıristiyan” veya “Gerçek Manevi Hıristiyan” olarak tanımlamışlar. Süt içiciler olarak anılmaktansa bu şekilde anılmayı istemişler o tarihlerde.

Dinsel görüşleri Hıristiyanlık ve Yahudilik dinlerinin bir sentezi gibidir. İnsanoğlunun ruhunda yaşayan güçlü ve mutlak bir tanrı inancına inanır ve ibadet ederler. “Güneş Kitabı” olarak bilinen kutsal kitaplarının dili Rusça’dır ve elle çoğaltılmıştır. Kutsal kitaplarında ağırlıklı olarak 19. yüzyılda yaşamış Maksim ve Uklein gibi öncü Malakanlar’ın anlatımları ile yaşam felsefeleri, dualar ve çeşitli dinsel ritüeller[9] yer alır.

İlginç yanları ise haç, put ve ikonlar gibi el yapımı objeleri “insanoğlunun birer abartısı” olarak kabul edip şekilciliğe karşı gelişleri, Müslümanlıkta olduğu gibi domuz eti yemeyip(Tevrat yasakladığı için) içki içmemeleri ve sigaradan uzak duruşları. Rahip, papaz, haham benzeri ruhani liderlere ihtiyaç duymayan, kilise, mum yakma, istavroz ve vaftiz törenlerini reddeden ve batıl inancı olmayan bir halk topluluğu Malakanlar. Yalın ibadetleriniyse her Pazar toplandıkları “Sabranya” diye bilinen kendilerine özgü kilisede yaparlar. Dini bayramlar, doğum, ölüm, evlilik gibi önemli günlerde de kapısı hep açıktır buranın. Dualar okunur ve ritüeller yapılır. Genelde yaşça ve hayat görüşü bakımından herkesin bir adım öne çıkarttığı kişiler öncülük eder ve topluluğu ibadet sırasında yönlendirir.

Bugün dini yaşayış biçimleri, yeni yerlere göç ve yeni sosyo-ekonomik yaşam alanları ile etkileşime girdiğinden çoğu Malakan topluluğu az veya çok dejenere olmuşken, asıl dinsel geleneklerini belirli coğrafyalarda ve kır düzeninde yaşayarak koruyabilmiş olanları da vardır.


Yaşam Kültürleri…

Malakanlar’ın yaşamlarını anlatırken, işlerini ibadet gibi gördüklerini, sermaye birikimi gibi ticari kaygıları olmadığını, sürekli üreten ve bunu üleşen, sınıfsal farkları olmayan ve kadın-erkek eşitliğinin hem evde hem de tarlada hüküm sürdüğü, kendi içlerinde yedi göbek gerisiyle evlenmeyen bir kültüre sahip olduklarını söyleyerek söze başlamalı.

Kurdukları köyler yol üstü veya dere boylarıdır ve sıralı bir nizama sahiptir evleri. Bu karşılıklı sıralanan evler arasında ana köy yolu vardır ve civar köy ve merkezlere ulaşılır. Kimi köyde küçük meydancıklar, su kuyularıyla sonlanan sokaklar bulunur. Evlerin arka bölümlerinde atölye ve ahır bulunur. En önemli sosyal müessese köylerindeki okuldur onlar için. Tarım ve hayvancılıkta uzman olan Malakanlar, kente karşı kapalı değildirler ve köyde yaşayabildikleri sürece kente yerleşmek akıllarına gelmez hiç. Temel gereksinimleri ve köyde olmayan sosyal ihtiyaçları için kente ve kasabalara gidilir belirli zamanlarda. Hayatları bu denli sadedir.

Uzun saç ve sakallarıyla erkekler, yarı açık örtünen kadınlar ve dimdik duran ihtiyarlar. Savaştan, kavgadan ve silahtan uzak bir hayat ki bu, çocukları hep güleç.Arka bahçelerinde ve tarlalarda gıdalarını ekip biçen, ahırlarında hayvanları besleyen, atölyelerinde tamir yapan ve imal eden, evinde ekmeğini pişiren, ununu kendi değirmeninde öğüten, semaver ve çaysız yapamayan… Ve meraklı bir yabancı komşuya tüm bunları pay edebilen bir ortak yaşam…

Dinsel yaşamları gibi gündelik yaşam gelenekleri de bugün sadece kırsal yaşama bağlı kalabilmiş Malakan topluluklarında çokça görülebiliyor.

 

Kars’a ilk gelişleri…

1880’li yıllarla birlikte binlerce Malakan artık Kars’a gelmiş ve yine Rus denetimi ve yönetimi altındadırlar. Genel olarak yol güzergahları ve dere boyları üzerinde yeni köyler kurarak Kars’a yerleşirler. Kars kent merkezinin kuzey batısındaki Çakmak ve Çalkavur köyleri ile Arpaçay ilçesine bağlı Yalınçayır(Zöhrab) ve Atçılar köyleri yıllarca en yoğun yerleşimleri kurdukları köyler olmuş ve giderek onlarca yeni köy daha kurulmuştur. Ve bu yıllar Kars ve yakın civarında çok kültürlü bir yaşamın da ilk yıllarıdır.

 Image

Harita 1. Kars’a ilk yerleştikleri yıllardan 1960’lı yıllara değin Malakanlar’ın en yoğun yaşadıkları köyler

Eskiz1. Malakanlar’ın Kars’ta 1960’lara kadar kurdukları köyler hep yol üstüydüler. En yoğun yerleşimler ise adı geçen 4 köyde kurulur

 

Malakanlar Kars’ta bölge halkına peynircilik, değirmencilik, bahçe ziraatı, arıcılık, hayvancılık ve tarımda büyük katkılar ve ilkler sağlamıştır. O tarihlerde diğer köylüler için tarım ve hayvancılık daha eski yöntemlerle ve oldukça sınırlı yapılabiliyorken, Malakanlar’ın gelişiyle tarımda modern teknikler ve aletlerin kullanımı yaygınlaşır. Kocaman Wladimir[10] atları ve oldukça güçlü büyük baş hayvanları bölgenin gözdesi oluverir çok geçmeden. Tarımda el yordamı ve öküzün çekme gücünün yerini güçlü Malakan atları ve arkalarında kullandıkları yeni aletler alır. Bulundukları toprağı patates, ayçiçeği ve lahana gibi belli başlı ürünlerle ilk kez onlar tanıştırır.

 Image

Fotoğraf 8. Kars, yıl 1939, otantik bir Malakan Topluluğu

Eskiz 2. Atçılar köyü, güneyde dere, karşılıklı sıralanmış konutlar ve ana yollar

 Image

Fotoğraf 9.10.11. Atların arkasında çekilen tırmık o dönemler için bir ilkti(9). O tarihlerde yaşanan tipik bir Malakan evi. Bugünse içlerinde ya başkaları yaşıyor ya da rüzgar kapı altından girip pencere kırığından çıkıyor(10). Kars’ta bir dönem, “başında Malakan olmayan değirmenden un öğütülmezdi” derler. Şimdilerde susuz ve sahipsiz kendi kendilerini öğütür haldeler…(11)

 

Dere boylarında kurdukları değirmenler civar köylüler için de çalışır, tahılların öğütülmesini ve az da olsa elektrik üretilmesini sağlardı. Malakanlar’ın yöre halkına peynircilik ve arıcılık konusundaki öncülükleri de çok önemlidir. Öyle ki, Malakanlar bu ürünleri kendi markalarıyla üretiyorlardı o tarihlerde. Peynirciliği aşılayan Malakanlar, komşu köylülerle arı ve kovanlarını da paylaşarak, onları arıcılığa da özendirmişlerdir. Bir diğer hünerleriyse, bir şekilde ölmüş hayvanların etlerinden kendi yöntemleriyle sabun üretmeleriydi. Komşu köylerden gelen meraklısına, bunu da öğretmişlerdi.

 Image

Fotoğraf 12.13. 1939’da Kars’ta arıcılıkta bir hayli yol alınmıştı. Baş mimarları solda size bakıyor(12) Malakanlar’ın ürettiği peynir çeşitlerinden birine ait marka logosu(13)

 

Ekonomilerinin yetersiz olduğu zamanlarda, küçük atölyeleri ve evlerinde basit ihtiyaçlarını(sıra, masa, raf, basit ayakkabılar, nal, gündelik giysi… vb.) kendi imkanlarıyla yaparlardı. İhtiyaç duymadıkça Kars veya ilçelere inmezlerdi ama köylerinde birer kentli gibi düşünür, giyinirlerdi.

O tarihlerde gündelik yaşamın vazgeçilmezlerinden biri, ortak bir Kafkas kültürü olan semaver, Malakanlar’la(ve diğer Rus göçmenleriyle) taşınır bu topraklara ve her eve girer zamanla. Ekimini yaptıkları ve Rusça adıyla anılan “sımışka”, köy evlerindeki buluşmalarda semaverden içilen çayın yoldaşı ve ikinci vazgeçilmezidir o dönemin…

 Image Image

Fotoğraf 14.15. 1940’larda semavere olan düşkünlük ortada(14) Toza, toprağa ve rüzgara terkedilmiş bir Malakan evi daha… Semaverde demlenen çayın yanında sımışka çıtlatıp yemek, buluşmak verandasında düş bile olsa…(15)

 

Lafın kısası, artık bu topraklarda ortak bir kültür doğmuştu ve giderek de büyüyordu… Çok değil, takvim yaprakları birkaç on yıl sonrasını gösterene dek…

 

Kars’tan ilk kopuş;

Ekim Devrimi’ne doğru Bolşevizm’e yakınlık…

Kars’ta Rus hakimiyetinin son yıllarına gelinirken, Rusya’da Bolşevizm[11] güçlenmeye başlar ve Ekim Devrimi’yle birlikte, Çarlık Rejimi’nin yerini Komünist Rejim’in alacağı günlere yaklaşılır. Kars’ta bulunan Malakanlar’sa, hızla Bolşevikleşen bir sisteme komşu olmaktadır. Çarlık döneminin karanlığından çıkıp gelmiş Malakanlar içinde, Bolşevizm akımı önemli ölçüde yandaş bulur. Bu kırdaki ve sürgünden gelen bir halkın daha iyiyi arama çabasıdır. Sonunda 1917 Ekim Devrimi yaşanır Rusya’da ve rejimin adı da değişir zihniyeti de. Kars 1918’de geri alınır. Kars’ta Rus hakimiyetinin bitmesine ve Rusya’da rejimin, yandaşı oldukları sisteme dönüşmesine rağmen Malakanlar terk etmezler Kars’ı ve yaşadıkları toprakları. Bu kez kapıları onlar için ardına kadar açık ve koşulsuz bir Rusya için olsa bile. Bir insan ilk doğduğu topraklara, çocukluk anılarına neden geri dönmeyi istemez?

Malakanlar Ekim Devrimi’nden sonra bile yine Bolşevizm’e yakın dururlar. Bu yakınlık, Sovyet Rus elçisinin Malakan halkı ile sıkı ilişkiler kurması, Malakanlar’ın Türkiye Komünist Partisi’ne ve Sovyet Rusya’ya sempati duyması ile giderek somut desteğe dönüşür ki bu durum Türkiye hükümeti ve askeri yöneticiler içinde huzursuzluk yaratır. Başta Kazım Karabekir olmak üzere…

Anılarında Malakanlar’ı kendi hallerinde, çalışkan, tarım ve hayvancılıkta en ileri, temiz, sıhhat numunesi insanlar olarak tanımlayıp, bu insanların sadece bu topraklarda kalmasını değil, Anadolu içlerine de yerleşebilmelerini önemseyen Kazım Karabekir, konu Mustafa Suphi’nin(TKP’nin kurucusu) ve Sovyet Rus elçisi Medivani’nin Malakanlar ile olan ilişkilerine gelince tüm iyimserliğini arkasına alıyor. Türkiye’nin yeni düzeni için Malakanlar’ı “Bolşevik nüfuz ve unsuru” olarak görüyor ve bu tehlikeli halkın sınırlar ötesine çıkarılması için harekete geçilmesi gerektiğini bildiriyor Ankara’ya tez elden.

 Image

Fotoğraf 16. Malakanlar’ın Bolşevizm’e yakınlığını yerinde görmek için Çakmak Köyü’nü gezen ve gözlemlerde bulunan Kazım Karabekir ve heyeti. Sol baştaysa köylü iki Malakan…

 

Sonraki gelişmeler sorunun çözümü konusunda tarihi tekerrüre çağırıyor ve inançları gereği tanrının tüm savaşçıların elindeki silahları yere düşürdüğüne inanan ve bu nedenle artık insan öldürmek, silah tutmak, savaşa pay vermekten sakınan Malakanlar’ın bam teline ikince kez basılıyor. Malakanlar, 20 Ocak 1921’e kadar Türkiye’yi terk etmedikleri takdirde askere alınacaklardır artık.

 

Kars’ta Kalmak mı? Vicdan-i Retçi Olmak mı?

Bir yanda kurtuluş mücadelesinin verildiği bir Türkiye ortamında eli silah tutan herkesin askeri ihtiyaçlara yanıt vermesi adına orduya katılımının birincil önceliği, diğer yanda salt inançları gereği bulundukları her farklı coğrafyada (kendi doğup büyüdükleri ülke dahi olsa) hiçbir şekilde savaşı ve insan öldürmeyi benimsememiş bir halk topluluğu. Verilmesi gerekli bir kararın zorluk derecesi bundan daha zor olabilir mi taraflar özellikle de Malakanlar için?

Malakanlar’ın iki ülke yetkililerine başvurmaları, Rus konsolosunun Rusya’daki Türk uyrukluların da askere alınacağını söylemesi sonucu değiştirmez…

Küçük bir iç zaman dilimine girip zorunlu askerlik tarihimize baktığımızda, ilk olarak 1856 Islahat Fermanı’yla gündeme gelen ve eşitlik ilkesi gereği gayrimüslimlerin de askere alınması politikasının o yıllarda pek başarılı olamadığını, 1914 yılında ise yeniden ve geri hizmetlerde görevlendirme şeklinde uygulanmış olduğunu görürüz. 1915 yılında ise gayrimüslimler askerden muaf tutulmaya başlanmışlar. 1920’lere gelindiğinde ise maziden çıkıp Malakanlar’ın askere çağırıldıkları günlere yeniden geri dönüyoruz. Verilmesi en zor karar yıllarına…

İki ülke yöneticilerinin karşılıklı restleşmeleri, ithamları, suçlamaları sonucu değiştirmez ve Malakanlar ne pahasına olursa olsun askere alınacaklardır. Ancak bu kararın salt askeri gereklilik ve siyasi otoritenin düzeni için verildiği kanısını, konuyu enikonu[12] araştırmış bir bilene uzanarak açalım.

Malakanlar’ın tarihini, Kars yıllarını ve dönemin çalkantılı olaylarını yerli ve yabancı belgelere dayalı bir biçimde ele almış olan Erkan Karagöz’ün, dönemin resmi yazışmaları, Rusya’dan gelen uyarı notaları ve 13 Ekim 1921’de Kars’ta Türkiye ile Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında imzalanan Kars (Dostluk) Antlaşması’nın konuya ilişkin maddeleri üzerinde yaptığı ayrıntılı incelemeleri, konuyu daha iyi anlamamıza, paradoksları[13] en aza indirmemize imkan veriyor.

Şöyle ki, Malakanlar’ın askere çağırıldıkları tarihlerde, Kars’taki ve Adana civarındaki diğer Hıristiyan toplulukların askere çağırılmamış olması(Dukhoborlar hariç),  Kars (Dostluk) Antlaşması 11. maddesi gereğince “ Taraflardan birinin öteki taraf topraklarında oturan uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup, onlara uymaları istenilmeyecektir”  hükmü olmasına rağmen Malakanlar’ın askere alınması konusundaki kararlılığın tüm uyarılara rağmen sürmesi, Rus tarafınca haksızlık olarak addedilmiş ve protesto edilmiştir.

Islahat Fermanı dönemindeki tüm halkların askeri görev-sorumluluk konusundaki eşit “hak”lılığı gibi bir düşünceden uzak, otokrat bir anlayışla ve siyasal bir yaklaşımla alınmış bir kararla bu soruna çözüm arandığını güçlendiren diğer gelişmeler ise Malakan köylerine yönelik sistematik baskılar, el konulan tarlalar, mallar ve dayağa varan hayıflar[14].

Ve sonunda bu baskı ortamı pahasına askere gitmeyi kabul eden Malakan ve Dukhobor erkekleri cephelerde savaşa sürülmeye başlanır. Böylece az sayıda Malakan Kars’ta kalır ve yeni koşullara uygun yaşamaya başlar. Sayıları yirmi bini bulan ve vicdanları bu dayatmayı reddeden Malakan ise istemeyerek de olsa bu kez kırk yıllık bir yaşamın mahsulünü, ürettikleri topraklarda bırakıp Rusya’ya doğru yola koyulur, takvimler 1922 yılını gösterir. Bu kitlesel göçü, sonraları peyderpey[15] giden Malakan aileleri izler…

 

İkinci Kopuş…

Malakanlar’ın Rusya’ya toplu gidişinin ardından geriye kalan birkaç bin Malakan, boşalan köylerine yerleşen Türk, Terekeme, Kürt ve Azeriler gibi değişik etnik gruplar ile birlikte, ortak bir yaşama kültürüne kaldıkları yerden tutunmaya çalışırlar ancak ilk yasak meyvesini yemişlerdir hayat felsefelerinin ve ilerleyen yıllarda bu kez farklı bir sebepten ikinci kez göç etmeyi düşünmeye başlayacaklardır.

İlk ayrılışlarından kırk yıl sonra, özünde bir yaşam felsefesi olan Malakanizm’in özgün yapısının dış etkilenimlere açık hale gelmesi, saflığını yitirmesi ve en nihayetinde yozlaşması korkusu ile beraber, Malakan erkeklerinin artık evlenemiyor oluşu bu halkın ikinci kez bu topraklardan kopuşuna meyil yaratır. 1959-1962 yılları arasında Kars’ta Malakanlar ile ilgili yaptığı sosyal alan çalışmasını, Malakanlar’ın toplumsal yapısı üzerine kuran Orhan Türkdoğan’ın araştırmalarında ABD’de yaşayan Malakanlar’ın Yeni Zellanda’ya göçünün altında yatan sebeplerin de 1962 Kars’ında olduğu gibi, değişmeye başlayan yaşam felsefeleri ve Malakanizm değerlerinin yozlaşması korkusu olduğu anlatılır.

Kendi içlerinde yedi göbeğe kadar evlenme yasağı olan Malakanlar, evlenme çağındaki kızlarını Kafkasya’dan getirilip köylerine yerleştirilen Terekeme(Karapapak) erkeklerle evlendirerek onlarla akrabalık kuruyor ancak aynı şekilde Malakan erkekleriyle Terekemeler veya diğer topluluklar kızlarını evlendirmiyorlardır. Böylelikle yedi göbek engeline takılıp evlenemeyen Malakan erkekleri, nüfuslarının tehlikede olduğunun da farkındadır artık. Çözüm bu kez kendi istekleriyle ve kendi istemedikleri koşulların gölgesinde gelir ve göçtür yine.

1962’de Kars’ta kalan son 1500 civarındaki Malakan, çoğunlukla anavatanları Sovyet Rusya’ya bir kısmı da oradan Amerika ve Kanada’ya doğru yol alır. Diğer etnik gruplarla evlendirdikleri kızlarını, onların çocuklarını, çoğunu ödünç bıraktıkları evlerini, arka bahçelerini, akraba oldukları başka kültürlerle yan yana yattıkları mezarlarını ve Kars’taki son anılarını arkalarında bırakarak ve yine günün birinde dönebilmenin hayalini kurarak… Heyhat[16]!

 

Gidenlerin Ardından…

Malakanlar bugün dünyanın dört bir yanında ve mümkün olduğunca koloniler[17] halinde yaşamaya çalışıyor. En kalabalık ve gerek dinsel gerekse yaşam kültürüyle otantik Malakan topluluklarının yaşama alanı ise Rusya’da ki Stavropol şehri. Rusya dışında Amerika, Kanada, Meksika, Yeni Zellanda, Avustralya, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Türkiye gibi farklı kıta coğrafyaları üzerinde yaşamaktalar. Kimi öğretisini hala yaşatırken, kimi yaşadığı yeni coğrafyanın motifine işlenmiş durumda.

Bugün Kars’a gittiğinizdeyse, Malakan öğretisinden gelen birilerini bulma şansınız hala var ama değirmeniyle, fırınlı evleriyle, atölyeleriyle, meşhur atları, dayanıklı sürüleriyle, pazar ibadetleri, çay buluşmalarıyla, içki içmeyen, sigara tutmayan ve her daim çalışan paylaşımcı elleriyle bir yaşam kültürünü görmeyi ummak deyim yerindeyse imkansız.

 Image

Fotoğraf 17.18. Vasil amca, gittiği aile mezarlığındaki tahribi kameraya gösterirken(17) Yazısı okunamayan ve yerinden uzakta kırık bir Malakan mezar taşı(18)

 

Kars’ta yaşayan son Rus kökenli Malakan olarak bilinen ve Terekeme bir eşle evli Vasil Gavrilev Dölemenci’nin aile mezarlığına gittiğinde gördüğü mezar talanı, dökülen gözyaşları ve ölmeden günler önce kendisiyle yapılan son röportajda anlattıkları hala aklımda. Ölülerini değerli eşyalarla değil, temiz giysileriyle toprağa gömdüklerini anlatıyor altmışlarında  ve metaya önem vermediklerini tekrarlıyor başka mezarlar kazılmasın, talan edilmesin diye…

Çektikleri çileli günleri, gördüğü sivil ve resmi haksızlıkları anlatışı, mavi gözlerindeki mazi, elinden düşmeyen sigarası, kısa saçları ve uzatmadığı sakalıyla saflığını yitirmiş bir Malakan portresiydi Vasil amca ekranda ve artık hafızamın bir kenarında. Derken Kars’ta Malakan araştırmaları ve Malakan kültürünün yaşatılması için çalışanların başında gelen Vedat Akçayöz bir müjde verir gibi, hala Rus kökenli bir Malakan var ve hayatta diyor, adı da “Tatiyana Paloni” diye de ekliyor. Yaşayan bir Malakan köyü yerine, anılarından beslenebileceğimiz bir miras edinmiş gibi…

 

Yaşayan bir Malakan köyü örneği:

Fioletovo Köyü –Ermenistan

Kars’a gidemeyen, gidip de Tatiyana’yı göremeyen olursa, biraz daha doğuya gidip bugün gelenekleriyle yaşamaya çalışan bir Malakan köyünü görebilir Ermenistan’da, daha kuzeyde Gürcistan’da ve özellikle Stavropol’de, Rusya’da. Fotoğraflar ve küçük anlatımlarla biraz olsun Malakan yaşamını somut hale getirmek için Fioletovo Köyü’ne gidelim şimdi, Kars’ın biraz doğusuna, Ermenistan’ın biraz kuzeyine…

 Image

    Harita 2. Fioletovo’nun konumu                              Fotoğraf 19. Karşılıklı sıralanan Malakan evleri

 Image Image

Fotoğraf 20.21. Lahana tarlasında bir Malakan Kadını / Komşu kasabanın ayakkabı tamircisi Ivan, ve O da bir Malakan

 Image Image

Fotoğraf 22.23. Semaverler burada hala yaşatılıyor ve her Pazar ibadet için toplandıkları Sabranya’dan çıkıp soluğu eski Rusya Yolu üzerinde, semavercilerde alıyor insanlar... / Yaşlı Malakanlar bastonsuz ve yanyana…

 Image Image

Fotoğraf 24.25. Gelecek hafta için ekmek pişirmeye koyulan 54 yaşındaki Anna Zadorkina’nın mutfağındayız. Ekmekleri fırına sürmeden önce “Tanrım, ellerime güç ver” diyor içinden ve eğer bu duayı söylemez ise, fırınından çıkacak ekmeklerin güzel olmayacağına inanıyor / Onlar için kutsal olan ekmekler masaya dizilirken Anna’nın torunu masanın başucunda bekliyor…

 Image Image

Fotoğraf 26.27. Viktor Chechev ve annesi ekşi lahana turşusu kuruyorlar evlerinin arka bahçesinde / Geleneksel taşıma yöntemiyle suyunu sırtlamış bir Malakan, tıpkı bizim köylerimizdeki gibi…

 Image Image

Fotoğraf 28.29. Pazar ibadetinden dönen genç Malakan kızları, atın ipi kendi ellerinde…/ Neredeyse tüm Malakan çocukları biraz utangaç biraz meraklı ve çokça güleç…

 

Hatırlatmalar…

Bugünlerde Malakanlar ile ilgili olarak ülkemizde neler olup bittiği konusunda birkaç hatırlatma…

*    Malakanlar ve Dukhoborlar’ın tarihi konusunda Ivan Semyonov’un “Kafkasya Malakanları ve Dukhoborları Tarihi” adlı 2001 yılında Rusça dilinde yayınlanan kitabının Türkçe çevirisi yakında yayınlanacak ve her iki halk topluluğu ile ilgili ana dilimizdeki kapsamlı kaynak sıkıntısı önemli ölçüde azalacak gibi…

*    Senaryosunu Erkan Karagöz’ün “Rus Kızı Vasilisa” adlı romanından alan ve kahramanları arasında Malakanlar, konuları arasında Malakanlar’ın Kars’tan ayrılışı ve sonrası yaşananların da yer alacağı bir dizi filmin hazırlıkları sürüyor bugünlerde. Eğer kesinleşirse, çekimlerinin Kars’ta yapılması düşünülen bu dizi film tümüyle bir Malakan dizisi değil, bir dönem yapıtı niteliği taşıyacak…

*    Kars Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Vedat Akçayöz ve Araştırmacı yazar Erkan Karagöz öncülüğünde henüz fikir aşamasında olan bir belgesel projesi yapımı düşünülüyor Malakanlar’la ilgili. Hem de Kafkaslara kadar uzanan bir coğrafyada, soru-cevap ve mikrofon ağırlıklı röportajlardan uzak, özgün yaşamlarından kesitlerle…

*    Geçtiğimiz Kasım ayında ikincisi düzenlenen “Uluslar arası Kars Altın Kaz Film Festivali” kapsamında Malakanlar ile ilgili basit bir de kısa film çekildi… Bu konuda bizden daha atik olan Meksika’da ise bundan 9 yıl önce ülkelerinde yaşayan Malakanlar ile ilgili 2 kısa film çekilmiş, yapımcıları şimdi de ülkemizde bu konuyu-belki de birlikte-beyaz perdeye taşımak üzere iletişime geçiyorlar…

*    Kars Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Vedat Akçayöz aynı zamanda bir Malakan araştırmacısı ve bugünlerde Malakanlar ve Malakanizm felsefesinin yaşatılması, daha fazla bilinebilir olması için eskiden Malakanlar’a ait olan yıkık değirmenlerin, köhnemiş evlerin, atölye ve eşyaların, tahrip olan mezarların ve onlardan kalabilmiş en ufak her şeyin yeniden eski günlerine kavuşturulması için çabalıyor. Başta yerel yönetim olmak üzere, konuyu önemseyen bir yerel insiyatifin de olması umutları artırıyor…

*    2007 yılının en önemli kültürel çalışmalarından biri sayılan “Ebru-Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar”, baş mimarı Atilla Durak’ın Türkeye’de kırktan fazla değişik etnik grubu fotoğraflara işlediği, değişik kesimlerden destekçilerin yorumlarıyla zenginleşen etnik bir Türkiye serüveni. Ve bu zengin serüvenin kapısını çalıp gündelik yaşamlarına ortak olduğu ailelerden biri de 2005 yılında henüz Kars’tan ayrılmamış bir Malakan ailesiydi.

 Image

Kaynaklar

Yazılılar…

  • Kars Rehberi, 2007
  • Kılıç Gibi Dosdoğru – KARAGÖZ Ramazan, 2005
  • Malakanlar’ın Toplumsal Yapısı – TÜRKDOĞAN Orhan, 2005
  • Kars ve Çevresinde Aydınlanma Hareketleri ve Sol Geleneğin Tarihsel Geleneği. 1878-1921 – KARAGÖZ Erkan, 2005
  • II. Kars Kent Kurultayı, Kafkasya’da Ortak Geleceğimiz Bildiri Kitabı, 2007

İnternet…

  • http://www.tdk.gov.tr
  • http://www.kars.gov.tr
  • http://www.molokane.org
  • http://www.wikipedia.org
  • http://www.erkankaragoz.com
  • http://members.tripod.com
  • http://www.eurasianet.org
  • http://www.patkerphoto.com
  • http://www.politikars.com
  • http://www.tempodergisi.com.tr

Haritalar… 

  • Harita 1 – www.kars.gov.tr
  • Harita 2 – www.molokane.org

Eskizler…

  • Eskiz 1 – www.molokane.org
  • Eskiz 2 – www.molokane.org

Fotoğraflar…

  • Kapak Fotoğrafları - www.molokane.org
  • İlk Arka Fon Fotoğrafı - Yıldırım Özttürkkan arşivi
  • İkinci Arka Fon Fotoğrafı - www.molokane.org
  • Kapak ve Arka Fon Tasarımları – Çare Olgun Çalışkan
  • www.haberler.com adresinden – 17 numaralı fotoğraf
  • Vedat Akçayöz arşivinden - 9,11,13,15,18 numaralı fotoğraflar
  • Erkan Karagöz arşivinden – 16 numaralı fotoğraf
  • http://www.molokane.org sitesi arşivinden - 1,2,3,4,5,6,7,8,12,14 numaralı fotoğraflar
  • Ruben Mangasaryan arşivinden – 19,20, 21,22,23,24,25,26,27,28,29 numaralı fotoğraflar

 

Sözlüler…

  • Hukukçu, Araştırmacı-Yazar Erkan KARAGÖZ: Kars’ın tarihini ve Malakan Öğretisi’nin ne demek olduğunu yeniden öğrenmemde farklı kapılar aralayan sözlü anlatımı ve paylaştığı arşiviyle bu çalışmada benim en büyük rehberim olmuştur.
  • Kars Kültür Sanat Derneği Başkanı Vedat AKÇAYÖZ: Kars’ta Malakanlar’ın nabzını tutup benimle en taze bilgilerini sözlü olarak belirli ölçüde paylaşan bir diğer önemli kaynak…

 

AÇIKLAMALAR…

[1] Malakanlar : Malakanlar farklı dillerde ve kaynaklarda Malakani, Malakanye, Malakane ve Malakaneh olarak da kullanılmaktadır.

[2] Otokrasi : Hükümdarın, bütün siyasal kudreti elinde bulundurduğu yönetim biçimi.

[3] Dukhoborlar : Malakanlar’la inanç ve yaşam felsefesi anlamında çok yakın özellikler barındıran ve Ukraynalı Don Kazakları’ndan olan bu topluluk da kilise ve çarın hışmına uğramış, şiddete, ikonlara, ruhban sınıfına karşı durmuş, Malakanlara göre daha tutucu ve komünal bir yaşam sürmüşlerdir.

[4] Cendereye sokmak : Manevi baskı altına almak.

[5] Yafta : Kişiye yüklenen haksız suçlama, etiket

[6] Manifesto : Bildiri.

[7] Otantik : Gerçeğe veya aslına dayanan, orijinal.

[8] Sektant : Bir dinin içinde çeşitli yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan, Tanrı'ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri, tarikat.

[9] Ritüel : Ayin / adet haline gelmiş.

[10] Wladimir Atları : Rusya’daki Kadana at ırkından gelir ve atlar bu adı Rusya’nın Wladimir bölgesinden alırlar.

[11] Bolşevizm : Rusya'da 20. yüzyıl başlarında doğan ve Lenin tarafından geliştirilen komünist hareket.

[12] Enikonu : Oldukça, iyice.

[13] Paradoks : Çelişkli.

[14] Hayıf : Haksızlık.

[15] Peyderpey : Azar azar, bölüm bölüm.

[16] Heyhat : Yazık, ne yazık.

[17] Koloni : Bir ülkede bulunan küçük yabancı topluluğu.

Not: Rusların Kars’a yerleştirdikleri topluluklar Malakanlar, Doukhoborlar, Khakhollar, Alman Nemis ve Estonlar, Rum, Karapapaklar, Ermeni, Yezidi ve Asuri gibi çeşitli topluluklardır. 1917 Ekim Devrimi ile birlikte birçok topluluk Rusya’ya ve başka yerlere gitmiştir.

Bir diğer Not: Malakanlar’ın bugün nasıl yaşadıklarına dair somut anlatımım için örnek seçtiğim Fioletovo köyü, sınırlı zaman ve  mecrada erişebildiğim tek örnek alandır. Diğer yaşam alanlarından neden örnek bir yerleşim sun(a)madığımı merak edenler için…

 

Yazara ulaşmak icin…

Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.


Favori olarak ekle (134) | Görüntüleme sayısı: 3787 | E-Posta

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. 28-01-2008 17:24
 
Tebrik
Çare Olgun ÇALIŞKAN'ı iyi hazırlanmış, derli toplu ve tertemiz çalışmasından dolayı kutluyorum. 
Tolstoy'a ulaşıp tepeden tırnağa eleştirdiği devlet denilen acımasız mekanizmayı tekrar tekrar gözden geçirmeli insanlık. 
Masum kızın tarih boyunca hoyratça iğfali hikayesini dünya platformunda hak ettiği şekilde ortaya koymak vicdani bir borçtur.  
Uluslarüstü sermayenin kıyma makinesinden geçirilen zavallı insanlığın ümit ışığı, Kars'taki Malakan'ın kırık mezar taşından fışkırsın.
Kayıtlı
 
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
2. 15-02-2008 01:09
 
Tebrik
harika bir yazıı ellerine sağlık dayıcım :grin :grin :grin :)
Kayıtlı
 
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
3. 21-03-2008 18:44
 
Tebrik
Sevgili Çare, bu topraklara bu kadar çok değer veren ve bu denli sahiplenen Malakanlar için yaptığın araştırma ve paylaşımından dolayı seni tebrik ediyorum ve sorularının aynısı ben de sormak istiyorum.  
Yaşanılan topraklara bu denli bağlı olmak, sürekli üretmek, üretileni ve bilgi birikimini hiçbir çıkar gözetmeden herkesle paylaşmak, sınıfsal farkları olmadan herkese aynı gözle bakmak ve aynı hoşgörü ile yaklaşmak, kimseye zarar vermeden kendi süzgeçlerinden geçirdikleri yalın ibadetlerini yaşamak... Kötü olan hangisidir?  
Hangi davranışları Tanrı ile kendi aralarında yaşadıkları yalın inanca kilisenin baskısını gerektirir? 
Hangi davranışları içlerinde barındırdıkları insanlığın yanında kendilerine özgü yaşam şekillerine Çar 'ın dayatmalarını gerektirir? 
Hangi davranışları inançları gereği geçmişten beri savaşa ve silaha kesin bir biçimde karşı duruşlarının kullanılarak Türkiyeyi terk etmeleri için Kazım Karabekir 'in askerliği zorunlu kılmasını gerektirir? 
Yaşanılanlar karşısında bu sorulara kim cevaplayabilir? Dediğin gibi yaşadıkları ve daha adil bir şekilde yaşamak için göç ettikleri topraklara kattıkları karşısında kanunlar mı , kutsal kitaplar mı ya da vicdanlar mı cevap verebilecek ve adaleti sağladıklarını söyleyebilecekler?  
İnsan eli değmemiş ve değmeyecek olan eşit kollu bir terazi olamayacak mı hiç? Çalışkanlık, doğruluk, dürüstlük, paylaşımcılık, üretkenlik, hoşgörü, eşitlik gibi önemli insanlık özelliklerini örnek almak, korumak, yaymak ve alkışlamak yerine neden inanç, yaşam şekili gibi kişiye özgü olan farklılıklara takılıyor ve tüm güzellikleri hiçe sayıyoruz?  
Teraziye koyulması gereken insanlık değil midir?  
Biz bunu ne zaman başarabileceğiz?
Kayıtlı
 
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >
Özel Arama

plancılarınsesi: ehl-i keyf

Şuan 2 konuk çevrimiçi

Tezler

Makaleler

Yayın Tanıtım

Dünyada Planlama


Dünya`da Planlama Gündemine dair konuları araştırarak Türkçe`ye çevirerek sizlere sunuyoruz. Eğer siz de çevirileriniz ile bizlere katılmak isterseniz Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin. Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresi üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz... 

Örnek İncelemeleri

Dünya`da yapılmış Plan ve Kentsel Tasarım Uygulamaları hakkında görsel ve içerikle ilgili incelemelerimizi bu başlık içerisinde bulabileceksiniz. Eğer siz de derlemelerinizle bizlere katılmak isterseniz Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin. Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresi üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz...

İMP

İstanbul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi (İMP) tarafından hazırlanan ve İstanbul Çevre Düzeni Planı analizleri ile ilgili çalışma bültenlerine ve İMP ile ilgili dökümanlara ulaşabileceğiniz bölümümüz.