Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Çocuklar bağırmıştı “yıkmayın” diye, çocuklar sesi olmuştu Sulukule’nin, haykırışı olmuştu hepimizin, içeri kapatıp kendilerini “SULUKULE YIKILMASIN” diye bağırmışlardı hep bir ağızdan, duyana kadar yıkım görevlileri. Rüya gerçek olmuştu ilk kez, Sulukule’den bir ses çıkıp yıkımı durdurmuştu. Ve çocuktu onlar umutları vardı, sevgileri, hatıraları; Selin Aplaları vardı onlara koşarak gelen iş çıkışlarında, Neşe Aplaları vardı her gün onlarla birlikte olan, Funda ablaları vardı onlarla acıkıp doyan, Yaşar Hocaları vardı dört gözle beklenen, Cem abileri, Kıvılcım, Hacer, Ece, Dilek… o kadar çok kardeştiler ki artık, o kadar çok abla ve abileri olmuştu ki kaybetmek istemiyorlardı, haklıydılar…

Nazar vardı mahallede, inadı inattı, bildiğini okurdu ufacık boyuyla, on kişi peşinden koşsa yaptıramazdı istediğini, Nazar’ın dediği olurdu, oldu.

Selpan vardı, sabah gelirdi çocuk atölyesine ve akşam “gidiyor musunuz” diye öyle bir sorardı ki ayaklar geri geri giderdi.

Şükriye vardı, Afet, Coşkun, Kemal… Dozerler yokken mahallede onlar vardı, orda doğmuşlardı, orda büyümüşlerdi, yıllardır o sokaklarda top oynamışlardı, kapıyı çalmadan girebilmişlerdi karşı eve, Bostan’da maç yapmışlardı, kuşları yakalamışlardı, Paçalı kuşu kaybolduğunda Coşkun’un birlikte aramışlardı, Surların orda çala çala öğrenmişti darbukayı Ciguli ile Bülent, sabahları ilk iş darbukalarını alıp sokağa fırlamaktı. Ve Bugün haykırmışlardı hepsi için, hatıraları için, mutlulukları için, mutsuzlukları için, umutları için, Sulukule için… Ve başarmışlardı. Ama ya sonra kime bağırmak lazım, kime duyurmak bu sesi, kimlere söylemek, ne demek lazım, anlamaları için daha fazla, ne yapmak lazım?

“Evet, çok paramız yok bizim, ama sizin paralarınızın satın alamayacağı kadar çok hatıralarımız var burada” desek anlar mı Mustafa Demir? Ya da “Evet, ucubeyiz size göre ama biz mutluyuz burada birlikte, böyle yaşayabiliyoruz” desek anlar mı başbakan? “Evet evlerimiz var avlulu Osmanlı mimarisi, evet çok eski sokaklarımızın dokusu, ama onları biz koruduk çünkü o avlularla yaşayabildik, paylaşabildik… Çünkü bizlerle yaşadı o avlular, bizler paylaştık yaşamı onların her birinin içinde” desek anlar mı proje müellifleri?

Anlarlar mı mekânları var edenlerin insanlar olduğunu? Kültürlerin yaşanan yerle bütünleştiğini, Sulukule’nin bir mahalleden çok öte olduğunu, oradaki değerleri, Sokağın ev, Evin oda olduğunu, herkesin birbirini tanıdığını, yardımlaştığını, ucube de olsa birlikte hayatı paylaşıldığını… Anlayabilirler mi o küçücük evlerin sıcaklığının başka olduğunu, o sokaklarda yaşantının sürdüğünü, sokakların yaşadığını?

Çocuklar bağırsa, hepimiz bağırsak, Sulukule bağırsa duyar mı birileri? Yoksa sadece sesimizin yankısı bize geri mi döner her zaman olduğu gibi?

-Mışlı geçmiş zamanı, -mışlı anlatmayı çok seven bir toplum olduk artık, -mışlı anlatılınca hesabı verilecek soruların kalmadığı bir toplumuz. Sulukule diye bir yer varmış diyeceğiz çocuklarımıza, orada Romanlar yaşarmış, her gün müzik sesiyle uyanırlarmış, çok güzel şarkıları varmış, sokaklarında müzik sesi eksik olmazmış, masal bu ya bir gün kötü adamlar gelmiş diyeceğiz artık isim vermeden… Çocuklar bağırmış ama onlar duymamış, birer birer yıkmışlar evlerini çocukların, çocuklar çok ağlamış ama onlar duymamış, çocuklar orada çok mutluymuş ama onlar bilmemiş… Peki, masalın sonunda sormaz mı çocuklar şimdi nerde olduğunu o çocukların, Sulukule’nin neresi olduğunu, kötü adamların kimler olduğunu? Çocuklar çok masumdur, kötülük bilmez yürekleri ama hepimizin hafızasında vardır çocukluktan kalma kötü adamlar, her birimiz hatırlarız onları…

Masallar kötü bitmek zorunda değildir her zaman çocukların sesini duyan bir amca kurtarabilir hafızalardaki tüm kötüleri. Unutturabilir kötü günleri ama istemeli bunu gerçekten bir kez olsun çocuklar için istemeli! Tıpkı Nazım’ın dediği gibi:

“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne

allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar

oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında

dünyayı çocuklara verelim

kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi

hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı

çocuklar dünyayı alacak elimizden

ölümsüz ağaçlar dikecekler”

(Nazım Hikmet)

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version