Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

İnsan davranışları ve kurumları üzerine odaklanan bölge biliminin gelişimi sürecinde ekonomi bilim dalı ve mekan boyutu ile de coğrafya bilim dalı, etkili olmuştur. Toplumbilimin ise bölge bilimi içinde ancak son yıllarda etkili olabildiği gözlenmektedir.

Bölge planlama 1960’lı yıllarda nasıl tanımlanmış idi?

Friedmann’ın 1963’deki tanımına göre, akademik bir bilim dalı olarak bölge planlama, tek bir şehirden daha büyük olan herhangi bir alanda, şehir-üstü mekanda insan faaliyetlerinin düzenlenmesi ve sosyal hedeflerin netleştirilmesi ile ilgilenir. Bölge plancılarının mesleki yetkinliğine meydan okuyan kamu politikalarını belirlemek üzere bu kavram kullanılmaktadır.

Bölge planlamanın üç farklı anlamı tanımlanabilir.

1) Bölge planlama ulusal düzeyde bölgesel kalkınma politikası ile eşanlamlıdır (dengeli bütünleşme),

2) Bölgesel düzeyde karar alma ve yatırım projelerinin tasarlanması süreci ile eşanlamlıdır.

3) ulus-altı bölgelerin ekonomik kalkınma programları ile ilgilidir. Öte yandan örtülü olarak, metropoliten gelişme, kaynak yönetimi, tarımsal ve topluluk iyileştirme ile ilgili olduğu ifade edilir.

Bölge planlama çalışmalarının özünü anlamak için öncelikle planlama kavramının kendisine bakılmalıdır. Sosyal ve ekonomik problemleri bir düşünme biçimi olarak planlama geleceğe yöneliktir, amaçların ortaklaşa alınan kararlar ile ilişkisi ile ilgilenir, siyasa ve programların kapsamlılığı ile uğraşır. Kentten daha üst ölçekteki planlama için kuramsal çerçeve;

1. İnsan yerleşmelerinin yapısı bir düğüm ve işlevsel bağlantı sistemi olarak tanımlanabilir.

2. Düğümler gevşek bir hiyerarşik yapıdadır ve bu yapının içi işlevlere göre farklılaşır.

3. Her bir düğümün etrafında, işlevsel etkileşimlerin bir yoğunluk sahası vardır, yoğunluklar merkezden uzaklık arttıkça düşer.

4. Mesafe ile baş etmenin maliyeti, hem aktivitelerin mekanda dağılımı üzerinde hem de herhangi bir yerdeki aktivite düzeyi üzerinde bir etki gösterir.

David Harvey (1973), ‘Sosyal Adalet ve Şehir’ başlıklı çalışmasında, bölge biliminin sosyoloji ile mekansal ara yüzde geliştiğini ifade etmiştir.

‘Bölgesel kalkınmadan yerel kalkınmaya: Siyasa bağlantılı bir bilim dalı olarak bölge biliminin yaşamı ölümü ve yeniden doğuşu’ başlıklı makalesinde Polèse (2006), bölge biliminin gelişimindeki kırılma noktalarını söyle tanımlamıştır:

· Bölge Bilimi 1950’lerde doğduğunda matematiksel, kantitatif, pozitivist ve iyimser özellikler taşıyordu.

· 1950–1980 döneminde, bir siyasa olarak bölge bilimi altın çağını yaşamıştır. Örneğin büyüme kutbu politikası bu dönemde geliştirilmiştir.

· 1980’ler ise, bölge bilimi ve ulusal kalkınma siyasalarının gözden düştüğü dönemlerdir.

· 1990’lar bölge biliminin yeniden doğuş dönemidir. Bu dönemde artık bölgesel gelişme yerine yerel gelişme öne çıkmaktadır. 1990ların ortalarından itibaren gelişen yeni ekonomik coğrafya, ekonomik süreçleri sosyal kültürel ve politik bağlamlarından ayrı görmekten uzaklaştı. Bunun yerine, sosyal kültürel ve kurumsal faktörler ekonomik dinamikleri anlamak için ana faktörler olarak görülmeye başlandı. Önceki tarz`dan farklı olarak, yeni ekonomik coğrafya belirli bir kuramsal bakış açısı ya da metodolojik uygulama tarafından temsil edilmedi. Bunun yerine, post yapısalcılıktan post modernizme ve kurumsalcılıktan feminizme kadar uzanan felsefi duruşların ve sosyal kuramların eklektik bir koleksiyonu olarak nitelendi.

Bölge bilimi temelinde gelişen bölgesel kalkınma politikaları ve bölge planlama uygulamalarındaki gelişmelere bakıldığında ve günümüzde varılan nokta değerlendirildiğinde Türkiye ve yerel bir örnek olarak İstanbul için nasıl bir sonuca varabiliriz?

Bölge planlama açısından değerlendirildiğinde bilindiği gibi İstanbul`un içinde yer aldığı Marmara Bölgesi`nin planlama geçmişi 1960`lara uzanır. Türkiye’de yapılmış olan ilk bölge planlama çalışması olan Doğu Marmara Bölgesi Planı (1963) İmar İskan Bakanlığı bünyesinde hazırlanmıştır. Plan esas olarak, İstanbul’un büyümesinin kaçınılmaz olduğu ve desteklenmesi gerektiği fikriyle oluşturulmuş ve ilke olarak bölgede İstanbul’un gelişmeye devam etmesi benimsenmiştir. Böylece İstanbul’un önce kendi çevresinde bulunan yerleşmeleri etkileyerek, diğer kentlerin de gelişmesine katkıda bulunacağı öngörülmüştür.

Planı yönlendiren temel hedefler ;

· Ülke kalkınmasına bölgenin optimum katılımı: Bölgenin azami kalkınma gerçekleştirerek ülke ekonomisine katkısının optimum düzeye çıkartılması,

· Ülkedeki yatırım özelliklerinden ve gelişme eğiliminden en çok yararlanma: Mevcut altyapı ve devlet yatırımlarının azami ölçüde kullanılması,

· Şehirleşmeyi, büyük şehirleri kabul ve destekleme: Gelişme, şehirleşmeye neden olduğu gibi şehirleşme de gelişmeyi hızlandırır ve büyük şehirler, ülkede sosyal, iktisadi ve kültürel gelişmenin en önemli kaynağı ve yürütücüsüdür düşünceleriyle şehirleşmenin gelişimine tam destek verilmesi,

· Bölgelerarası eşitlik ilkesi ülkenin azami gelişmesini sağlayacak şekilde kısıtlanarak uygulanmalı: Sosyal adalet ilkesi doğrultusunda diğer az gelişmiş bölgelerin de devlet tarafından desteklenmesi, ancak Doğu Marmara bölgesine öncelik verilmesi,

· Belirli bir yatırımla insanların daha iyi şartlarda yaşamasını sağlamak: Tarihi ve doğal değerlerin korunması ile yaşam koşullarının iyileştirilmesidir (Doğu Marmara Ön Planı Raporu, 1963).

Bu planın tüm boyutlarıyla uygulanmadığı ancak temel hedefleri itibariyle bölgeler arası gelişmişlik farklarını arttıracağı görülmektedir.

1999 Marmara depremi sonrasında genelde bölge planlamanın, özelde de Marmara Bölge Planı`nın gerekliliği yeniden gündeme gelmiştir. 2001-2005 dönemini kapsayan DPT Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı`nda (s.67) Kocaeli, Sakarya ve Yalova illerine öncelik vermek üzere Marmara Bölge Planı hazırlık çalışmalarının başladığı yazılmaktadır. Bu çalışmanın ön hazırlıkları yapılmış olmakla birlikte geliştirilmemiştir.

Yakın dönemde hazırlanan İstanbul İli Çevre Düzeni Planı hazırlık çalışmaları esnasında Marmara Bölgesini kapsayan belirli araştırma ve değerlendirmeler yapılmıştır. Ancak plana ilişkin görüş bildiren hemen hemen tüm kesimler Marmara Bölgesi için tüm ilgi gruplarının mutabakatı ile oluşmuş bir üst ölçekli bölgesel planının gerekliliğine değinmiş ve üşt ölçekli bölge planı kararlarına dayanmamış olması nedeniyle de İstanbul Çevre Düzeni Planını eleştirmişlerdir.

Türkiye`de bölgesel politikaların AB ile uyumlulaştırıldığı ve ulusal topyekun kalkınma için bölgesel ve yerel politikaların geliştirildiği bilinmektedir.

Geçtiğimiz yıl OECD Bölgesel Kalkınma Politikaları Komitesi, DPT ve İBB işbirliği ile stratejik planlama yaklaşımıyla hazırlamış olduğu İstanbul metropoliten alanı inceleme çalışmasını tamamlamıştır. Bu çalışmada İstanbul`un demografik ve ekonomik açıdan Türkiye içindeki önemi vurgulanmış, sosyo-ekonomik gelişme eğilimleri ve fırsatların yanı sıra İstanbul’un karşı karşıya olduğu çeşitli risk ve tehditler sıralanmıştır. Çalışmada yer alan tematik analiz başlıkları İstanbul’un Uluslararası rekabet edebilirliği, sürdürülebilirlik ve yönetişimdir. Bir ulus-üstü kurumun işbirliği ve önderliğinde hazırlanmış olması itibariyle dikkate alınması gereken bu çalışmanın bir sonraki adımı, İstanbul için ana strateji ve önceliklere bağlı yerel eylem planlarının oluşturulması ve izleme sistemlerinin oluşturularak projelerin geliştirilmesi, yaşama geçirilmesidir.

Kalkınma perspektifini içeren bölge planlama yaklaşımının, doğal kaynak ve değerler ile toplumsal değerleri baz alarak ve alan temelli değil işlevsel bölgeye referansla geliştirilmesi gerekmektedir.

Yakın tarihte kurulmuş olan İstanbul Kalkınma Ajansının da ekonomik hedefler yanı sıra sosyal hedefleri ilgi gruplarının katılımı ile tanımlayarak yerel sosyal politikaları oluşturması ve kentsel bölgenin ekonomik önceliklerine ilaveten toplumsal önceliklerini tanımlayarak yaşama geçirmesi beklenmektedir.

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version