Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Ekonomik ve sosyal yapıdaki çok önemli dönüşümleri zorlayan bu gelişmelerin mekansal yapıdaki etkisi de çok önemli oldu. Bu nedenle, son iki yirmi yıl kentsel ve bölgesel gelişme yazını hangi yeni kavramsal çerçevelerle bu gelişmelerin tanımlanması gerektiği, öne çıkan yeni mekansal birimlerin hangi koşulların zorlaması sonucu ortaya çıktığı üzerinde yoğunlaştı. Tüm bu yazın içinde “kent bölge” yeni bir mekansal ölçek olarak en fazla tartışmanın, araştırmanın ve politika arayışlarının yoğunlaştığı kavram oldu.

Kent bölge kavramı özellikle küreselleşme dönemindeki yeniden yapılanmanın ve ulus devleti temel alan bir yapıdan yeni mekansal ölçeklerin öne çıktığı bir yapıya geçiş sürecinde “küreselleşmeye uyumu” kolaylaştıran mekanlar olarak tanımlandı. Kent bölge tartışmaları ağırlıklı olarak küreselleşmenin etkileri odaklı oldu. Buna karşılık kent bölgelerin iç dinamikleri, yapılarının dönüşümü, bu dönüşümde etkili olan kamu politikaları ve planları neredeyse tümüyle gözardı edildi ve kent bölgelerin ulus mekan içindeki işlevleri geri planda kaldı.

Bu söylem biçiminin Türkiye’de de yaygın olarak benimsendiğini ve kent bölgeler üzerine yapılan tartışmalarda bu yaklaşımın fazlaca sorgulanmadan sürdürüldüğünü görüyoruz. Ancak, son dönemde, bu söylem biçimine yönelik gideren artan eleştirilerin ve kaygıların ortaya çıktığınıgörüyoruz ve Türkiye’deki gözlemlerimiz de bu eleştirileri destekliyor. Küreselleşme söylemiyle bütünleşen kent bölge yazının bütün çekiciliğine karşın, günümüzde küresel kapitalizmin ve küresel ilişkilerin mantığını öne çıkaran bir kuramsal çerçeveye hapsolmanın getirdiği zayıflık giderek daha fazla ortaya çıkıyor (Brenner, 2003; Jonas ve Ward, 2002; McCann, 2002; Ward ve Jonas, 2004). Kent bölgenin bir ülkenin mekan organizasyonun değişimini en iyi şekilde tanımlayabileceği, bu nedenle kent bölgelerin ve kent bölgelerinde ortaya çıkan “kent-bölgecilik” olarak da adlandırılabilecek yeni karar süreçlerinin yalnızca küresel neo-liberal projenin bir parçası olarak tanımlanmasının yanlış olacağı üzerine tartışmaları bu kapsamda öne çıkıyor (Harding, 2007; Jonas ve Ward, 2007).

Bu eleştirel bakışın sonucunda kent bölgeler üzerine yeni tartışmaların gündeme geldiğini görüyoruz. Bu tartışmalardan yararlanarak nasıl yeni bir kent bölge paradigması kurulabilir? Bu yazıda bu soruyu yanıtlamaya çalışacağız. Ancak öncesinde küreselleşme odaklı ve küresel ekonomideki gelişmeleri belirleyici olarak kabul etmekte olan kent bölge söyleminin içeriğini dört ana başlıkta özetleyelim.

Rekabetçilik Açısından Göreli Üstünlükleri Olan Mekanlar Olarak Kent Bölgeler: Küreselleşme  bir yandan rekabeti artırırken, öte yandan bu rekabet içinde yer alan kentlere çeşitli fırsatlar yarattığı öne sürülmektedir. Örneğin, mevcut yazın yerel düzlemde oluşan dışsalllıkların yarattığı göreli avantajları kullanarak küresel ekonomiye kolay uyum sağlayabilen kentlerin hızla büyüdüklerini ve kentte yaşayanlara refah artışı sağladıklarını belirtmektedir (Begg,1999; Boschma, 2004). Öte yandan, küresel piyasalara eklemlenen kentlerin yerel değerleri yeniden düzenleyerek bunların küresel dolaşımını sağladığı öne sürülmektedir (Malecki, 2004; Sassen, 2002). Bu koşullarda bir kentin rekabet gücü kazanması dünya ekonomik sistemine sunabildiklerinin yanı sıra, bu sistemle ne ölçüde bütünleştiği ile ilişkili olmaktadır.

Değişik bakış açılarına göre değişse de özellikle Avrupa’nın rekabet gücünü artırmak için daha büyük kentsel yerleşmelere gereksinim olduğu görüşü politika koyucular arasında benimsenmektedir (Balducci ve diğerleri, 2004). Ana kentlerin uluslararası konumlarını ve rekabet güçlerini çevrelerindeki, farklı işlevleri üstlenen yerleşimlerle kurdukları işbirliği ağları ile artırdıkları ve kent bölgeye dönüştükleri görülmektedir. Çevrede yer alan göreli olarak daha küçük ve ekonomik açıdan daha zayıf olan yerleşmeler ana kentin yardımı ile uzmanlaştıkları alanlarda yöneldikleri pazar nişlerine daha kolay ulaşabilmekte ve bir bütün olarak küresel piyasalara eklemlenebilmektedir. Bu nedenle metropolitan merkezle bütünleşmiş olan çok odaklı kent bölge yapılarının rekabetçilik ortamında daha başarılı olacakları şeklindeki varsayım küreselleşme yazının temelinde yer almaktadır.

Yeni Bir Ölçek Olarak Kent Bölge: Küreselleşme sürecinde mekansal ölçeklerin yeniden tanımlaması söz konusudur. Kürelleşme bir yandan rekabete dayalı bir ekonomik yeniden yapılanmayı zorlarken, öte yandan kurumsal yapıdaki değişimleri gündeme getirmektedir. Salet, Thorley ve Kreukels (2003) 1980 sonrasında devletin toplumdaki düzenleyici rolü azaldıktan ve farklı devlet kurumları arasındaki ilişkiler değiştikten sonra Avrupa’daki mekansal kurumlaşmanın da değiştiğini belirtmektedirler. Diğer bir deyişle, sosyal refah devletinden farklı ve karmaşık bir devlet biçime geçiş kent bölgedeki kurumlaşmanın değişimini de beraberinde getirmiştir. Metropolitan alanlar ve kent bölgeler kendilerini küresel ekonomide ve küresel ağlar içinde yer bulabilmek için ulus devletin içinde ve ötesinde konumlamaya çalışmışlardır.

Bu konumlama mekansal ölçeklerin yeniden tanımlanması ile ilişkilidir (Kazepov, 2007). Mekansal ölçeklerin tanımlanması devletin mekanda örgütlenme biçiminde ve değişik mekansal birimlerde uygulanan politikaların ağırlıklarının değişmesi ile ortaya çıkmakta, veya doğrudan yönetimin yeniden yapılandırılması ve reformu ile farklı ölçeklerde yer alan kurumların mali kapasitelerinin yeniden tanımlanması ile mümkün olabilmektedir. Doğal olarak bu süreçte farklı karar vericiler arasında pazarlıklar olmakta ve alınan kararlar ve düzenlemelerin meşruiyetinin kurulması gerekmektedir.

Metropolitan Alanlardan Kent Bölgeye: Devlet tarafından sağlanan korumanın azaldığı ve liberalleşmenin ekonomik piyasalara egemen olduğu bir ortamda metropolitan merkezler küresel ağlar içinde avantajlı konum elde etmeye çalışmışlardır. Bu amaçla ekonomik yapıda önemli değişimler yaşanırken, mekanda da önemli dönüşümlerin gerçekleştiği görülmektedir. Bu değişimlerin ilki metropolitan alanların giderek yayılarak genişlemesi şeklinde ortaya çıkarken yeni ortaya çıkan mekansal ölçeğin ana odağın çeperinde yer alan farklı uzmanlaşmış yerleşmeleri içine alan bir kent bölge tanımının ortaya çıktığı görülmektedir. Çeşitli çalışmalar kent bölgenin fiziksel sınırlarını tanımlarken, daha önce de değinildiği gibi “anakentin ayak izlerinin belirlendiği alan” deyimi kullanılmakta ve iş olanakları, konut ve hizmetlerin arz ve sunumu arasındaki ilişkilerle tanımlanan ve yönetsel sınırlarla betimlenmeyen bir mekandan söz edilmektedir. Kent bölge içinde yer alan mekansal alt birimler arasında değişik türde etkinliklerden kaynaklanan insan ve mal akımlarının yoğunluğu kent bölgenin mekansal sınırlarını belirlemektedir.

1980 sonrası ortaya çıkan kent bölge yazınında tekil yerleşmelerin rekabet güçlerini artırmak için kurdukları paylaşım ağlarının yardımıyla yeni mekansal bir düzlem oluşturmakta olduğu çeşitli çalışmalarda dile getirilmektedir (Meijers, 2005). Birden fazla odağın birarada yer aldığı kent bölgeler çok odaklı kent bölge diye adlandırılırken, ağ kentler  ‘network cities’ (Batten, 1995), kent ağlar ‘city networks’ (Camagni ve Salone, 1993), çok çekirdekli metropoliten bölgeler ‘polynucleated metropolitan regions’ (Dieleman ve Faludi, 1998) gibi deyimler kullanılmaktadır.

Yeni yönetişim biçimlerinin uygulama alanı olarak kent bölgeler: Özellikle Avrupa kaynaklı kent bölge yazınında kent bölge kavramı ile bölgesel yönetişim arasında büyük bir koşutluk göze çarpmaktadır. (Balducci ve diğerleri, 2004). Küreselleşme sürecinde rekabet gücünü artırabilmek için bölge içindeki yerleşmeler arasında eşgüdüme ve paylaşıma gereksinim vardır. Geçmiş dönemlerde de yerleşmeler arasında paylaşım ve yardımlaşmaya dayalı birliktelikler oluşmasına karşılık, henüz geçerli bir kent bölge modelinin oluşmadığı ifade edilmektedir. Ülkeden ülkeye değişen deneyimler ve kent bölgelerde yaşanan değişimler Avrupa’daki her kent bölgenin bir şekilde kendi çözümünü bulmak ve örgütlenme modelini belirlemek zorunda olduğunu göstermektedir (Salet ve diğerleri, 2003; Albrechts ve diğerleri, 2003). Ancak, görgül çalışmalar yönetim gücünün kent bölge ölçeği dışında gerçekleştiğini göstermekte güncel söyleme fazla da destek sağlamamaktadır.

KENT BÖLGEYE FARKLI BAKIŞ

Yukarıda kısaca özetlenen kent bölge tartışmaları oldukça zengin ve çekici tanımlamaları gündeme getirse bile, günümüzde iki nedenden kaynaklanan yeni bir kavramlaştırma ve paradigma arayışı söz konusudur. Bunlardan ilki, Keynes türü refah kurumlarının yok oluşu, merkezi devletin gücündeki düşüş ve kent bölgelerin devlete doğrudan bağlı olmayan özerk idareler haline gelmesi şeklindeki küreselleşme odaklı tartışmaların oldukça yapay bir resim çizdiğinin görülmesidir. İkinci olarak, neo-liberalizmin kurumsal ve siyasal sınırlarına ulaşması ve pazar odaklı politikalar ve uygulamaların yarattığı olumsuz ekonomik sonuçları ve sosyal dışsallıklarının bu süreçte önemli olduğunun anlaşılmasıdır. Çelişen çıkarlar ve dağıtılan refahtan ve gayrimenkul pazarındaki hakların aktarımından daha fazla yararlanma çabalarına bağlı olarak farklı kesimler arasındaki gerilimler ve mücadeleler artmaktadır. Siyaset bu çerçeve yeniden şekillenirken mekanı doğrudan etkilemekte ve mekansal kararlar siyasallaşmakta ve bölüşümün kuralları yeniden tanımlanmaktadır.

Bu nedenle günümüzde 1980’lerde baskın olan “devletin yetkilerinin azaltılması ve yok edilmesi sürecini” belirleyen politikalardan geriye dönüş söz konusudur. Bu görüşe göre 1990’larda gündeme gelen yeni ekonomik yaklaşım neo-liberalizmin uygulama alanlarını ve araçlarını genişletmekte ve geçmişteki küçük devlet anlayışına ters olarak,  geniş katılımlı yönetişimi ve makroekonominin yönetiminde düzenleyici hedeflerin belirlenmesi durumunda kamu müdahalesini ve harcamalarını benimsemektedir. Ancak, devletin bu yeniden rol kazanma çabaları sürecinde yeni eşitsizliklerin gündeme geldiğini de söylemek kolaylıkla mümkündür.

Bu nedenle kentsel bölgelerin yeniden irdelendiği ve fazlası ile stilize edilmiş küreselleşme yazınına seçenek olarak yeni bir ele alış biçiminin geliştirilmesi gereklidir. Bu yazıda küreselleşmenin belirleyiciliği gibi tepeden ve dışsal bir etkiye odaklanan bakış açısı yerine, kent bölgenin iç dinamiklerine ve tabandan gelen taleplere yönelik olarak yeni bir paradigma oluşturulabileceği ve yeni paradigmanın aşağıda sıralanan ana başlıklarla  tanımlanabileceği görüşünü öne sürmek istiyorum.

Üretim mekanları değil, sosyal yapının yeniden üretildiği mekanlar olarak kent bölgeler: McGuirk (2007)’in öne sürdüğü gibi küreselleşmeye odaklanan bakış açısının en önemli eksikliklerinden biri üretime odaklanılması, buna karşılık değişimin sosyal yapının yeniden üretilmesi ile ilgili boyutlarının gözardı edilmesidir. Küreselleşmede sosyal yapının özellikleri ve sosyal ilişkiler yalnızca ekonomik rekabet gücü bağlamında değerlendirilmektedir. Rekabet gücünün bu şekilde değerlendirilmesi belirli bir zaman kesitinde mekanın sunduğu olanakları öne çıkarmakta, ancak sosyal açıdan sürdürülebilirlik, toplumun kendini yeniden üretebilmesi konuları tümüyle çerçevenin dışında yer almaktadır (Ward ve Jonas, 2004). Toplumun kendini yeniden üretilebilmesi için yaşam kalitesinin belirli bir aşamaya getirilmesi gereklidir. Diğer bir deyişle, açık alanları korumak, ulaşım için harcanan süreyi kısaltmak, kamu ulaşım sistemini geliştirmek, ödenebilir fiyatta konut sunumunu gerçekleştirmek, hizmetlere ulaşılabilirliği kolaylaştırmak ve sadece küreselleşme sürecinde öne çıkan iş olanaklarını değil, aynı zamanda iyi ücretleri olan mevcut işleri korumak (Krueger ave Savage, 2007: 215) toplumun kendini yeniden üretebilmesi için gereklidir. Bu şekilde değerlendirildiğinde kent bölgelerin yaşam ve çevre kaliteleri yabancı sermayeli firmaları veya çok becerili ve yetenekli kişileri çekmek açısından değil, bu alanlarda yaşayanların yaşamlarını daha iyi sürdürmeleri ve kent bölge içinde tutunabilmeleri açısından önem kazanmaktadır. Bu nedenle de küreselleşme sürecinden daha fazla pay almak ötesinde ekonomik gelişme sürecinin getirilerinin farklı sosyal grupların yaşamlarını değiştirecek olanaklara ulaşmak için gösterdikleri çabalar ve izledikleri yol önem kazanmaktadır.

Tabanda oluşan dinamikler ve sosyal hareketlerle şekillenen bir yeni mekansal düzlem olarak kent bölgeler: Kent bölgelerde yaşanan değişimleri ve farklı politika oluşumlarının tümünü küresel yapıya uyum şeklinde algılamak oldukça yanlış değerlendirmelere yol açmaktadır. Yerel dinamikler metropollerin/kent bölgelerin sadece küresel sisteme uyumlarındaki öznellikleri belirlemekle kalmamakta, aynı zamanda yereldeki güç dengeleri ve kaynakların yeniden dağılımına ilişkin kuralları belirlemektedirler.

Metropolitan veya kent bölge düzleminde ortaya çıkan yönetişim temelli karar verme süreçleri yalnızca küresel rekabet gücüne gereksinim bağlamında değerlendirilmemelidir (McCann, 2002). Bu süreçlerin önemli bir bölümü üretimin, siyasi ortamın ve tabandan gelen yeni kurumlaşma taleplerinin sonucu olarak ortaya çıkmışlardır (Krueger ve Savage, 2007). Sosyal hareketlerin çoğu kaynak ve refah dağılımının yeniden yapılmasını talep etmektedir. Sosyal dinamikler ve sosyal hareketlerin kent bölgelerdeki yönetişim sisteminin belirlenmesinde de öne çıktığı ve özellikle yönetim biçimlerinin şekillenmesinde sosyal refah hizmetlerinin nasıl sunulacağı ve refahın nasıl paylaşılacağı konusunun kent bölgelerin yapılarındaki dönüşüm açısından önemli olduğu görülmektedir. Kent aktörleri ve kurumları arasındaki birliktelikler ve sürtüşmeler kent bölgelerdeki değişimi belirlemektedir. Bu yeni bir durum da değildir. Harvey (2003:939) belirttiği gibi “kentler hiç bir zaman karışıklıklardan, sürtüşmelerden ve şiddetten arınmış mekanlar olmamışlardır”.

Bu çerçevede öne çıkan bir diğer konu da özel mülkiyete bazı hakların devri ile ilgilidir. Yeni ekonomik koşullar çıkarların ve servetin farklı sosyal gruplar arasında yeniden bölüşümü anlamına gelmektedir. Ancak bu bölüşümün nasıl olacağı farklı sosyal gruplar arasındaki mevcut uzlaşmaları değiştirirken, özellikle yeni düzende kendini dışlanmış hissedenler ile yeni düzenden çıkar sağlayanlar arasında gerilim yaratmaktadır. Küreselleşme yazını ise, son yıllarda kentsel arsa ve gayri menkul piyasasındaki bölüşümün yarattığı gerilim ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sosyal hareketler üzerine fazlaca durmamaktadır. Gerçekte, bu gerilim ve sürtüşme ve bölüşüm kent bölgelerdeki gelişmeleri izlemek açısından son derece önemlidir (Swyngedouw ve diğerleri, 2002; Swyngedouw, 2005; Moulaert ve diğerleri., 2003).

Yeni bir demokrasi anlayışının uygulama birimi olarak kent bölgeler: Kent bölgelerin yeni bir bağlamda tartışılması, bu bölgelerin siyasi dinamiklerinin tanımlanması ve demokrasi ve demokratikleşme açısından yaşanan gelişmelerin irdelenmesi kent bölgeleri farklı bir çerçevede kavramsallaştırmaya olanak sağlamaktadır.

Küreselleşme yaklaşımı ile kent bölgelere bakış ve bu bölgelerde yeni yönetişim mekanizmalarının gündeme gelmesi mevcut yazında demokratikleşme açısından farklı değerlendirmelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Purcell (2007) farklı demokrasi tanımları çerçevesinde neo-liberal politikaların egemen olduğu bir çerçevede kent bölgede ortaya çıkan ve önerilen politikaların ve uygulamaların farklı şekilde değerlendirebileceğini belirtmektedir. Demokrasi neoliberalizm’le ne ölçüde bağdaşır, ne ölçüde karşı çıkar?

Neoliberalizme karşı görüşlerde bu düzenin demokratikleşmeyi engellediği öne sürülmesine karşılık, mevcut karar verme süreçlerinde yaşanan gelişmeler demokrasi tartışmalarında kafaları karıştırmakta ve çoğu kez neo-liberal bakış açısını meşrulaştırmaktadır. Bunun en önemlisi katılımcı karar verme süreçlerinin gündeme getirilmesidir. Rekabet için dayanışmacı karar verme süreçleri neo-liberal gündemi desteklemektedir. Katılımcı süreci öne çıkaran tartışmalarda bu süreçte kimin ne kazanabildiği üzerinde de durulmamakta, katılım bir araç değil bir amaç haline gelmektedir. Halbuki bölüşüm küreselleşme ile gelen yeni politikaların en başarısız olduğu alandır.

Devletin rekabet gücünü artırmaya yönelik çabaları kapsamında kent bölgeler: Kent bölgeyi küreselleşme yazının öngördüğü (Scott, 2001) gibi ulusal kademeler içinde yer almayan ve mevcut sosyal oluşumların dışına çıkan bağımsız bir birim olarak tanımlamak doğru değildir. Ulus devletin yetkilerini alt ölçeklere devretmesi ve giderek azalan rolü tartışmaları geçerli olmakla birlikte, pek çok kez ifade edildiği gibi bu durum, ulus devletin tümüyle ortadan kalktığı veya devletin içinin boşaltıldığı anlamına gelmemektedir.

Nitekim ulus devletlerin son dönemde ülkenin bir bütün olarak rekabet gücünü artırmak, farklı sektörlerdeki rekabetçiliği desteklemek ve firmalara yenilikçilik konularında destekler sağlamak şeklinde kabaca özetlenebilecek politikaları gündeme getirdikleri görülmektedir. Bu çerçevede kent bölgelerin çoğu bulunduğu ulus devlet için Sidney örneğinde tanımlandığı gibi “altın yumurlayan tavuk” olarak algılanmakta (Mc Guirk, 2007) ve ülkenin rekabet gücü bunu kent bölgeler üzerinden tartışılmaktadır. Bu nedenle, kent bölge söylemi aynı zamanda ulusal bir ekonomik kalkınma projesinin başlangıç noktası haline gelmektedir. Rekabet gücünü artırmak günümüzde pek çok ülkenin gündeminde yer alırken, bunu başarabilmek için gerekli altyapı ve gerekli kurumlaşmanın bir bölümünün devlet tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir. Devletler bu konuda öncü rol oynamak için oldukça hevesli görülmektedir. Keynesyen dönemdeki kadar bütüne yönelik ve devlet güdümlü politikalar ve planlar söz konusu olmasa bile, bu alanlardaki gelişmenin tümüyle kendiliğinden olmasına izin verilmesi söz konusu değildir. Ancak, müdaheleler çoğu kez daha seçici ve parçacı nitelikte olup, Keynesyen politikalardan bu yanı ile farklılaşmaktadır.

YENİ BİRLİKTELİKLER VE DEMOKRASİ  TALEPLERİ ÜZERİNDEN KENT BÖLGELERİ TANIMLAMAK

Yukarıda sunulan özet değerlendirmeler kent bölgelere yönelik küreselleşme bağlamlı yaklaşımın kent bölge olgusunu kavramamız açısından çekici ancak abartılı bir çerçeve sunduğunu ve bunun ötesinde bu mekanlarda ortaya çıkan sorunların kavranmasında ve bunlara yönelik politika ve plan geliştirilmesi açısından bir çerçeve sunamadığını göstermektedir. Bu nedenle kent bölgelerdeki gelişmeleri sadece küresel ekonomik koşullara verien bir tepki olarak değil, aynı zamanda bu süreçten daha fazla pay alabilmek ve bunun için de gerekli sosyal gruplar arasında yeni paylaşım biçimleri oluşturmak şeklinde tanımlamak, hem sürecin daha iyi anlaşılmasını hem de eknomik determinist bir yaklaım ötesinde yeni bir açılımla mekana yönelik politika oluşturulabilmesini sağlayacaktır.

Bu yazıda sunulan kavramlaştırma sosyo-mekansal süreçlerin tanımlanmasının kent bölgelere yönelik hazırlanan politika ve planlar için küreselleşmenin etkileri kadar önemli olduğu ve özellikle 1980 sonrasındaki neo-liberal gündemin tanımladığı koşullara uyum ötesinde, bu uyum sürecinde ortaya çıkan eşitsizlikleri ve paylaşım süreçlerini ön plana alan bir çerçevenin özellikle müdahe araçları ve planlama yaklaşımı açısından gerekli olduğunu vurgulamaktadır.

KAYNAKÇA

ALBRECHTS, L., HEALEY, P. ve KUNZMANN, K.R. (2003) ‘Strategic Spatial Planning and Regional Governance in Europe’ Journal of the American Planning Association, 69.

BALDUCCI, A., KUNZMANN, K.R. ve SARTORIO, F.S. (2004) Towards Creative City Region Governance in Italy and Germany, DISP 158.

BATTEN, D.F. (1995) ‘Network Cities: Creative Agglomerations For The 21st Century’ Urban Studies, 32, 313-327.

BEGG, I. (1999) ‘Cities and Competitiveness’ Urban Studies, 36, 795–809.

BOSCHMA, R.A. (2004) ‘Competitiveness of Regions from an Evolutionary Perspective’ Regional Studies, 38 (9), 1001-1014.

BRENNER, N. (2003) ‘Metropolitan Institutional Reform and the Rescaling of State Space in Contemporary Western Europe’ European Urban and Regional Studies, 10 (24), 297-324.

CAMAGNI, R.P. ve SALONE, C. (1993) ‘Network Urban Structure in Northern Italy: Elements for a Theoretical Framework’ Urban Studies, 30(6), 1053-64.

DIELEMAN, F.M. ve FALUDI, A. (1998) ‘Polynucleated Metropolitan Regions in Northwest Europe: Theme of the Special Issue’ European Planning Studies, 6, 365-377.

HARDING, A. (2007) ‘Taking City Regions Seriously? Response to Debate on ‘City-Regions: New Geographies of Governance, Democracy and Social Reproduction’ International Journal of Urban and Regional Research, 31 (2), 443–58.

HARVEY, D. (2003) ‘The Right to the City’ International Journal of Urban and Regional Research, 27 (4), 939-41.

JONAS, A.E.G. and WARD, K. (2007) ‘Introduction to a Debate on City-Regions: New Geographies of Governance, Democracy and Social Reproduction’ International Journal of Urban and Regional Research, 31 (1), 169–78.

JONAS, A.E.G. ve WARD K. (2002) ‘A World of Regionalisms? Towards a US–UK Urban and Regional Policy Framework Comparison’ Journal of Urban Affairs, 24, 377–401.

KAZEPOV, Y. (2007) ‘The Subsidiarisation of Social policIes: Territories and Actors in a Changing Europe’

KRUEGER, R. ve SAVAGE, L. (2007) ‘City-Regions and Social Reproduction: A ‘Place’ for Sustainable Development?’ International Journal of Urban and Regional Research, 31 (1), 215–23

MALECKI, E.J. (2004) ‘Jockeying for Position: What It Means and Why It Matters to Regional Development Policy When Places Compete’ Regional Studies, 38 (9), 1101- 1120.

McCANN, E.J. (2002) ‘The Urban as an Object of Study in Global Cities Literatures: Representational Practices and Conceptions of Place and Scale’ içinde HEROD, A. ve Wright, M. (Der.), Geographies of power: placing scale, Oxford: Blackwell.

McGUIRK, P. (2007) ‘The Political Construction of the City-Region: Notes from Sydney’ International Journal of Urban and Regional Research, 31 (1), 179–87.

MEIJERS, E. (2005) ‘Polycentric Urban Regions and the Quest for Synergy: Is a Network of Cities More Than the Sum of the Parts?Urban Studies, 42 (4), 765-781.

MOULAERT, F., RODRIGUEZ, A. ve SWYNGEDOUW, E. (2003) The Globalized City: Economic Restructuring and Social Polarization in European Cities, Oxford: Oxford University Press

PURCELL, M. (2007) ‘City-Regions, Neoliberal Globalization and Democracy: A Research Agenda’ International Journal of Urban and Regional Research, 31 (1), 197–206.

SALET, W., THORLEY, A. ve KREUKELS, A. (2003) Metropolitan Governance and Spatial Planning, London and New York: Spon Press

SASSEN, S. (2002) ‘Locating Cities on Global Circuits’ Environment and Urbanization, 14 (1), 13-30.

SCOTT, A.J. (2001) ‘Globalization and the Rise of City-Regions’ European Planning Studies, 9 (7), 813–24.

SWYNGEDOUW, E. (2005) ‘A New Urbanity? The Ambiguous Politics of Large-Scale Urban Development Projects in European Cities’ içinde W. SALET ve S. MAJOOR (Der.), Amsterdam Zuidas European Space, Rotterdam: 010 Publishers.

SWYNGEDOUW, E., MOULAERT, F. ve RODRIGUEZ, A. (2002) ‘Neoliberal Urbanization in Europe: Large-Scale Urban Development Projects and the New Urban Policy’, Antipode, 542-575.

WARD, K. ve JONAS, A.E.G. (2004) ‘Competitive City-Regionalism as a Politics of Space: a Critical Reinterpretation of the New Regionalism’ Environment and Planning A, 36, 2119–39.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version