Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

 

Üniversitenin ilk yıllarında kültürün ve sanatın herhangi bir (birkaç bile demiyorum) dalına heves eden ben ve benim gibi birçok meslektaşımsa, eline aldığı çalgı aletini, ebru boyalarını, gittiği tiyatro provalarını, öğrenci kulüplerini, birim zamanda okuduğu kitap sayısını, çıktığı-gittiği şenlik konserlerini bir zaman sonra, istemeyerek de olsa bırakmak, azaltmak durumunda kalmış, artık hayata atılmış birer meslek insanı olmaya başlamışlardır.

Suya kavuşan caretta caretta’lar gibi artık daha çetin ve yoğun bir hayat mücadelesi başlıyor demektir. Hele ki İstanbul gibi kaotik bir şehirde mesleğini önemsemek ve üretmeye çalışmak, şehir ve bölge plancıları için birçok diğer meslek gruplarına göre daha çetrefilli bir mücadele olsa gerek… Böylece gönülden bağlanarak başlayan ve sonraları arta kalan zamanların değerlendirildiği bir etkinliğe benzemeye başlamıştı sanat-kültür adına elimizin değdikleri… Tıpkı gece yatmadan önce ele alınan kitaplara ayrılan dakikalar gibi, ne yeterince samimi ne de yeterince yararlı! Halbuki daha üniversite yıllarında, üretmek için en aç olduğumuz; beynimizin, bedenimizin en diri olduğu zamanlarda sanata, kültüre isteyip de bağlı kalamadıysak, bir yerlerde, birilerinin ısrarla görmediği ya da çözmeye çalışmadığı sorunlar var demektir.  Yoğun bir yazılı-ezber bilgi bankası olma yolundaki yaratımdan uzak eğitim anlayışımız; bitmek bilmeyen projeler, jüriler, ödevler; kimimizin sosyo-ekonomik yetersizlikleri; halden anlamayan sistemin halden anlayan akademisyen-talebe eksikliği… diye uzayıp giden koca bir liste… İçinde bir biz yokuz, kendimiz…

Öz eleştiri sırası şimdi kendimizde… Mesleğe atılmış veya atılacak olan talebelerde… Namıdiğer öğrenmeye devam etmek isteyenlerde, mesleğini ve mesleği dışında beslenebileceği türlü faaliyetleri yeniden akıllarına getirebilenlerde… Ama bu kez kumdan kaleler yaparak değil, kıyıdan uzakta harcı karılmış, tuğlalarla örülmüş kaleler kurarak, içinde bulmalıyız kendimizi… Geçmişte elimizin değdiği, fikrimizin istediklerini bıraktığımız yerden bu yeni ve sağlam kale içlerine taşımalıyız belki bir kişi, belki de imece… Kendi ihmallerimizi kapatmaya başlamak, yine ve yeniden…

Bu soyut mekan kurgusunu ve içinde yeniden yapabileceklerimizi bana hissettiren şey ise yerin altından çıkagelen taptaze notalar ve aklıma soktuğu notlardı. Ne mesleğimize kayıtsız kalabilen ne de müziksiz yapabilen üç meslektaşım ve onlarla aynı yola gönül koymuş arkadaşlarının ilk ortak meyvelerini afiyetle yiyorum günlerdir ve yedikçe bitmeyip, lezzeti artıyor içimde… Bu güzel meyveyi veren ağacın adı “Ehl-i Keyf” ve meyvesi de “Yeraltından notalar”.

 


Image

Fotoğraf. Grup Ehl-i Keyf

 

İlk dinlediğimde aklıma gelen şeyi evime varır varmaz yapıp, bir süredir ihmal ettiğim gitarımı kılıfından çıkardım ve gerçekten özlediğimi anladım. En çok da ihmal ettiğimi, emeğimi esirgediğimi anladım ve sonrasında sağlam bir kale içi özgürlüğü düşledim… Öz eleştiri sırasının kendimizde olduğunu anlamak için ben bu meyveyi bekliyormuşum demek ki, onu anladım… Belki de “Zardanadam” grubu ve meyveleri ile benzer düşüncelere daha önce kavuşanlar da olmuştur içimizde.

Benim derdim ortada. Meslek alanımızın daha öğrencilik yıllarında başlayan yoğun mesai gereksiniminin mezun olduktan sonra artarak 9-6 sabitliğine ulaşması ve bunu İstanbul gibi ağır bir kentte yaşarken meslekten kopmayarak, müziği de bırakmayarak yapabilmek övülesi bir durum değil midir az veya çok? Derecesi üretenlere kalmış, benden takdir etmesi…

 

Image

Ve ben kendi payıma düşen notaları aldım bu albümden… Darısı sizlerin başına…

Yeni meyvelere, belki de yepyeni ellerle…

Görsel Kaynakça:

Fotoğraf:  http://www.ehlikeyf.biz

Eskiz: http://www.zardanadam.com

(Üzerinde küçücük değişiklikler yapılmıştır, aslına uygundur:)

Eskiz. Zardanadam

 

Hatırlatma:

Adını anmadığım başka meslektaşlarım, ekipleri ve ürünleri varsa lütfen bilgi eksikliğimi giderin...

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version