Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

 

Öncelikle 3. köprü yapımını ve anlamsızlığını ortaya koyan somut durum ve tespitlerin altını çizelim.

- Geçtiğimiz günlerde Kadir Topbaş’ın imzasıyla yasal hale gelen 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı, il sınırları içindeki her türlü alt ölçekli planın anayasası niteliğindedir ve bu hiyerarşik düzene ulaşım ana planları ve kent bütününü ilgilendiren köprü projeleri de dahildir. Ancak 3. köprüye yer verilmediği bilinen Çevre Düzeni Planı’nda, karayolu öncelikli politikaların yerine raylı sistemler ve deniz ulaşımını referans alan ulaşım politikaları benimsenmiştir. Kentin gelecekte alacağı mekansal formun temel omurgasınıysa, her iki yakada önerilen alt merkezlerle yaratılan ve doğu-batı ekseni boyunca kuzeye sıçramaması öngörülen bir alt yapı kurgusu oluşturuyor.

- Başbakan Erdoğan’ın İstanbul B. B. Başkanlığı döneminde (1995 yılı) yapılan 1/50.000 Ölçekli Ana Plan ve buna bağlı ulaşım yatırımlarında da 3. köprü fikri yer almıyordu. Ayrıca Erdoğan, kente karşı ihanetle eşdeğer gördüğü 3. köprü fikrine asla izin vermeyeceğini belirtmişti.

- 2. köprü ve TEM bağlantılı yolların yapımı 1989’da tamamlandı. TÜİK verilerine göre takip eden 10 yılda, TEM boyunca uzanan ve köprü bağlantılarıyla beslenen ilçelerden Gaziosmanpaşa’nın nüfusu 360 bin, Ümraniye’nin nüfusuysa 305 bin kadar arttı. 1989’da Ümraniye’ye bağlı bir yerleşim olan Çekmeköy’ün nüfusu aynı dönemde 13.500’den 37.500’e, Kartal’a bağlı bir belde olan Sultanbeyli’nin nüfusu 82.000’den 175.000’e ve Gaziosmanpaşa’ya bağlı bir yerleşim olan Arnavutköy’ünki ise 21.000’den 37.500’e çıktı. Beykoz, Sarıyer ve Eyüp’se, nüfusu önemli oranda (45-70 bin arasında) artan ilçeler olarak kayıtlara geçti. İstanbul, birkaç il büyüklüğü kadar genişledi. Günümüzde Çekmeköy, Arnavutköy ve Sultanbeyli, İstanbul’un yeni ilçeleri olarak genişlemeye devam etmekte.

- 1987-2006 yılları arasında, araçlarla yapılan yolculuklarda özel otomobiller ve servis araçlarının paylarında -%7 ile 10 arasındaki- artışa rağmen; otobüs ve deniz ulaşımı kullanımındaki düşüşler ve raylı sistemlerin payındaki %1’i bile bulmayan artış, 2. köprünün kent içi trafiğine olan temel etkisini “özel araç sahipliğini arttırmak” şeklinde özetliyor. Toplu ulaşımı özendirmediği de bir başka çıkarım.

- Tıpkı 2. köprü yapımından önce öne sürülen transit trafiğin (%2 düzeyindeydi) şehrin dışına kaydırılması mazereti gibi, mevcut köprülerin kuzeyinde yapımı düşünülen 3. köprünün kent içi trafiğinden ayıracağı transit trafiğin toplam trafik içindeki payı %2-3 dolayında ve yeni bir köprüyü gerektirmeyecek kadar düşük bir hacme sahip. Ayrıca 3. köprü projesinin tahmini bütçesiyle (4-5 milyar $) 90 km.lik metro yapımı mümkün. Metro demek, toplu ulaşım ve yer üstünü işgal etmemek demek. Öte yandan, köprü geçişlerinde trafik garantisi vereceklerini söyleyen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın “Trafik az olursa geçiş ücretini biz ödeyeceğiz, trafik fazla olursa parayı kırışacağız” ifadesi de projenin transit trafik için değil, yeni yollarla beslenerek kent içi hizmeti sunan bir köprü niteliğine sahip olacağını ortaya koyuyor.

- İstanbul’un yapılaşma baskısına rağmen korunabilmiş doğal alanları, sadece kuzeyindeki orman alanları, yapılaşmalardan görece uzak su havzaları ve yarattıkları ortak habitatlardan ibarettir. Karadeniz otoyolu projesinin bir uzantısı şeklinde yapımına karar verilen 3. köprü ve bağlantı yollarınınsa, Beykoz ve Sarıyer arasında, her iki köprünün kuzeyinde ve tüm bu habitatların üzerinde inşa edilmesi planlanıyor. Ormanlara zarar vermesin diye tünel ve viyadük ağırlıklı yapılması düşünülen projenin bütçesi ve yapım süreci de bu nedenle daha fazla zorlanıyor. Olası güzergâhın haritası köylülerin, bölge emlakçılarının ve arsa spekülatörlerinin elinde dolaşırken, neredeyse tüm proje alanı ve yakın çevresinde mülkiyetler köylüden zengine geçmiş, el değiştirmiş durumda.

- Konusu gereği köprü projelerinden asıl sorumlu olması ve süreci belirlemesi gereken Kadir Topbaş’ın, mimar(!) kimliğiyle merkezi yönetimin söylemlerini tekrarlayan, arsa spekülasyonlarına karşı vatandaşı uyaran, arsa satışlarını proje hattı kesinleşince yapmalarını öğütleyen ve proje sonrası yaşanacak doğal alan tahribatı ile yapılaşma baskılarına karşı yerel yönetimleri “kent değişimini ve yaşamını sağlamaya” çağıran açıklamalarıysa, 3. köprü projesindeki karar sürecini açığa vuruyor:

 

3. köprü projesi, merkezi yönetim eliyle ve yerel yönetimleri pasifize ederek, oligarşik bir yapı üzerinden uygulanmaya çalışılıyor. Yerel yönetimlerin rolüyse bu süreci kolaylaştırmak!

Ne şekilde ve hangi modelle yapılırsa yapılsın, kamuoyunda ilk iki köprünün kuzeyinde düşünülen 3. köprü ve bağlantı yolları projesini anlamlı kılabilecek hiçbir bilimsel çalışma ve değerlendirmeye ise henüz rastlayabilmiş değiliz. Bilimsel yaklaşımlarla desteklenebilen alternatiflerse, iki köprü arasında ve kent içi trafiğine sistemli bir şekilde entegre edilecek raylı sisteme elverişli bir köprü projesi ya da tünellerle denizin altından iki yakayı birleştirme fikri.

Bunca karşıt argüman, eleştiri, akademik çalışma ve bilimsel değerlendirmeye, geçmişten alınan derslere ve sözlere rağmen ödün vermeden yapılması düşünülen 3. köprü projesi bugünkü yaşımla aklımın almakta zorluk çektiği ve ister istemez beni çocuk yaşlarıma götüren bir hal alıyor. Sevdiğimiz, istediğimiz bir şeyden iki tane varsa ve bize bir şekilde yetmiyorsa, mantığını sorgulamadan şunu derdik: Allah’ın hakkı 3’tür. Bizim köprü meselesi de o hesap, ikinin yetmediği yerde Allah’ın hakkı 3 oluyor ve 3. köprüye karşı yaşamı savunan bizlerinse hakkı yok sayılıyor.

Aylardır 3. köprüye karşı bilimsel ve örgütlü bir mücadeleyle çok sayıda muhtar, mahalleli, STK, Meslek Odası ve çeşitli kurum temsilcileri, meclis üyeleri ve sade vatandaşın, kent aktivistlerinin birlikteliğiyle kurulan 3. Köprüye Karşı Yaşam Platformu’nun yarın saat 17:00’da Sarıyer-Çayırbaşı’nda toplanarak yürüteceği etkinlik, bizlere yüksek sesle düşünme fırsatı veriyor. 3. köprü yerine yaşamı savunan, köprü altında yaşamak istemeyen ve en nihayetinde başka türlü bir kent düşleyenlerin yarınki gün batımı hem boğaza nazır hem de 3’e bölünmeyen…

Fotoğraflar: Nilüfer DÜNYA

* Bu yazı, aynı zamanda BİRGÜN gazetesi KENT-YORUM köşesinde daraltılmış haliyle 17 Temmuz 2009 tarihinde yayınlanmıştır.

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version