Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Çare Olgun ÇALIŞKAN

Çare Olgun ÇALIŞKAN

Surnameler, Osmanlı döneminde evlenme, düğün-demek, sünnet gibi sevinçli olaylar nedeniyle halkın da katılmasıyla yapılan, birkaç gün sürebilen zengin şölenleri, renkli törenleri betimleyip anlatır Aziz Nesin’in Cumhuriyet Türkiye’sine uyarlanmış surnamesini saymazsak. Ama bu kısa ve sözde surname bir eğlenceden, şenlikten çok bir korkaklığı anlatır. Koca bir belediyenin tek bir çalışanın itirazından, onun itiraz edenlere desteğinden, demokratik hakkını kullanmasından, kullananlardan korkmasını ve aciz çözümünü anlatır… 

Güne, yani 12 Mart’a Taksim Meydanı Projesi için bireysel itirazlarımızı vermek ve bir basın açıklaması ile bizce yanlış olan bu projenin kamuoyunca daha iyi bilinmesi ve varsa bizim gibi düşünen başkaları, onlar da itiraz edebilsin diye hatırlatma yapmak için belediye önünde birikerek başladık. Sayımız sağda solda beliren belediyenin güvenlik amirleri ve polisler kadardı. Taksim Dayanışması pankartımızı açıp arkasına geçip Belediye önüne yaklaşmak istedik, güvenlik ve polis amirleri önümüze geçtiler, engel oldular, kaldırımı işaret ettiler ve oraya, binadan uzağa yönlendirdiler. Gittik, sırtımızı belediyenin koca binasına verip basın açıklamamızı yaptık. Pankartlarımızı toplayıp dilekçelerimizle belediyeye girmek istedik, yine güvelik amirleri. Bu kadar insan (toplasanız 25 kişi) aynı anda dilekçe vermek için içeri giremezmişiz, 3’er 5’er girmeliymişiz… Yağmur devam ediyor, sözlü anlaşmazlığı daha fazla uzatmadan, kavga etmeden ilk grubumuz içeri girdi, kalanlar önlerinde bir sıra polis ve amirleri, ben de dahil bekliyoruz. Bu sırada belediyede çalışan ve Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi de olan arkadaşımız yanımıza geldi, bir-iki dakika sonra da ikinci grup olarak içeri girdik, o da bizimle geldi. Son bir grup arkamızda, dışarıda kaldı polislerle birlikte ve yağmur hala yağıyordu…

İçeride evrak kayıta indiğimizde ilk giren grubun evrak işlemleri devam ediyordu, sağda solda sivil güvenlik amirleri ve belediyenin özel güvenlik elemanları dolanıp duruyordu. Dışarıdaki son grubun da içeri alınmasını rica ediyorduk bu arada, hava kötü, burada beklemelerinde bir sakınca olmaz demek istedik ama pek oralı olunmadı. Evrak işi bitenler çıkıp diğerlerine yer açmaya çalışıyordu. Sırada beklerken belediyede çalışan arkadaşımızla sohbet ediyorduk ve sıra azalıncaya kadar yukarıya, çalıştığı odaya çay içmeye davet etti beni ve bir başka arkadaşımızı. Yukarıda bizi davet eden arkadaşımızın dışında onlarca başka meslektaşımız, eski iş arkadaşımız da olduğu için peki deyip asansöre yöneldik. Tam o anda yine o sivil giyimli güvenlik amirleri gelip karşımıza dikildiler, asansörün kapısını tuttular ve “yukarı çıkamazsınız” uyarısında bulundular. Sonra…

- Ben: Neden?

- Güv. Görevlisi : Siz buraya dilekçe vermek için geldiniz, yukarı çıkamazsınız?

- Ben, diğer arkadaşım: Bakın biz demin sıradaydık ama evrak yükü hafifleyinceye kadar arkadaşlarımızı ziyaret edeceğiz.

- Güv. Görevlisi : Sizin buraya öncelikli geliş amacınız nedir? Dilekçe vermek değil mi?

- Ben: Evet, önceliğimiz elbette o ama kısa süreliğine yukarı çıkıp ineceğiz, ne mahsuru var? Bakın ben 4,5 yıl bu kuruma hizmet etmiş biriyim, eski iş arkadaşlarımız var yukarıda, meslektaşlarımız… Farklı bir niyetimiz olsa girişte kimliğimizi bırakmaz, kurallara uymazdık.

- Güv. Görevlisi : Burada çalışmıyorsunuz, hayır, olmaz!

- Belediyede çalışan arkadaşım: Ben burada çalışıyorum ve arkadaşlarımı ben davet ettim yukarıya, çay ikram edeceğim, yasak mı?

- Güv. Görevlisi (İnanamayan gözlerle): Burada mı çalışıyorsunuz? Kimliğinizi görelim.

(Belediyede çalışan arkadaşım kimliğini gösterirken, ben ve diğer arkadaşım görevlilere bu yaptıklarının kötü niyetlilik olduğunu, bizlerin ayrıca ŞPO YK üyesi olarak da meslektaşlarımızı ziyaret etme, görme hakkımızın olduğunu … anlatıyorduk. Yanıtsa hep aynıydı: olabilir)

- Güv. Görevlisi Bu kimliğin bi fotokopisini alalım. (alt personele uzatıp, fotokopiye yollar onayımızı almadan)

- Belediyede çalışan arkadaşım: Ne amaçla fotokopisini çektirdiğinizi bildirin diye arkasından sorar…

(Oralı olunmaz, yanıt verilmez…)

Bu sırada güvenlik amirlerinden biri bizim art-kötü niyetimiz olduğunu ispatlayamadığından olsa gerek daha önce başka olaylar olduğundan bizi yukarı çıkaramayacağını anlatır, kısacası işgüzarlığına kılıf uydurmuştur…

Belediyede çalışan arkadaşımızın kimliği gelince asansörden vazgeçip merdivenlerle çıkmayı denedik, az evvelki tartışmamız sırasında sesimize gelen diğer arkadaşların da tepkisini alınca amirler daha fazla engel olamadılar ve yukarıya çıkıp çaylarımızı aldık. Ayaküstü, odasına dahi giremeden, karşılaştığımız arkadaşlarla sınırlı da olsa sohbet edip daha sonra tekrar aşağı indik. Bu arada biz yukarıya çıkar çıkmaz peşimizden belediyenin özel güvenlik görevlilerinden biri yollanmıştı bile, biz çay içerken o da volta atıp duruyordu kendince…

Daha sonra öğle arası, yemek molası… Öğleden sonra ben elimdeki dilekçeleri vermek için evrak kayıta indiğimde koridorda hiç kimse yoktu, peşimden pürtelaş koşan güvenlik görevlisi genci saymazsak… Ben kapalı kapısının karşısındaki oturağa oturunca o da yanıma oturdu ve “evrak kayıta mı geldiniz” diye sordu. Evet deyince belki açılmıştır deyip yardımcı olmaya çalıştı. Aslında işimi hemen halledip orayı terk etme sürecim hızlansın derdindeydi. Kendini kötü hissetmesin, bizlerin birer öcü olmadığımızı anlasın diye iki kelam bile ettim usulca…  Kısa süre içinde elimdeki dilekçeleri verdim, kayıt bilgi notumu aldım ve sorunsuzca ayrıldım… Ne benden önce bir sorun oldu (güvenlik görevlilerinin içeri girme sürecindeki itirazları ve bizim karşı itirazlarımızın dışında) ne de benden sonra…

Gelin görün ki, o gün toplasanız 15-20 dakikasının 5 dakikasını bina dışında ve 10-15 dakikasını da bina içinde bizlerle geçiren ve bu hikayenin başından beri “belediyede çalışan arkadaşım” diye andığım arkadaşımız geçtiğimiz günlerde işinden uzaklaştırıldı. Gerekçeyse sözleşmeli personel mevzuatındaki performans düşüklüğüne atıfla bezenmişti (!). Buna inanabilen var mıdır? Peki sizce donanımlı ve akademik alanda doktorasını tamamlamış bir meslektaşımızın 7,5 yıldır çalıştığı kurumdan birden bire çıkarılmasının nedeni nedir?

İBB’de ve aynı zihniyeti taşıyan başka belediyelerde, kurumlarda çalışan sevgili meslektaşlarım, çalıştığınız yer size bu kente dair fikirlerinizi özgürce kullanma hakkı tanımıyor, şimdiye kadar hiçbir yaptırımı olmayan itiraz dilekçelerinden birinin altına da kendi imzanızı atmanızı istemiyor, onlar gibi düşünmeyen meslektaşlarınızı ağırlamanızı, çay ısmarlamanızı (parası dert değil), koridorlarında konuşmanızı içine sindiremiyor ve bunun hepinizin üzerinde hakim bir korku bulutu yaratmasını, her an sindirilebilme hissini aşılamak istiyor. Maalesef bunun aksini bizler görmedik, yaşamadık. Niyetim İBB ve diğer benzer eğilimdeki kurumlarda çalışan tüm meslektaşlarımı toplu istifaya davet ya da neden hala bu kurumlarda çalışmayı sürdürdükleri sorularını sormak değil. Muhakemesini yapmak herkesin kendi elinde. Sadece yaşanan bu olayın, canlı tanığı ve suç (!) ortağının dilinden paylaşılması ve bu gibi başka durumların her an yaşanabileceğini ortaya koymaktır. Belki arkadaşım için bu bir nevi kurtuluş ve yeni bir başlangıç da olabilir. Ama ben ne onun adına sevinebiliyorum ne de arda kalanlar için…

Osmanlı surnamelerinde haklı-haksız yoktur, sadece eğlence ve sefa sürmeler vardır. Aziz Nesin’in surnamesinde düşündürücü bir idam finali vardır, çoğu insanı arada bırakır. Ama bu kısa surnamede durum apaçıktır. Varın siz söyleyin:

 

Bu hikayede kim haklı, kim haksız?

Kim cesur, kim korkak?

Yoksa yazının başlığı “sürname” mi olmalıydı?

 

Hatırlatma 1: İşten çıkarılma yazısında 4857 sayılı iş kanununun 18. maddesine dayanılarak performans yetersizliği veya verimsiz çalışma gerekçe gösterilmiş, ayrıca arkadaşımızın çalışmakta olduğu projenin sona ermesi ve kendisine uygun başka bir pozisyon bulunmaması da buna eklenmiştir. Ama arkadaşımız, içinde yer aldığı projenin biteceğini bu olaydan sonra ve işten çıkarılma öncesinde öğrenmiştir!

 

Hatırlatma 2: Bu olayın yaşandığı gün herhangi bir arbede, fiziki kavga veya buna benzer olumsuzluklar her iki taraf için de yaşanmamış, bazı engellemeler ve durumdan –art niyetli- vazife çıkarmalar dışında her şey kurallara uygun gelişmiştir. Kaldı ki arbede veya fiziki müdahale olsaydı bundan mağdur olabilecek olan da silahsız ve kavga niyeti, gözdağı verme niyeti olmayan bizler olurdu… İnanmayanlar için basın mensubu arkadaşların fotoğraf ve kamera kayıtlarını, sivil polislerin kamera kayıtlarını ve belediyenin kendi güvenlik kameralarındaki görüntüleri adres gösterebiliriz, şahitleri saymazsak…

 

Konu ile ilgili olarak 29 Mart Perşembe günü saat 12.00’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Saraçhane binası önünde Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi tarafından basın açıklaması gerçekleştirecektir. Duyarlı tüm meslektaşlarımızı ve ilgilileri birlikte olmaya çağırıyoruz…

 

Last Updated on Tuesday, 15 May 2012 20:43

Hits: 45650

Çare Olgun ÇALIŞKAN

“Bir yerlerde üzerime temeller atıldı ve yanlış anlattılar insanlara beni. Ben kötü değilim, gün ışığı olmadan da yaşarım, masum ve zararsızım. Ama olur da üzerimi açarsanız sizin de bana zararınız dokunmasın, gün yüzü gördüğümde haklarımız eşit bilirim…” diye mırıldandı tarih 3 gün önce temeli atılan bir projenin gölgesindeki İstanbul’a. Bu mırıldanmayı, tarihin geleceği okuması ve ona arkadaş olanların karşı mücadelesine benzetmek olmaz mı? Neden olmasın?

Last Updated on Friday, 20 April 2012 11:48

Hits: 39081

Çare Olgun ÇALIŞKAN

 

Last Updated on Friday, 20 April 2012 11:48

Hits: 7970

Çare Olgun ÇALIŞKAN

On binlerce yıllık bir şehrin üzerine oturduğu coğrafya Asya ve Avrupa olunca, yüklendiği misyon da ister istemez “kıtaları birleştiren bir köprü kent” niteliği kazanıyor ve iki yakasını birleştiren fikir ve projeler 19. yüzyıldan buyana bu kentin yakasını bir türlü bırakmıyor. İlk köprü projesiyle kentin trafik yükünü hafifletmeyi, ikincisinde transit trafiği ayıklamayı amaçlayan yatırımlar, Marmaray Projesi ile toplu ulaşım ağırlıklı bir önem kazanmış ancak son yıllarda yeniden alevlenen 3. boğaz köprüsü yapımı ile en tartışmalı gündemini yaratmış oluyor. Benimse amacım, zihinleri bulandırmayan ve tekrara müsait bu gündemi, bilime yatkın bir dille tahlil etmeye çalışmak ve mantık aramanın anlamsızlığıyla karşılaşınca da giderek küçülüp, çocukluk anılarımdan beslenmek…

Last Updated on Friday, 20 April 2012 11:48

Hits: 9516

Çare Olgun ÇALIŞKAN

Biz Şehir ve Bölge Plancılar, çoğu zaman birçok şeyden dert yanarız… Daha üniversite yıllarında başlayan bu dert yanmaların en bilinenleri ise şüphesiz derslerden ve projelerden başımızı kaldırıp, sosyal-kültürel aktivitelere dilediğimizce zaman ve mekan ayıramayışımızdır… En azından benim aklıma ilk anda gelen bu idi. Bu örnek, niceleri ile çoğaltılabilir ve hatırladıkça o günleri, tekrar tekrar hayıflanılabilinir… Diğer meslek grupları ile aramızda sosyalliğe ayrılan zaman konusunda belirli kalıplar bile şekillenmişti sözlü anlatımlarda… En genel anlatımla, mühendisler daha rahatlardı mimarlardan ve mimarlar da bizlerden, şehir ve bölge plancılarından…

Last Updated on Friday, 20 April 2012 11:48

Hits: 4979

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version