Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

GİRİŞ

Türkiye, çağın gerektirdiği ve bir bakıma dikte ettirdiği oluşumlarla, 21.yüzyıla farklı yeni koşullar içinde girmiştir. Hızla artan dinamik nüfusu, geleneksel öze sahip toplumsal yapısı, üzerinde yaşadığı toprakların doğal-kültürel ve tarihsel zenginlikleri, ulusal kimliği-birliktelik ruhu ve ekonomisi, gelişme gizli gücü ile dünya ülkeleri arasında öne çıkan bir konuma gelmiştir. İçinde bulunduğu bölge coğrafyasında, taşıdığı stratejik özellikleriyle üzerinde yer aldığı iki kıtada ve dünyada, barış-huzur ve sürdürülebilir yaşam alanlarının varlığıyla, örnek oluşturacak durumdadır. Ayrıca büyüyen ekonomisi ve tırmanan gelişmesi ile dünyada ilgiyle izlenen ve önem verilen, lider ülkelerden biri olmaya aday konumuna gelmiştir. Bu konuma ulaşmada en önemli hususlardan biri ve en önemlisi, Cumhuriyet rejimine ilişkin siyasal -ideolojik - toplumsal ve laiklikle ilgili değişmez hedeflerinin özenle gözetilmesi olmaktadır.

20. yüzyılı etkileyen sanayi devrimi sonrası, dünyada kentleşme ve planlama konusunda kentlerin dönüşüm olgusu yaşanmıştır. 200 yıldır yaşanmakta olan bu dönüşüm olgusu batılı ülkelerin kentlerinde, sanayileşmenin yarattığı nüfus artışı ve yoğunlaşma sorunları ile kent ve çevresi arasında kalın duvarlar örülmüştür. Bu engellerin kalkması ve yaşanabilir - çağdaş kentlere ulaşılması için de, büyük uğraşlar verilmiştir. Bu ülkeler değişen koşullarda, yeni kavramlar çerçevesinde bugün artık kente başka türlü bakmaya başlamışlardır. Çağdaş bir kentin; kişinin özgürlüğünü gerektiği şekilde hissedeceği, yaşayabileceği en uygun yer olmasına çalışmışlardır. Bu süreç, kimi ülkelerde önceleri, kimilerinde gecikerek ortaya çıkmıştır. Diğerlerinde ise oluşum koşullarının doğmasına bağlı kalmıştır. Bu perspektiften bakıldığında Türkiye’nin, bu sürece gecikerek girmiş olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Kentlerimizde ve Metropollerimizde bugün, sınırsız ve denetimsiz bir yayılma süreci izlenmekte, kentin kendisini koruyamadığı, çözümsüzlük örneği oluşturduğu görülmektedir. Bunu ortadan kaldıracak olan şey; kent ve çevresi arasındaki olumsuz ilişki ve etkilerden kentin kendisini korumasına olanak sağlayacak yeni koşulların geliştirilmesi, yasal zeminin ve uygulama araçlarının oluşturulmasıyla ilgilidir. Kent üzerine yeni düzenlemeler yapılabilmesi, böyle bir sürecin yaratılması ve çok iyi yönlendirilmesi gerekmektedir. Bunun için de öncelikle, bu süreci oluşturacak, gerekli eylemlere yol açacak ‘Kamu Politikaları’nın olması ve bu politikalardan, kent ölçeğinde ve kente ilişkin içerikte gelişme, çağdaşlaşma hedefinde ‘Kentsel Politika’lar bütünün oluşturulması gerekmektedir. Dolayısıyla, Türkiye artık  Kentleşme Politikaları’nın ötesine geçmeli, yeni bir söylem olarak “Kentsel Politikalar” üretmelidir. Çünkü dünyada gelişen şekliyle Kentsel Politikalar, Devletin kent için yeniden yapılanma için ‘söz verme’si anlamında güç kazanmasını da sağlamaktadır. Batılı ülkelerde son 20-25 yıldır önem kazanan Kentsel Politikalar, zamanın akışı içinde de yenilenmektedir. Bu ülkelerde kent, tartışıldıkça ve üzerine gidildikçe sorunların çözüm arayışları da yeni eylem alanlarını açmaktadır. Kentsel Politikalar günümüzde; - Kentsel gelişmede - Kentsel değişimde ve kentin yeniden yorumlanmasında yeni kentsel araçların geliştirilmesi - Çeşitli kamu müdahaleleri arasında uyum, iş birliği ve yönlenmenin sağlanması bağlamında, şehircilik uygulamalarında anahtar rol oynamaktadır. Dolayısıyla küreselleşen dünyada ve hızla gelişen, çağdaşlaşma çabalarını sürdüren Türkiye’de, Kamu için bir sorumluluk alanı yaratan,   Kamusal görev niteliği taşıyan, Kentsel Politikaların yaratılması, gereklilikten öte Hükümetlere düşen en önemli görevlerden birisi olmaktadır.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version