Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Dolayısıyla dünyadaki gelişmeler karşısında; şehircilik anlayışımızın ve elbette kentsel hizmetleri sunma biçimlerinin sorgulanmasını, yeniden ele alınmasını gerektiriyor. Gerçekte bu sorunların temelinde de; “şehircilik” anlayışımızdaki çarpıklık yatıyor. Dolayısıyla ve kanımca, esas olarak “şehircilik” anlayışımızın (!), yaklaşımımızın ve uygulama araçlarımızın, dünyadaki gelişmeler çerçevesinde gözden geçirilmesi, tartışılması ve yeniden yapılanması, bir başka deyişle de, şehircilik olgusunun günümüzde kazandığı yeni yorum ve kavramlar çerçevesinde ele alınması gerekiyor. Belki de, yeni bir şehircilik hareketinin yaratılması gerekiyor.

Türkiye’de şehircilik olgusunun analizinde uzun yıllara dayanan çabaların artık yorgunluğunu hisseder gibiyim. Ama bilim adamının bu konularda yinelemekten kaçınma lüksü olmadığını da biliyorum. Ve hâla ben, 1949 yılında Paolera ve arkadaşlarının içinde yer aldığı ve gerçekleştirdikleri; “şehircilik seferberliği”nin,  ülkemde de gerçekleşmesi özlemini duyuyorum. Bu yeni hareket içinde Dünya Şehircilik Günü Platformumuzun bir “entelektüel diyalog” un başlatılmasında oynaması gereken rolü çok önemsiyorum.

Değişimler, Gelişmeler Şehircilikte Mevcut Yaklaşımların Ve Anlayışın Değişimini Zorunlu Kılıyor.

 

Yeni Şehircilik Yaklaşımları

Dünya hızla değişiyor. Gelişmiş Ülkeler, toplumlar bu değişime, yeni koşullara adapte olmaya çalışıyor, yeni yollar, çözümler arıyor. Kuşkusuz, bu hızlı değişim, yalnızca gelişmiş ülkeleri değil, her ülkeyi, her şeyi ve herkesi kapsıyor. İnsanoğlunun gereksinimleri ve hareket tarzları ve sosyal ilişkilerinin değişim sürecinde, yeni bilimsel ve teknolojik gelişmeler de ortaya çıkıyor. Doğada da değişimler yaşanıyor. Bütün bu olaylar gerçekleşirken ve yeni değişimler oluşurken, insanoğlunun belirlediği ortak hedeflerin ölçeği de değişiyor. Dolayısıyla ve doğal olarak bu durum, şehircilikte mevcut yaklaşımların ve anlayışın değişimini gündeme getiriyor. Yani bu değişimler yeni bir şehircilik anlayışının peşinden gitmeye zorluyor. Yaşamımızdaki temel değişimler kavramsal olarak; bölgelerin, kentlerin yönetimini, üretimini de değişime zorluyor. Batı toplumlarının içine girdikleri bu yeni modernlik alanı içinde bu değişimler, onların düşünme ve hareket etme tarzlarını derinden etkiliyor, toplumları gelişmeye yönlendiriyor. Dünün sanayi toplumunun yarattığı modern şehirciliğin, artık modern sonrası şehircilik için yeterli olamadığı görülüyor. Modern şehirciliğin getirdiği, “emredici ve kalıcı kurallı planlar” giderek önemini yitirerek, yeni açınımları gündeme getiriyor. Bu açınımlar da giderek, yeni bir anlayışı meşrulaştırıyor. Modern şehirciliğin öne koyduğu işlevsellik temeline dayalı otoriter ve dayatmacı planlama; değişen, farklılaşan yaşam koşullarında, yeni modernliğin zorladığı (Prof. Acher’in üçüncü kentsel devrim olarak nitelediği) bu dönemde, yerini yeni bir anlayışa bırakıyor ve kentlerin geliştirilmesinde, yönetilmesinde, yeni yöntem ve uygulama araçlarının bulunmasını gerektiriyor. Bu yeni devrimi yaşayan sanayi ötesi batı toplumları, adaptasyon gücüyle değişime ayak uydurarak bu oluşum sürecini yaşıyorlar. Dolayısıyla kente bakış ve yaklaşımları değişiyor. Artık yarışmacı şehircilik ve denemeler yapılmasına fırsat yaratan bir “fırsat şehirciliği”nin ardından gidiliyor (fırsatçı ve çıkarcı değil !). Yeni kavram ve araçları kullanmaya, yeni hizmet tipleri ve sanal kamu mekânları yaratılmaya çalışılıyor (1).

Yeni Şehircilik Oluşumu Bir Siyasi İrade İşidir

Hızla gelişmekte ve kalkınmakta olan Ülkemizde de, bu değişimlerin yansımaları izleniyor. Yaşanan sorunların çözümleri, şehircilik anlayışımızın hantal yapısından kurtarılmayı bekliyor. Kendi dinamiğinden doğan gelişmelerin belirlediği çizgide bize özgü, yeni bir şehircilik için gayret sarf edilmesi ve bu çerçevede değişim ve gelişmelere ayak uydurma gücüne kavuşulması ve adaptasyon koşullarının yaratılması gerekiyor.

Bir Ülkede, böyle bir oluşum için her şeyden önce bir siyasi iradenin oluşması, ortaya konması zorunlu oluyor. Bu da toplumun gelişme derecesine bağlı oluyor. Yaşam Alanları ve koşulları üzerine, değişimlere ve konjonktürlere göre yeniliklerin aranması, öncül kavramların üretilmesi ülke için büyük önem taşıyor. Batılı gelişmiş ülkelerde bu kavramsal gelişmeler, yeni oluşumlara katkıda bulunuyor. Dolayısıyla bu konuda bizde de, Üniversitelerimize, araştırma kurumlarımıza, bilim adamlarımıza önemli görevler düşüyor. Gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan sonuçlar bizi özendiriyor.

Bugün artık şehircilik; sürdürülebilir gelişmenin hizmetinde olması gereken bir araç gibi de kabul ediliyor. Teknolojilerden yararlanarak, yaşam kalitesi yükseltiliyor, denemeler karışımlı sosyal yapıyla bütünleştirilmeye çalışılıyor: İş-konut sağlanması yanında üniversitenin geliştirilmesi, kirliliğin azaltılması, suyun planlanması hedefleniyor. Parlamenter sistemlerde küresel süreçte, metropollerdeki “Yaşam Alan”larında, ulusal çıkarlı programlar hazırlanıyor. Öncül kavramlarla birlikte gelişmelere uyum sağlamak için hükümetler, bakanlıkları yeniden şekillendiriyor, yapılandırıyor ve yeni sorumluluklarla buluşturuyor. Örneğin Fransa’da 1971 yılında kurulan ve yeniden şekillenen,“Ekoloji-Enerji-Sürdürülebilir gelişme ve Ülke Düzenleme Bakanlığı” ile değişim ve gelişmelere uyum sağlamak ve olaylara egemen olmak için çalışmalar yapılıyor. Siyasi irade örneği ortaya konuluyor ve bu iradeyi besleyen, yön veren politikalar-özellikle kentsel politikalar-üretiliyor. Yine aynı ülkede siyasi irade, uzun yıllar gündemde olan “kentsel yenileme” sorununun çözümünde, mali araçlar sağlamakla kalmıyor, çeşitli alanlarda ki aktörlerin, insan ve kent arasındaki ilişkilere çekilmesini sağlamak için önlemler alıyor. Bunun için Yerel Yönetimleri yönlendiriyor. Kanun hükmünde kararname ile “Kent-sel Yenileme Ajansı” kuruluyor. Mevcut mahalle yerleşmelerinde “sürdürülebilir değişim”in üzerine gidiliyor, yasal zemin ve koşullar hazırlanarak, “sürdürülebilir mahalleler” politikası uygulanıyor. Şimdilerde ise Ekoloji Bakanının bizzat yönlendirdiği “sürdürülebilir kentler” politikası öne çıkartılıyor. Bütün bunlar, başarının şehircilikle ilgili olduğunun bilincinde olarak yapılıyor. Sadece bir yön üzerinde durulmuyor; konut üretimi-mobilite ve mahallenin sosyal organizasyonu sorunları da çözülüyor (2).

Amerika’da da, Avrupa’da olduğu gibi, 1990’lı yıllardan bu yana, yeni bir şehircilik hareketi yaşanıyor, yeni denemeler yapılıyor. Şehirciliğe ilişkin yeni fikirler ortaya konuyor ve paylaşıma fırsat veren oluşumlar gerçekleşiyor. Yeni şehircilik yaklaşımıyla, insan ölçüleri öne çıkartılarak, kentsel büyüme hareketinin içine yeniden sokuluyor. Plancılar, sürdürülebilir yerleşmeye engel oluşturan mobilitenin büyümesini engellemeye ve trafik yoğunluğunu azaltmaya çalışıyor. Bu yeni şehircilik hareketi içinde, kabul ettikleri ve bir tür Atina Kartası olarak nitelenen, aslında sürdürülebilir şehirciliğin uygulama koşullarını belirleyen,“Ahwahnee Yeni Şehircilik İlkeleri”nin, ülke bütününde uygu-lama sonuçları tartışılıyor. Ulusal ölçekte arazi kullanımlarından ve yerel yönetimlerin hazırladıkları yerel planlara kadar bu ortak temel ilkelere uyuluyor. Böylece Amerikan toplumu için, ortak yaşama ve çalışma gereksinimini karşılayacak nitelikte plan yapılmasına zemin hazırlanıyor(3).

Bir Ulusal Şehircilik Hareketi İçin Çağrı

Bu açıklamalar ve bu anlatım bize; Türkiye’de imar yaklaşımlı şehirciliğimizi yönlendiren mevzuatın yetersizliğini ve imarcı yaklaşımın böyle bir yeniliği taşıyamayacağını çok açık gösteriyor. Bu perspektiften bakıldığında; hızla gelen bu değişime ayak uydurabilecek yolu açacak, yön verecek siyasi iradenin oluşamadığı ve keza böyle bir iradeyi destekleyecek, yerleşme ve kentsel politikaların üretilemediği de görülüyor. Bu durumda Parlamenter sistemimizin, dünyadaki gelişim ve değişimi izleyerek, küresel koşulları dikkate alarak, Yaşam Alanlarımızla ilgili siyasi irade ve kararlılık ortaya koyması, yenilikler getirerek toplumsal ilerlememize yol açması, belirlenecek hedeflerde araçları ve fırsatları yaratması gerekiyor.

Dolayısıyla sonuç olarak; Türkiye’de kendi koşullarından gelen özellikler, gerçekler, gelişme dinamikleri dikkate alınarak İmarcılık değil! Şehirciliğimiz için yeni, uygulanabilir esaslar, ilkeler belirlenmesi amacıyla, bu hedefte ülke genelinde, tüm kurum-kuruluş ve sivil girişimlerin katılacağı toptan bir hareketin, yani bir şehircilik seferberliğinin yaratılması kaçınılmaz oluyor.

İşte, bu koşullarda bugün burada ben, Dünya Şehircilik Günü oluşum ruhuna uyan bir duyarlılıkla, ülkemdeki tüm kurum-kuruluş-sivil girişimler ve toplum olarak herkesi, ulusal bir şehircilik hareketi yaratılmasına katkı vermeye çağırıyorum.

Dip notlar:

(1) Prof. Dr. M. Çubuk-Türkiye’de Dünya Şehircilik Günleri a.g.k.

(2) Revue Urbanisme-Pour une économie politique des villes - No:362- September, October 2008 (http://www.ministere-de-lecologi-et-durable)

(3) Urbanistica PVS - human settlement/sustanaibility/environment/society - No: 48–49 July 2008

Lucio Giecillo - Developing countries.

* Urban and Regional Planning  and New Urbanisme (http://geograhy.about.com/cs/urban planning)

* Wikipedia - sustanaibility and cities - Ahwahnee Princeples

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version