Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Farklılaşan Kentsel Dönüşüm Algıları

 Melis OĞUZ

Radikal İki’de dört hafta üst üste kentsel dönüşüm temalı, eleştiri/ekleme yazıları yayınlandı. B. Eğilmez’in “İzmir’de Kentsel Dönüşüm ve Seçim” başlıklı yazısına bir eleştiri olarak yazdığım yazıyı (Kentsel Dönüşüme İtiraz),  C. Uzunçarşılı Baysal’ın “Bir Siyasi Araç Olarak ‘Dönüşüm ” ve İ. Mukul’un “Kentsel Dönüşüm ve Mekansal Stratejiler” başlıklı yazıları takip etti. Böyle bir tartışma ortamının oluşması ve kentsel dönüşüme yönelik farklı alanların (kamu politikası, hukuk, şehir planlama, sosyoloji, coğrafya, v.b.) bakış açılarının çarpışmasını olumlu bulduğumu belirterek, bu yazımda Baysal ile Mukul’un eleştirilerini cevaplayabilmeyi amaçlıyorum.

Kentsel Dönüşüm, çoğunlukla yalnızca “yıkım-yapım” süreci olarak algılanan, tanımı açısından da oldukça tartışılan bir alan haline geldi. Bunun nedeni ise kamunun yürüttüğü, kentsel dönüşüm adı verilen, genellikle gecekondu alanlarının ya da “temizlenmesi gerektiği” düşünülen alanların yıkılarak, yerine tamamen farklı bir dokuda ve “toplu konut” mantığıyla üretilen mekanların oluşturulmasını amaçlayan projelerdir. Oysa kentsel dönüşüm çok daha kapsamlı bir kentsel aktivitedir. Bunun aksi bir yargıya, mevcutta yürütülen “Kentsel Dönüşüm” projelerine bakarak varmamak gerekir.

Kentsel dönüşüm, özellikle metropoliten şehir sınırlarına ulaşmış kentler için gereklidir. Mukul’un da belirttiği üzere, kapitalist sistem içerisinde, gelişmekte olan kentlerin sınırları banliyölere kadar sıçrayıp, kentin büyüklüğü insan ölçeğini aşmaya başladığında kentsel dönüşüme ihtiyaç duyulur. Gecekondu alanları, atıl durumda kalan sanayi alanları, doğal afet riski taşıyan bölgeler ve kentsel dinamiklerin gereksinim ve gelişim eğilimlerine cevap veremeyen alanların düzenlenmesi ya da yeni kullanımlarla donatılması gibi pek çok konu kentsel dönüşümün ilgi alanı ve kapsamına girmektedir. Kentsel dönüşüm bu şekilde tanımlandığında, kentsel ekonomi ile doğrudan ilişkili olduğu görülür. Ekonomi ise politikadan ayrı düşünülemez. Kısaca, kapitalist bir sistemde kente asıl şekil veren, yönetici sınıfın politik görüşüdür.

Dolayısıyla, Mukul’a cevap olarak belirtmek isterim ki, kentsel dönüşümün Marksist bakış açısı ile sınıflar arası ikilem sorunsalı olarak incelenmesi de pek hayli mümkündür, ancak Marksist bakış açısı objektivitenin karşıtı değildir. Sınıflar arası ikilemi incelerken, “mazlum” tarafından konuya bakılmak isteniyorsa, bir de karşıt sınıf tarafından sorunsalın incelenmesi gerekecektir ve böylelikle analiz, duygusallıktan ve gerçek-dışı çözümlemelerden kurtulacaktır. Dolayısıyla, yine ilk yazımdaki tutumumun arkasında durarak, kentsel bir analizin sınıflar arası ikilemler açısından yapılmak istenmesi durumunda, tüm karşıt sınıfların kentsel dönüşüm ile ilgili avantaj, dezavantaj, çıkar ve kayıplarının tespit edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Baysal ise makalesinde, dönüşümün neden Sulukule ya da Ayazma gibi mahallelerden başladığını sormaktadır. Sulukule ve Tarlabaşı’nın “yakınından dahi geçilmemesi gereken yerler” şeklinde algılanmasının 15.02.2009 tarihli makalemde de sözünü ettiğim gibi konunun bir sosyal politika sorunsalı olduğunu ve bu grupların bu mahallelere rasgele yerleşmediklerini düşünüyorum. Nitekim toplum dışında tutulması gereken gruplar olarak düşünülen Çingeneler Sulukule’ye Bizans döneminde (1054) yerleştirilmişlerdir.

Zamanla içselleşen ve zorunlu yerleştirme gibi devlet pratikleri ile kemikleşen sosyal algılar sonucu, çoğul toplumun kendilerine ait hissetmedikleri azınlık gruplara karşı takındıkları tutumlar, devlet politikaları ile “desteklenir” ve bir kısır döngü şeklinde yeniden üretilir ve örneğin bugün Çingene mahallelerinin “ucube” olarak dışlanmasına yol açar. Dolayısıyla kenti “güzelleştirmek” adına yapılan projeler, öncelikle “ucube” olarak nitelendirilen grupların yerleşim alanlarında uygulanmaya başlanır. Toplumun dışladığı gruplarla ilgili görüşünün değişmesi ise devletin geliştirip empoze edeceği sosyal politikalarla mümkündür. Toplumda kemikleşen algılar değiştikçe, devlet ideolojisinde de değişim ve dönüşümler görülecektir. (bkz. Giddens, The Constitution of Society)

Cevap vermem gereken bir başka nokta ise, Baysal’ın, “AVM, otel ve pek çok ticari getiri amaçlı yapının da, çoğu zaman kentlilere karşı haksız kazanç sağladığı” görüşü ile ilgilidir. Baysal’ın bu görüşü elbette doğrudur. Ancak bu durum, gecekondu alanlarının çoğunun da işgal edilerek -mevcut gecekondu kullanıcıları tarafından olsun/olmasın- elde edildiği gerçeğini değiştirmez. Ancak, gecekondu alanlarına yerleşen grupların devlet tarafından mağdur edildikleri ve bu gruplar için devletin sağlıklı, altyapılı konutlar sağlamak ile sorumlu olması gerektiği de önemli gerçeklerdir. Gecekondulaşma sürecinde, gelir grubu atlayan gecekondulular, bir üst gelir grubunun yerleşim alanlarına sıçrarken, kendi gecekondularını da kendilerinden sonra kente gelen gruplara devrederler. Hatta “gecekondu mafyası” olarak tabir ettiğimiz gruplar, arazi işgal edip, buraları kiralama ya da satış yolu ile kenti tanımayan gruplara kendilerininmişçesine peşkeş çekerler.

Baysal’ın sözünü ettiği“devlete tekrar ödeme” yapılması ise, devlet ancak kendi arazisi üzerine yerleşen grupları meşru görüp, bu arazilere kurulmuş yerleşimleri yasallaştırmak istediği durumlarda, şahıslara arazi satışıyla gerçekleşir ki, bu durum da yine çoğunlukla devletin, bu gecekonducu gruplar için daha iyi bir alternatif sunamayacak durumda olmasından kaynaklanır. Önceki yazımda da söz ettiğim üzere, bu durum tam olarak haksız kazanca bir örnektir. Devlet, yıkamayacağı gecekondunun arazisini gecekonducuya satar; satılan arazi ise, devletin - yani, sizin, bizim, milletindir.

Sonuç olarak, uygulamaya konabilecek doğru kentsel dönüşüm modellerinin geliştirilmesi için, sorunların ve hataların kentsel dönüşümden doğrudan/dolaylı etkilenen hiçbir tarafa özel bir kin beslemeden ya da ayrıcalık tanımadan en objektif şekilde incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğilmez’in yazısında karşı çıktığım tutum da budur. Duygusal davranmak, ne yazık ki, doğru, gerçek, etik olan ile hak arasındaki ince çizginin bulanıklaşmasına yol açmaktadır.

 

İzmir’de kentsel dönüşüm ve seçim - D. Burcu EĞİLMEZ

 

 

Kentsel Dönüşüme İtiraz - Melis OĞUZ

 

 

Bir siyasi araç olarak ‘dönüşüm’  - Cihan Uzunçarşılı BAYSAL

 

 

Kentsel dönüşüm ve mekânsal stratejiler - İrfan MUKUL

 

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version