Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Kentler, Dedem ve Hrant

Emrah TUNCER

İnsan kendisiyle baş başa kaldığında uçurumlarıyla da baş başa kalıyor şimdi. O yüzden bütün kimliklerim konuklarım gibi duruyor yanımda, güç bela edindiğim bilincimde kimliklerime ait uçurumlarım da kutsallığa sarılı sözcüklerden oluşuyor anılarımda. İlk vurgunu ‘ermeni oğlu ermeni’ sözüyle dedemden yedim. İkincisini de dilimi kanatan İstanbul’dan. O zaman anladım hayatın; açlıkla tüketilmiş insanlardan ve iktidar doygunluklarıyla oluşturulan kentlerden oluştuğunu...

Şantiye havasına mahkûm edilmiş şehirlerde bir nüfus kâğıdı, bir otobüs bileti verilip her daim ayakta durmaya mahkûm bedenlerimize kutsal savaş kulpu takılıp ölme ve öldürmeyi emreden tanrı anlayışından kurtulamadık daha. Kim ne derse desin insanlaşma ötekilerle kentte buluşmayla gerçekleşiyorsa, kent yaşamındaki altüst oluşlar; hayatın özünü, tadını, tuzunu götürüyor. Yoğun bir derebeylik dönemi geçirip, 1. Dünya Savaşı’nı ağır yaşamış Trabzon’da uzun yıllar dikte edilmiş Rus fobisinin, günümüze yaklaştıkça yerini racon sahibi mahalle delikanlıları anlayışına bırakması da bu yüzden değil mi zaten? Coğrafyayla istediğini anımsatan, tarihle istediğini unutturan kentlerle, içindeki simgeler kol kola iktidara hizmet ederken, nesneler aidiyet duygusuyla egemen ikonlar yaratıyor işte. Geçmişten güç alıp kendini güvende hissedenler halen bile akıllı olmayı öğretmiyor mu? Zaten her şey de apaçık ortada. Kentler, simgeledikleriyle görev ve ödevlerini almaya hazır her an nüfus cüzdanı suretini ve damga pulunu verecek insanlarla dolu değil mi? Üstelik korkuları da yok bunların gerektiğinde kendi yarattıkları canavarları yargılayabilir, tutuklayabilir, yerine yenilerini getirip onlarla hatıra fotoğrafı bile çektirebiliyorlar artık.

Kendi politik çıkarları için kentlere stratejik önem atfedip AB’ye Diyarbakır’dan giden yolu Trabzon’da kapatmak için İstanbul’da güç bela edindiği bir çift kanadı kıranlar kim bilir daha hangi maçlarda hangi statların kahramanı olacak ama hiçbir şey suskunlukla geçiştirilmiyor. Derinden, bir gece ansızın gelenler ‘kanayan cehennemleri’ bırakıp ‘hazır cennetlere’ gitmek istemeyen Hrant’ı tam 2 yıl önce ruh halinin güvercin tedirginliği içinde öldürdüler işte. Nasıl olduğunun, ne olduğunun hiçbir önemi yok artık. Haydi, yoklayın cebinizi daha kaç kurşuna gider bu aşırdığınız hayatlar. Yazık oldu gerçekten yazık oldu boş bir bardak dedemin, Hrant adaletin tek tesellisiydi oysa.

Gerçek; dünle bugün arasında olup biteni söylemekse ve bu da görünür olmakla değer kazanıyorsa gerçeği dünden çoğaltan biriydi, İnsanı insana anlatan biriydi üstelik. Anlattıklarının da tam ortasında duruyordu. Düşeni tam uçta yakalayan, karanlık uçurumlardan kurtaran ve zıt uçlarda umut arayan biriydi ama insanlar kendilerine vahiy inmişçesine kentlere akıyor, kentler öldür dercesine iktidarlara, iktidarlar beyaz bere takıp derinliğe akıyor şimdi.

Artık sevgiden yoksun kentlerle, yarattığı doyumsuz gençlere, dedelerinin mutlak doğrularından sıyrılmayı öğretmek, ötekileri keşfetmeyi göstermek en doğrusu olacak galiba. Sevgiye, hoşgörüye ait kırıntıları görmek için bu sis perdesini aralamanın zamanı gelmedi mi?

En yalnız çağımızda da değiliz hani. Dokunsanız dedesinin karşısında boş bir bardağı tekrar kıracak, bir konferans düzenleyip halkı sırtından! Vuracak kadar Ermeniyiz artık. Ama ihanetin kokusu kentlerde mi gizli demeyin. Nasıl olsa bir tabut daha taşır yalnız çoğunluk da demeyin. Unutmayın söz de biter, suç olur ve her şey ama her şey sadece 301’de kalır.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version