Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

EKÜMENOPOLİS: İstanbul Üzerine Belgesel Bir Filmden İzler

Aysun Koca*

“Bir şehir farklı tür insanlardan oluşur;

benzer insanlar bir şehir meydana getiremezler.”

Aristoteles

Profitopolis’ten sonra kente dair öğrendiğim yeni bir korkutucu tanım: Ekümenopolis. Her ikisi de İstanbul’u örnekliyor somutluğunda. Ekümenopolis, gelecekte dünyadaki bütün kentleşmiş alanların ve megapollerin kuşaklar halinde birbirleriyle birleşeceği ve tek bir şehir oluşturacağı fikrini temsil eder, profitopolis ise doğal ve kültürel zenginliklerinin para kazanmak amacıyla yeniden şekillendirildiği şehir’i tanımlar.


Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir**

Ekümenopolis, İstanbul’a dair ‘gerçek bir hikâye’nin anlatıldığı bir film. Şehircilik, mimarlık, sosyoloji, ekonomi, ulaşım konularında uzmanları ve İstanbul üzerinden projelerini kapıştıranları bir arada izleyebiliyoruz belgeselde.


Ayazma’daki kentsel dönüşüm ve orada evinden edilmiş ailelerin barınma hakkı için verdiği mücadele üzerinden iki kutuplu İstanbul’u görüyoruz filmde. Bir yanda kendini kentin içinde çevresinden yalıtmış, dışarıya kapalı ve korumalı sitelere kapatan kesim, diğer yanda kendi mahallelerinden edilen ve kendileri için ayrılmış mekânlarda yaşamak zorunda bırakılan insanlar görüyoruz, tanıdık bir ‘kentsel dönüşüm’ hikâyesi, hem de en yaşanmışından… Mahallerine yapılan birbirinin aynı konut kütlelerinde çalışırken, koca dairenin kocaman penceresinden yıkılmış mahallesini izleyen Ayazmalılar düşüyor ekrana. Ötede Sulukule’yi görüyoruz yıkıntıların, molozların arasından. Belgeselde görülen minik çocukların bugün ne kadar büyüdüğünü, değiştiğini ise Sulukule Gönüllüleri görüyor, izliyor. Tozkoparanlılar mahalleleri için uygun görülen dönüşümün sebeplerini anlamaya çalışıyor beride. Tozkoparan yeşil alanı bol, ‘sosyal mesken’ mantığıyla inşa edilmiş, planlı, geçmişi 60’ların sonuna dayanan bir mahalledir oysa. İstanbul’un dört başı kentsel dönüşüm modeli ilan edilmiş, direnişin en yankılısının yaşandığı Başıbüyük de bu mahalleler arasında.


İkili şehir

İstanbul artık sosyal ve mekânsal yapısıyla tam anlamıyla bir “ikili” yapı sergiliyor. Gelişen teknoloji vasıtasıyla dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen olaylardan hemen haberdar olunabilirken, kentte var olan görünmez duvarlar nedeniyle toplumsal gruplar hemen yakınlarında yaşananlardan uzak ve habersiz kalabiliyor. 21. yüzyılın metropolleri, toplumsal sınıflar arasında gözlenen bu ayrımlar ve uzaklıklar nedeniyle Fainstein tarafından “bölünmüş şehir”, Castells ve Mollenkopt tarafından ise “ikili şehir” olarak resmediliyor.

İkili şehir yapısının temelini oluşturan unsur, 1990’larda artış sergileyen ve Harvey’in “Benzer insanlar birbirlerine yakın yaşar.” tezinin mantığı ile İstanbul’un dört bir yanına yayılan, moda olan, ana ulaşım arterlerine yakınlığı ve kent içinde doğal bir yaşam sunma cazibesiyle piyasasını oluşturan kapalı sitelerdir. Yani farklı mekânsallaşma biçimleri karşılıklı olarak toplumsal ilişkileri engelliyor artık günümüz şehir yaşamında.

Geleneksel mahalleler yerini sınıfsal temellere dayalı, her yönüyle homojen insan gruplarını barındıran yeni mahalle anlayışına bırakırken, süreç Murat Güvenç’in dediği gibi “aynı dünyada ayrı dünyalarda” yaşayan gruplar olarak ifadelendirildiğinde derin bir anlam kazanıyor, kentte böylesine örülmüş ilişkiler ağı, insanlar arası hiyerarşiyi doğuruyor.


Bu şehir ‘Planlı’ mı, ‘Projeli’ mi?

“Benim oy verdiğim parti ne zaman iktidar oldu ki?” sorusunu akla düşürür bu şehir için yapılmış planların uygulanma süreci de. Artık kim iddia edebilir ki İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nın tam ve olduğu gibi uygulanabileceğini? Bu planda yer almayan ve tepeden inme kararlarla bu şehre biçilen rollerin icabı olarak her geçen gün yeni “proje”ler öğreniyoruz. 3. Köprü, Karayolu Tüp Tüneli, televizyonda reklamları dönen büyük yatırımlı konut projeleri ve tabi en son ‘Kanalistanbul’ projesi.

Şehir ve Bölge Planlama mesleğinin geleceğine dair bir endişedir, artık ‘planlı şehir’ tabiri yerine ‘projeli şehir’ tabirinin kullanılabileceği ihtimali.

Polis’ten Profitopolis’e, şimdi de Ekümenopolis’e

Profitopolis olma yolunda ilerleyen İstanbul’da otomobile bağımlı olan ve kılınan bir yaşam biçimi, diğer yanda da bunu destekleyen yeni yollar, yeni köprülerle İstanbul’un doğal kaynaklarını hızla tüketen yeni yatırım projeleri var. İstanbul koca bir Ekümenopolis, hangi filme sığabilir ki? Sadece filmin özetinden özetlersek;


Ekolojik eşikler aşılmış.

Ekonomik eşikler aşılmış.

Nüfus eşikleri aşılmış.

Sosyal ahenk bozulmuş.

İşte neoliberal kentleşmenin fotoğrafı: Ekümenopolis.


Otomobiller, 3. köprü, yerinden etme, homojen konut alanları yaratma hızı, dönüşümün hedefindeki mahalleler üzerine bir film olmuş, toplarsak hepsini “bir İstanbul belgeseli” olmuş.


Festival ve özel gösterimlerle seyircisine ulaşan bu belgeseli her İstanbullu izlemeli. Ancak, görsel anlatımın ve müziğin etkisi ile sindirmesi biraz güç olabilir…

Filme dair özel bir ayrıntı ise, bir gün o otomobillerin tümünün şehirle beraber başımıza düşeceği gerçeğidir.

Görsel Kaynaklar:

1-Mustafa İzberk

2-Ekümenopolis filminin tanıtımından

3-İbrahim Tapa

*: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

**: www.ekumenopolis.net

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version