Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

"Narsist" Mimarlara Cevap

 

Azat YALÇIN*

Akademisyen ve "uzman" sıfatıyla kendini bir noktada görüp, bir türlü o tepelerden inmeyen kesimin sözlerine hayranım. Bizim devrimcimiz bile halktan, farklılıklardan uzak yaşam sürüyor. Hele zengin olmuş veya iyi bir konum elde etmişse bozmayın rahatını. Lafta ve sözde sürekli devrimci ama iş uygulamaya geldiğinde, onun gibi düşünenler yanına toplandığında birlik olup "omuz omuza" vermek yerine hemen bir lider edasına bürünmek bunların adeti oldu.

 

Haliç köprüleri ile ilgili yaptığım bir araştırmada akademisyenlerin, mimarların ve mühendislerin köprülerin "dubalarının" yarattığı soruna arayış getirme arzularına tanık oldum. Çalışmalar sonunda heyetin verdiği raporda çökel kalınlığı ile köprülerin geçeceği noktaların derinliği bir araya getirildiğinde büyük ayaklara ihtiyaç duyulduğu anlaşılmış ve asma köprü yapılmak istendiğinde 1000m. kadar bir uzunluğun zorunlu olması durumunda Haliç’in silüetine gölge düşüreceği kanısına varılmıştı. Raporun detaylarına inildiğinde ise "maddi" olanaksızlıkların, bu iki önerinin hayata geçmesine imkan tanımayacağı net anlaşılıyor. Günümüzde bile "sağlıklı" birçok proje bu bahane ile geri çevrilmekte veya düşünülmemektedir.

 

Sanayi devrimi öncesi insanlığın barınma, sağlık, adalet gibi ihtiyaçları "doğasına" paralel yapıdaydı ve özgür düşünce hakimdi. Sanayi devrimi sonrası gerçekleşen teknolojik hamleler, artan insan nüfusu ile beraber bu paralellik bozuldu. Kişilerin veya grupların varolan üstünlükleri, gelişmişlikleri daha da arttı. Bireyin özgür düşüncesi önemini yitirdi ve varlıklı insanların hedefleri, düşünceleri Dünya’ya egemen oldu. Mimarlığa bu pencereden baktığımızda; mimar olmayanlar, egemenliğinde çalışan mimarlara dilediği veya işine gelen projelere imza atması, çizmesi için yetki veriyor diyebiliriz. Üniversite içinde ele aldığımızda; profesörler, akademisyenler için öğrencileri gereksiz vakit ama danışmanı oldukları projeler ve o projeler üzerine yaptıkları "geyik" ile tatmin ettikleri "liderlik" duyguları tarif edilemez bir tutku. Sanayi devrimi öncesi mimar kendi evini tasarlar hatta o evin birkaç noktasına kendi anılarından parçalar eklerdi; hoşlandığı bir desen gibi.

 

iş "voleyi vurmak" olunca, projelerin "sağlıklı" halleri önemsenmedi ve daima daha da kazandıracak yapılara imza atıldı. Yükselen apartmanlar, gökdelenler, 3.köprüler falan da falan. Projeye imza atan, onaylayan, savunan akademisyenlerin de üniversite dersliklerinde ki "çevreci" halleri palyaçoyu andırıyor. Bu "ikiyüzlü" durumu devlet yönetimleri düzeyine çekelim. Sanayi devriminden önce bir kere 300ppm barajını geçmemiş atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu, 385ppm seviyelerine gelmiş ve hükümetler "cap&trade" gibi sahtekarlıklar peşinde koşmaktadır veya salımı azaltacak "aciz" görüntülere girmektedir. Aciz diyorum çünkü salımın azaltılması değil, geçmişte yapılmış salımın atmosferdeki konsantrasyonunun azaltılması tek çözüm iken bu "laf salataları" niye? Çok net anlamamız gerekir ki bazı kişiler, meslekler, gruplar hatta ülkeler varolan güçlerini ve birikimlerini "kötüye" kullanmışlardır ve insanlığı zor bir duruma sokmuşlardır.

 

Bugün üniversiteden arkadaşım olan mimarlar ve şehirciler, kendileriyle paylaştığım ve heyecanlandığım konuları dinleyince şaşırmakta, ilgilerini çekmektedir. Benim paylaştığım konular, kendi mesleğimi ilgilendiren ve detay gerektiren konulardır. Bazı mimar arkadaşlarım bu konuları duyduğunda "ya bize bunlar neden anlatılmıyor? " siteminde bulunuyorlar ve ellerine kalemleriyle not defterlerini alıyorlar. Doğanın içine "gerçekten" akmış bir mimariyi tasarlamak isteyen bu kişiler teslime bir ay kala duydukları bu bilimsel gerçeklikler karşısında "ama biz bunları hocaya söylersek –e bir araştır gel evladım demezler mi? Bu saatten sonra olmaz" diyorlar veya daha en başında korkuyorlar. Doğayla özdeş bir mimari onlar için bahçeye yapılmış bir peyzaj veya başarılı bir ısı yalıtımıydı oysa. Peki hocalarının? Onların hocaları benim de hocalarım ve duydukları karşısında "biz bu konuya hakim değiliz, bilmiyoruz, sözlük getir kullandığın terimler için" diyorlar. Sürdürülebilir bina ve kent konusu ucu bucağı olmayan bir derinliğe sahip. Peyzaj mimarları, çevre mühendisleri, ziraat mühendisleri, orman mühendisleri gibi çevreci meslektaşlarımın sahip olduğu birikimlere, detaylara bir insanın ömrü ancak yeter. Her mesleğin birikimi ve detayları; o mesleği uygulayan kişinin hayatına değecek kadar teknoloji gelişmiştir, bilim ilerlemiştir. Bu yüzdendir ki, çevre sözleşmelerinin tamamında "mesleklerarası eş güdüm" mekanizmasının kurulması zorunlu olarak görülmüştür.

 

Maradona, Pele’nin kendisiyle ilgili olumsuz açıklamaları için "o müzesine dönsün" demiş. Ben de buradan, "Mimarlık Paylaşılmıyor" isimli yazısı için sayın Oktay EKİNCİ’ye müzesine dönmesini diliyorum. Sahip olduğunuz devrimci ruhu çok net tanıyorum "ben gelene kadar masamın üstünü de temizle" demenizle. Sizi bir usta gibi gördüğümden yardım etmiş, kitaplığınızı düzelterek çıraklığınızı kabul etmiştim, hastalığımda alın teri dökmüştüm. Fakat kendinizi fazla kaptırmış olacaksınız ki bana bu hayatta kimsenin söyleyemeyeceği o sözü söylemiştiniz "devrimci" sıfatınızla ve derhal öyle bırakıp gittim o gün. Oysa Anadolu öyle ustalar barındırıyor ki. Sivas’ın Kesik Köprüsünü inşa eden çırağına; "Usta idik olduk şagirt (çırak)" diyen ustalar gibi. Sizin gibi devrimciyim diye geçinenleri görünce, tarihime sığınmaktan başka çarem kalmıyor. Haydi! Başlayın birinin yandaşısın kesin, osun, busun, şusun demeye. Size ve yazımda ki lafları üstlerine alınacak kişilere söyleyeceğim tek şey "MÜZENİZE DÖNÜN!"…

 

Azat YALÇIN

Kentsel Koruma ve Yenileme Yüksek Lisans Öğrencisi

Peyzaj Mimari

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version