Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Logolar Sarmış Dört Bir Yanımı: Logorama!

Evren TOK*

Kısa animasyon dalında Oscar Ödülünü bu sene Fransız yapımı ‘16 dakikalık’ Logorama kazandı. Yaşam alanlarımızın işgal altında olduğunun şiddetle altını çizen, tüketim kültürünün günümüzdeki tezahürlerini ‘ti’ye alan satirik bir yapıt Logorama. Eleştirisi bugünün çok daha ilerisinde. Logorama, her yanımızı saran logoların, kurumsal ikonik maskotların hem dekor, hem de aktör olarak kullanıldığı bir animasyon. Dolayısıyla her yanımızı saran logoların ve kapitalist sembollerin endişe verici şekilde içselleştirildiği, adeta kişileştirildiği vurgulanıyor. Hazırlanması altı sene süren, 16 dakikaya sığdırılan 2500’ü aşkın logonun hikâyesini televizyon ekranlarına aktarmak ise ticari marka ve telif hakları sebebiyle sorunlu gibi. Logorama’nın finali ise kent bilimci ve sosyolog Henri Lefebvre’in ‘günlük hayat’ ve ‘kent’e ilişkin gözlemlerini anımsatıyor. Yaşadığımız küresel felaketlerin en uç hallerini ve olumsuz sonuçlarını kentsel düzlemde gözlemlerken, nasıl oluyor da günlük hayatı ve kentsel pratikleri tüketim üzerinden esir alan ‘toplumsal kontrol’, ‘istikrar olduğuna dair ilüzyon’ hissi ve ‘doğallık’ kendini yeniden üretebiliyor?

Logorama’dan Akılda Kalanlar

Logorama, dekor olarak seçtiği kentsel mekânın günümüz neoliberal kapitalizmi için ne kadar hayati önem taşıdığını gözler önüne seriyor. Kentlerin, kapitalist üretim ve birikim stratejilerinin, ilişkilerinin ve yapılarının yeniden üretildiği ‘merkezi’ ölçek olduğunu işliyor. Elbette neoliberal kapitalizmin kendini kentsel mekânda yeniden üretmesi ve yapılandırması çeşitli sorunları da beraberinde getiriyor, artan suç oranları, eşitsizlik, yoksulluk, sosyal dışlanma gibi. Örneğin Logorama’da bu durum Michelin’in logosu olan Bibendum formundaki iki polis memurunun aracında start alıyor. Logoların kenti, başdöndürücü ekonomik aktivitenin ve dinamizmin yanısıra, McDonalds’ın ‘logo-insanı’  palyaço Ronald Mcdonald’ın bir kurye aracını gasp etmesi, bu aracın biyolojik silahla donanmış olması ve Big Boy Hamburger zincirinin ‘logo-insanı’nı rehin alması üzerine daha da baş döndürücü bir hal alıyor.

Neoliberal kapitalizmin kentinde yaşanan bu kovalamaca esnasında gözleriniz sürekli bir ‘marka’ teşhis etme sürecine giriyor. Logorama’nın ’16 dakikalık’ satirik mesajı binlerce logo ile ve sayısız ayrıntı ile dolu. Her ayrıntı, gündelik yaşamı saran, bizlere sürekli eşlik eden neoliberal kapitalist zihniyet tarafından hegemonik şekilde kodlanmış grafikleri kimi zaman gülünç, kimi zaman da absürd şekide ‘ti’ye alıyor. Hayvanat bahçesinde çocuklara rehberlik eden ünlü temizlik markasının logo-insanı ‘Mr. Clean’ ve trafik ışıklarının ‘shop’ ve ‘stop’ şeklinde oluşu bunlardan sadece ikisi.

Henri Lefebvre ve Kent

Logolar, markalar, kurumsal maskotlar aslında zihnimizin tahmin ettiğimizden çok daha derinlerine kodlanmış. Yapımcı Nicolas Schmerkin ilginç bir gözlemini dile getiriyor: asıl sorun artık günlük hayatlarımızı nasıl yaşadığımızla ve logolara nasıl tepki verdiğimizle ilgili. Sıkı durun, insan beyni bir saniyeden az bir sürede toplam 14 logoyu tanımlayabiliyor! Öte yandan, farklı bir bağlamda, Henri Lefebvre’in Gündelik Hayatın Eleştirisi’ni (Verso, 2008) anımsıyorum. Lefebvre’e göre, bir mekâna anlam veren, içerdiği günlük hayat pratikleri ve yaşamsal deneyimdir. Mekânın temsil ettikleri, mekâna atfedilen hegemonik temsiller; bu ikisi arasındaki mücadele, zıtlaşma, kullanılan semboller, sembolleşen pratikler, kısaca mekâna dair tüm pratikler. Ve işte bu sebeble Lefebvre günlük hayata ilişkin ‘istikrar yanılsaması’ ifadesini kullanır. ‘Rutin’, ‘normal’, ‘günlük’ olarak görülenler aslında bize sorulmadan verilmiş, hatta farkında bile olmadığımız kararların bir ürünüdür. Ve görünenin çok daha ötesinde gerilim, müzakere ve çatışma barındırır.

Lefebvre’in kentsel mekâna ve günlük hayata dair söylemleri ile Logorama’nın finali oldukça örtüşüyor. Michelin polisleri ile Mcdonald’s palyaçosu arasındaki nefes kesen kovalamaca kenti talan ediyor, silahlar patlıyor ve Lefebvre’in deyimiyle tüketimle ‘kontrol’ edilen günlük hayat, logoların kontrolden çıkmasıyla kaotik bir hal alıyor. Ve eşzamanlı olarak bu kaosa kentsel mekânı ortadan ikiye ayıran bir deprem eşlik ederken, kent petrol içinde kalıyor. Petrol tüm dünyayı kaplarken yeraltından yeni logolar çıkıyor. Kamera uzaklaştıkça anlıyoruz ki dünya meğerse tahmin edemeyeceğimiz kadar çok logodan oluşuyormuş. Ve kaos aslında ‘düzenin’ bir parçasıymış.

* Carleton Üniversitesi, Doktora Adayı

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version