Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Haliç’e Özgürlük!

 

Azat YALÇIN *

Haliç’in Kimliği

Böl, Parçala, Yönet! Gelişmiş ülke ve sempatizanlarının popüler stratejisi. İnsanların veya toplumların birbirleri arasında ki homojen yapısını kırarak, heterojenleştirme süreci. Kültür, tarih, ırk, dil, din gibi farklılıkların çeşni olmasından haz alamayan, içinde ki hırsın ateşi ile suyu tuzundan veya şekerinden arındırmak isteyenlerin düşü bu. Konu tüketme, bitirme, yok etme olduğunda ise herkesin ve her şeyin kaderi bir.

 

Aynı Haliç gibi: İki ırmağın (Alibeyköy ve Kağıthane deresi gibi) arasında kalan alana yunanca mesos (ara, orta) ve potamos (ırmak) kelimelerinin birleşimi olan mesospotamos yani mezopotamya denir. Bu alanlar nehir planlarında Transfer Alan olarak tanımlanmıştır. Yer altı suları, yüzeysel akış ile nehirler bu alanlardan beslenir ve yararlı tuzları (fosfat ve nitrat gibi), mineralleri Depozisyon Alanına (deniz ile birleştiği alana) taşır (1). Kıyı dilinin gelişmediği, bir kolu andıran körfez olan halice akan tatlı su, tuzlu suyu itelemeye başlar. Tatlı su özkütle olarak tuzlu sudan daha hafif olduğundan üste çıkar. Tuzlu suyu bir örtü gibi örten tatlı suyun akış yönünün tersinde dipte akıntı oluşur. Bu akıntı nehir ile taşınan ve yatağa çöken yararlı tuzları kaldırarak vejetasyona servis eder. Bu yüzden haliç alanlarında bitkisel materyal çok çeşitli ve yoğundur (2). Littoral Alanda (kara-deniz birleşimi) gelişen bu vejetasyon Nekton canlılar için (balık, karides) yuvalama alanı oluşturmaktadır. Ayrıca tatlı su ile tuzlu suyun karışıp acı suya dönüştüğü bu alan biyolojik üretimi yüksek bir Ekoton Alanıdır (iki ekosistemin kesişim alanı). Ekoton alanlarında ki canlılarda ise lisier etkisi görülür (hem tatlı suda hem tuzlu suda yaşayabilme özelliği ve/veya fizyolojik farklılıklar) (3). Aslında daha bir çok tanımlama yapılabilir ama bu kadarı bile haliç’in nasıl bir kimliği olduğunu net olarak ortaya koyuyor. İş tüketmeye geldiğinde kimliklerin bir önemi yok. Haliç bugün ne yazık ki o eski ‘’güzelim haliç’’ değil…

Haliç’in Tarihi ve Esas Sorunları

Açık denizle bağlantılı sakin bir barınak olmaları nedeniyle tarih boyunca insanlık açısından önemli bir yerleşim yeri haline gelmiştir haliçler. Haliçler; gel-git etkisinde ki nehir ağızlarında oluşanlar ve Holosen Devirde ki deniz yükselimi sonucu su altında kalan akarsu yataklarında, buzul vadilerinde gelişenler olmak üzere iki grupta incelenirler. Bentik fauna (dip fauna- foraminifer fosilleri) incelemesi bize Haliç’in 8000 yıl önce akarsu olduğunu göstermektedir. Acı su ekosistemine geçiş ise yaklaşık 7400 yıl önceye rastlamaktadır. Haliç son halini ise 5700 yıl önce almıştır (güncel zon- dolgu alanlar harici).

Foraminifer fosil incelemesi bize tarih öncesi bilgileri verdiği gibi yakın tarih kodlamalarına da sahiptir. Littoral Alan (10m. derinliğe kadar-köklü su bitkilerinin bittiği sınır) ve Suplittoral Alan arası çökeleklerde fosil yoğunluğuna rastlanırken, daha derinlere inildiğinde ani ve önemli bir azalmaya rastlanmıştır. Bu durum Haliç’te ki kimyasal kirlenmenin tarihini yansıtmaktadır. Kömür, cüruf, bakır, çinko, kurşun gibi materyalde ki artış canlı gelişimini engelleyecek boyuttadır. Bir zamanlar Haliç’in sanayi yapıları, kömür işleme tesisleri ile kuşatıldığını düşünürsek bu çökel katman sonuçlarına şaşırmamak gerekir (4).

Fosil yoğunluğunda ki bu azalma sadece sanayi yapılarına ait değildir. Dubalı/ bol direkli köprüler ile demirlemiş gemilerin yüzey akıntısını engellemesi ile tatlı su ekosisteminin taşıdığı asılı maddelerin tuzlu su üzerinde yoğunlaşmasına, örtü oluşturup ışığın derinlere nüfuz etmemesine ve fotosentetik faaliyetin durmasına sebep olmuştur (5). Çok basit bir kural: üretimin olmadığı bir ekosistemde tüketimden söz edemeyiz. Canlı faaliyetlerinin azalmasının, yer yer tamamen yok olmasının en temel sebebi bunlardır.

Haliç için Geliştirilen Proje veya Plan

Geçenler de gözlerime inanamadığım bir haber ile karşılaştım. Önce durup düşündüm. Günlerce ‘’acaba ben mi yanılıyorum?’’ diye kendime soru sordum. Tekrar kaynakçalarımı ve araştırmalarımı açıp okudum. Okumaz olaydım. İstanbul gibi bir kentin yönetiminden sorumlu belediyenin, araştırmayı yapan akademisyenlerin ve akademinin acınası haline şahit oldum. Haliç’i temizlemek için bugüne kadar 663milyon $ yatırım yaptığını söyleyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş, İstanbul Boğaz’ından Haliç’e su aktarırsak (Kağıthane deresine günde 260bin metreküp su verilecekmiş) Haliç’in sirkülasyonuna kavuşacağını ve oksijen olarak zenginleşeceğini belirtmiş. Haziran 2011’de yapımı tamamlanacak bu sistem için ise 38milyon TL yatırım yapılmış. (6)

Projenin birinci acınası hali çok basit bir fizik kuralı. Tatlı su özkütle olarak tuzlu sudan daha hafiftir ve bu yüzden tuzlu suyun üzerini bir örtü gibi örter demiştik. Haliç’in en temel sorunlarından biri de tatlı suyun getirdiği asılı maddelerin su yüzeyini örtmesiyle fotosentetik faaliyeti/ üretimi durdurması demiştik. Peki soruyorum İstanbul Boğaz’ından getirilen tuzlu su ne işe yarayacak? Alibeyköy deresinin taşıdığı asılı maddelerin altında kalacak ve Kağıthane deresine belli bir noktadan verilen tuzlu su gerisindeki tatlı suyun yani yine asılı maddelerin altında kalacak. Sonuç olarak üretim yine yok. (Hele tatlı su ekosistem alanına tuzlu suyun verilmesi konusuna hiç girmiyorum).

Projenin ikinci acınası hali ise ekolojik kimlikle alakalı. Haliçlerin kimliği için yukarıda yazdıklarımın sizce hiçbir anlamı yok mu? Tatlı suyun itelediği tuzlu su alanı olması. Yararlı tuzların ters yönde ki dip akıntısıyla yüzeye taşınması ve vejetasyona sunulması. Proje gerçekleştikten sonra ‘’tuzlu suyun itelediği tuzlu su alanı’’ tanımlaması yapsak sizce bu coğrafi dilde bir ‘’Haliç’’ demek mi olur yoksa ‘’Körfez’’ demek mi? Veya başka bir şey. Yorum sizlerin…

Haliç’i Kurtarmak için Ne Yapılabilir?

Koruma ile ilgili bilim insanları için sadece eleştiri yaptıkları ve çözüme ilişkin hiç bir şey söylemedikleri belirtilir. Üstelik korumacıların gelişim ve kalkınma sürecini baltaladıkları iddia edilir. Bu eleştiride azıcık bile olsa haklılık payı var. Azıcık çünkü korumacılar bir sorunu ve detaylarını belirttiklerinde çözümü de karşı tarafın bulacaklarına inanırlar. Şu meşhur laf hani ‘’tarihimizi bilmezsek geleceğimizi göremeyiz’’. Madem böyle bir eleştiri var bu sefer çözümleri sunuyorum:

· Biyosistem Tasarımları Geliştirilmeli: Öncelik ile Haliç’in sistem denge modeli araştırılmalıdır. Projeler bu çerçevede geliştirilmelidir. Haliç gibi ekosistemlerde sistem denge modeli değişken kararlı (metastable) davranış gösterdiği kanısındayım çünkü sistemin alt yapısı ve beslendiği ekosistemler varlığını sürdürüyor. Bu yüzden sistemi etkileyen kuvvetlerin büyüklüğüne bağlı olarak kısmen veya tamamen eski haline dönebilir. Bu durumda uzun soluklu ekolojik restorasyon stratejileri geliştirilmelidir. Sayın Kadir Topbaş, Alibeyköy Deresinde taşkınların olduğunu ve su baskınlarının yaşandığını dile getirmiş. Bu davranış biçimi ile Tidal Alanlar (Gel-Gitli Taşkın Ovaları) oluşur ki zaten bu derenin doğal davranış biçimidir. Alibeyköy Barajı alanı ise derenin erozyon alanıdır ve yapay bir lentik (durgun su) ekosistemidir. Planlama yapılırken lentik (durgun) ve lotik (akan) ekosistemler olarak ayrılıp üzerinde doğal temizleme-arındırma sistemleri geliştirilmelidir. Durgun alanlarda yapay tatlı su bataklıkları ve Su mercimeği-Su sümbülü ortaklığına dayanan irili ufaklı yapay göletler geliştirilmelidir. Su mercimeği ve sümbülü çok hızlı gelişen, üreyen bitkilerdir (7). Bu özellikleri sebebi ile birçok alanda da kullanılabilirler (Biyogaz üretiminde, Biyo-kütle enerjide, tarımda, kağıt sanayisinde). Ayrıca bakteri, mantar, protozoa, metazoa gibi belirli organizmalar tarafından biyolojik aktivite ile biyolojik temizleme sağlanarak sistem desteklenmelidir. Akışkan alanlarda ise riparian alanlar geliştirilmeli ve tatlı su baskınlarına dayanıklı çalı-bitki türleri tercih edilmelidir (8). Bu bitkilerin kök sistemleri hem toprak erozyonunu minimuma indirmeli hem de yer altı suları için doğal arıtma yaparak lotik sistem için re-şarj görevini üstlenmelidir. Eğer bu sistemler sağlanırsa bu derelere eğilip su içmeniz bile mümkündür.

· Bu Derelerin Beslendiği Bir Kuşak Var!: Sadece riparian alanları düzenlemek tabi ki yetersiz. Riparian alanın bir üst kısmı olan Upland (yamaçlar) Alan için su odaklı ormanlar geliştirilmeli. Poyraz rüzgarına bakan yamaçlarda sürtünme etkisini arttıracak Tabansuyu Koruma Ormanları geliştirilmelidir. Bu orman modeli senelik yağış rejimine +150mm daha fazla yağış getirebilir. Lentik ekosistem alanlarında ise Su Koruma Ormanları geliştirilmelidir. Koniferler bu alanlar için ideal bitki türleridir fakat hava kirliliği fazla ise geniş yapraklı türler tercih edilmelidir. Derelerin riparian alanları için önerdiğimiz çalıları desteklemesi açısından yamaçlarda Meşcere Ormanları geliştirilmelidir. Bu ormanlar fiziksel özellikleri bakımından diğer orman alanlarından hemen ayırt edilebilir. Yüzeysel akış rejimini düzenleyen bir sisteme sahiptirler (9).

· Haliç için Aquakültür Ortamları: Yukarıda yazdığım sistemlerle ortak çalışan üçüncül arıtma-arındırma sistemleri de geliştirmemiz gerekir. Bivalvia (Midye türleri) aquakültür modelleri geliştirilerek hem doğal fitre sağlayabilir hem de ekonomik avantajlar elde edilebilir. Bivalvialar, ekosistemde ağır metalleri filtreleyen ve su içinde ki partiküller ile beslenen canlılardır (10). Oksijene çok az ihtiyaç duyarlar. Ortalama 1.5lt deniz suyunu 1 saat içinde filtreleyebilir. Tuzluluk kartelaları çok geniştir ve %19 tuzluluktan %30 tuzluluğa kadar her ortama adapte olabilirler.

· Yeşil Enerji ile Çalıştıktan Sonra Sanayiden Korkma!: Sadece yeşil enerji yetmez tabi ki, arıtma sistemlerinin de çok gelişmiş olması gerekir. Mesela Haliç Kıyısında Fener-Balat evlerinin restoresini gerçekleştirmek amacıyla bir tesis kurulabilir. Bu tesisin içinde bir Tuğla Üretim Sanayi neden olmasın? Düşünsenize Haliç’in bazı noktalarında 50m. ye kadar varan, içi eski sanayinin atıkları ile dolu çamurlarından üretilen tuğlalar ile o evleri restore ediyoruz. Doğada yuva dediğimiz şey aslında böyle bir şeydir. Yakın çevresinden toplanan materyaller ile yapılan bir sığınaktır yuva. Haliç’in bu çamur-mud tabakası inanın bize çok çeşitli tuğlalar sunacaktır (11).

Daha bir çok çözüm sunulabilir. Fakat bu kadarının bile Haliç için geliştirilen projelerden daha tutarlı ve isabetli olacağı düşüncesindeyim. En büyük derdimiz; sabrımızın olması ve uzun soluklu-3 boyutlu düşünemememiz. Bu konuların tamamı farklı uzmanlık alanlarına dayanıyor ama bizim ülkemiz de meslekler arası bir diyalog söz konusu değil. İmzalanan çevre ve sürdürülebilirlik sözleşmelerinin tamamında ‘’eşgüdümlü çalışma’’ vurgulandığı halde ülkemizde halen ‘’dediğim dedik çaldığım düdük’’ düşüncesinde insanlar mevcut…

{gallery}Konuk_Yazilar/halic_azad{/gallery}

Kentsel Koruma ve Yenileme Yüksek Lisans Öğrencisi / Peyzaj Mimarı Azat YALÇIN

KAYNAKÇA:

 

(1) Kondolf, M.G. (1997), ‘’Hungry Water: Effects of Dams and Gravel Mining on River Channels, sf.534

 

(2) Tırıl, A. (Haziran 2006), ‘’Sulak Alanlar’’, sf. 19,20

 

(3) Odum, E.W. (1990), ‘’The Ecology And Management of Aquatic-Terrestrial Ecotones’’, Chapter 6: ‘’İnternal Processes Influencing the Maintenance of Ecotones: Do They Exist?’’, sf.92-94

 

 

(4) Şamlı, C.A. (Ağustos 1996), ‘’Haliç (İstanbul) Holosen Dip Çökellerinin Bentik Foraminifer Faunası’’, Türkiye Jeoloji Bülteni, sf. 87-97

 

(5) Ergin, M., Ediger, V., Bodur, M.N., Okyar, M. (1990), ‘’İstanbul Haliç’in Güncel Çökellerine Genel Bir Bakış’’, Türkiye Jeoloji Bülteni, sf.20-25

 

(6) E-Gazete (Ağustos 2009), ‘’Boğaz’dan Haliç’e Temiz Su Akacak’’

 

(7) Çiftçi, H., Kaplan, Ş. Köseoğlu, H., Karakaya E., Kitiş, M. (2007), ‘’Yapay Sulak Alanlarda Atıksu Arıtımı ve Ekolojik Yaşam’’, Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi 23.Sayı

 

(8) Sivrikaya, F., Köse, S. (2004), ‘’Fonksiyonel Planlamada Su Kenarı Ormanları ve Önemi’’, K.S.Ü. Fen ve Mühendislik Dergisi

 

(9) Çepel, N. (1994), ‘’Peyzaj Ekolojisi’’, sf. 159,160

 

(10) Çavuşoğlu, K., Gündoğan, Y., Şükran, Ç.A., Kırındı, T. (Temmuz 2007), ‘’Mytilus sp. (Midye), Gammarus sp. (Nehir Tırnağı) ve Cladophora sp. (Yeşil Alg) Örnekleri Kullanılarak Kızılırmak Nehrindeki Ağır Metal Kirliliğinin Araştırılması’’, B.A.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi Cilt 9, sf.53

 

(11) Çelik, Ö., Elbeyli, Y.İ., Pişkin, S. (Aralık 2002), ‘’Haliç Çamurlarının İnşaat Malzemesi Üretiminde Değerlendirilmesi’'

EKLER (El Çizimlerim):

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version