Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

TMMOB Seçimleri Üzerine Düşünmek

 

Kentler, Kasabalar, Köyler, Topraklar Hakkımız, Söke Söke Alırız:

Tmmob Seçimleri Üzerine Düşünmek, Kenti Düşünmek

Maya Arıkanlı ÖZDEMİR

2. TMMOB Seçimleri Üzerine Düşünmek 1


 

 

Bu yazının ilk bölümü 26 Şubat 2010 tarihinde BirGün Gazetesi’nin Kent – Yaşam sayfasında yayınlanmıştır. İlk bölüme “Kenti Düşünmek” diye bir başlık atılmış ve oda seçimleri için bir girizgâh yapılmıştır. Bu ikinci bölüm ise bu yazının bir tür devamı niteliğindedir.

 

Coğrafyamız her manasıyla cayır cayır yanıyor. Bu yangın her yeri, her şeyi alt üst etmekle kalmıyor bizleri bir muamma dalgası ile baş başa bırakıyor. Hal böyle olunca bir “yedi” muamması ile başladığımızı bu dalgadan alıp başka yerlere taşımak ise farz oluyor. Yangının ortalıklarda çok anılmayan bir veçhesini ise İstanbul İl Çevre Düzeni Planı oluşturuyor. Bilinirliği, anılırlığı ise ya bizzat mağduriyetten ya da “mesleki” duruştan, konumdan geçiyor. Nam plan son birkaç yıldır özü itibariyle bu toprakları sallayıp duruyor. 1/100.000 gibi bir plan ölçeği söz konusu olunca sallanmanın şiddeti de bir başka oluyor. “Yedi” muamması ise bu plana itiraz eden ve bu meseleye zamanında bir basın açıklaması ile yanıt veren “yedi” 2 meslek odası ile çözülüyor. Yedi sayısının bereketinden, kerametinden midir yoksa insanlık tarihindeki o garip yerinden midir bilinmez ama odalar ve oda seçimleri üzerine düşünürken bir geçiş yapmak için “yedi” yolumuzu açıyor.

Bu yedi odanın Çevre Düzeni Planı üzerine yükselttiği ses ise odalarımız “kentsel dönüşüm”e deva olur mu sorusunu sordurtuyor. Deva ararken hemen her oda seçiminde iki yılda bir karşımıza çıkan ve yüzümüze çarpan tartışmalar içimizi buruyor. Soru bu ve gündem oda seçimleri olunca bu yedi odanın basın açıklamaları ilgimize mazhar oluyor.

Kentsel dönüşüm meselesini, kentsel yeniden yapılanma sürecini kavrama, anlama ve bu meselelere bir muhalefet odağı olarak dâhil olma, müdahale etme, yön verme noktasında söz alması, ses vermesi kaçınılmaz olan Şehir Plancıları Odası’nın yazılı neşriyata aksetmiş karşı duruşu aklımızı kurcalıyor. İstanbul ve Ankara kentleri dışında yaşanan dönüşüm süreçlerinin gözlerin ve dilin ardına düştüğü apaçık görülüyor. Bunun dışında ölçekleri farklı bir dizi yıkım, dönüşüm, yenileme, yapılanma meseleleri de açıklamalarda yer almıyor. İstanbul Sulukule ve Başıbüyük mahallelerinde, Ankara Dikmen Vadisi’nde yaşanan yıkımlar ve Ulus Tarihi Kent Merkezi’ne ilişkin alınan kararlar karşısında odanın muhalif tavrı açık bir biçimde görülürken “diğer”lerinin adının zikredilmeyişini anlamak güç oluyor. Odanın komisyon ve çalışma grupları içinde “kentsel dönüşüm”ü bizzat konu eden bir oluşumun olmaması da odasızların odalılara sorduğu bir soru olmayı hak ediyor. Her ne kadar TOKİ, kamu arazileri gibi meselelerde oda ses verse de sesin geldiği ölçek bu kentin mağdurlarına bir şey demeye yetmiyor.

TMMOB’a bağlı meslek odaları içinde gündemde adından sıkça söz ettiren ve diğer odalara kıyasla üye sayısı ve kompozisyonu açısından önemli bir yeri olan Mimarlar Odası’nın kentsel dönüşümü, kentsel yeniden yapılanmayı ele alma biçimi ise Şehir Plancıları Odası’ndan daha farklı noktalara odaklanıyor.

Mimarlar Odası’nın kentsel dönüşüme vurgu yapan açıklamalarına bakıldığında konunun özellikle TOKİ İhale Yönetmeliği, 1/100.000 Ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı ve tüm bunlardan daha önemlisi “yenileme” alanları üzerine yoğunlaştığı görülüyor. Yenileme meselesi ele alınırken Galataport, Haydarpaşa (Dünya Ticaret Merkezi ve Kurvaziyer Liman projeleri) ve Dubai Kuleleri projeleri öne çıkıyor. Mimarlık mesleğinin “kadim” ölçek anlayışı burada da karşımıza çıkıyor. Üstelik bu ölçek anlayışının yanına ulusalcı, anti-emperyalist bir söylem de ekleniyor. Oysa gündemi değiştirme ve buna yön verme konusunda önemli bir “gücü” olan Mimarlar Odası’nın kentsel yeniden yapılanmanın ortaya çıkardığı ve çıkaracağı toplumsal dönüşüme daha fazla işaret etmesi gerekiyor. Bu gereklilik vurgusu ise gücünü TMMOB’un ifşa ettiği ilkeler bütününden alıyor.

TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası’nın basın açıklamalarının temelini ise yasalar oluşturuyor. Tapu Kanunu, Yeni Belediye Kanunu, Orman Kanunu, Kamu İhale Yasası, TOKİ İhalesi Yönetmeliği, 1/100.000 İstanbul Çevre Düzeni Planı, Toprak Koruma Yasası, Turizmi Teşvik Kanunu, kamu arazilerinin dönüşümüne ilişkin çeşitli yasalar, kıyı alanlarına dair yasalar, taslaklar üzerinden bir hukuk mücadelesi veren odanın söylemi jeopolitik konum, yabancı sermayeye kar sağlama, yasa dışılık üzerine oturuyor. Hal böyle olunca “büyük” ölçeklerle çalışan haritacılarımızın vurgusu jeopolitikaya teslim oluyor.

Çevre Mühendisleri Odası’nın ise kentsel yeniden yapılanma sürecinden ziyade turizm yatırımları, orman alanları, iklim değişikliği, su havzaları, maden işletmeleri konularına odaklandığı görülüyor. Az sayıda basın açıklamasında toplumsal yaşamı gözeten, sınıflar arası farkları gören, emekçilerin ve yoksulların mağduriyetine vurgu yapan bir anlayış göze çarpıyor. Bize ise az sözle çok şey söylemenin gücüne inanmak kalıyor.

TMMOB’a bağlı odalar içinde İnşaat Mühendisleri Odası’nın kentsel dönüşüm meselesinde aldığı tavır, izlediği yol ise ayrıca dikkatleri çekiyor. Oda su sorunundan kırsal alanlara, yenileme projelerinden Kamu İhale Yasası’na, TOKİ meselesinden imar yönetmeliklerine, dönüşüm alanlarından kıyı kanununa kadar kentsel yeniden yapılanmayı tümüyle etkileyecek yasaları, oluşumları, kurumları, süreçleri gündemine alıyor. Bunu yaparken işin hem hukuki boyutunu detaylı bir biçimde ele alıyor hem de toplumsal meseleleri de eleştirilerinin içine dâhil ediyor.3 İnşa kelimesinin hikmetinden olsa gerek yeniyi, yeni bir hayatı bina etmede inşaatçıların sesi daha bir yüksek çıkıyor.

Yüzümüzü Ziraat Mühendisleri Odası’na çevirdiğimizde ise oda; kendi meslek alanının temel konularından olan gıda ve tohumculuk meseleleri dışında 2B arazileri, tarım arazileri, hazine arazileri, madencilik ile ilgili yasal, yönetsel süreçlere müdahil olma ve muhalefet etme konusunda oldukça önemli bir yerde duruyor. Odanın eleştirileri toprak zengini yaratılması, arsa-arazi spekülasyonu, iltimaslı alanlar oluşturulması, rantın kamu dışına aktarımı noktalarında düğümleniyor ve tüm bunlardan önemlisi oda “kullanım değeri” üzerine giden bir yaklaşım sergileyerek toplumsal muhalefette önemli bir alana işaret ediyor. Bizzat bu vurgu ile içimize sular serpiliyor.

Makine Mühendisleri Odası’nın konumuna bakıldığında ise farklı bir muhalefet etme biçimi görülüyor. Oda mesleki alan sorunlarından ziyade Türkiye siyaseti üzerine eleştirileriyle gündemde yer alıyor. Kendi mesleki müdahale alanında özellikle “araç muayene istasyonları” na odaklanırken Kamu İhale Yasası ve hazine arazileri üzerine de açıklamalar getirerek hak kayıpları, haksız rekabet, rant aktarımı, ülke topraklarının talanı gibi kavramsallaştırmalarla muhalif tutumunu gözler önüne seriyor.

Kentsel dönüşüme deva arar ve ölümlü bir coğrafyada topraklara, kentlere, kasabalara, köylere dair söz söyleyeceklerine inandığımız odalardan, odalılardan medet umarken hem ardı ardına sıralanan sözler, söylemler hem de oda seçimlerinde süre giden tartışmalar zihnimizi bulandırıyor. Seçimler boyunca alıp başını giden mevzi tutma, dışlama, uzlaşma, içine alma, dışarıda bırakma, sayıya dökme, kara çalma, aklama, elinin tersiyle itme, tepsiyle kapma halleri şevkimizi kırıyor. Umduğumuz medet yerini sellere, yellere bırakıyor. Tam da bu nokta da bize kalan oda kelimesinin manaları üzerine düşünmek oluyor. İngilizce’deki “chamber” sözcüğünün çember ile bağlantısını kurmak ve buradan daireye ve pek tabii “idare”ye varmak pek de zor olmuyor. Ve tabii bir de odaların bu coğrafyadaki damarı olan ahilik geleneğini de işin içine katmak gerekiyor. Ehil olmak, usta-çırak ikiliği, aidiyet, kapıdan içeri girmek, zaviyeye dâhil olmak ve dolayısıyla açıya riayet etmek gibi kavramlarla bezeli düzenlemeci, ilerlemeci bir cetvel – pergel hikâyesi yine karşımıza dikiliyor. 4 Fakat Garp’ın bizi yıllardır titretmesinden olsa gerek ahiliğin özü olan kardeşlik ve cömertlik kelimeleri ise hafızamızda yer etmiyor, yaşamlarımızda, “seçimlerimiz”de karşılık bulmuyor. Ya da sözü Edip Cansever’e teslim edersek her şey “biz” oluşumuza benziyor: Boynu bükük duruyorsam eğer / İçimden öyle geldiği için değil / Ama hiç değil / Ah güzel Ahmet abim benim / İnsan yaşadığı yere benzer / O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer / Suyunda yüzen balığa / Toprağını iten çiçeğe / Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine”

Kentler, kasabalar, köyler, topraklar hakkımız, söke söke alırız şiarının hayat bulması için ya deva aradıklarımızın “yedi” kere düşünmesi ya da Fowles’un salındaki “sonunda her şeyin açıklanacağına, kâbusun sona erip yeşil kıyının görüneceğine inanan, acınacak derecede her yerde karşımıza çıkan, mükemmel bir cehaletle doğmuş olan çocuk”a, o yedinci kişiye inanmamız gerekiyor. Ve nihayetinde medet umulanların o çocukla birlikte yola koyulması şart gibi gözüküyor. Tel örgülere inat, ölümlü dünyada yeni bir hayat kurmak için...



 

1 Bu yazının geçen hafta yayınlanan ilk bölümünde “Kenti Düşünmek” diye bir başlık atılmış ve oda seçimleri için bir girizgâh yapılmıştı.

2 Yazıda yedi meslek odası olarak ifade edilen odalar şunlardır: Şehir Plancıları Odası, Mimarlar Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, Çevre Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Makine Mühendisleri Odası (Aslında ÇDP konusunda yapılan basın açıklamasında Peyzaj Mühendisleri Odası’nın da imzası bulunmaktadır. Fakat ilgili odanın basın açıklamalarında kentsel dönüşüm ve ÇDP üzerine yazılan bir başka yazıya ve açıklamaya rastlanamamıştır)

3 Odanın eleştirilerinde şu vurgular ön plan çıkmaktadır: * Planlama yetkisi kurumsal kimliği ve yetkileri muğlâk aktörlere devredilmekte ve bu süreçte ayrıcalıklı kurumlar, şirketler sürece dâhil olmaktadır. Kentsel dönüşüm planlama alanında denetimsizlik, kuralsızlık, sınır tanımazlık getirmekte ve bu yolla özel sektöre çok önemli imtiyazlar tanınmaktadır. * Kentsel dönüşüm adı altında gerçekleştirilen uygulamalar kamu yararını gözetmemekte aksine tüm bu olup bitenler gecekonduluların, yoksul emekçi halkın yaşam alanlarından tasfiyesini beraberinde getirmektedir. Yoksullar emekçiler barınma haklarını kaybetmekte ve kentsel toplumsal mekânda her türlü mağduriyetle başa çıkmak zorunda kalmaktadır. * Yaşanan süreç toplumsal hafızayı yok etmekte ve mevcut kültürel – toplumsal dokuyu bozmaktadır. Böylelikle bir anlamda kentsel toplumsal yaşam tasfiye edilmektedir. * Kentsel yeniden yapılanmanın odağında olan Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı acil planlama sorunlarına cevap vermemenin yanı sıra dışlayıcı mekanizmaları devreye sokarak toplumsal sorunları arttırıcı bir içeriğe sahiptir. Oysa yapılması gereken katılımı esas alan, kültürel dokuyu zedelemeyen, kamu yararı ilkesini gözeten bir yapılanma sürecini başlatmaktır.

4 TMMOB’a bağlı odaların çıkardığı süreli yayınların adlarına bir – iki örnek verelim: İvme, Ölçü

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version