Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Eğitim, Korku ve Kent

Emrah TUNCER *

Birbirini tanımayan yabancılardan oluşan kentin gelişmişliğin bir ölçütü olarak algılatılması ve öğretilmesi epeydir beynimi kurcalıyor anlattığım coğrafya derslerinde. Çünkü teknolojik sistemler daha karmaşık hale getirilerek kent makinesi denilen yapının ortaya çıkarılması ve kırsal alanın giderek kentte bağımlı hale getirilmesi olumlu ve doğal bir süreçmiş gibi beyinlere kazınıyor coğrafya dersinde. Bu yüzden Gelişmişliği kentle, ilerlemeyi kentleşme ile anlatmak saçma geliyor bana. Evet, bir gerçek var ki Eğitim, sistem ve kurumlarıyla insanı doğadan kopardı. Bunda coğrafya dersinin etkisi ise azımsanmayacak kadar çok. Kent içersinde ki bütün bu doğa eğitimleri, İçinde yaşadığımız evrenin tüm güzelliklerini, yıldızların kaymasını, büyük ve küçük ayı yıldızını bulma oyununu, Ay’ın evrelerini görmemizi engelledi, elimizden aldı. Yapay aydınlatmanın, saçma parlaklığın, soğuk binaların içine hapsetti ve bunları biz görmeden bize öğretmeye çalıştı. Örneğin 17 ağustos depreminde TÜBİTAK ulusal gözlem evine (TUG) gelen telefonların hepside aynı şeyi merak ediyormuş. Gece neden bu kadar karanlık? Gökyüzü neden bu kadar parlak? Yıldızlar neden bu kadar güzel ve çok? Bunların tek bir cevabı vardı elbette depremle sönen kent ışıkları sayesinde karanlık bu kadar zifiri, yıldızlar bu kadar parlaktı. Yani pek çok insan geceleri gökyüzünün bu denli güzel olabileceğini eğitim sayesinde! Unutmuştu.

Eğitim ile birlikte korku psikolojisi de doğayı denetim altına almada, sömürmede etkin rol oynadı. Gerçekten de her gün kopuşlarına tanık olduğumuz ve herhangi bir doğal olay karşısında kırsal kesimdeki insanlar kadar rahat olamayan kent insanı korku içersinde çabucak denetim altına alınmaktadır. Elbetteki yabancılardan korkan insan da etkilenmeye açıktır. R. Wright “Toplumun koruyucuları olduğunu öne süren savaşçı sınıf genellikle sahtekârların koruyucusu haline gelir. Savaş ya da kriz dönemlerinde bir azınlık güvenlik vaadiyle rahatça iktidarı çoğunluğun elinden alabilir. Düşman ne kadar ele geçmez olursa, rıza da o kadar kolay alınır. Enginizasyon şeytanla kazançlı bir alışveriş yapmıştır.” Derken bu duruma işaret etmektedir. Yine Canetti de kitleye güvensizlik duygusunun bütün tarihi dünya dinlerinde mevcut olduğunu ve bu şekilde tahakküm alanlarını genişlettiğini ifade eder. Yani eskiden surlara bakılarak güvendesiniz denilen ve surların dışının bir tehlike alanı olarak algılatılması da doğayı bu anlamda bir ötekileştirmekti aslında. Kent içersinde nede olsa tanrıyı ifade eden yerler ve sizi koruyan ordu vardı. Günümüze yaklaştıkça da bu korku psikolojisinin egemenlik ve hegemonya üretmede etkin rol oynadığı görülür. Bush’un 11 Eylül saldırılarından sonra polis sayısını artırması, her ele geçirilmek alana barajların yapılması, güvenlikli sitelerin yaygınlaşması da hep bu anlamda verilecek örneklerdir..

Bilindiği gibi Kent ve Kır ayrımı ile kafa-kol emeği ayrımının da temelleri aynı anda atılmaya başlandı. Ve cinsiyete dayalı ilk ayrımdan sonra insanlık tarihinin ikinci ayrımı ortaya çıktı. Kent, kırın üretimini yeniden üretmeye ve pazarlamaya başlayarak kırı her yönüyle tekeline alma sürecini başlattı. Bugün kent, siyasal iktidarın merkezi olmakla kalmamış, onu yaratan mücadelelerin ve erkin sürmesini sağlayan araçların (asker, polis, medya vs) da merkezi haline de gelmiştir. Uygarlığı kent ile başlatan ve bir köylü uygarlığının olmayacağına inanan bugünkü kavrayış kent uygarlığının bir kriz içine girişini de sessizce seyretmeyi tercih ediyor. İnsanlığın kentsel devrimle ilkellikten! Uygarlığa geçtiğini iddia edenler bugün kentsel devrimin hızının insanlığı bir uygarlık krizinin eşiğine getirdiğini görmüyorlar.

İnsan türü, bağımsızlaşma süreci içinde, içinde yaşadığı dünyanın yazgısını paylaşır. Doğa üzerindeki egemenlik, insan üzerindeki egemenliği getirir. Her özne sadece dışsal doğanın (gerek insanın fiziksel varlığının, gerekse insanın dışındaki doğanın) köleleştirilmesine katılmakla kalmaz, bunu yapabilmek için kendi içindeki doğayı da boyunduruk altına alır" diyen Marcuse’nin, insanın doğa üzerindeki egemen olma hevesinin insan-insan ilişkilerine yansıdığını ve doğa ile insanı nesneleştirdiğini öne sürmektedir. Buna göre; özne olarak insan, nesne olarak doğayı kendi çıkarları doğrultusunda sömürürken, aslında özne olarak insanı da nesneleştirmektedir. Bu nedenledir ki Marcuse’ye göre, “günümüzde toplumun bireye [uyguladığı] tahakküm alanı, önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak ölçüde” geniştir.

Günümüzde kitlesel üretim ve kitlesel tüketim bu şekilde kitle toplumu oluştururken ve doğa tamamen denetim altına alınırken gelinen noktada belirginleşir. Örneğin Veblen’de Bizler, önce barış dönemini yaşadık. Bu dönemde insanlar, birbirlerini çalışmalarına göre değerlendirmişti. Daha sonra talan ve yağmacılık dönemi başladı ve bu yeni dönemde sömürü, çalışmanın yerini aldı. İnsanlar artık sömürebildiği kadar saygındı. Günümüze geldiğimizde, insanlar birbirlerini değerlendirirken, sahip olunan para miktarına önem göstermeye başladı. Başka bir ifadeyle, “para kültürü” egemendi ve saygınlık uyandırma sırası, para sahiplerindeydi.” Derken gelinen noktanın ne kadar vahim olduğunu belirtmektedir.

Bakış açımız ne olursa olsun gerçeklik bir bakışta kavranılmayacak kadar karmaşıktır, ya da ne olursanız olun gerçekçi olmak en zor olanıdır der Afşar Timuçin. Bu gerçek yapı içersinde kentin üstün kılınması, doğanın sömürülmesi gereken birer nesne olarak algılatılması en büyük sahtekârlıktır yaşadığımız dünyaya. En azından Kızılderililer kadar gerçekçi olalım yeter. Örneğin “Kızılderililer vahşidir şehirlerimizi anlamaz” diyen beyazlara Duawarmish Kızılderililerin reisi yazdığı mektupta soruyla cevap verir. Hem de bazen en iyi cevabın aslında bir soru olduğunu bilerek: Bütün toprakların kendine ait olduğunu sanan tanrılar!, gökyüzünü satın alan sizler! Sessizliğin ne olduğunu bilirmisiniz? İlkbaharda yaprakların sesini, uçuşan kelebeklerin, böceklerin vızıltısını işitebilir misiniz?

* This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version