Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

İdeoloji - İktidar ve Mimarlık: Roma Örneği

Emrah TUNCER

Image1-İktidar- Otorite- Mimarlık

Giriş

Temelde iktidar kendi rızaları olsun ya da olmasın başka insanların davranışlarını kontrol etme yetisidir. Kimin ne kadar alacağını belirleme yetisidir ve başkalarının muhalefetine rağmen kişinin kendi amaçlarını elde etme yetisidir.Mat uleber iktidarı ‘bir yada birden fazla insanın toplu bir eylem içinde eyleme katılan başkalarının direncine rağmen kendi isteklerini gerçekleştirme şansı’ diye tanımlar.(BİRİKİM s.25)

Herkesin her durumda doğrudan iktidar sergilemesinin her zaman pratik olmadığını çoğu insan kabul eder.İktidarın eşit oranda paylaşılamayacağı görüşü ‘bir gemide ,yada arabada herkes kaptan olmaz’ gibi eski halk deyişlerinde ifadesini bulur.Bu nedenle iktidar genelde belli konumlara veya kişilere verilir.Bazen bu iktidar sahiplerinin iktidar,elde tutmaya yetkili olduklarını,bazen de olmadıklarını düşünürüz.Belli sosyal kurumlarda yada durumlarda kimin iktidarı elde tutmaya yetkilendirileceği konusu otorite,meşrutiyet,baskı ve maniplüsyon gibi sosyolojik kavramlarla ele alınır.

2-İdeoloji- İktidar ve Mimarlık

İdeoloji kavramının zamana ve mekana göre değişen farklı tanımları vardır. Bu tanımlar farklı disiplin yada bakış açılarına göre de değişirler. Eagleton ideoloji sözcüğünün bugüne kadar kullanılan 16 farklı anlamını sıralar. Ama genel anlamda ideolojiyi olumlu ve olumsuz değerlendirenler açısından iki kategoriye ayırabiliriz. Olumsuz tanımlamalarda baskıcı bir iktidarın egemenliğini sağlamak üzere çıkarlarını destekleyen fikirler olarak tanımlanırken. Yanıltma, hükmetme, meşrulaştırma vb. özelliklerle gösterilir. Olumlu tanımlamalarda ise ideoloji; toplumu yada toplumsal grubu birleştiren ve eyleme yönelten fikirler olarak görülmektedir. Bu tanımlardan birkaç örnek vermek gerekirse örneğin Marx “ideolojiyi doğru düşünme olarak değil, yanlış bilinç yanlış algılama anlamında kullanır” yine Altussher “ideoloji ile bilimi kesinlikle birbirinden ayırır. Yine Altusser ideolojinin gerçeği değil, onun tasarımını yansıttığını belirtir.(Altusser s.104) Bu nedenle Altusser’in tanımında ideoloji bir yanılsamadır. İdeoloji maddi pratikler (törenler, ritüeller) gibi içinde öznenin eylemlerini belirler Postmodernistlere göre ise de tüm bilgiler ideolojiktir. Bilginin iktidar kurumları tarafından üretildiği düşüncesi vardır.

Foucault, devletin toplumu gözetlemek ve kontrol altında tutabilmek için bilgiyi kullandığını belirtir. Bilgi iktidarın mekanizmaları tarafından üretilir. İktidar ve bilgi birbirlerini doğrudan içerir. Okullarda hastanelerde, orduda; dizi, sıra, numara, bireyin tespitini ve kontrolünü kolaylaştırır. İstatistik u kayıtlardan gelişir. Bedenin hareketlerini denetleyebilmek için beden incelenir ve böylece anatomi doğar. Gramsci ise esas olarak “hegemonya” üzerinde durur. Hegemonya yönetici gücün yönettiği insanlar üzerinde baskı yada rıza ile sağladığı hakimiyettir.

Tüm bu tanımlardan yola çıkarak ortak paydada buluşabilecek çıkarımda ise aslında İdeolojinin meşrulaştırıcı, doğallaştırıcı, birleştirici, rasyonelize edici, genelleştirici işlevleri olduğu gerçeğidir. Meşrulaştırma “egemen gücün kendi tebaasının kendi otoritesini en azından zımnen onaylamasını sağlama sürecidir. Tebaa kendini, iktidarın yargıları ile değerlendirmeye başladığı zaman tahakküm meşrulaştırılmış olur. İktidarını meşrulaştıran güç, aynı zamanda onu kendine tabi olan ların gözünde kendiliğinden ve kaçınılmaz kılarak doğallaştırır. Yani İktidar egemenliğini baskı yolu ile değil, bilinç dışı yöntemlerle sağlıyor olabilir çoğu zaman.

3-Roma Dönemi

3.1 Cumhuriyetten İmparatorluğa

 

Önceleri Roma bir cumhuriyetti. Bazı insanlar (mülkü olanlar) hükümeti oluşturacak politikacılar için oy veriyorlardı. Devletin beyninde iki danışman bulunuyordu.
Her yıl bunalrdan biri hükümeti diğeri de orduyu seçmek için görevlendirilirdi. Bu kişiler aynı zamanda başhakimdi. Senato, eyaletin nasıl yönetildiğini tartışarak yeni kanunalr yapardı.
MÖ 2. yy.da politikacılar güç için birbirleriyle kavga etmeye başladılar ve bir sonraki yüzyılda iç savaş başladı.  Julius Caesar rakibi olan politikacı Pompey’i yendi ve Roma’nın diktatörü oldu. Bir sonraki diktatör MÖ 27’de krallığını ilan eden eden ve kendine Augustus adını veren Octavian’dır. Roma tarihinde imparatorluk olarak anılan dönemin başlangıcı bu zamanlara denk gelir.(Barrow s.52)
İnsanlar hala liderlerini seçmek içim oy vermeye devam etseler de sistem tam olarak demokrasi olmaktan çıkmıştır. İmparator kimin yönetici olacağına karar veriyor, işleri güvendiği insanlara veriyordu.  Roma giderek daha da gelişmeye devam etti.  Roma devletinin temel amacı tüm İtalya’yı egemenliği altına almaktı. Yeni ülkeler ele geçirip sınırını genişletiyordu. Bu  yapıya göre yönetim şeklinin imparatorluk olduğu görülür.

Büyüme politikası imparatorluğu, imparatorlukta çeşitli sorunlar doğuruyordu. Romalı yurttaş patricia ve ele geçirilen ülkedeki plepler arasındaki uyuşmazlık için çözüm aracı olarak 12 levha kanununa bağlı çıkmış hukuki yapının amacı; ele geçirilen yerlerin hukuksal stratejiye kavuşturulması, plep ve patricia arasında ortak yaşamlarını sağlayacak bir medeni hukuk sistemi oluşturmaktı. Bu hukuk kuralı ile kişinin hak ve özgürlükleri de düzenlenmiştir.

Yunan’da kişi ve hakları sitenin devamlılığının sağlanması için kaybolmuştur. Amaç sitenin devamlılığıdır. Roma’da devlet düzeni kişinin mutluluğunu amaç edinmiştir. Zamanla büyüyen ülkeyi yönetmenin güçlükleri kendini göstermiştir. İmparator merkezde kalsa çeşitli bölgelerde ayaklanmalar baş göstermekte, bölgeye gitse idari işlerde ve yönetimde aksaklıklar ortaya çıkmakta. Buna çare olarak M.S. 211 yılında alınan kararlarla Roma İmparatorluğu’nda yaşayanların hepsine vatandaş niteliği sağlanmış, sınıf farkı ortadan kaldırılarak hem çatışmalara son vermek, hem de devlete sosyal bir dayanak sağlanmak istenmiştir. Bu dönem için ortaya çıkan temel ideolojik yaklaşımların arka planını ise iki isim üzerinden okumak mümkün.

 

3.2-Polybios (M.Ö.205-125)

Polybios “Evrensel Tarih” adlı kitabında Roma anayasasını incelemiş, yönetim biçimlerini altıya ayırmıştır.

İYİ

KÖTÜ

*Krallık

*Monarşi

*Aristokrasi

*Oligarşi

*Demokrasi

*Demokrasi

Polybios’a göre en iyi yönetim; iyi üç yönetimin kaynaştırılmasından meydana çıkar. Burada siyasal iktidarın kaynağında kuvvet vardır. Güçlüler her zaman güçsüzleri yönetir çünkü bunlar kendine sığınmışlardır.

Pollybios’a yöneltilen eleştirilerin başında ise yönetim sorununa salt iktidar boyutunda yaklaşması gelmektedir.Sosyal yapıya ve sınıfsal dengeye önem vermediği için pratiği, gerçek uygulamayı kucaklamadığı öne sürülmüştür.

3.3-Çiceron (M.Ö. 106-43)

Çiceron’da devlet üzerine ve yasalar üzerine adlı eserinde hukuk anlayışını stoacı felsefeye dayandırarak yasaların kaynağının doğadan ve akıldan geldiğini ifade eder. Aynı aklı paylaşan insanların doğal yasanın korunması altında olduklarını, bu itibarla tek bi devlette yaşayabileceklerini anlatır.

Roma İmparatorluğunun kurucu öğelerini HALK-DEVLET-ORTAK-YARAR-YASA olarak açıklayan Çiceron yönetimi ve siyasal iktidarı kurumlaşmış siyasal toplum üzerine oturtarak düşünce sistemini oluşturmuştur.

Bu isimler aynı zamanda hakim ideolojik yaklaşımların kurulması için birer iktidar aracı olarak da kullanılmıştır diyebiliriz.

3.4-İmparatorluğun Çöküşü

Sonuç olarak büyük Roma imparatorluğu ikiye bölündü; birinin merkezi Roma, diğerininki ise Bizans oldu. Bizans İmparatorluğu Kral Konstantin tarafından kuruldu ve başkentinin adı onun ardından MS 330’da Konstantinapolis olarak değiştirildi.
5. yy. da imparatorluğun Batı kısmı Got, Hun ve Vandal kavimleri tarafından ele geçirildi. Doğudaki imparatorluk Bizans İmparatorluğu adını aldı ve MS 1453’te Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilinceye kadar varlığını sürdürdü.

4-Roma’da İdeolojik Araçlar-Mimarlıkda İktidar Nüveleri

 

Mimari yapısının doğal olarak sergilendiği roma şehirlerinde anlaşılması gereken en önemli nokta  ideolojik araçlar ve iktidar nüveleridir. Genel olarak şehirlerinden yola çıkarak yayılmacı bir politika izlediği ve iktidarını sağlamlaştırmak için gücünü sergilediği yapılardan bahsetmek mümkün. Bu konuda roma ordularına değinmek sanırım ideolojik yapılarının sosyo-politik yapılarını da bize  gösterir. Roma ordusunda Askerler lejyon adı verilen ünitelere ayrılmışlardı. Her bir lejyon 5000 askerden oluşur, her lejyonun da bir ismi ve numarası olurdu. Eğitilen erkekler, başlarındaki bölük komutanıyla 80 kişilik gruplar halinde savaşırlardı. Lejyoner askerlerin silah donanımalrı iyiydi ve askerler piyade  idiler. Süvari adı verilen diğer ordu birlikleri atlıydı. Bazıları mancınıklar bazıları da toplarla ilgili eğitim görürlerdi. Bazıları da mühendisti. Bunlar hem mekanın yaratılmasında hem de mimari yapıların gelişmesinde önemli rol oynardı diyebiliriz. Çünkü  Roma döneminde mimar mühendis mütehait arasında keskin bir ayrım yoktu. Romalı mimardan günümüze ulaşabilmiş tek kitap Arciteria’da Vtruvius tasarımın yanında değişik malzemelerin özelliklerini de işlemiştir. Bir başka ünlü mimar Samu Apollodorus’da benzer özellikler vardı. İmparator Traianus’un orduları için tuna nehrinde köprü yapmış savaş motorları ile ilgili bilimsel bir yazı yazmış ve imparatorluk romasının en hırslı yapı projelerinden olan Traianus forum ve pazarlarının sorumluluğunu yürütmüştür.

Bu dönemde en önemli yapı sanırım roma zafer yollarıdır. Her ne kadar Bilim adamları daha çok geçit rituelleri odaklığındayken alayın kentin fiziki biçimi üzerindeki etkisini görmemişlerdi. Oysa Bir alayın kentte geçmesi için belirli bir güzergah gereklidir. Eski Roma’da askeri zafer olaylarının kent planına kalıcı etkisi olurdu. Kentte canlılık kazandıran belirgin bir kent rotası yaratan özelliğe sahipti. Zafer alayı hakkı her erkek roma yurttaşı için elde edilecek en büyük onurdu. Zafer alayı kozmolojik ve siyasal gereklilik olarak kentin ayrılmaz parçasaydı. Romanın yetkesi ne uzağa uzanırsa uzansın tiber üzerinde ki kent, iktidarın merkeziydi.

Roma zafer alayının üç amacı vardı;

*başarılı bir askeri zaferin(seferin) sona erişini kutlanması, savaşla kirlenen askerlerin ve yurttaşların arındırılması

*senato yada roma da kalan halka savaşın haklılığını göstermek, hem bir kutlama hem de bir öğretici seyirlikti- yenilgiye uğrayan düşmanın halkının sanatını, mimarisini göstermek.

*üçüncü amacı tanrıları özellikle jüpiteri tatmin etmek ve onurlandırmaktı.

Tüm bu sonuçlardan anlaşılacağı üzere bu törenlerin mimariye, kente, hatta toplumsal yapıya etkileri görülebilir. Aslında Zafer alayı kentin gerçeklerini değiştirirdi diyebiliriz. Birkaç saat yada gün içinde de olsa olayın güzergahı kentin en önemli yolu olması da bunun göstergesidir. Aynı zamanda yol boyunca binalara geçici süsler yerleştiriyordu. Bu durum bile Askeri zaferlerle ilişkilendirilen kent yapılarını görsel olarak da etkilemekteydi.

5-Şehirlerin Gelişimi

Roma şehirleri genellikle şehri bloklara bölen düz sokaklara ayrılmıştı ve oldukça iyi planlanmıştı. Evlerden oluşan bu bloklara insula (Latince “ada”) adı verilirdi. Yeterinde zengin olanlar, hizmetçi ve köleler için ayrı odaları ve bahçeleri olan evlerde yaşarlardı. Ayrıca mozaik yer döşemeleri ve yerleri ısıtmaya özgü bir sistemleri vardı (yerden ısıtma Roma şehirlerinin genellikle düzenli su kaynakları vardı. Kurşun, tahta ya da seramikten yapılmış su boruları yardımıyla kemerlerde toplanan su evlere, iş yerlerine, umumi hamamlara ve meydanlarda bulunan havuzlara taşınırdı. Roma yönetimi, fazla miktarda tarım toprağının işlenmesinden yanaydı. Yeni çiftlik, tarım ve yerleşim alanları ortaya çıktı. Buradaki evler, şehirlerdeki evler kadar rahattı.
Ordu, Roma dünyasını yeni yerler fethederek, kaleler, yollar yaparak ve Roma sınırlarını istilalara karşı koruyarak görevini yerine getiriyordu. Roma vilayetlerinde ve yeni fethettikleri yerlerde yaşayan insanları Romalı hayat tarzına alıştırmaya çalışıyorlardı. Dinlerini her yere taşıyor ve Jupiter, Minevra ve Jano gibi tanrı ve tanrıçalar için heykeller dikiyorlardı. Çok seyrek olmakla birlikte vilayetlerde yaşayan insanlar kendi tanrılarına tapmaya devam ediyorlardı.  Roma Britanyası ve Galya’da Keltik tanrı ve tanrıçalarına tapınılmaya devamm ediliyordu.

5.1-Roma Şehirlerinin Genel Özellikleri

Birkaç önemli kentin gelişimine geçmeden önce Roma şehirlerinin genel hatlarını oluşturan öğelerden bahsetmek gerekir bunlar daha çok sosyo-mekansal özelliklerde taşıdığı için önemlidir. Mezarlık, sur ve forum olarak sıralayabileceğimiz bu yapıları şu şekilde tanımlayabiliriz.

Mezarlık: roma şehirlerinde mezarlıklar surların dışına yapılmaktaydı. Bunlar büyük ve özenli mezarlardı. Mezarların ana nedenini de gösteriş merakı oluşturuyordu. Örneğin zengin biri olan Trimalcho; “mezarının cephesi yüz ayak genişliğinde olmalı ve yoldan geriye doğru 200 ayak kadar uzanmalıdır. Her çeşit meyve ağacı ve küllerimin etrafında bol bol asma dikilmesini isterim…. Üzerine (anıtın) resmi kıyafetim ve beş altın yüzüğümle halka para dağıtırken göstermeyi unutmayın” cümlesi bunu açıkca gösterir.

Sur: mezarlıkların ardında güçlü bir sur duvarına oturtulmuş iki yanda aralıklarla dışarıya taşan külleri olan şehir kapısı gelirdi. Çok görkemli olan bu kapılarda arabalar için iki tane yayalar için iki tane daha alçak kemer ve kordon bulunurdu. En önemli işlevi savunma olan bu kapıların diğer işlevi ise şehrin prestij ve statüsünü göstererek insanları etkilemek amacıyla tasarlandıklarından dolayı önemli bir sembolik işlevleri de vardı.

Forum: toplumsal yaşamın merkezini oluşturmaktaydı. Ticari adli, dini, siyasi, toplumsal Pazar gibi kamusal kullanıma ayrılmış açık alandı. Tipik bir forum genellikle dikdörtgendi. Çoğunlukla iki katlı sütunlardan alçak olarak yapılmıştı. Böyle yapılmasının nedeni ise forumun şehrin geri kalanından ayırmak, resmi bir alan yaratmaktı.

Roma forumlarının işlevi de kendilerini yaratan imparatorların gücünü kutlamak ve prestijlerini artımaktı. Ayrıntılarda birbirlerinden farklılaşsalar da hepsi roma planlanmasında önemli üç unsur olan güçlü bir kapalılık duygusu merkezi eksenli tasarım ve zengin bir yapıya sahipti.

Buradan yola çıkarak da ön plana çıkan kentlerin oluşum sürecine ve hakimiyet kurma, yayılma alanı olarak algılanan aynı zamanda da daha çok yeni yerler fethetme amaçlı kurulan şehirler ise şöyle sıralanabilir;

Aosta Kenti: KB İtalya’da Saint bernard geçidinin eteklerinde uzanan bir kent yunanlı coğrafyacı Strabon yunanlıların M.Ö. 24 de galli Salassiler’e karşı düzenlediği seferler sırasında şehrin kurtuluş şartlarını şöyle anlatır: “daha önce belirtilen 6 bin kişiye ilaveten 8 bin tane savaşcı ile 8 binde diğer salassili adam sayıldı. Mağlup edlimelerini sağlayan general Terentitus Varro hepsini köle olarak sattı. Agustus Caesar 8 bin Romalı gönderdi ve Varro’nun kamp kurduğu yere Agustus Pretoria kentini kurdu.

Bir şehrin askeri çehresi planının katı düzeninden de anlaşılmakta. Diktörgen yapısı savunma duvarları ile çevrelenmişve her yüzünde birer kapı yer alırken caddelerin ızgara planı kesintisizdir.

Izgara planının gelişimi: tümüyle roma keşfi değildir. M.ö. 7. ve 6. yy’da yarımadanın güney kesimlerinde kurulmuş bazı yunan kentlerinde bulunabilir. Latince ismi Paaestum olan ızgara düzeni aynı istikametteki üç cadde tarafından keilen uzun dar bloklarla bunları dik kesen otuzdan fazla küçük sokak ve orta kamu binalarına ayrılmış bir şeritten oluşmaktaydı.

Yunan etkisi altındaki ızgara planı m.ö. kuzey ve orta italya’nın hakim gücü Etrüxler, romada kullanılmıştır. Üçünün ortak özelliği hepsinin kırsal alana kurulmuş yeni kentler olmasıydı.

Cosa Kenti (kolonileştirme): Costa şehri kurulduğunda roma’da barışın egemen olmadığı olanlarda şehir kurma tecrübesine sahipti. Bunların bir çoğu koloniydi asıl işleri ise m.ö. 2yy’da tarihçi Appian tarafından gayet iyi özetlenmişti: “savaş başarıları Romalılara İtalya’nın denetimini yeterince toprakları almaya alıştılar ve buralara şehirler kurdular yada varolan şehirlere kendi nüfuslarından yolladılar. Bu kolonilerin birer garnizon olarak gördüler.

Ostia Kenti: M.Ö. 340’da tiber’in ağzını korumak için kurulan ilk koloniydi (şekik2) Ostia’nın da Cosa gibi katı bir düzeni vardı. Ceaser otuzdan fazla Agustus’un ise 75 civarında koloni kurduğu söylenmektedir. Bu kentler ızgara plan düzeninde inşa edilmiş olup, alışılmış roma kamu binalarına sahipti. Bu kentler hem daha kuzeydeki büyük ve varlıklı yerleşmeler için hem de fethedilmiş şehirlerin genişletilmesi için örnek olmuşlardır. Roma’lıların taşra bölgelerindeki hakimiyetini sağlamlaştırmanın en etkili yolu kentlerin gelişimini sağlamaktı.

Image

Şekil-2-ostia kenti

www.v-aptn0roma.com

Paris Lyon, Bordeaux, Strasburg, Köln, Barcelona, Valencia, Londra Romalıların kurduğu şehirlerden bazılarıdır.

Timgat Kenti: Cezayir’de ızgara düzeninde planlanmış bir şehirdir. Kareye yakın bir biçimdedir. M.s. 100’de imparator Traianus tarafından emekli lejyoner askerleri için yapılmıştır. Kuruluşundaki katı askeri düzeninden dolayı Timgat forum tiyatronun yanı sıra pazarlar, görkemli caddeler gibi bir dizi kentsel donatı ve kolaylığa sahip olmuştu.

Leptismagna Kenti: İmparatoluğun en zengin şehirlerinden biriydi M.Ö. 1.’yy’da Pen savaşıyla Fenikelilerden alınmıştı. Fenike yerleşiminden geriye çok az şey kalmıştı.

6-Mimarlığın İdeolojik Araç Olarak İktidar Tarafından Kullanılması

Her dönemde egemen olan ideolojinin mimariye yansıdığını açıkca görmek mümkün.

Mimarlığın nesnesi olan fiziksel mekan insanların yalnızca temel ihtiyaçlarını karşılamakla kalmaz. Bu nedenle mekan, aynı coğrafi etkiler altında da olsa bile farklı toplumlarda farklı biçimler sergiler. İdeolojiler, iktidarı elinde tutan egemen sınıfın ideolojisini örtük olarak taşıyan “devletin ideolojik aygıtları ile bireylere aktarılır. Merasimler, törenler, toplantılar iktidarın izlerini taşıyan mekanlarda gerçekleşir.(şekil3) Yani mekan, ideolojik aktarımın gerçekleştiği sahnedir. İktidarın varlığını tebaaya ileten, iktidarı meşrulaştıran, doğallaştıran bir araçtır. Bu açıdan mimarlığı egemen üretim süreçlerinden kopartıp bağımsız ve etkileşimsiz bir alan olarak ele alamayız. Mimar bilincinde olsun yada olmasın mekan ideolojik bir aygıttır. İdeolojik aktarımın gerçekleştiği sürece organik olarak bağlıdır. Çünkü egemen üretim ilişkilerinin doğal ürünüdür.

Bu dönemde politik kavramlarda olduğu gibi mimarlıkta da kavramlar romadan esinlenerek alınmıştır. Örneğin roma imparatorlarının ölümlerinden sonra tanrı statüsüne yükseldikleri gibi, Mussoloni’nin de insan üstü nitelikler taşıdığı varsayılmaktaydı. Mussoloninin kullandığı sıfatlar, ideolojisi ile mekansal yönde kurulan ilişkileri anlamak açısından son derece kolaydır. Örneğin bi konuşmasında “antik ve ortaçağın yanında, yirminci yüzyılın romasını yaratmalıyız. Beş yıl içinde, roma dünyaya muhteşem bi şekilde görünmelidir. Uçsuz bucaksız, düzenli ve etkileyici – Agustus’un günlerinde olduğu gibi….” Düzen, anıtsallık, büyüklük gibi kavramlarında faşist, totaliter rejimin değerler sisteminin doğrudan göstergesidir.

Image

şekil3-iktidarın izini taşıyan mekan roma meydan

http://ads.arkitera.net/adclick.php

Forum Sapientiae ve bu dönemde yapılan spor kompleksi mimari karakter olarak bahsedilen çağrışımları yansıtıyordu diyebiliriz. Kolonlar, sutunlar gibi elemanlar ve mermer, granit gibi soylu malzemeler hep bu nedenle kullanılıyodu. Gerek planlarda, gerekse binalarda özenle elde edilen tam simetri de böyle bir amaca yönelikti. Aynı şekilde heykeller ve dekoratif elemanlarda kullanılıyordu.

7-Sonuç

İktidarı anlamak ve yollarda, binalarda, anıtlarda, meydanlarda, hatta bizzat doğada örgütlendiğinin farkına varmak özgürlük açısından son derece önemlidir diyebiliriz. Adorno’nun ‘Yaşamın en dolaysız hakikatini anlamak isteyen kişi onun yabancılaşmış biçimini incelemek, bireysel var oluşu en gizli, en gözden ırak noktalarında bile belirleyen nesnel güçleri araştırmak zorundadır’ cümlesini de bu açıdan değerlendirmek ve iktidarı salt merkezden çevreye değil tabandan yayılan, iz bırakan bir oluşum olarak okumak gerekir. İktidar toplumsal mekânda yayılmış bir oluş sürecidir. Yalnızca belirli yoğunlaşma, odaklanma, toparlanma süreçleri vardır. Kentlerde ki mekanlar da toplumun gerçek yansıtıcısı olduğu için iktidarın kimin elinde olduğunu bazen anıtlarla bazen kulelerle bazen bayraklarla bazen yollarla bazen devasa binalarla en iyi gösteren alanlardır.

Buna cevap verirken bu süreci foucault ile başlatmamız gerekir. Çünkü foucault bilgi ve iktidar proplemlerini ele alarak mekanın taşıdığı ideolojik iz ve işaretleri görmemizi sağladı. Foucault’ya göre, mekân, bilgi ve iktidar içiçedir.  İşleyişleri ve kuruluşları birbirlerinden bağımsız değildir. Hem kelimeler hem de şeyler çoğul bir iktidar alanının değişken parçalarıdır. Kısacası İktidar olmak için gizlenmek gerekir. Mimarlığı veya mimariyi de iktidarın bir öğesi ya da hegemonik gücünün işlevsel alanı olarak görmek de sanırım yanlış olmaz. Çünkü bütün iktidarların amacı hep mekânı ele geçirmek ve kendi lehine dönüştürmek olmuştur. Foucault’a dayandırabileceğimiz bu söylemin büyük kapatılma olarak adlandırılması da bir o kadar anlamlı oluşu verdiği örneklerle belirginleşmekte. Foucault’un deyimiyle delilerin teknelerle denize bırakılmaları ya da kentin dışına kapatılmaları iktidarın kendi örgütlediği mekanda buna zarar verecek her şeyi “ötekileştirmesi” “yok sayması” anlamında değerlendirebiliriz. İktidar mücadelesinin mekân üzerinde ki örgütlenmesinin yöntemleri her gün yeni form ve biçim kazanırken kent için çıkarılan yasaların çerçevelerinin genişletilip muğlâklaştırılması, söyleme dair ölçek kaymalarının olması bir şekilde rızanın üretimini sağlamakta bu durum da meşrutiyet zemininin ölçeğini ve söylemini sağlamlaştırmaktadır.

KAYNAKÇA:

ALTHUSSER Louıs, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, Çev. Alp Tümertekin, Birinci Baskı, İthaki Yayınları, İstanbul, (2003), s.104.

BARROW H. Reginald, Romalılar, iz yayıncılık,İstanbul, 2006

BERKTAY, Fatmagül, Tarihin Cinsiyeti, İstanbul, Metis Yayınları, 2003

BUMİN Kürşat, Demokrasi Arayışında Kent, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1990.

CİMCOZ Atilla, ideoloji, erk ve mimarlık, ideoloji, erk ve mimarlık, DEÜ, İzmir,1996,

GÜREL Sümer, mimarın erke hizmeti uşaklıkmıdır?, ideoloji, erk ve mimarlık, DEÜ, İzmir,1996,s.149-152

GÖNEY Süha, şehir coğrafyası, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi basımevi, İstanbul, 1995

FOUCAULT Mıchel, iktidarın gözü, ayrıntı yayınları, İstanbul, 2003

FOUCAULT Mıchel, bilginin arkeolojisi, birey yayıncılık, İstanbul, 1999

KARATEPE Şükrü, kendini kuran şehir, iz yayıncılık, İstanbul, 2003

KELEŞ Ruşen,2006, Kentleşme Politikası, İmge Kitabevi, İstanbul.

LACOSTE Yves, 1998, Coğrafya Savaşmak İçindir, Çev. A. Arayıcı, Özne Yayınları, İstanbul. s.40-43

İNCEOĞLU Arda, Totaliter mimarlık ve mekan, sempozyum: ideoloji, erk ve mimarlık, DEÜ, İzmir,1996, s.152-160

ŞENGÜL H.Tarık, Kentsel Çelişki ve Siyaset-Kapitalist Kentleşme Süreçleri Üzerine Yazılar-, Demokrasi Kitaplığı, İstanbul, 2001.

ZİZEK Slavoj, İdeolojinin yüce nesnesi, metis yayınları, İstanbul, 2004

www.wikipedia.org

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version