Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Toplumsal Değişimin Kuramcısını Anarken

Tayfun KAHRAMAN

Mübeccel Belik KIRAY’ın geçtiğimiz 15 Kasım günü ölümünün ikinci yıldönümüydü. Kent sosyolojisi alanında öncü çalışmalar veren, Türkiye modernleşmesinin sancılarını en iyi aktaran bilim insanlarından birini daha kaybedeli iki yıl oldu. Modernizmin Türkiye’de yarattığı hızlı dönüşümü anlamaya çalışan ve bunu kavramsallaştırarak, bugün hala önemli referans kaynaklar arasında yer alan birçok önemli esere imza atan Mübeccel Kıray’ı, anmanın en iyi yolu, arkasında bıraktığı çalışmalarından bahsetmektir. Türkiye’nin yaşadığı sancılı değişimin toplumsal analizcisini anarken, eserlerini tekrar gündeme getirmek bugün hala devam eden modernizm sancılarını anlamak üzere anlamlıdır. Eserleri ve yaptığı alan çalışmaları; açtığı yolun Türk Sosyal Bilimcileri için önemini gösterirken, Türkiye’nin yaşadığı değişimi anlamamız için de birer kılavuz olmuştur.

 

Mübeccel B. Kıray ile öğrencilerinin yaptığı söyleşileri içeren Kıray’ın sloganlaşan bir sözü ile adlandırılan “Hayatımda Hiç Arkama Bakmadım” adlı eser; kendini değişmeye adamış ve sosyolojisini anlamak üzere diyalektiği kullanmış bir sosyolog için çok anlamlı bir bölümle biter: “Aslolan Temel Yapıda Değişmedir”. Evet, Mübeccel Kıray ve onun yapıtları için söylenebilecek en önemli şey; temel yapıdaki değişimleri nasıl kavradığı ve onları nasıl çözümlediğidir. Kıray; sosyolojisini değişim, epistomolojik olarak da değişimin kuramları üzerine kurar. Kıray’ın sosyolojisi diyalektik bir bakış açısı ile oluşsa da; her toplumun zorunlu bir dengesellik içinde olduğunu ortaya koyan orta vadeli değişim modeli ile determenist uzun vadeli değişmeler ortaya koyan diyalektik yaklaşımlardan ayrılır. Kıray, diyalektiği hocası Behice Boran’ın da etkisi ile özümseyerek ve yaptığı alan çalışmalarının da katkısı ile kendi içinde dengesel olan toplumsal ilişkileri bir diyalektik model ile işleyerek toplumun değişimini aktarmaktadır.

İlhan Tekeli, ODTÜ’de öğrencisi olduğu Mübeccel Kıray için hazırlanan derleme kitabın giriş yazısı da olan, “Değişimin Sosyoloğu: Mübeccel Kıray” adlı makalesinde, söze Mübeccel Kıray’ın öyküsünün Türkiye Cumhuriyeti’nin öyküsü ile ilişkisi bağlamında anlatılabileceğini söyleyerek başlar. Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında doğan Kıray’ın öyküsü Tekeli’ye göre Cumhuriyetin öyküsü ile içiçe geçer. Cumhuriyetin doğuşu ile doğan ve onun modernite çizgisinde eğitim gören Kıray’ın moderniteye olan inancı da, yetiştiği bu çevrenin ve dönemin etkisi içinde oluşur. Daha sonra ise, zorunluluklar nedeniyle başladığı Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Behice Boran, Niyazi Berkes ve Muzaffer Şerif gibi hocalarla kendisini araştırmaya dayalı sosyoloji geleneği içinde bulan Kıray; ampirik sosyoloji yaklaşımını burada kazanır. Özellikle doktora danışmanlığını da yapan hocası, Türkiye siyasi tarihinin önemli figürlerinden biri de olan Behice Boran’ın Kıray’ın ampirik araştırmalara dayalı sosyoloji yapma geleneğinde etkisi büyüktür. Boran, girdiği siyasi mücadele sonrasında akademik hayattan çekilmesi – uzaklaştırılması ile Türkiye’de sosyoloji alanındaki öncü rolünü de öğrencisine bırakır. Kıray’ın araştırmaya dayalı sosyolojiyi benimsemesinde bir diğer etken de, ABD’de, hocası Muzaffer Şerif’in yardımı ile dönemin ünlü antropoloğu Herzowitz’in danışmanlığında sosyal antropoloji üzerine yaptığı ikinci doktora çalışması olacaktır.

Kıray’ın Türkiye’de sosyoloji alanında yaptığı çalışmalarında, Chicago Okulu’nun pozitivizminden çok, Boran’dan aldığı toplumsal yapıları dinamik ele alış biçimi ile ABD’de aldığı sosyal antropoloji eğitiminden gelen ampirik araştırmaya yatkınlığı, belirleyici rol oynar. Bu nedenle Kıray’ın araştırmaları, pozitivist geleneğin mekansal süreçlerin arkasındaki toplumsal, ekonomik ve politik ilişkileri görmediği betimlemelerden farklı bir ampirik boyuta sahiptir. Kıray’ın ampirik sosyolojisi; mekanı toplumsal ilişkiler içinde ele alıp toplum - mekan ilişkilerini de barındırmakta ve pozitivist geleneğin temel metodolojik sorunu olan; yüzeyin betimlenmesi yoluyla genellemelere ulaşan klasik tanımlamalardan uzaklaşmaktadır. Fakat Kıray; insan – doğa ilişkilerine bağlı olarak ortaya çıkan üretim ilişkileri üzerinden bir bakış açısı geliştirse de pozitivizmi tamamen yadsımamakta, geri plana bakabilen, yüzeysellikten kurtulan bir pozitizvizimin sorunlarını ortadan kaldırabileceğini söylemektedir. Tekeli de; O’nu bu yönü ile bilimsel sosyalizm alanında ürün veren ve toplumu üretim ilişkileri üzerinden okuyan bir sosyolog olarak tanımlamaktadır.

Pozitivist yaklaşımın eksiklerini anlayarak kendine yeni ve özgün bir model oluşturan Kıray, Türkiye pratiğinde geç sanayileşme ve sanayisiz modernleşmeyi kavramanın, modern teori ile mümkün olabileceğini de keşfediyordu. Değişmenin yönünün her zaman basit olandan karmaşık olana doğru olacağını bir ön kabul olarak almasına rağmen, bağlamların farklılığının yarattığı farklı toplumsal süreçleri ve yapıları açıklamayı esas kabul ediyordu. Bu nedenle de araştırmalarında pozitivist yöntemin araçlarını kullanmaktan çekinmiyor; derinlemesine mülakatları, grup görüşmelerini, gerek antropoloji eğitiminin ona kazandırmış olduğu etnografik teknikleri de içeren bir yaklaşım ile veri topluyor ve özgün analiz yöntemi inşa ediyordu. Köy, kasaba ve kent ölçeğinde toplumsal değişim üzerine özgün analizler yapan Kıray, Türkiye pratiğinde ele aldığı geç ve sanayisiz modernleşen toplumların, toplumsal değişme süreçlerinin farklılığını ortaya koyarak sosyolojik teoriye büyük katkılar yaptı.

Kıray’ın sosyal bilimlere yaptığı bu katkının ilk örneklerine bakarsak, yayın haline gelen ilk eserlerinin, planlı bir döneme geçen Türkiye’de araştırmaya verilen önemin artışı ile birlikte 1960’lı yıllarda hazırladığı alan çalışmaları olduğu görülür. Türkiye gibi toplumlarda toplumsal araştırma yapmanın ve bunları yayınlamanın zorluğundan bahseden ve 1960’lı yıllardan bu yana çalışmalarını sürdürebildiği için kendini şanslı hisseden Kıray’ın bu yıllarda yayınlanan ilk eseri Karadeniz Ereğli’sinde yaptığı çalışmadır. 1964 yılında ilk olarak DPT tarafından “Ereğli: Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası” adıyla yayınlanan ve daha sonra bir klasik haline gelen bu çalışmada Kıray, küçük bir kasabaya büyük bir sanayi tesisinin kurulmasının yarattığı yerleşme problemini ve yaşanan toplumsal değişimi inceler. Daha sonra her araştırma ya da yazısında yapacağı gibi Kıray, bu eserinin başında da yaklaşımını, kabullerini ve metodolojisini aktarmak üzere “ Bu araştırmanın gayesi, Ereğli Kasabası’nda sosyal kurumların, insan ilişkilerinin ve değerler sisteminin 1962 yılında meydana getirdiği fonksiyonel bütünü betimlemektir.” der. Farklı metodolojik yaklaşımını Türk sosyal bilimler dünyası ile tanıştırdığı bu çalışmasında; 1860’lı yıllarda çevresinde kömür bulunması ile önemli bir liman haline gelen Ereğli’nin o gün yaşadığı değişimin yüz yıllık bir geçmişinin olduğunu söyleyerek söze başlar. Değişimin temel yapı üzerinden gerçekleştiği kabulü ile hareket eden Kıray’a göre Ereğli, bu değişimini yüz yıl önce yaşamıştır ve o gün çalışmasında değineceği değişimler yüz yıla yakın bir zamandan beri devam etmektedir. Tarımsal artı üründen yola çıkarak ortaya koyduğu değişim öyküsü ile özellikle aile yapısının değişiminde ve kadının kentleşme ile değişen toplumsal görevlerinde, toprak mülkiyetindeki değişimin temel rolünü anlatır.

Kıray’ın ODTÜ’de Öğretim Görevlisi olduğu bu yıllarda Turizm ve Tanıtma Bakanlığı için yaptığı bir diğer çalışması ise; “Yedi Yerleşme Noktasında Turizm İle İlgili Sosyal Yapı Araştırması” başlıklı eseridir. Bu çalışmasında; planlı bir döneme geçen Türkiye’nin turizm alanında yeni adımlar atma isteğinin, toplumsal yapı tarafından nasıl karşılanacağını sorgulamak üzere yola çıkar ve saha çalışmasını da; turizmde öncelikli gelişmesi beklenen Ege Bölgesi’nde seçtiği yedi yerleşim (Söke, Selçuk, Kuşadası, Davutlar, Yenihisar, Balat ve Doğanbey) üzerinde gerçekleştirir. O zamanlar birer küçük Ege kasabası olan bu yerleşimlerde turizm fonksiyonunun gelişi ile oluşabilecek toplumsal gerilimleri anlamak üzere; bu yerleşmelerin nüfus yapılarını, iktisadi faaliyetlerini, dış dünya ile ilişki biçimlerini ve turizme karşı gelişebilecek davranışlarını inceler. Kıray, yaptığı anketlere ve mülakatlara dayalı ampirik alan çalışması sonucunda; “Bir komünite şehirleşmiş, dışarı açılmış bir merkez haline gelmiş olduğu kadar turizme elverişli bir sosyal çevre meydana getirir” der.

Türkiye’nin Planlı Kalkınma Döneminde getirilen gelişme politikalarının yerel etkilerini incelediği bir diğer çalışması ise; Çukurova Bölgesi’nde tarımda yaşanan modernizasyonun toplumsal ilişkiler üzerindeki etkisini ve toplumsal değişim sürecini inceleyen Adana araştırmasıdır. Kırsal kesimde yaşanan değişiklikleri inceleyen bu çalışmasında, seçtiği dört köyde aile reisleri ile anketler ve açık mülakatlar yaparak yerleşmelerin kısa tarihine ulaşmaya çalışır. Topraktaki mülkiyet düzeninde gerçekleşen değişimleri ve bu süreçte artı değerin değişen paylaşım dengelerini, kuvvet (patronaj) ilişkileri içinde anlamaya çalışan Kıray; köylerin aile yapılarını inceleyerek tarımdaki gelişmelere karşı ailelerin esnekliklerini test ederek, bu gelişmelerin aile yapısında yarattığı değişimleri gözlemler. Ona göre; Aile; öteki değişmelerin de gerçekleşebilmesi için uyum yapabilen en önemli kurumdur ve sosyal yapıdaki başlıca tampon kurum da ailedir. Ailenin çekirdeksel bir nitelik kazanması da bu değişimler sonucu olmaktadır.

Kıray’ın bir diğer kırsal alanda yaptığı çalışması da, İstanbul’un metropoliten alanının etkisi altında olan Yalova’nın Taşköprü Köyü’nde gerçekleştirdiği çalışmadır. Kıray, bu çalışmasında da, Adana’da yaptığı çalışmada olduğu gibi artı değerin değişen paylaşım dengelerini ve patronaj ilişkilerini incelemesine karşın, köyün özel durumu nedeniyle farklı sonuçlara ulaşmış ve farklı ilişkilerin ipuçlarını yakalamıştır. Kentsel arsa spekülasyonu etkisinde olan bu köyde yaptığı çalışmalar, özellikle kentsel karakter kazanacak köylerdeki patronaj ilişkilerinin değişimlerini daha iyi anlamasına neden olur. İstanbul’un metropoliten alanının etkisi ile köy olma özelliğini giderek kaybeden bu yerleşme, tarımsal üretim yapan bir köy iken; hızla ağır sanayi ve metropolleşmeyi yaşayan bir yerleşim halini alır. Kıray için bu durum, dış dinamiklerin etkisiyle ortaya çıkan toplumsal değişmenin incelenebileceği gerçek bir temel yapısal değişim örneğidir. Köyden ilginç portreler vererek, onların kişisel yaşamları üzerinden toplumsal yapıdaki değişimleri ve patronaj ilişkilerini anlattığı bu çalışmasında, yine bu kişiler üzerinden Taşköprü’de yeni gelişen patronaj ilişkilerinin eski ilişki sistemlerini tamamen reddettiğini söylemektedir. Köyün ağası olan Davut Bey’in köyü terk etmesi ve Ali Bey’in ağalığı reddederek modern ilişkiler önermesi, eski ilişki kalıplarının nasıl ve hızlıca bozulduğunu gösteren önemli bir örnektir. Yeni patronlar “kendi kendini var etmiş” kişilerdir ve bu yeni patronların etkinliklerini sürdürdüğü, yardımlarına ihtiyaç duyulan alanlar yerleşim için yeni olan ekonomik faaliyetlerdir. Yeni patronlar, Türkiye gibi sanayi toplumunun geç geliştiği ülkelerde görüleceği üzere karmaşık bir hal alan sınıfsal yapıda, eski geleneklerin devamı olan bazı ilişkiler tanımlamak zorunda kalmıştır. Toplumsal refahı pek fazla önemsemeseler de, bu hızlı gerçekleşen süreç içinde bazı ihtiyaç ve ilişkiler açıkta kaldığından, köylülerin acil ihtiyaçlarına yanıt veren birer aracı gibi davranmak zorundadırlar. Bu yeni patronlar; modern girişimci olmalarının yanında, boşlukta kalan eski işlevleri de üstlenen ara formlar (tampo Kurumlar) halini almışlardır. Kıray’a göre; patronajı yapı içinde ara form yapan tam da bu ilişkilerdir. Dış sistem etkisiyle ortaya çıkan toplumsal değişmenin sonucu farklılaşan patronaj ilişkileri içinde yeni modern patronlar, dış sistemin açıkta bıraktığı alanları doldurmak zorundadırlar. Onların bu görevlerindeki başarısı sonucunda, topluluk hem dışarısı ile hem de kendi içinde bütünleşecektir. Kıray’ın değişen patronaj ilişkileri üzerinde durduğu bu araştırmasında kazandığı yaklaşımı, daha sonra Türkiye’de değişen siyasal yaşamın özelliklerini ve dini cemaatlerin gelişmesini inceleyen çalışmalarına bir başlangıç olacak ve ileriki çalışmalarında bu konuyu derinleştirecektir.

Mübeccel Kıray’ın diğer çalışmaları ise, bir sanayi öncesi toplumda görülen metropolitenleşmenin sonuçlarını aktardığı İzmir gözlemleri üzerinedir. Kıray ilk olarak 1972 yılında yayınlanan “Örgütleşemeyen Kent: İzmir” çalışmasında, daha önce Ereğli’de anlattığı gibi; Türkiye’de köylülüğün çözülmesi ve feodal kentten modern kente geçişin gerçekleşmesi eylemlerinin, her zaman söylendiği gibi İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlamadığını ifade eder. Ona göre, feodal yapıda yaşanan değişim daha önce Osmanlı’da 19. yy. da başlayan bir harekettir. Osmanlı’nın liman kenti İzmir, Ege Bölgesinde yer alan üretimin dış dünya ile bağlantı noktasıdır. Bir yandan modern toplum ve iş yaşamının gerektirdiği mekanizmaları oluşturan kent, diğer taraftan da eski toplum ve iş yapısının özelliklerini bir arada barındırmak zorunda kalmıştır. İzmir, çevresinde köylülüğün çözülmesini sağlayacak bir güç yaratamaması nedeniyle bir metropoliten merkez olamamasına karşın bölgenin güçlü kenti, “hakim kenti (primate city)” olur.

1960 lı yıllar ile birlikte ise, ticaretin kenti olan İzmir sanayi kenti haline gelmeye başlamış ve hakim kent olmaktan çıkarak çevresinin ve bölgenin merkez kenti olma yolunu seçmiştir. İzmir’de bir tarafta modern teknoloji kullanan büyük sanayi faaliyete geçerken, emek kullanım talebi ve iş hacmi açısından büyümüştür. Diğer taraftan ise, eski özelliklerini kaybettikten sonra kendini yeniden konumlandıramamış olan küçük zanaat imalatı ve küçük ticarethane yapılarının ortaya çıkışına sahne olmuştur. İzmir az gelişmiş bir kent olarak, sınırlı sayıda örgütlü bir sanayi yapısına ev sahipliği yaparken geniş çaplı olarak; sınırlı örgütlü haberleşme ve ulaşım ile şahsi temasa dayalı haberleşme ve ulaşım tarzlarını kullanan küçük imalat ve ticaret faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu durumda kent merkezi kontrol amaçlı fonksiyonların, idari ve mali fonksiyonlar ile otel ve eğlence fonksiyonu gibi örgütlenmiş fonksiyonların alt merkezi haline gelirken; bunlar dışında yer alan iş hayatı, belirli bir merkez yaratamamış ve merkez çevresinde yüzmeye başlamıştır. Kıray’a göre bu modelde gelişen “örgütleşemeyen kent” modeli İzmir; tarıma dayalı sanayi öncesi yapıda, dış dinamikler ve tarımsal ürününün ticaretine dayalı bir ticari aktivite kentinden sanayiye dayalı bir kente doğru evrilen bir toplumsal yapı barındırmaktadır. Merkez ve çevresinde uzmanlaşma ve örgütlenmesi olmayan satıcılar, küçük imalathaneler ve işportacılar örgütleşemeyen bir yapıda olsalar da, kentte geniş ve yaygın bir iş yaşamını temsil etmektedir. İzmir kentleşmesi sırasında, yeterli örgütlü yani modern teknolojiye dayalı iş üretemediğinden, kente gelen nüfus kentte yaşamını bu tür işlerle sürdürme yolunu seçmiştir. Bu örgütleşemeyen iş yapısı da sistemin çıkmaza savrulmadan devamlılığını sürdürmesini sağlayan ara mekanizmalar olarak ortaya çıkmıştır. Kıray’ın “örgütleşemeyen işler” olarak tanımladığı bu merkez çevresinde yüzen küçük imalat ve ticaret yapıları, daha sonra kent çalışmalarında enformel ya da marjinal sektörler olarak adlandırılacaktır.

Daha birçok alan araştırması olmasına karşın, Kıray’ın çalışma yaptığı kırsal alan ve kente ilişkin bu örnek çalışmaları sosyolojisinin genel hatlarını ve öncülüğünü ortaya koyar. Bu örneklenen çalışmalarda da görüldüğü gibi, Kıray için esas olan toplumsal değişmedir: “Değişme evrenseldir; her toplum ve zamanda gerçekleşir, değişmeyi açıklayan kuramlar her toplum için geçerlidir ve toplumlar arası farklılıklar esasında değişme dereceleri arasındaki farklılıkları gösterir.” Ama onun için sadece toplumsal değişim sosyolojisini açıklamaya yetmemektedir. Kıray, bu kavram yanında temel yapı değişimi kavramını da kullanmıştır; “Temel toplumsal yapılar; kapitalizm ve feodalizm, sanayi toplumu ve sanayi öncesi toplum ile modern ve geleneksel toplumlardır.” ve toplumu belirleyen özellikler; mekan, nüfus özellikleri, teknoloji kullanımı, örgütlenme ve inançlar sistemleridir. Ona göre; toplumların ilişki biçimleri bu özellikleri ile birlikte şekillenmektedir.

Tekeli’ye göre; Kıray’ın toplumsal yapıyı incelerken ele aldığı yukarıdaki dört değişken somut toplumun derinlemesine katlarından en önemlileridir ve Kıray’da bu toplumsal yapı kavramı; düzen, dizge, bütün, oluş biçimi kavramlarını çağrıştırır. Bu düzen, dizge, bütün, oluş biçimi halindeki toplumsal yapı, hem iç hem de dış dinamiklerin etkisi ile değişim içine girerken kendi iç bütünlüğünü de sağlamaktadır. Değişme halindeki toplumlar düzensiz değillerdir. Toplumlar değişmiş, değişmekte olan ve değişmemiş yanları ile fonksiyonel bir bütünlük içindedirler. Bu bütünlük toplumun her öğesinin bir bütün oluşturacak biçimde uyumlu ilişkiler içinde olması ile açıklanır ve değişmesini yeterli hızda gerçekleştiremeyen toplum bu iç bütünlüğü sağlamak adına, ara formlar (tampon mekanizmalar) yaratır. Değişmesini hızla ve topluca gerçekleştiremeyen toplumlarda, değişimi hızlı yaşayanlar ile yaşamayanlar arasında bağımlılık ilişkisi eski mekanizmaları ile sürdürmekte ya da bütünlüğü sağlamak için yeni bağımlılık ilişkileri kuracak mekanizmalar oluşturmaktadır. Bu mekanizmalara örnek olarak, Kıray’ın kent çalışmalarında “gecekondu” kavramına ve İzmir çalışmasında kullandığı “örgütleşemeyen kent” tanımına bakmak gerekir. Diğer taraftan da Ereğli’nin toplumsal yapısının açıklanmasında sosyal düzensizlik ve bozuk sosyal fonksiyon terimleri yerine tampon kurumlar kavramını önerdiğini belirtmektedir.

Kıray’ın temel ilgi noktası, geleneksel tarım toplumundan modern sanayi toplumuna geçiştir ve bu geçişin en sancılı yaşandığı 1960 Türkiye’sinde kendi anlayışını sınayabileceği çok uygun bir ortam bulmuştur. Bu uygun ortamda, sanayiyi ve tarımı incelerken şu sonuca varır: sanayi toplumu kurumlar ve örgütler toplumudur; birey kendini bir kurum, bir örgüt içinde bulur. Örneğin; meslek kuruluşu, SSK, şirket, sendika, parti. Fakat örgütleşemeyen toplumun diğer bütünlerinde bu tür örgütlenmeler yoktur; akraba, hemşerilik, etnik ve dini cemaatler, bireyle devlet ve toplum arasında bir tampon kurum gibi çalışırlar. Kıray'ın değişen patronaj kalıpları üzerine yaptığı çalışmaları da bu konular üzerinedir.

Ayrıca, Kıray’a göre insanlık tarihi toplumsal değişmenin hangi temel yapılar ekseninde gerçekleştiğini gösterir. Fakat bu toplumlarda temel yapı geçişlerini yani toplumsal değişmeyi gözlemlemek için, uzun zaman dilimleri içinde değişkenleri ele alarak temel değişkenlere odaklanmak gerekmektedir. Onun diyalektik bakış açısı ile uyuşan bu yaklaşımı, sermayenin yeniden üretimi üzerinden, özellikle uzun erimli değişimi (tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş) analiz etmesinde belirleyici olur.

Diğer taraftan Kıray, bu yazıda hiç bahsetmediğimiz tüketim alışkanlıkları üzerine antropolojik çalışmalar da yapmıştır. Fakat kent sosyolojisi alanında yaptığı çalışmaların dışında sekülarizm çalışmaları daha ön plana çıkar. Kıray sosyo-kültürel yapıdaki değişmeleri ekonomik değişmelerle açıklanmaya çalışıldığı gibi, sekülarizmi dinselliğin değişimi içinde benzer yollarla ele alır. Sekülarizm yani siyasal İslam da, işte bu değişim içinde 1970’li yıllar ile birlikte hem ülke iç dinamiklerinin, hem de dış dinamiklerinin zorlaması ile yaratılmış olan tampon bir mekanizmadır. Siyasal İslamın güçlenmesi doğrudan doğruya tarikatların siyasal işlev yüklenmesine bağlıdır. Türkiye'deki köylünün topraktan koptuğu zaman, devletle ve toplumun öteki kesimleri ile bütünleşmesini sağlayan toprak ağası işlevlerini, yani patronaj ilişkisini sendikalar ve sivil toplum örgütleri yeterince gelişmediği için, siyasal partiler yüklenir. Fakat 27 Mayıs 1960'dan sonra bu siyasi yapılar kapatılmıştır ve aynı işlevi il ve ilçe örgütlenmeleri yüklenmiştir. Buna karşın 12 Eylül’den sonra siyasal partiler yine kapatılınca, bu işlev, tarikatlar ve cemaatler tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır. İnsanlar, devletle ilişkilerinde ve toplumsal işlevlerinin yerine getirilmesinde, siyasal partiler yerine, tarikatlara ve cemaatlere sığınmaya başlamıştır. Yeni patronaj ilişkileri bu çerçevede gelişerek siyasal İslamın güçlenmesini ve tarikatların bir tampon mekanizması olarak siyasal işlev üstlenmesini sağlamıştır. Kıray, toplumsal yapı çalışmalarında kurumları odak noktası olarak kabul ettiğinden, sekülarizmi de bir kurum olarak ele alır. Pozitivist bakış açısı içinde tek yönlü sebep-sonuç ilişkilerini tespit etmeye çalıştığından ve bu kurumların yani tampon mekanizmaların geçici durumları tanımladığını söylediğinden;  sekülarizmin de, uzun erimli değişim süreci içinde aşama aşama kaybolacağını - kaybolması gerektiğini belirtir.

Sonuç olarak, Mübeccel Kıray çok değer verdiği hocası Behice Boran’ın da etkisi ile Marxist – diyalektik ilkelere göre ampirik alan araştırmaları yapmıştır. Bu nedenle uygulamacı, pozitivist, deneyselci ya da fonksiyonalist olarak tanımlanmış ve elde ettiği bulguları diyalektik yaklaşımla yorumlayarak makro sentezlere ulaşmaya çalışmıştır. Geliştirdiği bu araştırma yöntemi ile Türk sosyal bilimlerinde çığır açan bir yazar – sosyolog olur. Mübeccel Kıray farklı yaklaşımlarla olan iletişimi sayesinde yarattığı sentez yaklaşımı ile Türk sosyal bilimlerinde, kuramsal varsayımlarla hareket eden ve alan çalışmalarını kendi içinde ele alan çalışmaları aşmıştır. Bunu yaparken, sadece kuramsal düşünceyi ortaya koyan varsayımları ampirik olarak test ederek, mekanda farklı gözlemler ortaya koymuş ve bu gözlemelerin sonuçlarını toplumsal temel yapılar, toplumsal değişme, tampon mekanizmalar, saçaklanma, patronaj ilişkileri gibi kavramlar ile literatüre sokmuştur. Ayrıca, alan araştırmalarının sonuçlarını sadece bir fotoğraf gibi ortaya koyan ve mikro bir çerçevede yorumlayan çalışmalara karşı, makro bir analiz yöntemi ile toplumsal temel yapıların değişimlerinin evrensel olduğunu kanıtlamıştır. İşte bu sentezci yaklaşım, döneminin Türkiye’sinin de sağladığı uygun koşullarda, ona hızla değişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan yeni ve geçici yapılanmaların gerçekçi ve bilimsel çözümlemelerini yapma ve bilimsel açıdan kavramsallaştırma olanağı vermiştir. Hızlı değişmenin ortaya çıkardığı geçici kurumların, aslında toplum tarafından fonksiyonel bütünlüğü sürdürmek amacıyla üretildiğini görerek yarattığı “Tampon Mekanizmalar” kavramı ise; değişmekte olan toplumların yapısının anlaşılması yönünden dünya sosyoloji tarihine geçen önemli bir keşif olmuştur.

Öncü sosyal bilimcimizin ardından, O’nun anısına …

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version