Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Merkez Bankası`nı Merkez`den Taşımak

Gizem ERDOĞAN

ImageGeçen sene ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, aldıkları yeni kararı: "Bugün bazı gelişmiş ülkelerde merkez bankaları başkentten değil, o ülkenin finans merkezinden yönetiliyor." söylemi ile Merkez Bankası idari merkezinin de İstanbul'a taşınacağını açıklamıştı. Geçen ay konunun tekrar gündeme gelmesi üzerine Başbakan Tayip Erdoğan Merkez Bankası’nın Ankara`da mı yoksa İstanbul`da mı olacağının kararını kendilerinin vereceğini Merkez Bankası ve tüm kamu bankaları (Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıf Bankası)’nın İstanbul’a taşınacağını söyleyerek; “karar verilmiştir. Kanunsa kanun! Kimseden izin almaya ihtiyacımız yok” dedi. 13 Ocak 2008 tarihinde Star gazetesi duyurusuna göre İstanbul Belediye Meclisi de Merkez Bankası binasının Ataşehir’deki araziye yapılmasına onay verdi.

Merkez Bankasının Ankara’da kalması ve İstanbul’a taşınması kavgası şimdilik türban meselesi arasında unutuldu gitti. Diğer konularda olduğu gibi, bu tartışma da, bilimsel olmak yerine, daha çok siyasal alanda yapılmıştı. Ataköy bölgesindeki arazi ve emlak fiyatları da bu süre zarfında aldı başını yürüdü. Buna karşılık, Merkez Bankası'nın Ankara'da kalmasını isteyenler ise, Merkez Bankası'nın yeri ile finans merkezi olma arasında bir nedensellik ilişkisi olmadığını, muhtelif ülkelerden örneklerle bankalarının başkentte bulundurduklarını söyleyerek açıklama yoluna gittiler.

Tüm bu tartışmalardan evvel; iyi bir açılım sağlayacağına inandığımdan kısaca merkez bankasının oluşumuna değinmek istiyorum.

MERKEZ BANKASI TARİHÇESİ

Türkiye Merkez Bankası; 11 Haziran 1930 tarihinde özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olarak “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası” unvanı altında kurulmuştur. Devletten ayrı bağımsız olduğuna önem verilmiştir ve ilk dönemde bankanın kuruluş tasarısında adı “CUMHURİYET MERKEZ BANKASI” dır ancak uluslar arası ilişkilerdeki rolü düşünülerek günümüzdeki adını almıştır. Bankanın “Merkez Bankası” olarak anılmasının nedeni, özellikle üzerinde durulan bağımsız olduğunun vurgulanması, bir kamu kurumu izlenimi vermemesidir. Bağımsızlığının vurgulanma nedeni; para politikası ile ilgili kararların alınmasında ve uygulamasında doğrudan politik baskılardan uzak hareket edebilme yeteneği ima edilmektedir. Merkez Bankasının internet sayfasına göre; Merkez Bankasının bağımsızlığı “Amaç” ve “Araç” bağımsızlığı olarak ifade edilmekte ve Amaç bağımsızlığı; “para politikasının nihai (birincil) amacını, hükümetin etkisi olmadan, tek başına belirleyebilmesi anlamına gelmektedir.” Araç bağımsızlığı ise, “Merkez Bankasının para politikasının nihai amacına ulaşmak için uygulayacağı politikayı ve kullanacağı araçları, hükümetin ya da başka herhangi bir kurumun müdahale ya da onayı olmaksızın, özgürce seçebilmesini ifade etmektedir.”

Ulusal bankacılık kurma fikri 1923 yılında Türkiye İktisat kongresinde ele alınmış ve ilk girişimler 1924 yılında başlamıştır. Ancak; merkez bankasının bağımsız bir kuruluş olma zorunluluğu ve diğer özel bankalarla ilişkisi olamayacağı ve hatta bizzat Devlete ve Maliye Bakanlığına karşı da görevinin gerektirdiği dürüstlük ve sertlikle çalışmasının gerekli olması nedenlerinden ötürü ancak 1931 yılında kurulabilmiştir.

GÜNÜMÜZ TARTIŞMALARI

Bu bağımsızlık kaygısı ve cumhuriyetin gücünü anlatmak maksadı ile Ankara’da ancak 7 yılda kurulabilen Merkez Bankası ‘nın bugün İstanbul’a taşınması tartışmaları yalnızca politik alanlarda ve finans merkezi kavramı ile tartışılmakta.

Geçtiğimiz Ocak ayında yaşanan tartışmalarda; TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, "Hükümet, Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınması konusunu, bilimsel olarak araştırdı, sordu-soruşturdu" diyerek taşınmasını savunmuş, ama bu araştırmanın bulguları ve önerileri henüz yayımlanmamıştır. İlk açıklandığı andan itibaren aradan geçen sürede İstanbul 100 bin ölçekli planının yapıldığı ve onaylandığı ve bu plan aşamasındaki tartışmalarda merkez bankasından söz edilmediği düşünülürse, bahsedilen araştırmanın yapılmadığı ihtimali yüksek gibi duruyor. Tartışmanın altyapısı bilimsel çerçeveye taşınmadığı için, her türlü spekülasyona açık hale geldi.

Bütün bunların yanı sıra; Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın 2006 yılına ait Radikal Gazetesi’ndeki sözlerine göre bu konunun kanun değişikliği gerektirdiğini ifade etmiştir. "Merkez Bankası kanununun ilgili maddesinde Bankanın Merkezi’nin Ankara'da olduğunun ve Banka Meclisi’nin, bu konuda bir karar almadığını belirtmiştir. Günümüzde bile Merkez Bankası aldığı herhangi bir karar yoktur. 

Taşınmasına olumlu bakış açısından bakanlar için yaklaşımın temel hedefi; Kamu bankalarının, finans üst kurullarının ve Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınmasıyla İstanbul'un değil, Türkiye'nin bölgesinde finans merkezi haline gelmesidir. İş ve finans merkezi olan İstanbul’un, uluslararası cazibesinden ve altyapı olarak müsait olmasından dolayı, bu hedefe ulaşmada en ideal şehir olarak görüldüğü söylemi ile taşınması savunuluyor. Ve Zaman gazetesi yazarı İhsan Işık “Bu kararla İstanbul milliyetçiliği yapılıyorsa, bu Başbakan Erdoğan'ın, uzun zamandır dillendirdiği, "her türlü ırkçılığa; bölgesel, etnik, dinî ve sermayesel ayrımcılığa karşıyız" temel söylemine aykırı düşer” diyor.

Ayrıca yine yaklaşımı savunan kesim, taşınmasına karşı olanların Amerika örneği vermelerini de yanlış yorumlayarak Amerikan Merkez Bankası tarihçesini anlatmakta ve İstanbul’a taşınmasına Amerika örneğinin de destek verdiği sonucuna ulaşmaktadırlar. Oysaki özenle üzerlerinde durmadıkları ve atladıkları bir şey var ki; Amerika kapitalizmin benimsendiği bir ülkedir ve ülke federal sistemle yönetilmektedir, merkez bankası oluşum süreci de bu yaklaşımla şekillenmiştir. Oysa tarihsel olarak ne Türkiye’nin ne de merkez bankasının kurulması bu bakış açısıyla ifadelendirilebilinir. Kaldı ki merkez bankasının yalnızca ekonomik değeri yoktur, aynı zamanda cumhuriyet değerlerini içeren ideolojik değeri de vardır. 2006 yılına ait Radikal Gazetesi’ndeki yer alan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı’nın sözleri bizleri düşündürmelidir : “Finans merkezi İstanbul iken bu alanda idari merkezin Ankara'da olmasının zaten çelişkilidir.”

Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınması fikrine karşı çıkan Ankara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan 2006 yılında fikrini söyle savunmuştur: 'Merkez Bankasını siyasi baskıdan uzak tutalım' derken, götürüp finans piyasasının baskısı altına sokmak da yanlıştır.”

ATO Başkanı Sinan Aygün'ün dikkat çektiği gibi zaten aşırı gelişmiş bir kent olan İstanbul’a ait hükümetin yaklaşımını "Ellerine ne geçse İstanbul'a taşıyorlar” olarak ifade etmesinde haklılık payı yok değil. İstanbul’a yatırım arttırıldıkça gelişimi artacak ve diğer kentlerle olan uçurumu daha da artarak, daha fazla göç alacaktır. Bu da beraberinde konut edinme, ulaşım, işsizlik vb birçok sorunumuzun katlanarak artmasına neden olacaktır. Tabi bu sorunların ardılları olan; sokak çocukları, gelir uçurumlarının yarattığı şiddet olayları ve giderek düşen yaşam kalitesi koşulları gibi etkilerini de eklemek mümkün.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir’in ekonomi basınına verdiği demeçte; Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması tartışmaları hakkında. “SPK, BDDK ve kamu bankalarının İstanbul’a taşınmasının, tüm personelin esnafa da yansıyan çarpan etkisiyle birlikte düşünüldüğünde Ankara için yılda yaklaşık 2 milyar dolarlık bir ekonomik kayba yol açacağını” söylemiştir. Özellikle Merkez Bankası’nın taşınması için mantıklı bir gerekçe olmadığını belirten Özdebir ‘İşin sosyal boyutu da var. İstanbul’da yaşamak daha pahalı, Çocukların okulu var.”diyerek çalışanların da sıkıntılarını dile getirmiştir. Ayrıca finans merkezinde mutlaka Merkez Bankası’nın da bulunmasının bir anlamı olmadığını da ifade eden Özdebir ‘Bu banka ne kredi verir, ne de mevduat toplar’ demiş ve merkez bankasının işleyişine atıfta bulunmuştur.


Taşınma kavramıyla ortaya çıkan; Merkez Bankası personelinin taşınma sorunları, İstanbul'da emisyon bankacılarının yokluğu, ülkenin serveti olan ve 120 tonu bulan altın rezervlerini taşıma güçlüğü, yeni binanın İstanbul'da nerede olacağı ve mimarî gereksinimleri ve en önemlisi kente getireceği ulaşım yükü ve yaratacağı toprak spekülasyonu gibi konuların ikincil planda olması ve “ben yaparım olur, kanunu da çıkarırım” yaklaşımıyla aynı derecede kolaycı çözümün üretilmemesi bizleri asıl düşündüren mesele olmalıdır. Mühim olan, her proje analizinde olduğu gibi, bu kararla elde edilecek varsa toplam faydanın, toplam Maliyetten fazla olup olmadığı ve bunun kamuya yansımalarının ve kamuyla paylaşımının pozitif olup olmadığıdır. Kamudan kastettiğimiz ise elbette ki kamuda ya da kamu ile çalışan bazı kesimlerin sağlayacağı fayda değildir. Toplumun gelir adaletsizliği göz önüne alındığında bu ve buna benzer yatırım ve değişikliklerin getireceği rantın paylaşımının özellikle yoksun kesimlerin rehabilite edilmesine harcanma yaklaşımı olması gerekmektedir.

Kimi yazarlarca “Basit ama önemli bir ekonomik karar” olarak hafife alınan bu karar, başka bir noktadan bakıldığında cumhuriyet değerlerini hafızalardan kazımaya yönelik bir yaklaşımla tehlikeli bir hal de almaktadır. Korkarım ki cumhuriyet değerleri gün be gün hafızalardan silinmeye çalışılırken merkez bankası da benzer bir yaklaşımla bir oldubittiye getirilecek. Hem de birçok kentsel sorunu da beraberinde taşıyarak.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version