Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Sulukule Örneğinde Yurttaşlık Bilinci ve Etkin Yurttaşlık

Sulukule Örneğinde Yurttaşlık Bilinci

ve

Etkin Yurttaşlık;

Gökhan YALÇIN*

 

 

Yurttaşlık Fikri ve Tanımı

Yurttaş ya da yurttaşlık tanımını yaparken öne çıkan 3 önemli unsur olduğu görülmektedir. Bu unsurlar sırasıyla yurttaş fikrinin hukuki, politik ve sosyal boyutlarıdır. Yurttaş, politik bir organa karşı, ki bu devlettir, görev ve sorumlulukları olan ve bu sorumluluklara karşı hizmet alma hakkına sahip bireyler şeklinde tanımlanabilir. Ancak görülmektedir ki bu tanım kavramın sadece politik kısmen de hukuki anlamına vurgu yapmaktadır. Kavramın sosyal anlamı ise daha çok yurttaşlık haklarının getirilerinin farkında olma bilincidir. İleride belirtileceği gibi sosyal boyut etkin yurttaşlık fikrinin de temelini oluşturmaktadır.

Burada önemli olan yurttaşlık fikrini sadece politik ya da hukuki kısmıyla ele almanın getireceği problemleri görmektir. Yurttaşlık bilincinin salt hukuki bakışla ele aldığımızda bireyi sadece kanunların öngördüğü çerçevede özgürlüğü tanımlanmış ve bu haklar karşılığında koruma talep eden ancak kanunların tanımlanma sürecinde etkin bir rolü olmayan bir anlayışa indirgendiğini görmekteyiz. (Stanford Filozifi Ansiklopedisi / Yurttaşlık) Aynı zamanda bu bakış yurttaşlık kavramını sadece kapsama (inclusion) ya da dışlama (exclusion) ikilemine indirgemektedir. Son olarak sosyal boyutu vurgulanmayan bir yurttaşlık bilincinin durağan ve sığ bir çıkmaza açılacağı kesindir. Öte yandan yurttaşların eylemleriyle tanımlanan ve onları da sürecin bir parçası yapan sosyal vurgu daha etkin bir süreci tanımlamaktadır. Burada yurttaşlık kavramının mekanla olan ilişkisine dair ipuçları bulmak da mümkündür. Toplumsal üretimin bir parçası olan mekanın, özellikle kent mekanının bu eylemlerin gerçekleştirilebileceği ve görülebildiği yegane kaynak olması önemlidir. Yurttaşlık tanımını tarihsel bir süreçte bireylerin eylemleri paralelinde sürekli kendini yenileyen bir kavram olarak ele aldığımızda, kent planlamanın mekan üzerine alınan kararlarda en söz sahibi alan olması ve planlama kararlarının mekanın yeniden paylaşımda ve dolaylı olarakta yurttaşlık tanımını yeniden şekillendirmesi açısından önemli olduğu görülmektedir.

Cumhuriyetçi ve Liberal Yurttaşlık Modelleri

Yurttaşlık üzerine tartışmalar genellikle iki model üzerinde toplanabilir, Cumhuriyetçi ya da liberal model. Cumhuriyetçi model savunucuları Aristoles’ten Rousseau’ya kadar uzanan bir çerçevede yer alıp, yurttaşların kendi kendilerini yönetebildiği ya da etkin bir sürecin parçası olabilmelerini savunmaktadır. Bu amaca giden yolu da katılım ilkeleri etrafında kavramsallaştıran cumhuriyetçi akımın yurttaşlık kavramını daha çok politik yönüyle ele alan bir çizgide olduğunu söyleyebiliriz.

Diğer taraftan kökleri 17 yy a kadar gitmekte olan Liberal anlayışın yurttaşlık tanımında önceliği ise salt hukuki boyutlardır. Politik özgürlük kamu birimlerinin kişisel özgürlüğe müdahalesine karşı caydırıcı bir güç olarak görülmektedir. Ancak zaten kapitalist ekonominin aktörlerinin egemenliğindeki bir dünyada kişisel özgürlüklerin sınırı çoktan belirlenmiştir yani toplumsal bir politik özgürlük pek olanaklı görülmemektedir. Bu da tam olarak edilgen (pasif) yurttaşlık tanımından kastedilendir. “Yurttaşların edilgen bir rol oynadığı bir politik arenada tek gerekli olan etken politikacılardır. ” (Walzer 1989, s.217). Özellikle Türkiye özelinde incelendiğinde bu anlayışın yani politik süreçte etken rol oynamayan halkın sadece politik iradeye boyun eğdiği bir ortamın, kitleleri bilinçli birer yurttaş olmaktan ziyade sessiz yığınlara dönüştürebildiği sanırım açıktır. Liberal yurttaşlık modelinin yurttaşı politik süreçte sadece nesne şeklinde değerlendirmesinin yanı sıra yurttaşlık haklarının önemli bir kısmını sadece özel mülkün korunması şeklinde bir hizmet talebi olarak görmesidir. Neo liberalizmin tetiklediği bireycilik anlayışını daha da tetikleyen bu anlayış aynı zamanda sosyal tabakalaşmanın yurttaşlık biçimindeki ifadesidir. Doğrudan özetlemek gerekirse herhangi bir mülk sahibi olmayan bireylerin talep edeceği bir koruma da olmamaktadır. Yani “bireysel kimlikleri hukuk tanımlarından daha öne almaktadır “” (Walzer 1989, s.215).

İlk bakışta görülmektedir ki bu iki modelin modern demokrasilerdeki egemenliğinde liberal anlayışı baskın görürsek cumhuriyetçi modelin yurttaşların silik ve edilgen konuma getirildiği şeklindeki eleştirilerin haklı olduğu görülmektedir. (Stanford Filozifi Ansiklopedisi / Yurttaşlık)

Yurttaşlık Kavramı ve Sınırlar

Geçen yüzyıldan bu zamana kadar yapılan yurttaşlık tartışmalarının bir diğer ortak noktası da yurttaşlık, ister bir politik veya hukuki kimlik olsun isterse bir eylemler bütünü olarak algılansın bir tek gerekli unsurun yani ulus devletin gerekliliğidir. Ortak bir kimlik yaratılmasında tarihsel bağların yanı sıra en önemli unsur politik iradenin yani devletin varlığıdır. Ancak artan küreselleşme tartışmalarıyla ve aşınan sınırların, ulusaşırı iktisadi antlaşmaların aşınan kimliklerin etkisiyle bu tartışma da biçim değiştirmektedir. Burada şu nokta önem kazanmaktadır yurttaşlar ve coğrafya arasındaki işlevsel ilişkinin giderek yok olmasıdır. Castells’in de ifade ettiği gibi fiziksel mekandan akışların mekanına doğru geçilirken bireylerin de coğrafyaya bağlılığı giderek azalmaktadır. Coğrafyaya politik bir anlam katan unsur olan devletlerin de bu noktada değişen bir rolü olduğu söylemek gerekir. İşte tam olarak bu bakış yurttaşlık anlayışının hukuki ya da politik yüzünden çok eylem tabanlı bir öğeye dönüştüğüne işaret etmektedir.

Ancak bu vurgu kesinlikle çoktan ulus-devletin yok oluşunu kutlayan neo-liberal anlayışla karıştırılmamalıdır. Yukarıda da belirtildiği gibi liberal anlayış yurttaşlığı “ bir eylemler bütününden çok sadece edilgen bir unsura dönüştüren bir sosyal aktör olarak ele almaktadır. Oysaki yurttaşlık farklı ölçeklerde vücut bulan bir toplumsal eylemler bütünüdür” (Pogge 1992, s.58,). Daha net olmak adına ifade etmeye çalıştığım yurttaşlık anlayışı kimliksel farklılıkarın da korunabildiği tarihselleğin gerekliliği olan coğrafyaya bağlılığın korunduğu ancak bütün bu etkenlerin toplumsal hareketler şeklinde politik bir girdi haline dönüştürülmesidir. Bu biçimdeki yurttaşlık eylemleri için de ulus-devlet hala en uygun kurumsal ölçek olarak durmaktadır.

Yurttaşlık ve kent planlamanın doğrudan ilişkisine geçmeden önce vurgulamak gereken bir diğer konuda yurttaşlık kavramının bir kaynak dağılımı problemi olmasıdır. “Dağılımdaki adalet ise bu dağılımın belirli politik sınırlar dahilinde yapılmasıyla sağlanabilir.” (Walzer 1983, s.31) Toplumun tüm bireylerinin kollektif üretimi olan bu kaynaklar sadece bir ekonomik girdi değil aynı zamanda sosyal anlamlar içermektedir. Bu kaynakların dağılımdaki adalet ve dil, kültür gibi tarihsel bağlar bütünüyle ancak bir ortak akıl üretibilir”(Walzer 1983, s.28). Yurttaşlık kavramını bu bağlamda değerlendirirsek kent mekanının da önemi daha kolay kavranabilir. Mekan, nasıl yeniden üretilebilmesinin yanısıra toplum bütününde nasıl dağıtıldığı da yurttaşlık kavramını yeniden tanımlayan ve yeni bir toplumsal düzen oluşturan en önemli kaynaktır. ( Mazza, 2008 ) Kent Planlaması da bu kaynağın dağıtımını belirleyen bir kaç meslek alanından belki de en önemlisidir.

Yurttaşlık, Kent Planlama ve Toplumsal Eylemler

Kent planlama politik ve teknik boyutuyla arazi kullanım kararlarının alındığı, veya daha önce alınan kararların ne şekilde evrilmesine farklı ölçeklerde karar veren süreç bütünüdür. (Jenkins, Smith and Kirk, 2004) Yani kent planlama tamamiyle içinde politik bir bütünlük barındıran ve dolayısıyla alınan arazi kullanım kararlarının çoğu zaman teknik boyutun yani arazi kullanım karararlarının ötesine geçen politik ya da sosyal etkileri olmaktadır. Bu etkilerin önemli bir kısmı da bireylerin hayatlarına olumlu ya da olumsuz müdahale şeklinde görülmektedir. Daha uygun ifade etmek gerekirse, bireylerin mekanı tecrübeleme süreci, planlama kararlarının mekandaki etkileriyle şekillenmektedir.

Kent planlamayı bu yönüyle değerlendirdiğimizde planlama kararlarının sosyal ve politik sorumlulukları da gözetmesi gerekmektedir. Özellikle bu dengenin sağlanabilmesi için katımlıcılık ilkeleri son zamanlarda en çok göze çarpan araç gibi görülmektedir. Jenkins, Smith and Kirk`ün de ifade ettiği gibi “Herhangi bir bağlamda yönetişim, planlamaya yurttaşlık ve katılım ilkelerini oluşturması ve şekillendirmesi suretiyle etki etmektedir.” (Jenkins, Smith and Kirk, 2004) Yani yurttaşlık ve katılım biçimleri doğrudan planlama ve yönetişim ikilisiyle etkileşim halindedir.

Fakat kritik olan nokta katılım ilkeleri yerine etkin yurttaşlık bilincinin oluşturulmasıdır. Özellikle Türkiye gibi toplumun sosyal sermaye yönünden pek zengin olmadığı, toplumsal uzlaşı ve sosyal ağların oldukça zayıf olduğu ülkelerde katılımcılık ilkesi, hedef grupların proje sorumlularınca projeden haberdar edilmesinden öteye gidememektedir. Bu durum bile çoğu zaman bir lüks olup ancak belli taşınmazlar üzerinde mütabakat sağlamak amaçlı pazarlık biçimine dönüşmektedir. Buradaki amaç plan kararlarından sorumlu kurumlar ve hedef gruplar arasındaki iletişim biçimini eleştirmek ya da daha etkili bir iletişim modeli sunmak değil fakat bu amaca yönelik süreçte yurttaşlık bilinci ile planlama pratikleri arasındaki bağa işaret etmektir.

Önemli başka bir nokta ise toplumsal hareketler ve bunların etkin yurttaşlık bilinciyle nasıl ilişkide olduğudur. Bu aynı zamanda Sulukule örneğinden elde edilen çıkarımlar için de referans olabilecek bir noktadır. Yurttaşlık sadece devlet ve bireyler arasındaki ilişkileri ifade etmez aynı zamanda bu ilişkilerin nasıl şekillenmesi gerektiğini de ifade eder. (Vos, 2003, s.6) Yurttaşlık kavramının içinde barındırdığı farklı haklar ve yaptırımlarda politik ve bireysel kimliklerin çeşitlenmesine yol açmaktadır (Helman, 1999). Çoğu zaman bu kimlikler toplumsal eylemler için bir taban oluşturmaktadır. (Vos, 2003, s.7) Pratikte, farklı politik ve sosyal statüde yer alan gruplar yurttaşlık kavramını da bu bağlamda tabakalaştırmaktadır. (Mische, 1995, s. 132) Toplum içinde oluşan ortak bilinç ve bağlar çoğu zaman bu tabakalanmanın etkisiyle biçim almaktadır. Yurttaşlık kavramının altını çizen bu ortak değerlerle birlikte kimin bu topluluğun üyesi olduğu kiminse olmadığı toplumsal eylemlerin çıkış noktası olan politik amaçları şekillendirmektedir. (Hobson, 1999, s. 153).

Yurttaşlık fikri sahip olduğu bütünleştirici etkiyle toplumsal eylemlerin başarıya ya da sonuca ulaşmasında gerekli unsurlardan birisidir. “Farklı yurttaşlık bağları toplum içinde işbirliğine karşı farklı ideolojik oluşumları bir araya getirmede etkili olabilmektedir. “(Vos, 2003, s.8) Yani toplumsal eylemlerde bütünlük sağlamak için gerekli zemin yurttaşlık bilinci temelinde yatmaktadır. Bu bütünlük aynı zamanda yurttaşlığın sadece bir sorumluluk ve görevler bütünü değil aynı zamanda üst organlara toplumun sahip olduğu, alınan kararları etkilemekteki gücü de hatırlatmaktadır. Toplumlar kanunlar ve kurallara karşı sadece bir nesne değil, bu süreçte etkili olan bir öznedir aynı zamanda. Toplumun sahip olduğu bu gücü, bir bütün haline getiren etken ise etkin yurttaşlık tanımıdır. Kent Planlamanın bütün tartışmaların neresinde durduğunu ise Borja şöyle açıklamıştır;

“Yurttaşlık bilinci yaratmanın sorumluluğu bir kent planlamanın elindedir. Ancak bu sorumluluk bir monopoli haline dönüşmemiştir. Kent planlama etiği ve teknik uzmanlık adına kent plancıları tecrübeleri ve sahip olmaları gereken hassasiyetle kent mekanında güç dağılımını etkileyen, böyle geleceği resmeden, ancak bunu yaparken politik iradeye karşı direnç gösteren ve toplumsal bütüncüllüğü gözeten kararların arkasında durmalıdır. Fakat yurttaşlığın kentini yeniden tanımlayan, kamu alanını oluşturan ortak bir akıl üreten kent planlama herhangi kurumun etkisi ve iradesi altında olmamalıdır. “(Borja, 1998)

Sulukule Dönüşüm Kentsel Dönüşüm Projesi

Türkiye’de mimarların ve plancıların gündemini uzun süredir meşgul eden konuların başında kentsel dönüşüm gelmektedir. Özellikle İstanbul adının geçtiği dev projelerin başında Kartal ve Küçükçekmece gibi uluslararası yarışmalar düzenlendiği dönüşüm projeleri dikkati çekmektedir. Diğer yandan yıpranmakta olan kent dokusunun yenilenmesine yönelik projeler de göze çarpmaktadır. Bunların başında Sulukule dönüşüm projesi sıkça duyulmaktadır. Sulukule halkının renki kimliği sayesinde medyada ve kamuoyunda gündem edinen proje neyi amaçlamaktadır peki? Bu soruyu cevaplamadan önce belirtilmesi gereken bir kaç nokta var. Hanelerin tamamına yakını kiracı durumda, ev sahipleri ise Tarihi Yarımadada olmasından dolayı onarım izni olmadığından evlerine yatırım yapamamaktadır. Birçoğu derme çatma olan konutların durumu bir dönüşümün gerekliliğine işaret etmektedir. Ancak önerilen planın içeriği tam da bu noktada birçok tartışmaya neden olmaktadır. Gerek şu anki kullanıcıların çıkarları düşünülmediğinden gerekse tasarlanan konutların mevcut sosyal dokuyla örtüşmediğinden projenin belli bir zümreye hitap ettiği kesindir, yani esas amaç dönüşümden çok bir soylulaştırmadır. Neo-liberalizmin kent mekanındaki en büyük etkilerinden biri olan soylulaştırma kentin esas sahiplerini, ki bu Sulukule örneğinde halkın mahallesiyle tarihsel bağlarını da düşünürsek daha da dikkat çekicidir, dışlayıp yerine yeni-orta sınıfı konumlandırmayı amaçlayan ancak diğer yandan dar gelirli kesimi kentin dışına doğru iten çeperlerde gettolaştıran bir süreçtir. Kapitalizmin bir azınlığa kucak açıp toplumun tamamına yakınını dışlaması gibi. Ancak burada önemli olan bu yazını esas amacı olan yurttaşlık kavramıyla olan ilişkisidir. Yurttaşlığın tanımı gereği bir kapsama (inclusion) ya da dışlama (exclusion) ikilemi olduğu belirtmiştik. Projenin etkileri bu bağlamda değerlendirildiğinde planlama kararlarının yurttaşlık tanımını nasıl doğrudan etkilediği sanırım açıktır. Diğer yandan proje amacı nedeniyle doğrudan yurttaşlık haklarının ihlali anlamına da gelmektedir.

Belediyeden gelen açıklamara bakıldığında proje tamamen halkın çıkarlarıyla örtüşen toplumun tamamını gözeten bir biçimdedir. Projenin amaçları şu şekilde belirtilmiştir;

  • Mevcut kültürel ve tarihsel dokuyu korumak
  • Alanı yaşanabilir bir hale getirmek
  • Sulukuleyi İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti fikrinin bir parçası yapmak

Kullanıcıların mağduriyetini önlemek amaçlı ise konutları metrekaresi 500 YTL karşılığında satın almanın yanı sıra, isteyenler konutlarında kalabilir ancak yeni konutlarla arasındaki farkı ödemek şartıyla ki bunun için 15 senelik bir zaman zarfı verilmiştir. İkinci öneri ise TOKİ nin sunduğu kentin tamamen başka bir yerinde yer alan konutlara yerleşebilirler. Bunun içinde benzer bir kredilendirme yöntemi geliştirilmiştir. Projenin yapım aşamasında haneleri mağdur etmemek içinse 300 YTL aylık kira yardımı yapılması kararı alınmıştır. Projeyi sadece maddi yardımlar açısından değerlendirsek bile bahsedilen rakamların İstanbul gerçeğinde yeterince düşük olduğu görülmektedir.

Sulukulelilerin Tedirginlikleri

London College Üniversitesi (LCU) öğretim üyeleri ve doktora öğrencilerince hazırlanan raporda Sulukule halkıyla yapılan görüşmeler sonunda aşağıdaki noktalara dikkat çekilmiştir;

  • Yeni konutların çok pahalı olması ve hane halklarının bunları satın alacak ekonomik gücü olmaması
  • Yeni yapılan konutların sayıca yetersiz olması
  • İstanbul kent merkezi çeperinde ucuz konut bulunmaması
  • TOKİ konutlarının şehirden çok uzak olması
  • Projenin aynı konutta birden fazla ailenin kalıyor olması gerçeğini görmezden gelmesi (Placing Sulukule, 2007)

Bütün bu problemlerden belediyenin de haberdar olduğu açıktır ancak çözüm yerine sunulan maddi yardımların komik miktarlar olup projenin sadece fiziksel mekanı yerle bir etmekle kalmayıp aynı zamanda sosyal yapıyı da tamamen ortadan kaldırdığını belirtmiştik. Mekanın yeniden üretilmesi sürecinde bütün kontrol kapitalist zihniyetin ellerine bırakılmıştır. Diğer yandan yapılan ekonomik yardımların gerçekten şimdiki kullanıcıları mağdur etmediği ihtimalini dahi düşünsek ortaya başka bir sorun çıkmaktadır. Projenin uygulama planına bakıldığında Sulukule’nin mekanı tecrübe edişi bütünüyle sosyal ilişkilerinin sonucudur. Kendine has bir bütünlük gösteren gündelik hayat, kamusal ve özel alanın tamamen farklı bir şekilde evrilmesine yol açmıştır. Elbette ki bu yaşayanların sosyal ilişkilerinin bir ürünü olmasının yanı sıra aynı zamanda bu ilişkilerin devamını sağlayan en büyük faktördür. Farklı sosyal ilişkilerin getirdiği bu özellik projede tamamen gözardı edilmiştir ve bu bütünlük çözülmeye mahkumdur. Kişisel özgürlüklerin anayasa ile tanımlanmış bir yurttaşlık hakkı olup projenin getireceği sonuçlar ise bunun açıkça ihlalidir. Proje amacı itibariyle, ki asıl amacın soylulaştırma olduğunu vurgulamıştık, zaten yurttaşlık haklarının yurttaşların elinden alınmasıdır. Yurttaşlarin kendi yaşama alanlarını kendilerinin belirlemesi en büyük haklarıdır ancak proje bu hakkı dahi Sulukulelilerin ellerinden almaktadır. “Toplumsal eylemlerin ve kamusal alanın tasarımı her zaman bir yurttaşlık fikrinin tekrar yaratılması için bir fırsat olmuştur. Bu kaynağın adaletsiz dağılımı, kentin sosyal dokusunu parçalaması ya da toplumda sınıfsal ayrım gözetmesi açısından kent hayatına anlam katan (bu anlamı bozan) bir fırsatlardır ve bu olanak hiçbir zaman yurttaşlık fikrini oluşturan hak ve görevlerin ihlali anlamına gelmemelidir. “(Borja, 1998)

Proje sürecinin bize öğrettiği bir diğer ders ise yukarıda belirtmeye çalıştığım gibi katılımcılık ilkesinin neden proje sürecinde zayıf kaldığını göstermesidir. Daha doğru ifade etmek gerekirse gruplar arasındaki iletişimin sağlamak amaçlı katılımcılık ilkelerinin aslında sadece bir bilgilendirme toplantısı şekline dönüştüğünü göstermesidir. Belediye yetkililerince birçok toplantı düzenlenmiştir Sulukule’de ki amaç hane halklarının da projinin bir parçası haline gelmesini sağlamak. Ancak bu toplantılar sadece kullanıcıların mülkleri terketmesi için yapılan baskılara dönüşmüştür. İşte tam da bu yüzden etkin yurttaşlık bilinci ve bu bilincin kısmen bir ürünü olan toplumsal eylemler bu amaca çomak sokan, toplumun da inisiyatif sahibi olduğunu gösteren en önemli araçtır. Bu açıdan Sulukule halkının ortaya koyduğu irade gerçekten bir demokrasi dersi niteliğindedir.

Sonuç olarak buradaki insanlar ekonomik bir güç temsil edemediklerinden, sermaye birikimine yönelik nitelikleri zayıf olduklarından dışlanmaktadır, yerlerinden edilmektedir. Yurttaşlık hakları ellerinden alınmaktadır. Ancak bütün bunlara sessiz kalmayan Sulukule halkı liberal zihinlerin yıkıcı güçleri karşısında yapabileceklerinin pekte sınırlı olmadığını hepimize göstermektedirler.

Sulukule’nin İradesi ve Plana Tepkiler

Şu ana kadar Sulukule dönüşüm projesini yurttaşlık bilinci özelinde incelemeye çalıştım. Kent planlama kararlarının yurttaşlık bilincini ve tanımını nasıl etkilidiğini ve bu etkinin Sulukule örneğinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu göstermeye çalıştım. Bu örnekten yurttaşlık haklarına yönelik birkaç çıkarım daha yapmak mümkün. Halkın tepkisi ve organize olma biçimi etkin yurttaşlığın ve aynı zamanda eylem tabanlı bir yurttaşlık bilincinin nasıl olması gerektiğini göstermektedir.

Bu bağlamda Sulukule halkının elde ettiği üç önemli başarıdan bahsetmek gerekir. Sulukule hallkının çoğunun ilkokul mezunu geri kalan kısmın ise eğitim düzeyinin ülke ortalamasının hayli altında olduğunu belirtmek gerekir. Bu etmeni göz önünde bulundurursak yapılanların pekte azımsanmaması gerekir.

İlk olarak Sulukule sakinlerinin kendi aralarında organize olmaları biçimleri ders niteliğindedir. Bu mücadelelerini hukuki bir platforma da taşımak amaçlı tamamen kendi insiyatifleriyle haklarını savunmak amaçlı dernekler kurmuşlardır. Sulukule Platformu, 40 gün 40 gece Sulukule platformu, Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği hep bu amaca hizmet etmektedirler. Ancak mücadelenin dinamikleri halk tabanlıdır. Bu oluşumların tamamını halkın mücadelesine destek olarak görmek gerekir. Sulukule sakinleri etkin yurttaşlığın nasıl eyleme geçirilebileceğine ve yurttaşlık haklarının nasıl kullanabileceğimize dair açık bir demokrasi dersi vermektedir.

İkinci önemli kazanım ise halkın uluslararası ölçekte sesini duyurabilmesidir. Yeşiller Grubu, grubunun girişimiyle Avrupa Parlamentosu’nda “Kentsel Dönüşüm Projeleri Karşısında İstanbul-Tarihi Yarımada’daki Sulukule Roman Mahallesi Örneği” başlıklı bir toplantı düzenlemiştir. Avrupa Parlamentosu Üyesi Joost Lagendijk’in başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği’nden yetkililer, Sulukule platformu üyesi Hacer Foggo ve Fener Balat rehabilitasyon projesi koordinatörü Luis Mezzano da yer almışlardır. Göz ardı edilmemesi gereken bu girişimle Sulukule sakinleri maruz bırakıldıkları bu durumu uluslararası gündemin bir parçası haline getirebilmiştir.

Son olarak, kanaatimce en önemli kazanım ise Sulukule sakinlerinin Kentsel Yenileme Projesi'ni değerlendirmekle görevli Yenileme Kurulu üyelerini sorunlarını anlatmak üzere, mahallelerine davet edip onlarla bir mutabakat sağlama yoluna gitmeleridir. Bu çabanın önemi şudur ki; mahalle halkı problemlerini doğrudan, herhangi bir aracı kurum olmaksızın, proje muhattaplarına anlatma şansını yakalayabilmiş olmalarıdır. Yenileme Kurulu üyelerini ve Sulukule sakinini eşit konuma getiren bu buluşma aynı zaman da proje alanlarını insansız arsalar olarak kabul edercesine, mahalle halkının fikirlerini önemsemeden, onların yaşam koşullarını dikkate almadan rant uğruna proje çizen mimar ve plancılara bir derstir.

Bütün bunlardan sonuç olarak, Sulukule tecrübesinin anlattıkları açıktır. Demokrasi toplum tabanından gelen bir eylem biçimidir yurttaşlık bilinci ise bu eylemleri harekete geçiren en etkili kıvılcımlardan birisidir. Proje yurttaşlık haklarını gaspeden, bu bilinci ortadan kaldıran, daha doğrusu toplumun en önemli sacayaklarından biri olan sosyal bütünlüğe göz diker durumdadır.

Sonuçlar

Yurttaşlık kavramını salt bir hukuki ve politik bir varoluş olarak algılamaktansa, yurttaşlığın bir politik organın üyesi olarak, yönetilme sürecinin ne kadar parçası olunup olunmamasıyla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Yurttaşlık sadece hukuki bir terim değil devletletin üyeleriyle olan ilişkileri bütünüdür (Brubaker, 1994, s. 310). Bu ilişkide kritik olan tarafların birbirlerine olan sorumluluklarının bilincinde olmasıdır. Yurttaşlık kavramını toplumsal kaynakların ve hakların dağılımı süreci şeklinde görmek gerekir. Mazza’nın da belirttiği gibi “ .. Kent mekanı bu kaynaklar arasında en öncelikli olanıdır.” (Mazza , 2008) Mekan hakların ve görevlerin eyleme döküldüğü tek platformdur. Mekana biçim veren Kent Planlama bu bağlamda yurttaşlık tanımını doğrudan etkilemektedir. Sulukule örneğini bu tartışama da nereye oturttuğumuz önemlidir. Proje özelinde iki önemli sonuç çıkarmaya çalıştım. Birincisi Kent planlamanın yurttaşlık tanımını doğrudan etkileyen bir sürecin parçası olduğu ve alınan plan kararlarının yurttaşlık tanımını yeniden şekillendirdiğidir. İkinci olarak ise yurttaşlığın eylem tabanlı bir çizgiye oturtulması gerektiğidir.

Kentleri baştanbaşa değiştiren Neoliberal fikir, kapitalizmin toplumu sınıflara ayırma çabasını soylulaştırma projeleriyle hayata geçirmektedir. Bunu yaparken sermaye sınıflarını gözetirken mekanların esas sahiplerini dışlamaktadır. Marc Augè’nin tanımıyla kentsel alanlar sosyal bağlamından koparılmış, tamamiyle rant üretme amaçlı “Yok-Yer” lere dönüştürülmektedir. Yurttaşların daha doğrusu yurttaşlık fikrinin yok edilip yerine sessiz kitleleri koyan bir anlayışı temsil etmektedir bu süreç.

İkinci sonuç için vurgulanması gereken nokta şudur; Yurttaşlık toplumsal eylemleri tetikleyen bir ortak akıl biçimidir. Ancak bu ortak akıl kimi aktörler tarafından kontrol edilemez bir biçimde olmalıdır. Çünkü yurttaşlık bu aktörlerin oyun alanlarının sınırlarını çizen bir yapıdır. Yurttaşlık devletler ile bireyler arasındaki ilişkiyi belirler. (Vos, 2003, s.9) Tilly “bir mücadele repertuarıdür yurttaşlık” demiştir bu ilişki için. Sulukule sakinlerinin de ortaya koydukları irade kesin bir şekilde bu sınırları ve mücadeleyi bizlere göstermektedir.

Kaynakça

- Bader, V , 1997, “Fairly Open Borders”, in Citizenship and Exclusion, New York: St. Martin's Press, 28–61.

- Brubaker, W. R. (1994). Immigration, citizenship, and the nation-state in France and Germany: a comparative historical analysis. In Turner, B. and Hamilton, P. (Eds.). Citizenship: Critical Concepts. Vol. 2. p. 310-340. New York: Routledge.

- Dani Vos , (2003) , Social Movements and Citizenship: A Comparison of Conscientious , Objection Movements in France, the United States and Israel

- Helman, S. (1999). Negotiating Obligations, Creating Rights: Conscientious Objection and Redefinition of Citizenship in Israel. Citizenship Studies 3,1: 47-70.

- Hobson, B. (1999). Women’s collective agency, power resources, and citizenship. In Hanagan, M.P. and Tilly, C. (Eds.). Extending Citizenship Reconfiguring States. p. 149-178. Lanham: Littlefield Publishers.

- Jordi Borja, (1998), Real city, ideal city. Signification and function in modern space , “Urbanitats” no. 7, Centre of Contemporary Culture of Barcelona, Barcelona

- Mazza Luigi , (2008) , Redesigning Citizenship , IsoCarp Seminer konuşma metni

- Mische, A. (1995). Projecting democracy: the formation of citizenship across youth networks in Brazil. International Review of Social History 40, 3. p. 131-158.

- Paul Jenkins, Harry Smith and Karryn Kirk, 2004 , Governance, citizenship, participation and urban planning: exploration of the context for knowledge transfer between Europe and the South , Centre for Environment & Human Settlements, School of the Built Environment

- Placing Sulukule, towards an Alternative Proposal to Conserve the Living Heritage of Romani Culture, (2007), a report by MSc. In Building and Urban Design in Development, University Collage London.

- Pogge, T. W., 1992, “Cosmopolitanism and Sovereignty”, Ethics, 103: 58–75.

- Stanford Encyclopedia of Philosophy, Citizenship ,

- Tilly, C. (1995). Contentious repertoires in Great Britain, 1758-1834. In M. Traugott. (Ed.). Repertoires and Cycles of Collective Action. p. 15-42. Durham: Duke University Press.

- Walzer, M. 1989, “Citizenship”, in Political Innovation and Conceptual Change, T. Ball, J. Farr, R. L. Hanson, Cambridge: Cambridge University Press, 211–220.

- Walzer, M., 1983, Spheres of Justice. A Defense of Pluralism and Equality, New York: Basic Books.

- www.evrensel.net

- www.radikal.com.tr

- http://arkitera.com

* Gökhan YALÇIN
Politecnico di Milano , Faculty of Architecture and Society
MSc in Urban Planning and Policy Design

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version