Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

“Polis”ten “Profitopolis”e: Dönüşen kentin yeni ölçütü PARA…

Aysun SARI

Profitopolis, “Düzen içindeki sınıflar arası dengesizlikleri korumaya yönelik olarak ekonomik işlevler yüklenmiş şehir. Doğal ve kültürel zenginliklerinin para kazanmak amacıyla yeniden şekillendirildiği şehir.” olarak tanımlanıyor Şehir Sözlüğü’nde... ‘İnsanın, kent görünümü arkasında insanı horlaması’ demiştir Cavit Orhan Tütengil* de profitopolis için. Hızıyla insanı umursamayan kentleşme, bir bakıma günümüz büyük kentlerinin “polis”ten “profitopolis”e dönüşüm sürecini hızlandırmaktadır. Profitopolis, çıkar-kenti ya da kâr-kent demektir kısaca…

Kent ve Çıkar…

İstanbul’un, keskin kırılma noktası olarak atıf yapılan 1980 sonrası geçirdiği çok boyutlu sosyo-mekansal dönüşümler, değişimler ve bunların doğurduğu eşitsizlikler kentleşme bağlamında düşünüldüğünde, kent topraklarının kullanımının değişmesi, rant faktörü, toplumsal açıdan gelir dağılımı dengesizliğinin artması, hizmet paylaşımındaki aksaklıklar, sosyal sınıflar arası mekansal ayrışmalar kentsel ayrışmanın zeminini oluşturan fotoğrafın dağılmış parçalarıdır. Gözden kaçan bu parçalar, kenti ‘profitopolis’e götüren çözülmelerdir.

Kent için, kentli için gerekli ve adil politikalar üretilemediği zaman, kentteki her şey metaya ve paraya dönüştürülmeye çalışılıyor. İstanbul örneğinde, yönetim, finans, bilişim, iletişim, eğitim, sağlık ve ulaşım alanlarındaki yatırımlar çoğunlukla sermaye için, sermayeye göre şekilleniyor ve kenti etkiliyor. İstanbul, ‘küresel kent’ etiketi için iş kuleleri, iş kulelerinde çalışanlar için korunaklı konut alanları ve yine onlar için eğlence yerleri, turizm merkezi eksenli lüks otel inşaları ile donatıldı. Bu büyük projelerin gelecekteki olası ilk örnekleri -kenti en fazla dönüştüreceği öngörülenler- Haydarpaşa projesi, Galataport projesi, Marina projeleri, Büyükdere yatırımları (Dubai kuleleri), büyük ulaşım projeleri (üçüncü köprü ve tüpgeçit projeleri), kültürel ve sosyal değişimi tetikleyen kentsel dönüşüm projeleri (Sulukule), kültürel, doğal ve tarihi mirası hiçe sayan otel projeleri (Four Seasons, Gökkafes) şeklinde bir çırpıda akla geliveriyor.

Bütün bu yatırımların özellikle yabancı sermayeye açık olduğunu gündemden okuyor ve takip ediyoruz. Tüm bu projeler gerçekleştirildiğinde İstanbul fiziksel ve toplumsal yapısı açısından nasıl bir görünüm alacaktır? “Kamu yararı” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılan kentteki sermaye hareketleri ve uygulamalar, kentsel toprakta rant oluşturan bölgelerde, kent merkezine yakın, ulaşım bağlantıları açısından elverişli ve avantajlı, mülkiyet haklarının gerektiği gibi korunup talep edilemediği çöküntü bölgeleri ya da gecekondu bölgelerinde büyük bir hızla yol almaktadır.

‘İstanbuluşmaları 2009’dan Kente ve Eşitsizliğe Dair İzlenimler…

Bir kent ‘profitopolis’ etiketine doğru sürüklenirken, bünyesinde eşitsizlikleri pekiştiren ve toplumsal gruplar arası dengesizlikleri çoğaltan bir sürecin içine girer. Bu süreç, ‘İstanbuluşmaları 2009’ toplantılarında edinilen verilere göre, Türkiye ve büyük kentleri için ekonomik yapıdaki bir takım hesaplar ile daha anlaşılır kılınabilir. 1980 sonrası Türkiye ekonomisinin genel görünümü, istihdam yaratmadan büyüme süreci olarak okunmaktadır. OECD ülkeleri içinde Türkiye, Meksika ile birlikte gelirin en adaletsiz şekilde dağıtıldığı ülkeler arasında başı çekiyor. Bu durumun en açık ifadesi ise, %10’luk nüfusun, gelirin %90’ını alıyor olmasıdır. Liberal ekonomi sistemi sebebiyle, işsiz insanların hiçbir şeye sahip çıkamaması koşutlardan biri olarak göz önüne alındığında, toplumun git gide hakkını denetleyemeyen bireylere dönüşmekte olduğu görülmekte, dolayısıyla kentsel rantın kontrolü sağlayacak ve kentsel haklarını talep edecek kentlilerin eksikliği hissedilmektedir. Ancak Amartya Sen’in söylemiyle demokratik haklardan dem vurmanın “lüks” sayıldığı günümüz koşullarında, eşitlik ve eşitliğin yaratacağı özgürlüğün olmadığı bir coğrafyanın yoksunluğu şaşırtıcı değildir.

 

Sizin İçin…

Oysa bir kentin gerçek sermayesi, sahip olduğu doğal ve kültürel kaynaklar, tarihi değerler, bütünleşik toplumsal yapı ve tüm bu unsurları kapsayan hem kent hem de kentli için gerçekleştirilen planlardır.

Sizin için, insan kardeşlerim,
Her şey sizin için;
Gece de sizin için, gündüz de;
(…)
Sizin için postacının ayağı,
Testicinin eli;
Alınlardan akan ter,
Cephelerde harcanan kurşun;
Sizin için mezarlar, mezar taşları,
Hapishaneler, kelepçeler, idam cezaları;
Sizin için;
Her şey sizin için.

 

… diyen Orhan Veli’ye günümüzden eklemeler yaparsak; planlar, konut projeleri, kalkınma hedefleri, ulaşım çözümleri gibi her şeyin sözde insan için olduğu bir anlayışta, kentleşmenin insanı umursamaması, günümüzde çokça tanık olduğumuz ve alışkanlık kazandığımız çelişkilerden sadece biridir.

Kasım 2009

İstanbul

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version