Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Ahmet YAMAN ile (Bölgesel) Kalkınma Ajansları Üzerine - Üçüncü Bölüm

Üçüncü Bölüm:

11. Planlama.Org: Fiziki ve sosyal avantajlara sahip bölgelerde kurulacak Kalkınma Ajansları’nın gelir, bilgi birikimi, yeterli teknik personel ve politik güç gibi birçok avantaja sahip olacakları ve oluşacak yapısal güçleri düşünüldüğünde, kuruldukları bölgelerin zamanla daha da çekici hale gelmesi kaçınılmazdır. Bunun sonucunda tıpkı kalkınmada öncelikli yöreler ve teşvik politikalarında olduğu gibi; yatırımcı, kendisine birçok kolaylık sağlanmasına rağmen dezavantajlı bölgelere gitmek istemeyecektir. Bunlar arasında dezavantajlı bölgelerde yatırım gerçekleştirecek olanların çeşitli teşvikleri de arkasına almasına rağmen, diğer bölgeler ile rekabet etmekte çok zorlanacağı açıktır. Böylece, başta İstanbul ve İzmir Kalkınma Ajansları olmak üzere, bölgesel gelişmede hız kazanacak yapılanmalar gelişmiş kent merkezleri ve yakın çevrelerinde görülecektir. Kalkınma Ajansları politikaları, bu olası senaryo ile nasıl başa çıkabilecektir?

Ahmet YAMAN:

Bölgeler arasındaki farkların tamamen ortadan kalkmasını beklemek çok gerçekçi değildir. Farklı bölgelerin farklı gelişme seyirleri mutlaka olacaktır. Normal piyasa mekânizmalarının oluşturduğu bu durumu biraz olsun dengeleyebilmek için Ajanslara merkezden kaynak transferinde sosyo-ekonomik gelişmişlik durumu en önemli kriterlerden birisi olacaktır. Sağlanan kaynaklar gelişmiş bölgeler için nispeten önemsiz büyüklüktedir. Ancak az gelişmiş bölgelerde bunların nispi önemi ve ağırlığı çok daha fazladır ve bu da daha hızlı ekonomik gelişme ve sosyal kalkınma potansiyeli demektir.

Uzun vadede önemli olan, en az gelişmiş bölgelerde modern iş ve yaşam standartlarının asgari düzeyde karşılanmasıdır. Fark beklenen seviyede kapanmamış dahi olsa, yaygın ve genelin paylaştığı yoksulluk, çaresizlik ve umutsuzluk sorununun ortadan kaldırılması en önemli hedeftir. Bu bakımdan, ajansların yüksek nitelikli personel çalıştırma yetenekleri, özellikle az gelişmiş bölgelerimizde, şu ana kadar bulunamamış ve fark oluşturacak çok önemli bir imkândır. Bir başka deyişle, ajansların kuruluşu ile birlikte, yoksul ve yoksun bölgelerimiz dertlerini, sıkıntılarını, sorunlarını, darboğazlarını çok iyi anlayacak ve bunlara özgü çözüm önerileri getirebilecek, farkında olunmayan kaynak ve imkânları ortaya çıkarabilecek, bunları bölgenin genel yararına değerlendirebilecek bilgili ve bilge bir kadroya sahip hale gelmektedir.

Bazı bölgelerin kendine yeterli bir yapıda dahi olmadığı düşünülürse, kendine yeterliliğin sağlanması ve kentsel-kırsal alanda refahın asgari düzeyde elde edilmesi bile bölgesel gelişme bakımından çok büyük bir adım olacaktır. İstanbul gibi bölgelerimizin ise uluslararası arenada öne çıkmasına yardımcı olmak ve gerekirse kontrollü ve nitelikli bir şekilde küçülmesini (ve dolayısıyla etkinleşmesini, optimalleşmesini) desteklemek ise ajansın misyonu olabilir. Bu yüzden İstanbul, Ankara ve İzmir’in yarış ve rekabeti farklı bir boyuttadır. OECD çalışmalarında en etkin ve yaşanabilir kent büyüklüğünün en fazla 5-6 milyon nüfus şeklinde ifade edilmesi de bunun teyidi niteliğindedir.

Ayrıca daha önce de belirttiğim gibi bir bölgenin rekabet edebilir unsurlarının tespiti ve bu unsurlar üzerine geliştirilecek stratejiler, geri kalmış bir bölgenin de hızlı biçimde gelişmesini sağlayabilir. Burada, özellikle yeni ekonomi dediğimiz bilgi ekonomisinin sunduğu fırsatları hatırlamakta yarar vardır. Küreselleşmenin belki olumlu taraflarından sayabileceğimiz bu olgu, firmalara ve dolayısıyla bunların bulunduğu şehirlere, bölgelere ve ülkelere bilgi ağırlıklı küçük bir girişim ve yatırım ile çok büyük rekabet ve gelir avantajları sunabilmektedir. Yenilik (inovasyon) ağırlıklı düşünme ve hareket etme, bunu becerrebilen bölgelere, eskisine göre çok daha farklı alternatifler sunmaktadır. Bu bakımdan ajansların yapacağı yenilikçi araştırma ve tespitler, çizeceği stratejik çerçeve ve yol haritası ile sağlayacağı mali ve teknik desteklerin önemi burada tekrar ön plana çıkmaktadır.

12. Planlama.Org: GAP Bölge Kalkınma İdaresi, kendi bölgesinde kurulacak üç kalkınma ajansının (Gaziantep, Diyarbakır ve Mardin Kalkınma Ajansları) koordinasyonundan da sorumlu olacak ve DPT’nin belirleyeceği usul ve esaslara göre bu görevini yürütecek. Bu yapılanma biçiminden hareketle;

—Merkezi ve yerel yönetimler arasında konumlanan Kalkınma Ajansları’nın üzerinde yer alan bu yeni İdare ile birlikte hareket kabiliyetlerinin de sınırlanacağı,

— Benzer bölgesel gelişme planlarının yapıldığı DAP (Doğu Anadolu Ana Planı) ve DOKAP (Doğu Karadeniz Ana Planı) bölgelerinde de, benzer üst yapılanmaların düşünülebileceği,

— Bu tip bir yapılanma, benzer bölgesel planlama çalışması yapılmamış bölge birimlerinde kurulacak Kalkınma Ajansları’nın yapılanmaları ile farklı gelişeceğinden, ülkemizdeki kalkınma ajanslarının kendi içinde tutarlılığını yitirecek bir yapılanma modeliyle şekillenebileceği ve ajanslar arasındaki rekabet dengelerini etkileyeceği

Şeklinde sıralanan eleştirel yaklaşımlar ortaya çıkmaktadır. DPT’nin bu konudaki yaklaşımı ve olası politikaları nasıldır?

 

Ahmet YAMAN:

Bu bölgedeki ajansların hareket kabiliyetleri, ilk bakışta sorun olarak algılanabilir. Bu konudaki eleştirilerde haklılık payı bulunmaktadır. Ancak, GAP projesinin tamamlanmasına bağlı olarak GAP idaresinin geçici ve süreli bir görev ifa ettiğini akılda tutmak gerekir. Bu haliyle GAP idaresi bürokratik hiyerarşiyi artıran ve koordinasyonu olumsuz etkileyen bir kurum gibi düşünülse de GAP eylem planının uygulamaya konduğu son dönemde, GAP’ın bütünlüğünü ajans faaliyetlerine yansıtma gibi bir misyonu olacaktır. Bölgedeki bilgi ve deneyimi, ajansların faaliyetlerini kolaylaştıracak bir işlev görecektir. Ayrıca, GAP İdaresinin GAP Eylem Planı çerçevesinde bölgeye taşınmış olması da bu bakımdan avantajlı bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Diğer taraftan, yine GAP ve sonrasında akla gelebilecek DAP, DOKAP gibi geniş alanlı bölge tanımlarının ve bunlarla paralel kurulması düşünülebilecek “proje bazlı teşkilatlanmaların” bir ölçek ve hiyerarşi sorunu ortaya çıkarması muhtemeldir. Bu bakımdan bu şekilde plan-proje bütünlüğünü korumak amaçlı bu tür bir koordinasyon mekânizmasına mutlaka ihtiyaç duyulursa, bunun sistemdeki genel koordinasyon rolü ve ülkemizin kalkınma ve bölgesel gelişme kurumu olması nedeniyle, DPT bünyesinde çözümlenmesi en doğru tercih olacaktır.

Mevcut bölge planlarımızın uygulama kolaylığı bakımından, Ajanslar tarafından, yeniden ele alınıp güncellenmesinin ve Düzey 2 bölgeleri bazında daha etkin hale getirilmesinin düşünüldüğü mevcut ortamda, bu tür bir ihtiyacın ortaya çıkmayacağını düşünüyorum. Diğer bir ifadeyle, Ajanslarla işbirliği içinde bölge planlarının tamamı, DPT tarafından, uygulanabilirlik bakımından ele alınıp güncellenecek ve onaylanacaktır. Bu nedenle planların bütünlüğünün korunmasında herhangi bir sorun yaşanmayacağı gibi ilgili ajanslar arasında en iyi şekilde işbölümü ve işbirliği sağlanarak uygulama başarısı da artırılacaktır. Yani özetle, diğer bölgelerde plan veya proje kapsamı ile bağlantılı bu tür üst veya ara koordinasyon kurumlarının kurulması düşünülmemektedir.

Bu bakış açısıyla, GAP projesinin 2012 yılında tamamlanması ile birlikte GAP idaresinin de tamamen ajanslara dönüşmesi yerinde olacaktır. Son olarak, kısa vadede oluşan geçici durumu ele alacak olursak, DPT Ajans sisteminde genel yasal, idari ve teknik çerçeveyi koyan kurum olarak, GAP idaresinin ara koordinasyon işlevinin de usul ve esaslarını belirleyerek sistemin genel işleyişinde sorun çıkmamasını sağlayacaktır.

13. Planlama.Org: Son olarak, İstanbul ili üzerinde yapılacak olan Stratejik, Çevre Düzeni ve Bölge Planları yetki alanı olarak il bütününden sorumlu olduğundan ilgili Bakanlıklar, Büyükşehir Belediyesi ve Kalkınma Ajansı’nın nasıl bir ortak veya bağımsız planlama ve politika üretme süreci yaşayacakları konusunda öngörüleriniz nelerdir?

Ahmet YAMAN:

Daha önce de belirttiğim gibi bölgesel kalkınma kavramına sadece geri kalmış bölgelerde ekonomik gelişmeyi ve sosyal kalkınmayı sağlamak olarak bakmamak gerekir. Bütün bölgelerimizde amaç bölgelerin içsel potansiyellerini harekete geçirerek, koruma ve kullanma dengesine üst derecede hassasiyet göstererek, yerel dinamiklerle kalkınmayı ve rekabet gücünü sağlamaktır. Bu yüzden bölgelerin niteliklerine, potansiyellerine, ihtiyaçlarına ve gelişmişlik düzeyine göre de Ajansların öncelikleri farklılaşacaktır.

Ajansın İstanbul özelinde, özellikle planlarla ilgili olarak, valilik ve belediye koordinasyonu ve işbirliğini geliştirerek bu tür çalışmalara olumlu bir katkı yapacağını düşünmekteyiz. Ajansın mevcut yönetim kurulu yapısı bu bakımdan çok avantajlı bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Diğer taraftan, İstanbul ile ilgili planlamaları yaparken yalnızca il idari sınırlarını düşünmek yetersiz kalmaktadır. İşlevsel ilişkiler, çevresel riskler ve mekânsal bütünlük dikkate alındığında ki, planlama mutlaka bunu gerektiriyor, İstanbul’u doğusu, batısı, kuzeyi ve güneyi ile Marmara’nın tamamı ile birlikte ele almak gerekmektedir. Bunun için, özellikle Marmara’yı çevreleyen ajanslar arasında sağlanacak işbirliği daha bir önemli hale gelmektedir. Ajansın mevcut yapısı, yetkileri ve sorumlulukları bu tür faaliyetleri kolaylaştıracak niteliktedir. Mevcut mevzuat ve DPT’nin koordinasyon rolü, ajanslar arasında işbirliğini teşvik etmekte ve ortak çalışmalarına ortam hazırlamaktadır. DPT’nin ikincil ve üçüncül mevzuat düzenlemeleri de bu hususu sağlamlaştıracak ve sadece İstanbul il sınırları için değil, Marmara’nın tamamının bütüncül bir gelişme ve plan anlayışı içinde ajans merkezli ele alınmasını sağlayacaktır.

Başta Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığı olmak üzere ilgili bakanlıklar ve merkezdeki diğer önemli kuruluşların, sivil toplumun ve meslek kuruluşlarının katkısının ise, oluşturulması düşünülen, halen üzerinde çalışılan merkezi bir Bölgesel Gelişme Komitesi veya Yerel-Bölgesel Kalkınma Politikaları Komitesi vasıtasıyla sürekli ve en üst düzeyde alınması planlanmaktadır.

 

14. Planlama.Org: İlginiz ve yanıtlarınız için bir kez daha teşekkürler. Çok kapsamlı bir konu olan Kalkınma Ajansları ile ilgili öncelikli olarak sormayı düşündüğümüz sorular bunlardı. Yanıtlarınız dışında konuya ilişkin söylemek istediğiniz şeyler varsa okurlarımızla paylaşmak isteriz. Böylece, röportajımızın kapanışını da yapmış oluruz sizin cümlelerinizle…

Ahmet YAMAN:

Öncelikle, bizlere görüş ve değerlendirmelerimizi meslektaşlarım olan planlama camiası ile paylaşma fırsatı verdiğiniz için sizlere çok teşekkür ederim. Soruların birçoğu özellikle kamuoyu tarafından yanlış anlamaya veya algılamaya müsait alanlardan sorulduğu için bu açıklamaların önemi bir kat daha artıyor. Ajansların kuruluş aşamasında, o ya da bu şekilde, bu konular kalkınma ajansları fikrinin olumsuzlukları olarak gündeme geldi. Ancak ben, o dönemden bu yana ajans konusunda değerlendirme yapmak isteyen herkesin, önce kanunun gerekçesini iyi okuması gerektiğini söyleyegeldim. Burada da aynı hatırlatmayı tekrar yapmak istiyorum. Bir plancı bakış açısıyla ve hassasiyeti ile kaleme alınmış olan sözkonusu gerekçe ajans felsefesinin ve işlevlerinin doğru algılanmasına yardımcı olacak en önemli kaynak durumundadır.

Bu bakış açısıyla, kalkınma ajanslarını yalnızca bölgesel gelişme amacıyla kurulan kurumlar olarak görmemek gerekir. Bu kurumların yerel kalkınma, bölgesel gelişme yanında, ulusal kalkınmaya ve rekabet gücüne önemli katkılarının olacağını anlamak gerekir. Bir bakıma, ajansları ülkemizin kalkınma çalışmalarının yeniden örgütlenmesi ve etkinleştirilmesi çabasının en somut örneği olarak düşünmekte fayda vardır. Ajanslar, bölgelere yeni bir kalkınma vizyonu getirerek, kalkınma ve hatta rekabet politikasının yerinden uygulama temelli olarak yeniden tanımlanması demektir. Ajanslar yerel yönetimlerin hizmet ve uygulama kalitesinin daha hızlı bir şekilde artırılması demektir.

Ajanslar vasıtasıyla, ülkemizde ilk defa bölgesel kalkınma, politika düzeyinden proje düzeyine kadar tüm aşamalarıyla, eksiksiz bir süreç olarak ele alınabilmektedir. Yani, diğer bir ifadeyle, ajansların ortaya çıkardığı sistematik ile politika-plan-program-proje ve para döngüsü tam anlamıyla ve eksiksiz bir şekilde uygulanma şansı elde etmiştir.

Ajanslar, üretmeyenlerin veya içinde bulunduğu şartlar nedeniyle üretemeyenlerin üretim sürecine katılmasını, üretenlerin daha verimli ve kaliteli üretmesini, korunması gerekenin daha iyi tespit edilmesini, projelendirilmesini ve korunmasını ve dolayısıyla toplumun atıl kesimlerinin, kaynak ve imkânlarının bütünüyle harekete geçirilmesinin desteklenmesini ve kalkınma sürecine katılmasını amaçlamaktadır.

Ajanslar, ekonomik ve sosyal kalkınma odaklı olmasına rağmen plan-strateji çerçevesinde kaynakların korunması konusunda da daha etkin uygulamalar yapılmasını destekleyecektir. Çünkü bütün bölgelerin ve yerelin özgün kaynak, imkân ve potansiyellerinin korunması ve geliştirilmesi yeni bölgesel gelişme anlayışının temelinde bulunmaktadır. Ajanslar, yerel yönetimlerde ve toplumda bu tür bir bilinç ve farkındalığın oluşmasında da etkin rol üstlenecektir.

Ajanslar, planlama kavramının ve plancının rolünün stratejik yaklaşımla daha ön plana çıkmasını sağlayacaktır. Planlama ve kalkınma işlevlerinin daha etkin bir şekilde bütünleşmesine ve uygulamaya dönüşmesine imkân verecektir. Plancıya yeni bir açılım sunacak, zayıflayan etki alanı ve itibarını tabandan itibaren yeniden kazandıracaktır. Bu bakımdan, ajansların plancı meslektaşlarım tarafından iyi incelenmesi ve benimsenmesi en büyük temennimdir. Bu sahiplenme ve destek, bize çalışmalarımızda, daha yüksek bir heyecan ve daha güçlü bir motivasyon sağlayacaktır.

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version