Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Ahmet YAMAN ile (Bölgesel) Kalkınma Ajansları Üzerine - İkinci Bölüm:

İkinci Bölüm:

6. Planlama.Org: EURADA, BKA’ları faaliyetlerine göre Stratejik, Genel Amaçlı, Sektörel Amaçlı ve Bölgenin İç Çekiciliğini Arttırmak Adına Kurulan Ajanslar olmak üzere 4 temel gruba ayırmaktadır. Ülkemizde kurulan ajansları hangi faaliyet grubuna koymak mümkündür?

Ahmet YAMAN:

Daha önce ifade ettiğim üzere, ülkemizde kalkınma ajanslarının kuruluş süreci aceleyle ve talimatlarla yürütülen bir sürecin değil, yıllar süren bir fikri ve sosyal altyapının, teknik bir birikimin, bir tartışma sürecinin, muhtelif ülke örneklerinin incelenerek ihtiyacımıza cevap verebilecek en uygun yapının ortaya konması sürecinin sağlıklı bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Bu çerçevede ülkemizde kurulan kalkınma ajansları modelini kendine has (sui generis) bir model olarak tanımlamak daha uygun olacaktır. Ancak, yine de sözünü ettiğiniz işlevsel sınıflandırma bakımından değerlendirildiğinde ülkemizdeki ajans modelinin bu kategorilerden sadece birine değil çoğuna hizmet eden çok yönlü bir model olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Sözkonusu modellerden sadece sektörel ajans yapısına kesinlikle uymadığını söyleyebiliriz. Tam tersine bölgenin potansiyeli ve dinamiklerinin işaret ettiği yönde multi-sektörel, çok yönlü, çok boyutlu destekleri birbirleri ile ve mekânın özellikleriyle uyumlu şekilde kullanması çok daha önemli durumdadır.

7. Planlama.Org: Kalkınma Ajansları politikasında, yerele ve bölgeye odaklanan bir rekabet süreci tariflenirken, bu rekabet ortamına uyum sağlayabilen bölgelerin öne çıkması, uyum sağlayamayanlarınsa geri planda kalması, küreselleşmenin coğrafi alanlarda yarattığı eşitsizliklerin artması gibi güçlü olasılıklar doğurmaktadır. Bu durumun bölgeler arası dengesizliği daha da arttırmaması nasıl sağlanabilir?

Ahmet YAMAN:

Küreselleşmenin coğrafi alanlarda yarattığı eşitsizlikler ajansların varlığından ve etkisinden bağımsız olarak zaten devam etmektedir. Bu nedenle, günümüz koşullarında küreselleşmeyi bir veri olarak kabul edip, buna uyum için gereken önlemleri proaktif şekilde almak en doğru yaklaşımdır. Ajanslar da bu alanda alınan en önemli tedbirlerden birisi olarak değerlendirilmelidir.

Çok kompleks ekonomik, siyasi ve kültürel faktörlerin sonucu olarak ortaya çıkan bu süreçten doğan eşitsizliğin kaynağı ajanslar değildir. Tam tersine ajanslar, bunun etkilerini iyi yorumlamak, fırsatlarını iyi tespit etmek ve buna uygun stratejilerle her bölgemizin konumunu güçlendirmek üzere kurulmaktadır. Bu süreç sonucunda, kendisini bir aktör olarak rekabet ortamında bulan bölgeler ve kentler, özellikle gelişme zorluğu çekenler, ajansların liderliğinde fırsat alanlarını ve potansiyellerini iyi değerlendirip, bütün dünyanın pazar haline geldiği günümüz koşullarında eskiye nazaran daha hızlı bir gelişmeyle farkı daha çabuk kapatma şansına sahipler. Bu alanda özellikle yenilikçi mal ve hizmet üretim modelleriyle bazı bölgelerin çok önemli aşamalar kaydetme şansı ortaya çıkmaktadır. Özellikle çok ciddi fiziksel yatırım gerektirmeyen “yeni ekonomi” veya “bilgi ekonomisi” dediğimiz alanlar coğrafi dezavantajları olan bölgelere önemli açılımlar sunmaktadır.

Süreci biraz da tersinden tarif edecek olursak, şu ana kadar bölgesel gelişme bakımından, yerelde mahalli idarelerimiz dışında merkezden kaynak alarak çok sektörlü bir kalkınma faaliyeti yürütebilen herhangi bir kurumun varlığından söz etmek pek mümkün değildir. Bunun sonucunda arzu edilmeyen önemli dengesizlikler ve farklar olmuştur. Ajansların yokluğunda, mevcut eğilimlerle, farkların aynı ciddiyetle önemini koruması herkes tarafından beklenebilir. Ajansların bu bakımdan, yegane sorumluluğunun bölgesel gelişme ve yerel kalkınma olması dahi önemli bir gelişme olarak görülmelidir. Konjonktürel olarak bölgeler arasında oluşabilecek farklar, teoride tartışıldığı ve pratikte de çoğu zaman gözlendiği gibi büyüme ve genel gelir düzeylerinin artışına paralel olarak daha dengeli bir yapıya kavuşacaktır. Hızlı büyüme dönemleri bu açıdan farkların açıldığı dönemler olsa da ekonomik sürdürülebilirliği yüksek gelişme trendi uzun vadede genel olarak bölgesel gelişmeye olumlu yansıyacaktır. Ajansların bu zahmetli dönemleri daha rahat geçirmeye yardımcı olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Diğer taraftan, 5449 Sayılı Kanun ile yerel/bölgesel potansiyellerin harekete geçirilmesi için başta Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının bütçesinden olmak üzere, katılımcılık ilkesi çerçevesinde mahalli idareler (belediyeler ve il özel idareleri) ile ticaret ve sanayi odalarının katkıları sonucu bölgesel kalkınma için önemli bir kaynak oluşturulmuştur. Müsteşarlığımız bütçesinden bölgelere aktarılacak miktarın, az gelişmiş bölgelerin daha çok pay almasını sağlayacak şekilde sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyiyle ters orantılı olarak dağıtılması planlanmaktadır. Ayrıca, yine önemli bir kriter olan performans kıyaslamasında da benzer gelişme düzeyinde bulunan bölgelerin gruplandırılması suretiyle kaynak tahsisi yapılması ve böylece haksız rekabet şartlarının oluşturulmasına engel olunması düşünülmektedir.

8. Planlama.Org: Örgütlenme yapısı bakımından kamu, özel sektör ve STK biçiminde üçlü bir yapıda, devletin düzenleyici olması beklenirken, sermayeyi elinde bulunduran yerli ve yabancı özel sektörün, yatırımlara yön verici olması ve kamu yararını ne ölçüde gözeteceği önemli bir soru işareti doğurmaktadır. Geçmiş tecrübeler ve İstanbul Kalkınma Ajansı yönetim kurulu seçimleri, sermayenin ve iktidar çizgisinin bu süreçte yön verici olacağını, diğer taraftan yönetsel aktörlerin her koşulda eşit temsil imkânına sahip olamayacağını göstermektedir. Bu durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?

Ahmet YAMAN:

Ajansın danışma organı olan kalkınma kurulunun, karar alma organı olan yönetim kurulunun ve icra organı olan genel sekreterliğin yapılarının dikkatli incelenmesi gerekir. Kalkınma Kurulu’nun danışma, istişare, yönlendirme ve kısmi kamuoyu denetimi işlevleri ön plana çıkmaktadır. Ayrıca Yönetim Kuruluna kendi içinden demokratik yöntemlerle temsilci/yönetici göndermesi de uygun bölgelerde katılımcılığın önemini göstermektedir. Karar organı olan Yönetim Kurulu ise ajansın orta ve uzun vadeli uygulama stratejisinin şekillendirilmesinde etkili olacaktır. Günlük kararlara, işlere ve faaliyetlere müdahalesi söz konusu değildir. Proje ve faaliyet destek kararlarının detayında Yönetim Kurulunun seçim sürecine müdahil olmaması, hatta objektif ve tarafsız kalması yasanın ve ikincil düzenlemelerin bir gereğidir. Bunun en açık örneğini proje destek yönetmeliğinde görmek mümkündür. Bağımsız proje değerlendirme süreci, bu bakımdan ajansın yönetim kadrosunun herhangi bir çıkar ilişkisine girmesine mani olduğu gibi, destek kararlarının sadece belli kesimlerin önceliklerine göre şekillenmesinin de önüne geçecektir.

Bunun yanında ajansın çalışmalarının temelini ve stratejik önceliklerini çizecek olan bölgesel gelişme stratejisi veya bölge planı gibi temel belgelerin, merkezde DPT’nin de bulunduğu katılımcı bir yapı tarafından onaylanması gerekmektedir. Bunun nedenleri büyük oranda kalkınma planları ile şekilllenen ulusal önceliklerin de dikkate alınmasının sağlanması, bölgeler arası işbirliği ve koordinasyonun temini, ulusal kalkınma ve rekabet gücüne sağlanabilecek katkının maksimize edilmesidir. Ajanslar bu bakımdan çok katmanlı yönetişim anlayışı çerçevesinde hareket edecek, hem farklı kesimlerin karar süreçlerine katılımını temin edecek, hem de yerel, bölge ve merkezi düzeydeki kararların dengeli ve uyumlu şekilde bütün toplumun yararına alınmasına yardımcı olacaktır. Yani yerel düzeyde proje ve faaliyet destekleri konusunda bağımsız değerlendirme ile denge kurulurken, uzun ve orta vadeli gelecek öngörüleri ve temel öncelikler konusunda, merkezi otoritenin düzenleyici ve uyumlaştırıcı işlevi dengeleyici olacaktır.

Sizin de soruda dile getirdiğiniz üzere, devletin düzenleyici rolü de bunu gerektirmektedir. Aksi takdirde, sonuç birçok bölgede yönetim kurullarında farklı kesimlerin üstünlük kurması, tercihleri kendi ait oldukları kesimler lehine yapmaları, diğer toplum kesimlerinin önceliklerini ve ulusal öncelikleri gözardı etmeleri ve kaotik bir duruma yol açmaları olacaktır. Tam da bu noktada daha önce sözünü ettiğimiz yıkıcı rekabet anlayışıyla desteklenen ve beklenenin tam tersine yol açan bir durumun ortaya çıkma riski bulunmaktadır. Bu yüzden ajansların idari, mali ve hukuki çerçevesinin tamamlanmaya çalışıldığı şu dönemde bu hususlar dikkatle ve hassasiyetle ele alınmaktadır. Yetki, sorumluluk ve hesap verebilirlik dengesi iyi kurulmaya çalışılmakta, en son bilgi ve iletişim imkânlarından da yararlanarak katılımcılık ve şeffaflığın uygun olan her aşamada hayata geçişi desteklenmektedir. Ajansların bu bakımlardan da örnek kurumlar olması yönünde çalışmalar yürütülmektedir.

İstanbul kalkınma ajansı konusuna gelince, yönetim kurulu üye seçimleri ne DPT’den, ne de siyasi otoriteden hiçbir müdahale ve yönlendirme olmadan sayın Valinin başkanlığında açık, şeffaf ve demokratik usullere göre gerçekleşmiştir. Katılımın üst düzeyde olduğu yönetim kuruluna gönderilecek üyelerin seçiminde konuya daha yakın ilgi gösteren kesimlerin ön plana çıktığı gözlenmiştir. Diğer taraftan, ülkemizin en büyük sermaye gruplarının merkezi olan İstanbul’da, sermaye kesiminin belli bir ağırlığının bulunması doğal ve beklenen bir sonuçtur. Ancak, 2 yılda bir yenilenecek olan seçimlerde bölgenin o tarihteki ekonomik, sosyal ve siyasi şartlarına göre ve ajans hakkında artması muhtemel farkındalık çerçevesinde farklı dengelere oturan bir temsilin ortaya çıkacağı düşünülmektedir. Son olarak şunu da tekrarlamakta yarar varki; ajansın yönetim kurulunda, sadece oyların eşitliği durumunda başkan sıfatıyla valinin kullanacağı oy dışında, hiç bir kesimin veya kimsenin ayrıcalıklı oy kullanma hakkı yoktur. Herkesin ve her kesimin sadece bir oy hakkı bulunmaktadır.

9. Planlama.Org: Bölgesel Kalkınma Ajansları’nın kuruluş kanunu metinlerinde “bölge” kavramının pek çok kez kullanılmasına rağmen kanun başlığından düşürülmesi, bölge kavramının demokratik bir biçimde ele alınmadığı eleştirilerini doğurmakta ve ülkede AB dayatmalı bir eyalet sistemi gayreti olduğu şüphelerini dillendirmektedir. Kanun metnindeki değişimin altında yatan nedenlerin neler oldukları ve ajanslara yönelik “eyalet sistemi gayreti” şeklindeki yorumlar hakkında siz neler düşünüyorsunuz?

 

Ahmet YAMAN:

Bölge kavramı maalesef değişen siyasi ortama paralel olarak çoğu zaman çekingenlikle ele alınan veya bazen de tümden göz ardı edilen bir kavram olmuştur. Soruda ima ettiğiniz gibi bunu ülkemizin demokratik ve siyasi olgunluğu ile de ilişkilendirmek mümkündür. Bu çekinceler sonucunda, bazı durumlarda kalkınma planlarından bölge ifadesinin tamamen silindiği örneklere bile rastlanmaktadır.

Ajans kanunu da belli ölçüde bu tartışmadan ve çekingen tavırdan etkilenmiştir. Hatta ekonomik ve sosyal kalkınma realitesi dışında, idari sistem ve siyasi gündemle hiç bir ilişkisi olmayan ajans kanununun ve ikincil mevzuatının tamamen siyasi-ideolojik bir eksende mahkeme sürecine taşınması dahi kavramın ve konunun ne kadar yanlış platformlarda ele alınabildiğini göstermektedir.

Ancak, şunu vurgulamak gerekir ki, sözkonusu kısaltmanın yapılması daha çok teknik gerekçelerle olmuştur. Ankara, İstanbul ve İzmir ajanslarının tek ilden oluşmaları, ülkemizde bölge-il kavramlarının karıştırılması riskini ortaya çıkardığı için değişiklik gerekçelerinden birisini oluşturmuştur.

Diğer yandan, kanundaki hükümlere göre, her ne kadar Bakanlar Kurulu tarafından her zaman değiştirilme ihtimali bulunsa da, ajansların bölge düzeyinde faaliyet göstereceği ve göstermesi gerekliliği konunun uzmanı herkesçe malumdur. Burada bölge ifadesini kullanıp kullanmamak sadece terminolojik bir tartışmadır. Bence de telaffuz ve yazım kolaylığı nedeniyle şu anki ifade daha pratik olmuştur.

Ajans yapısı AB’den öte öncelikle bizim kendi bölgesel gelişme ve yerel kalkınma uygulamalarımızın başarısı için elzem görülmüş ve öncelikle ülke ihtiyaçlarımız dikkate alınarak tasarlanmıştır. Daha önce de sözü edildiği gibi ajansın kurulma gerekliliği hemen hemen bütün kurumlarımızın mutabakatı çerçevesinde yıllardır dile getirilen bir konu olmuştur.

AB konusuna gelince, burada idari ve siyasi sistemle ilgisi olmayan ikincil öneme haiz bir pratik amaç ön plana çıkmaktadır: AB üyesi olunduğunda büyük miktarlı (2007-2013 dönemi için AB genelinde yaklaşık 340 milyar €) bölgesel gelişme fonlarından, yani Yapısal Fonlardan yararlanabilmek. Bu yararlanmada bölge düzeyi esas alınmakta ve idari sistemle ilişkilendirilmesi şart olmayan bölgesel teknik kurumların, fonların yönetimine ve kullandırılmasına yardımcı olması istenmektedir. Burada kaynağın planlanması, önceliklendirilmesi ve tahsisi konusunda esas ilişkiler merkezi hükümet kurumları ve AB Komisyonu arasında kurulmakta ve kararlar nihai olarak bu düzeylerde alınmaktadır. Sonuç olarak, ülkemiz AB’ye üye olduğunda, bu büyük miktarlı fonlardan yararlanmama gibi bir maliyeti göze alıyor ve bu konudaki fırsatı tepmek istiyorsa, ajanslar konusunu AB’ye üyelik ile hiç ilişkilendirmeden yoluna devam etmekte tamamen serbesttir.

Ayrıca şunu da altını çizerek tekrar belirtmek istiyorum, ajansın kurulma gerekliliği bizim öncelikle yıllardır dile getirilen ulusal bir ihtiyacımızın sonucudur ve bu ihtiyaç belirli alanlarda AB süreci ile de örtüşmüştür. Ayrıca ajanslar hiçbir şekilde AB’den gelecek kaynaklara bağımlı bir bütçe yapısına da sahip değildir. Eğer, ilave olarak, böyle bir kaynak uzun vadede ajanslar tarafından DPT gözetiminde değerlendirilebilecek duruma gelirse, bunların ajans bütçesi yanında “ek kaynaklar” olarak kullanılması sağlanacaktır. Bu kaynakların kurmuş olduğumuz sisteme entegre edilmesi için gerekli hazırlıklar şimdiden düşünülmekte ve önlemler şimdiden alınmaktadır. Bu yapı, bölgesel gelişme perspektifinde sadece AB gerekliliklerini dikkate alan, farklı bir sistem oluşturma durumunu da engellemiş olacaktır.

Bu yüzden ajansları AB’nin federalleşme dayatmasının bir aracı olarak görmek yanlıştır; eksik bilgiye dayalı bir yorumdur; konuyu yanlış bir platformda ve yanlış kavramlarla tartışmaktır. Öncelikle AB’nin böyle bir dayatması hiç bir üye veya aday ülke için geçerli değildir ve olmamıştır. AB’nin topluluk politikalarına, belgelerine veya uygulamalarına yansıyan bu tür bir politikası da bulunmamaktadır. Üye ülkelerin idari yapısı incelendiğinde de hemen hemen her ülkenin kendine özgü denebilecek çok farklı yapılarının var olduğu, bu konuda bir AB standardı bulunmadığı ve takip edilmediği de açıkça görülecektir. AB’de çoğu tarihsel süreçlerden ve ilişkilerden tevarüs eden idari sistemdeki değişiklikler, tamamen üye ülkelerin kendi ihtiyaçları çerçevesinde, kendi tercihlerine göre ve kendi girişimleri ile yaptıkları değişikliklerdir.

Diğer taraftan kanun yakından incelendiğinde görülecektir ki Ajansın federal yapıyla veya ülkemizin merkez-taşra idari yapılanmasıyla yakından veya uzaktan ilgisi yoktur. Yeni bir idari kademelenme olmadığı gibi tamamen teknik ve ekonomik konularda çalışan bir kurum olduğu açıktır. Anayasa mahkemesinin verdiği karar, ajansın hem statüsü bakımından, hem de idari sistemimiz içindeki yeri bakımından durumunu netleştirmiş ve bu konudaki tartışmalara son noktayı koymuştur.

10. Planlama.Org: Günümüz Türkiye Planlama Hiyerarşisi içinde her plan, eğer bir üst planı “varsa” ona uymak zorunda ve eğer “yoksa” bağımsız bir şekilde ele alınabilmektedir. Hiyerarşiyi temelinden sarsan bu “keyfilik” imkânı nedeniyle ve bölge ölçeğinde gelişmenin sürekli ötelenen bir planlama adımı olarak idare edildiği merkezi yönetim anlayışı içinde, bölge planı çalışmaları ile benzer bir misyon yüklenen Kalkınma Ajansları’nın bölgesel gelişme politikası çalışmalarının nasıl bir arada faaliyet göstereceği, yanıtını aradığımız bir diğer önemli soru.

Ahmet YAMAN:

Plan hiyerarşisi konusunda ifade edilenlere katılmamak mümkün değil. DPT uzun zamandır bu konuda özeleştiriyi de içeren bir arayış içinde; kalkınma planı ve bölge planından başlayan sistematiği ele alan çalışmalarını uzun süredir devam ettiriyor. Ajanslar burada bölgesel gelişme stratejilerinin (planlarının) yerinden ve daha uygulanabilir bir yöntemle yapılmasında anahtar rol oynayacaklar. Yani DPT bu konudaki sorunları ve sıkıntıları anlayarak ajanslarla işbirliği içinde bu durumu daha etkin ve yerinden bir yapıya dönüştürüyor. Ancak hiyerarşi bakımından, merkez-yerel ilişkilerini ve rollerini de tamamen yeniden tanımlamak ihtiyacı var. Bu yöndeki ikincil ve üçüncül düzenleme çalışmalarımız halen devam ediyor. Bu çalışmaları yakın zamanda kamuoyu ile paylaşılabilecek duruma getirmeye uğraşıyoruz.

Merkeze biçilen rol gelişmiş düzenlemeler yapma, standart, norm koyma, denetleme, yerel kapasiteleri geliştirme, kaynak, imkân ve uygulama yetkilerini sorumluluk dengesini gözeterek artırma olacaktır. Yerel ise katılımcı, meşruiyeti ve sahiplenmesi yüksek yerel potansiyellerle buluşan, koruma-kullanma dengesini kuran planlara, programlara ve uygulamalara imza atacaktır. Ajansların da kurulmaya başlandığı yeni durumda, her halukârda merkezin yapması gerekenler ile bölgesel ve yerel düzeydeki uygulamaların uyumu ve senkronizasyonu için de bölge planı veya bölgesel gelişme stratejisinin merkezde olduğu, uygulama belgeleri ile desteklenen yeni bir sistematiğe eskisinden çok daha fazla ihtiyaç bulunmaktadır. Yeni sistematikte bölgesel gelişme belgelerinin mekânsal gelişme ve mekânsal uyum konusuna ve dolayısıyla da mekânsal planlamaya önemli girdiler, sağlam referanslar ve belirgin bir sosyo-ekonomik kalkınma perspektifi sunmasını amaçlıyoruz. Ajansların önemli aktörlerden birisi haline geldiği bu perspektifin, halihazırda çevre düzeni planları bakımından yaşanan kaos ve kavramlar karmaşası başta olmak üzere mekânsal gelişmeye uzun vadeli çözümler üretmesini hedefliyoruz.

Burada ajansların sadece “planlama” veya “strateji geliştirme” aşamasında kalmayacağını ve kendi kaynakları başta olmak üzere mali ve teknik desteklerle önemli bir koordinasyon, yönlendirme ve yaptırım imkânını da elinde bulunduracağını tekrar hatırlamakta yarar vardır. Dolayısıyla, eskiden sadece “plan yapma” deneyimiyle sınırlı kalmış olan bölgesel gelişme maceramızda, ajanslarla birlikte gözle görülür, elle tutulur birşeyler gerçekleştirme imkânı ortaya çıkmaktadır.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version