Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Ahmet YAMAN ile (Bölgesel) Kalkınma Ajansları Üzerine - İlk Bölüm

İlk Bölüm

1. Planlama.Org: Avrupa Birliği’ne uyum süreci ile birlikte gündemimize giren İstatistiksel Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) ve sonrasında hayata geçirilen Kalkınma Ajansı (KA) uygulamalarına Türkiye ne ölçüde hazırdı?

Ahmet YAMAN:

1960’lı yılların başından itibaren hazırlanan kalkınma planlarında yerel ve bölgesel kalkınma konusunun önemi dönemsel olarak farklı nitelikte olmakla birlikte sürekli olarak vurgulanmış, kalkınmada kurumsallaşmanın önemi de sıklıkla belirtilmiştir.

1963’ten, yani Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminden günümüze kadar hazırlanan ve uygulanamayan bölge kalkınma planlarının her birinin hazırlık döneminde farklı bir plan bölge tespiti yapılmıştır. Bölge planlaması için ihtiyaç duyulan plan bölgeler maalesef ülke bütününde ele alınamamış, ilk bölge planından itibaren (Doğu Marmara Projesi) plan bölgelerinin tespiti, noktasal müdahaleler ve dönemsel tercihler olarak gelişmiş, bölgesel bazda yeterli veri üretilemediği için, ülke ölçeğinde sistematik bir şekilde plan bölgeleri tespit edilememiştir.

Sekizinci Plan döneminde bölgesel gelişme politikalarının etkinliğini arttırmak üzere, ülke ölçeğinde plan bölgelerinin tespiti ihtiyacından dolayı, DPT ve TÜİK, yani eski ismiyle DİE koordinasyonunda, İstatistiki Bölge Birimleri sınıflaması çalışması yürütülmüştür. Bu ihtiyacın yanında, 1999 yılında ülkemizin AB’ye adaylık statüsünün açıklanması da önemli bir dönüm noktası meydana getirmiştir. AB’ye üye ülkelerde İstatistiki Bölge Birimleri (The Nomenclature of Territorial Units for Statistics - NUTS) Sınıflandırmasının (İBBS) kullanılması, AB tarafından hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesi ve Türkiye tarafından hazırlanan Ulusal Programda da sözonusu tanımlamanın yapılmasının kısa vadeli öncelikler arasında yer almış olması İBBS tanımlamasının yapılmasında etkili olmuştur. Birçok kurumdan yetkililerin bir araya gelerek yürüttükleri bu çalışmada, başta “Türkiye’de Yerleşim Yerlerinin Kademelenmesi Araştırması” olmak üzere Sekizinci Kalkınma Planının “Plan Bölge ve Alt Bölgelerin Tespiti Alt Komisyonu Raporu” ve daha birçok veri ve kaynaktan yararlanılmıştır.

Söz konusu çalışma ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının olumlu görüşleri de alınmak suretiyle Bakanlar Kurulu Kararı ile 2002 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu çalışma, bir istatistiki bölge tanımını beraberinde getirmiş, AB ile karşılaştırılabilir istatistik setlerinin oluşturulması yanında, Yapısal Fon uygulamalarında da temel alınan bir istatistiki tanımlama ve bölge sınıflandırması gerçekleştirilmiştir. Bu aşamada, AB perspektifinde yürütülen çalışmalarla ulusal düzeyde yürütülen çalışmaların birlikteliği ve uyumu değerlendirilmiş ve İBBS Düzey 2 bölgeleri Kalkınma Ajanslarının kurulacağı bölge düzeyi olarak kabul edilmiştir.

İBBS bölgeleri, öncelikli olarak istatistiki amaçla oluşturulmuş olup, nitelikleri bakımından benzerlik arz eden ve işlevsel bütünlüğü olan illerin bir araya getirilmesiyle elde edilen plan bölgelerini meydana getirmektedir. Diğer taraftan, kalkınma ajanslarının kuruluşu ile birlikte sözkonusu plan bölgelerinin ajansların yürüteceği kalkınma amaçlı proje ve faaliyetler bakımından esas alınmasına karar verilmiştir. Bu kararın alınmasında daha önce sözü edilen bölge tanımlamanın teknik güçlüklerinin bir derece aşılması yanında, aslında illerin gruplandırılmasıyla oluşan yeni Düzey-2 ve Düzey-1 bölgelerinin il sistemimizle birebir örtüşerek uygulama sorumluluğu bakımından bir boşluk bırakmaması da önemli birer faktör olmuştur.

Ancak şunu da özellikle belirtmek gerekir ki, sadece kalkınma odaklı çalışacak teknik bir kurumun, siyasi ve idari sistemimizin yeni bir unsuru olarak algılanmaması ve gösterilmemesi lazımdır. Bu bakımdan, geçmişte bu yönde yapılan tartışmaların doğru algılara, doğru bilgilere ve dikkatli bir analize dayandığını söylemek oldukça güçtür. Burada yapılmak istenen ülkemizin kalkınma çalışmalarında eksik veya zayıf olan yerel ayağın iyi yönetişim ilkeleri de dikkate alınarak güçlendirilmesi, geliştirilmesi; daha eşgüdümlü ve etkin yürütülmesi için merkez-yerel ilişkilerinin kolaylaştırılmasıdır. Yani bu yapılanma hem merkezi idarenin, hem de yerel yönetimlerimizin ve yerel aktörlerin kalkınma ve ekonomik rekabet gücü çabaları bakımından işlerini son derece kolay hale getirecek bir aracı katalizör ve teknik bir yapılanmadır.

Bunda tabii ki, değişen ekonomik ve sosyal şartlara bağlı olarak, kalkınma ve özellikle bölgesel gelişme alanında yaşanan değişimin de etkisi olmuştur. 1990’lı yıllarla birlikte kalkınmada başarının öncelikle yerel dinamiklerin ve içsel potansiyellerin bir çıktısı olduğu, bölgesel kalkınmanın ağırlıklı olarak bölgenin kendi dinamikleri kullanılarak gerçekleştirilebileceği düşüncesi edinilen deneyimler itibarıyla önem kazanmış, kalkınma ajansları fikrinin filizlenmesine neden olmuştur. Yaklaşık 40 yıldır farklı biçimlerde de olsa telaffuz edilen bölgesel kalkınmaya ilişkin önemli bir araç, 9. Kalkınma Planı döneminde (2007-2013) hayata geçirilmiştir.

Bugün gelinen nokta itibarıyla geriye dönüp baktığımızda, 2006 yılında çıkarılan reform niteliğindeki Kalkınma Ajansları Kanunu’nun aceleyle ve talimatlarla yürütülen bir sürecin değil, yıllar süren bir fikri ve sosyal altyapının, teknik bir birikimin, bir tartışma sürecinin, muhtelif ülke örneklerinin incelenerek ihtiyacımıza cevap verebilecek en uygun yapının ortaya konması sürecinin sağlıklı bir ürünü olduğunu görebiliriz.

Esas itibarıyla kalkınma ajanslarının temel felsefesi ve fikri altyapısı Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planına dayanmaktadır. Bölgelerde ajans türü yapıların kurulması gerekliliği daha o dönemde, 1963’te hazırlanan planda açık bir şekilde ifade edilmiştir. Ancak hem merkezde, hem de bölgelerde ihtiyaca elverişli teşkilat ve yeterli personelin eksikliği, istikrarsız ekonomik ve siyasi konjonktür nedeniyle hayata geçirilememiştir.

Keza, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde de, görece az gelişmiş yörelerimiz için hazırlanan bölge planlarında da Zonguldak-Bartın-Karabük (ZBK) Planı; Doğu Anadolu Planı (DAP); Doğu Karadeniz Gelişme Planı (DOKAP)] “Kalkınma Ajansı” net bir biçimde önerilmiştir.

Benzer şekilde Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda da kalkınma ajanslarının kurulması politikası çok net bir şekilde vurgulanmıştır. Bunlar yanında diğer pek çok kurum ve kuruluş tarafından yapılan çalışmalarda da bu yapıların gerekliliği açık bir şekilde ele alınmıştır. Bu şekilde ortaya çıkan ve şekillenen, konuyla ilgili hemen hemen bütün tarafların konsensüsünün yer aldığı bir fikri altyapı söz konusudur. Bu kadar realiteye ve köklü çabalara rağmen, kalkınma ajanslarının AB tarafından dayatılmış bir proje olduğunu iddia etmek doğru değildir. Konunun ülkemizin AB’ye tam üyelik perpektifinin kesinleşmesi sonrasında uyum çalışmaları kapsamında da gündeme gelmesi bu fikrin tamamen AB kaynaklı ve güdümlü olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. AB üyeliği ile ilişkili olarak gündeme gelmesi, diğer birçok alanda olduğu gibi, konuyu daha görünür ve kamuoyuyla paylaşılır hale getirmiştir. Ancak, ne yazık ki AB konusundaki siyasi içerikli tartışmalar ajans projesinin kendisi üzerinden de yürütülmeye çalışılmıştır.

Sonuç olarak ve tekrar vurgulayarak teyit etmek gerekirse, kalkınma ajansları bölgesel düzeyde kalkınma politikalarının oluşumuna yardım edecek ve bunların stratejik plan mantığıyla hayata geçirilmesini, izlenmesini ve değerlendirilmesini sağlayacak, bölgesel nitelikli teknik kurumlar olarak tasarlanmıştır. Ajanslar, elinde bulundurduğu kaynaklar ve teknik birikimi ile bölgelerindeki uygulayıcı ve yerel kuruluşları teknik ve mali yönden destekleyecek ve bunlar arasında kalkınma çalışmaları bakımından koordinatör, katalizör konumunda olacaktır. Ajansların tasarlanmasında, idari sistemimizde tanımlanan kurum ve kuruluşların yerine geçmemesi, hiyerarşik olarak idari bir kademelenme oluşturmaması ve doğrudan uygulama yapmaması esas alınmıştır. Bu sistemin tasarlanmasında siyasi mülahazalara yer verilmediği gibi, idari sistem ile ilgili tartışmalar ajansın kuruluş amaçlarının dışındadır. Nitekim Anayasa mahkemesinin kararı da bunun teyidi niteliğindedir.

2. Planlama.Org: İstatistiksel Bölge Birimleri’nin tanımlanmasında kullanılan nüfus, bölgesel kalkınma planları, illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralaması, temel istatistiki göstergeler ve coğrafi konum gibi temel faktörlerin, bugün için yeniden gözden geçirildiğinde, İstatistiksel Bölge Birimi ayrımlarının kendi içinde birtakım tutarsızlıklar taşıdığı görülmektedir. Örneğin;

TRA2-Ağrı Alt Bölgesi’nde merkez kent olarak belirlenen Ağrı ili, sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 81 il içinde 80. sırada yer alırken, diğer tüm iller görece üstün niteliktedirler (Tablo 3). Bu durum kent merkezleri arasındaki benzer bir gelişmişlik sıralamasında –Ardahan Merkez dışında- da aynıdır.

Bu durum, gerek geri kalmış bölgelerde var olan gelişmişlik potansiyellerinin birincil önceliğinin göz ardı edilmesi gerekse mevcut ekonomik kaynaklarla kalkınmanın ve bölgesel rekabetin neredeyse imkânsız olduğu bu gibi bölgelerde büyüme politikalarının yanlış bir yerel zeminde kurgulanmasına yol açmaz mı? Eğer bu durum bir politika hatası ise çözümü nasıl olmalıdır?

Ahmet YAMAN:

Öncelikle İBBS’de bölge tanımlama konusunda bir politika hatası bulunmamaktadır. Ancak şunu da hemen vurgulamak gerekir ki, yine de bölge tanımlamaları ve bunların ölçeği tanımın amacına bağlı olarak değişmektedir. Yapılan çalışmanın amacına göre kiminde havza daha anlamlı olurken, kiminde il veya ilçe bazlı idari tanım daha uygun olabilir. İşlevsel bölge ise ekonomik ve sosyal ilişkileri güçlü, idari sınırlardan bağımsız olarak bütünlük içinde işleyen bir bölge olabilmektedir. Bizde bölgelerin il sınırları ve gruplandırmaları ile yapılmış olması uygulamada il yönetiminin idari sorumluluğuyla çakışma ihtiyacından kaynaklanmıştır. Yani, iddia edilenin aksine, ajansların temelindeki bölgesel tanımlama veya sınıflama idari sistemimizin esasını oluşturan il kademesi ve yönetimi ile birebir çakışmaktadır.

Ayrıca ifade edilen örnek üzerinden gidilecek olursa, Ağrı merkez olarak algılanmamalıdır. Sadece kamuoyu tarafından anlaşılması mümkün olmayan kodlarla bölgeleri anmamak için bölge içinden daha sıklıkla kullanılan bir ilin ismi kullanılmıştır.

Ajans merkezinin yer alacağı şehir kuruluş aşamasında daha detaylı bir çalışma ile analiz edilmekte ve kuruluşu sağlayan Bakanlar Kurulu Kararı ile kesinleşmektedir. Ajasn merkezinin tespitinde, yerleşimin coğrafi açıdan bölge içinde en ulaşılabilir nokta olmasının yanında, bölgenin gelişme dinamikleri bakımından hem hizmet almaya, hem de hizmet vermeye uygun bir ortamda bulunmasına özen gösterilmektedir. Ancak, şunu da ilave etmek gerekir ki, merkezin tespitinde nihai karar Bakanlar Kurulu tarafından verildiği için siyasi değerlendirmelerin de etkili olması muhtemeldir.

Diğer taraftan, bölgelerin kendi iç kalkınma dinamikleri ve farklılaşan potansiyel de son derece önemlidir. Bu nedenle bölge potansiyellerini en iyi şekilde ortaya çıkarabilecek bir örgütlenme yanında, bölge içinde belirli bir dinamizme sahip kentlerin veya yerleşim birimlerinin bulunmasına da özen gösterilmektedir. Bölgesel gelişme literatüründe büyüme kutupları veya cazibe merkezleri olarak ifade edilen yaklaşıma burada bölge içinde de önem verilmekte, her bölgenin bölge içi veya bölgeler arası cazibe merkezi işlevini üstlenebilecek en az bir yerleşime sahip olması bir öncelik olarak kalkınma politikalarına yansıtılmaya çalışılmaktadır.

Bu bakımdan uygulamaların yakından takibi, bölgelerin ve yerleşmelerin gelişme performansının diğer bölge ve yerleşimlerle kıyaslanabilir şekilde ölçülmesi de büyük öneme haizdir. Bu ölçüm ve değerlendirmeler sonrasında orta ve uzun vadede yetersiz başarım sonucu kısır döngüye ve daha çok içe kapanma sürecine girme riski bulunan bölgelerin, bu durumları dikkate alınarak veya başka nedenlerden dolayı, zaman içinde ajansların esas aldığı bölge sınıflandırmalarında dar kapsamlı revizyonlar yapılması da mümkündür. Bu revizyon yetkisi yine Bakanlar Kuruluna verilmiştir.

Sonuç olarak, ajans merkezinin konumu bölge içinde ajansın hizmetlerinden, faaliyet ve desteklerinden yararlanma açısından tali öneme haizdir. Yarışmacı sistem, objektif, bağımsız ve adil değerlendirme kuralları nedeniyle bölge içinde yararlanma düzeyi ve başarı, il düzeyinde kurumsal altyapının ve kapasitelerin güçlendirilmesi ve çok sayıda ve nitelikli proje üretimi ile doğru orantılı olacaktır. Yani süreçte daha planlı, dikkatlı ve hazırlıklı olan iller veya yerleşimler ajans merkezi olmasa dahi ön plana çıkabilecektir. Bunun örnekleri, AB ve Türkiye ortak finansmanıyla çeşitli bölgelerde yürüttüğümüz bölgesel kalkınma programlarında görülmüştür.

İlave bir tedbir olarak, bölgelerimizin kalkınma sorunu sadece ajansa havale edilmemektedir. Özellikle, örneğinizde de zikredilen, en az gelişmiş durumdaki bölgelerimize, özel konumları ve ihtiyaçları dikkate alınarak, merkezi idare tarafından ayrıcalıklı kaynak aktarma ve imkân sağlama konusunda gösterilen hassasiyet devam ettirilecektir. KÖYDES uygulaması bunun en açık örneklerinden birisini oluşturmaktadır.

 

3. Planlama.Org: Payne ve Bennett, 2000’li yıllara gelindiğinde çeşitli kamu kurumlarının yetki paylaşmaktaki isteksizlikleri sonucu kalkınma ajanslarının esneklikten uzak, otoritesi olmayan, strateji üretip bunların uygulaması ile ilgilenmeyen atıl kurumlar haline geldiklerini ileri sürmekteydi. Türkiye’nin İBB ve Kalkınma Ajansları’na elverişli bir altyapısının olmadığı yönündeki eleştiriler, ajansların faaliyete geçişiyle birlikte istihdam, bütüncül bir kurumsal yapılanma, tanımlanan görevlerin uygulanması ve yerelde işbirliği gibi başlıklarda görülmeye başlandı. Bu dönemi, başlangıç veya geçiş evresi olarak görüp, yakın gelecekte ajansların, kendilerinden beklenen kurumsal yapılanma, yeterli istihdam barındırma ve yerelin içsel kalkınmasında etkin rol oynayabilme gibi gereklilikleri sağlayabileceklerini, günümüz göstergeleriyle söylemek mümkün müdür?

 

Ahmet YAMAN:

Öncelikle Ajanslarla ilgili ifade edilen eleştiriler, İngiltere’deki Ajanslarla ilgili yaşanan süreci yorumlamaktadır. Bunun aksine başarılı ülke örneklerinden de söz etmek yerinde olacaktır. Örneğin İtalya ve Çek Cumhuriyeti gibi.

Şunu açıkça ve yeniden belitmek gerekir ki, kalkınma ajansları hiçbir kurumun var olan yetkisini üstlenmiş veya tekrarlamış durumda değildir. Aksine kalkınma ajansı, bölgesel ve yerel kalkınmada ihtiyaç duyulan ve eksikliği yıllardır gerek akademik camiada vurgulanan, gerekse uygulamada bizatihi hissedilen bir görev ve yetki boşluğunu doldurması açısından son derece önemlidir. Ayrıca bahsi geçen sorunların yaşanıp yaşanmayacağını görebilmemiz için daha fazla zaman kaybetmeden uygulamaya geçilmeli ve ajansların ülkemiz kalkınmasına yapacağı katkı bundan sonra değerlendirilmelidir.

Strateji üretimi ajansların en önemli işlevidir. Ancak, ülkemizin kalkınma ajansları, yerel ve bölgesel kalkınma stratejilerinin tasarım merkezi olmanın ötesine geçmekte ve ulusal ve yerel öncelikleri gözeten stratejilere uygun şekilde uygulamayı koordine edip destekleyecek faaliyetler yürütmektedir. Hibe destekleri bölgelerin gelişmişlik durumu ve kapasitesi bakımından kullanılabilecek bir araç olduğu gibi, ajans buna benzer bir çok finansal ve teknik aracı kullanma yetkisine, şansına ve imkânına sahip bulunmaktadır. Ancak, burada stratejik bakış açısı, öncelikler ve seçici yaklaşımla en uygun faaliyet ve projelere odaklanma, en önemli uygulama stratejisi olacaktır.

Bunun yanında, ülkemizin kalkınma ajansları yeterli esneklikle birlikte, gerekli yetki ve meşruiyete de sahiptir. Ülkemizin genel şartlarıyla kıyaslandığında temsil ve yaptırım gücü yüksek yerel aktörleri bünyesinde barındıran iyi bir yönetişim ve koordinasyon mekânizması olarak tasarlanmıştır. Genel sekreter ve personel istihdamı konusunda getirilen seçme ve değerlendirme kriterleri belirli bir kalite düzeyinin altına inmeye izin vermemektedir. Ayrıca çalışanlara sağlanan imkân ve haklar, özellikle az gelişmiş bölgelerde bölge içinde yer alan hiçbir kurumla kıyasalanamayacak derecede iyidir. İnsandan kaynaklanan sorunlar her zaman ve mekânda geçerli olmakla birlikte, yukarıdaki hususların hepsi biraraya geldiğinde, ajansın başarısı bakımından önemli sayılabilecek avantajların, risklere kıyasla daha ön planda olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır.

Son olarak, ülkemizde yerel düzeyde kurumsal kapasitenin, insan kaynakları kalitesinin ve işbirliği eğiliminin oldukça düşük olduğu herkesçe malumdur. Bu yaygın sorunun varlığı dikkate alındığında, en önemli görevini bu noktaya yoğunlaştırmış olan ajanslarımızın kuruluşunun önemi ve anlamı daha bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. İstisnasız bütün bölgelerde ajansların en öncelikli faaliyet alanlarını bu üç hususun oluşturacağını şimdiden rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu nedenle, ajansların bu hususlarda kendilerinin zaafiyet içinde bulunmamaları, hatta tam aksine örnek olmaları için gerekli asgari şartların sağlandığı düşünülmektedir. Bu alan ajansların başarılarını en açık şekilde gösterebilecekleri önemli bir ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır.

4. Planlama.Org: Ülkemizde kurulan ilk Kalkınma Ajansları’nın gelişmiş bölge birimleri olan İzmir ve Çukurova’da kurulmuş olmaları, Kalkınma Ajansları’nın ana amaç ve görev tanımlarıyla, bölgesel dengesizliklerin azaltılması hedefleriyle büsbütün çelişen bir durum değil midir?

 

Ahmet YAMAN:

Bölgesel kalkınma kavramına sadece geri kalmış bölgelerde ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlamak olarak bakmak böyle bir çelişki olduğu sonucunu doğurabilir. Oysa, tamamen eşitlikçi (veya eşitleyici) olmaktan ziyade, rekabet gücü ve ulusal kalkınma-büyüme hedeflerini de gözeten daha dengeli bir bölgesel gelişme anlayışına doğru değişen tercihler, ajanslardan beklenen işlevlerin sadece yerelle sınırlı kalmaması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla, bu tür bir kurumdan beklenen, öncelikli bölgesel gelişme hedefi yanında, merkezi idarenin yönlendirmesi ve sağladığı imkânlarla, ulusal kalkınma ve rekabet gücünün yerelden de desteklenmesidir.

Bu çerçevede, buradaki esas amaç bölgelerin içsel potansiyellerini harekete geçirerek yerel dinamiklerle kalkınmayı sağlamak ve sürdürülebilir gelişme ve rekabet gücü elde etmektir. Bölgelerin potansiyeli, kapasitesi ve gelişmişlik düzeyine göre de Ajansların öncelikleri farklılaşacaktır. Örneğin; TRB1 (Van) Düzey 2 bölgesinin esas amacı, en temel ekonomik aktiviteleri faaliyete geçirerek bölgenin Türkiye’nin diğer bölgeleri ile benzer gelişmişlik düzeyine çekilmesi olurken, İstanbul Düzey 2 bölgesinin tamamen küresel rekabette güçlü bir İstanbul’u hedeflemesi muhtemeldir.

Artan eğitim seviyesi, ulusal ve uluslararası piyasalarda etkin rekabet için gerekli örgütlenme ve dayanışma kültürü, son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle kalkınma amaçlı kullanılabilecek kamu kaynaklarının reel olarak artmaması gibi nedenlerden dolayı, yerel aktörlerin kendi sorunlarına çözüm amacıyla oluşturdukları yerel örgütlenmeler ile bunların talepleri ülkemizin bütün yörelerinde hızla artmaktadır. Bu, bir bakıma, gelişen yerel ve bölgesel kalkınma bilincinin bir göstergesi olarak görülmektedir. Bunlara örnek olarak, fahri bir ajans vazifesi görmüş olan Ege Ekonomisini Güçlendirme Vakfını (EGEV) ve Mersin Ticaret Odası bünyesinde kurulmuş olan ve aynı zamanda EURADA üyesi de olan Mersin Kalkınma Ajansını vermek mümkündür.

Ancak, genellikle, özel müteşebbislerin ve sivil toplum kuruluşlarının sektörel uzmanlaşma, üretim ilişkileri, sosyal dayanışma, çevre koruma, hemşerilik dayanışması ve yerel kalkınma temelinde oluşturdukları bu yerel girişimler çoğu zaman teknik açıdan proje üretme ve uygulama kapasitesinden yoksun durumdadır. Diğer taraftan bu kapasiteye sahip olan kurum ve kuruluşlar ise kendilerine yerelde rehberlik edecek, yeterli kaynak ve destek sağlayacak, çalışmalarını merkezi düzey politika ve önceliklerle buluşturacak, uyumlu ve koordinatör bir kurumsal yapının eksikliğini hissetmektedir.

Ajanslar, gelişen bu dayanışma içinde rekabet ve kalkınma bilincini doğru yöne ve alanlara kanalize etmede çok önemli bir işlev yüklenecek, yerelde bu alanda çok ciddi bir boşluğu dolduracaktır. Ayrıca, karar alma ve uygulama yapılarının katılımcılığa açık olması sayesinde toplumun kalkınma sürecine doğrudan ve aktif katılımını sağlayarak, yerel sahiplenmeyi oluşturacak ve pekiştirecektir.

Bu nedenle, ilk ajansların kuruluşunda, bu anlayış çerçevesinde, İzmir ve Çukurova bölgelerinin tercih edilmesinde halihazırda mevcut bulunan bu girişimlerin varlığı ve bunların hayal kırıklığına uğratılmaması endişesi de bulunmaktadır. Diğer yandan, özellikle Çukurova bölgesinin, 1970 ve 1980’lerde çok hızlı bir gelişme süreci yaşamış olmasına rağmen, son dönemlerde ekonomik ve sosyal nedenlerden dolayı nispi olarak gelişme ivmesini kaybetmiş ve gerileme eğilimine girmiş olduğu gözlenmektedir. Ayrıca, bölgenin çoğunluğu hızlı göçten kaynaklanan kendine özgü sorunları ile Ceyhan bölgesinde petrol-petro kimya bakımından oluşan önemli potansiyeli bir arada değerlendirildiğinde, en uygun pilot alanlardan birisini oluşturduğu düşünülmüştür.

Yine, son olarak, yapısı ve işlevleriyle çok yeni olan ajans gibi bir kurumun pilot uygulamasının iyi bir örnek teşkil etmesi, kamuoyu tarafından benimsenmesini kolaylaştıracaktır. Bu bakımdan, bu bölgelerin seçiminde mevcut girişimlerin güçlü olması yanında, pilot uygulamadaki başarı şansının ve emsal olma potansiyelinin de daha yüksek olması dikkate alınmıştır. Ancak, ne yazık ki ilgili kanun ve diğer mevzuat aleyhine açılan davaların, süreci bir yıldan fazla geciktirmiş olması pilot uygulamadan beklenen faydalar elde edilemeden, diğer ajansların kurulmasına neden olmuştur.

 

5. Planlama.Org: Ülkemizde kurulan ilk Kalkınma Ajansları’nın 2006’dan buyana elde ettikleri somut başarılar ve yerel kalkınmaya, bölgeler arası farklılıkların azaltılmasına yönelik katkıları nelerdir?

Ahmet YAMAN:

Pilot olarak kurulan İzmir ve Çukurova Kalkınma Ajanslarının Kurumsal yapıları oluşturulup işlevsellik kazandırıldıktan sonra, Çukurova Kalkınma Ajansı 06.01.2007 tarihinde, İzmir Kalkınma Ajansı da 13.01.2007 tarihinde açılış törenleri yapılarak resmen faaliyete başlamışlardır. Bütün bölge aktörleri için Bölgesel Kalkınma faaliyetlerinin ana çerçevesini belirleyecek “Ön Bölgesel Gelişme Planları” (ÖBGP), Dokuzuncu Kalkınma Planı’na uygun olarak, Müsteşarlığımız koordinasyonunda, Ajanslar ile işbirliği halinde hazırlanmıştır. Hazırlanan ÖBGP’nın Ulusal Plan ile uyumu sağlanarak DPT tarafından onaylanmıştır.

Ancak, tam bu dönemde bütün süreci olumsuz etkileyen bir gelişme yaşanmıştır. ÖBGP ile uyumlu olarak ve yıllık çalışma programlarında belirlenen öncelikli faaliyet alanları çerçevesinde, Çukurova Kalkınma Ajansı 25 miilyon TL, İzmir Kalkınma Ajansı da 39 milyon TL tutarındaki proje teklif çağrısı ilanına çıkacağı dönemde ikincil mevzuat ile ilgili olarak açılan davalar nedeniyle, Danıştay tarafından Şubat 2007 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verilerek, kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Söz konusu karar Ajansların karar alma mekânizmalarını usül yönünden kısmen işlevsiz hale getirdiğinden, ajansların dışa yönelik faaliyet yürütme ve hizmet verme imkânı kalmamış, dolayısıyla proje teklif çağrısına çıkılamamış ve bölgelerin ekonomisine, istihdamına katkı verebilecek projeler desteklenememiştir.

Danıştay’ın yürütmeyi durdurması ile başlayan, Kalkınma Ajansları kanununun bazı tali hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması ile sonuçlanan hukuki süreç ile ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi Kasım 2007’de nihai kararı vermiştir. Anayasa Mahkemesinin genel olarak olumlu sayılabilecek kararını müteakiben, Danıştay’ın Şubat 2008’de yürürlüğün durdurulma işleminin kaldırılmasına yönelik kararıyla, ajansların kurumsal açıdan işlem tesis etmesinde ve faaliyetlerine devamında herhangi bir engel kalmamıştır.

Bu çerçevede ajanslar 2008 yılı çalışma programını hazırlayıp Müsteşarlığımız onayına sunmuştur. Çalışma programlarında da belirtildiği üzere Ajanslar, bölgede yer alan diğer aktörler ile beraber bölgenin rekabet gücünün artırılması ve potansiyellerinin değerlendirilmesi amacıyla kümelenme stratejileri, inovasyon stratejileri, küçük ölçekli yenilikçi projelerde önderlik etme çalışmaları, kent markası oluşturma çalışmaları ve orta uzun vadeli faaliyetlerde etkin bir şekilde rol almak suretiyle bölgelere önemli katkılar sağlamaya başlamışlardır.

Ayrıca, onaylanan Ön Bölgesel Gelişme Planı ve çalışma programlarına uygun olarak Aralık 2008 itibarıyla Çukurova Kalkınma Ajansı, “Ekonomik Kalkınma”, “Sosyal Kalkınma”, “Altyapı” ve “Kırsal Kalkınma” olmak üzere 4 öncelik alanında, İzmir Kalkınma Ajansı ise “KOBİ” ve “Sosyal Kalkınma” olmak üzere 2 öncelik alanında teklif çağrısını çıkmışlardır. Proje başvuru süreci şu sıralar sona ermiş ve ajanslar tarafından her iki bölgede yaklaşık 1100 civarında proje başvurusu alınmıştır. Bunun sonrasında bağımsız proje değerlendirme çalışmaları ile desteklenmeye uygun görülen projelere hibe şeklinde mali destek kullandırılacaktır. Bu projelerin uygulamaya girmesi ile birlikte bölgelerde ajansların ortaya çıkardığı motivasyon ve sinerji daha net ve somut bir şekilde görülecektir.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version