Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Bir Mücadele Aracı Olarak Coğrafi Bilgi Sistemleri

Nazım AKKOYUN

Bugün bilimin, biliminsanlarının, meslek uzmanlarının ürettiği bilginin ve sözün değerini giderek kaybettiği bir ülkede yaşıyoruz. Başbakanın, belediye başkanlarının ve bürokratların kent mekanını, hatta kırsal alanları, kıyıları, orman ve tarım arazilerini bir rant alanı olarak tasarladıkları ve bu anlayış doğrultusunda planlara müdahale ettikleri, kentsel dönüşüm projeleriyle insanların zorla yerinden edildiği, toplumun büyük kesimlerinin kendi hayatlarına ilişkin karar ortamlarından dışlandığı bir ortamdayız. Bizler meslek uzmanları olarak, kentlere yapılan bu siyasi ve rant amaçlı müdahalelerin, kamu yararı nezdinde getireceği olumsuzlukları öngörebiliyoruz ve gerekli durumlarda uyarılarımızı yapıyoruz. Bu uyarılar dikkate alınmadığında da meslek odalarımız aracılığıyla sahip olduğumuz meşru yöntemlerle mücadelemizi sürdürüyoruz. Meşru yöntemlerle gerçekleştirdiğimiz mücadeleler nedeniyle iktidar tarafından suçlamalara maruz kalıyoruz, çoğu zaman bu suçlamaları iftiralara vardırdıklarını şaşkınlıkla izliyoruz. Üstelik yaşananlar bizleri üzücü biçimlerde haklı çıkarıyor; yakın dönemde yaşadığımız sel felaketleri, yine geçmişte yaşanan depremler vb. daha birçok olayda olduğu gibi... Bu meselelerde gerekli uyarıların yapıldığını, hatta meslek odaları tarafından davalar açıldığını biliyoruz.

Yaşadıklarımıza "Neden?" sorusunu yönelttiğimizde ise farklı konularda bile yanıtların benzer olduğunu farkediyoruz. Şunu tekrar tekrar ifade etmekte fayda var, içinde bulunduğumuz temel çelişki, sermayenin kâr güdüsüyle yaptığı müdahalelerin kamu yararıyla ve yaşanabilir gelecekle olan çatışmasıdır. Merkezi ve yerel iktidarlar da bu müdahaleleri meşrulaştırmakla, müdahalelerin önündeki yasal - yönetsel engelleri kaldırmakla ya da uyarlamakla meşgul. Günümüz neoliberal politikaları doğrultusunda bir yeniden yapılandırma ve dönüşüm sürecinin içerisindeyiz. Özellikle, azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin küresel düzen tarafından kendilerine biçilen roller çerçevesinde sermayeyi çekmek için kıyasıya bir rekabet içerisinde olduğunu görüyoruz; üstelik, gelecek sermayenin üretken olup olmaması da çok önemli değil. Bununla birlikte, sermayenin tek yer seçim kriteri olan kârlılık, kent merkezlerinde, tarım arazilerinde, orman alanlarında, yeraltı kaynaklarımızda, daha ötesi biyolojik zenginliklerimiz, insanlarımız üzerinde derin tahribatlara yol açıyor. Siyanürle altın ayrıştırma örneklerinde olduğu gibi...

Bir taraftan da yasalar, yönetmelikler değiştiriliyor iktidar tarafından, çünkü çeşitli engeller, direnç noktaları oluşuyor toplumda ve bilim çevrelerinde; bu da başbakanımızı sinirlendiriyor, kızdırıyor. Hukuk devleti olmakla övündüğümüz bir ülkede, ülkenin başbakanı hukuka uygun olmayan işleri ortaya çıkaran kurumlara yazıklar olsun diyebiliyor, teşekkür edeceği yerde. O zaman bir kere daha anlıyoruz sorunun yasalara uygun olmak, bilime ve akla uygun olmak, kamu yararına uygun olmakla ilgili bir sorun olmadığını… Çıkan yasalarla,neoliberal politikaları birarada düşündüğümüzde taşlar yerine oturuyor; tarımsal ürünlere uygulanan kotalardan sonra toprak yasasının çıkmasının bir tesadüf olmadığını anlıyoruz. Tarımsal üretimi bitirdiğiniz zaman tarım alanlarına da ihtiyacınız kalmıyor, mutlak tarımın tanımını değiştirebiliyorsunuz. Büyük kentlerde rantı arttığı anda toprak koruma kurulunun aldığı kamu yararı kararıyla, tarım arazilerini toprak niteliğine bakmaksızın kentsel gelişmeye feda edebiliyorsunuz. Benzer süreçler başka birçok konuda yaşanıyor, geçmişte de yaşandı. Bugün planlama yetkisinin parçalı hali de benzer bir sürecin sonucudur. Her kurumun kendi işine geldiği biçimde planlar üretmesinin sonucunda oluşan plansızlık hali, kuşkusuz, birilerinin işine gelmektedir. Kentlerimizde bütüncül planlama anlayışına aykırı müdahalelerde bulunmak hergeçen gün kolaylaşıyor. Üstelik bu müdahaleleri meşrulaştırmak için bizzat planlamanın toplum üzerindeki meşruiyeti kullanılmaktadır. Bugün, TOKİ'nin planlı kentleşme konusunda planlama ve şehircilik ilkelerini altüst eden uygulamaları, kentlerdeki mevcut planları hiçe sayarak parçacıl müdahalelerle çarpık kentleşmeye neden olurken, kendi meşruiyetini planlı kentleşme üzerinden sağlamaktadır. Bu meşruiyet kullanılarak, 2b alanlarına plancıların yıllarca mücadele ettiği imar afları planlama aracılığıyla getiriliyor; dere yataklarının İstanbul gibi bir kentin alt merkezi olması öngörülebiliyor; tarım alanları planla imara açılıp, kurum görüşünü plan meclise girdikten sonra almakta sakınca görülmüyor. Bunların adına planlama dendiğinde ise ayaklarımızın altındaki zeminin kaydığını hissedebiliyoruz; zaten ancak böyle bir ortamda belediye başkanları plancılara samanlık bile çizdirmem deme cüretini gösterebilir.

Coğrafi Bilgi Sistemlerinin Önemi

Tüm bu çelişkilerin ortaya çıkarılması, kamuoyu oluşturulması ve mücadele edilmesi konusunda bizlere önemli görevler düşüyor. Coğrafi bilgi sistemlerini bir mücadele aracı olarak ele alırken, sermayenin karşısında toplumdan yana, yaşanabilir bir gelecek için farklı bir dil oluşturmaktan da bahsediyorum. Bu dil, 3. köprünün trafik sorununa çözüm olacağı iddiasına karşılık, tam tersine yaratacağı daha ağır trafik yükünün; katlanarak artacak otomobil sayısının, kaybedilecek tarım alanlarının nereler olduğunun; kent merkezinde oluşturacağı baskının,  ortaya çıkaracağı toplumsal maliyetin ve tüm bunların bilgisinin somut olarak ortaya konulmasıdır. Bu dil, 2b'ye ilişkin yasalar çıkarılmaya çalışılırken ülke genelindeki 2b arazilerinin sadece %4’lük bölümünün yapılaşmış olduğunun bilgisidir. CBS’nin sağladığı imkanlarla bugün İstanbul’da veya herhangi bir kentte belirli miktarlarda yağacak yağmurun hangi binaları ve kimleri doğrudan etkileyebileceğini küçük hata paylarıyla belirleyebiliriz. Bu bilgi para etmeyebilir ancak, hayati önemde ve kentlerimizi savunabileceğimiz bir bilgidir. Bu bilginin üretilmesi kadar paylaşılması ve yayılması da önemlidir.

CBS bize tüm bu çelişkileri açığa çıkarma, söz konusu bilgiyi oluşturma ve bunu toplumun tüm kesimleriyle paylaşma noktasında önemli fırsatlar sunuyor. Ancak ülkemizde CBS kullanımı henüz çok kısıtlı düzeylerde. Geriye baktığımızda meslek örgütü olarak CBS eğitimini meslektaşlarımızın piyasada iş bulmalarını kolaylaştıracak bir donanım olarak gördüğümüz ortaya çıkıyor. Çoğu üniversitenin planlama bölümlerinde CBS dersi yok; olanlarda ise soyut düzeyde… Duayen hocalarımız, coğrafi bilgi sistemi programlarını sert çizgileri nedeniyle atölyelerine sokmadıklarını söylüyor, çünkü coğrafi bilgi sistemi programları sadece bir çizim programı olarak değerlendiriliyor. Mesleki deneyimlere baktığımızda da alınan eğitimin yansımasını görebiliyoruz; coğrafi bilgi sistemlerini, harita, pafta üretme gibi algıladığımız ortaya çıkıyor. Kısacası, coğrafi bilginin en önemli veri olduğu ve coğrafi bilgiye en önemli müdahalelerin yapıldığı bir meslekte, nesiller bugün coğrafi bilgi sistemlerinin ne olduğunu bilmeden yetişiyor. Oysa CBS, mekanın salt fiziksel bilgisinden oluşmamakta; aynı zamanda üzerinde yaşayanların, aralarındaki ilişkilerin, mücadelelerin de bilgisidir; eğitim kurumlarımızdan başlayarak bunu iyi anlatmamız gerekiyor.

Ne Yapabiliriz ?

Maruz kaldığımız yanlış müdahalelerin görülebilir kılınması adına, toplum için coğrafi bilgi üretmeli; iktidarın ürettiği bilginin karşısına, açığa çıkardığımız bilginin toplum nezdindeki meşru iktidarıyla çıkabilmeliyiz. Bunun için CBS'yi salt fiziki coğrafya bilgisi üretmekten çıkarıp sosyalleştirmemiz gerekiyor. Sağlıktan, eğitime, siyasi seçimlere kadar geniş bir yelpazade kullanım örnekleri var, biz bu yelpazeyi daha da genişletmeliyiz, CBS'yi yaygın bir araç olarak kullanmalıyız. Bu anlamda son zamanlarda yapılan değerli çalışmalar var. Yerel seçimler öncesi geçtiğimiz 5 yılın muhasebesinin yapıldığı İstanbul Kent Raporu İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi tarafından hazırlandı. Yine İstanbul için, İstanbul TMMOB İKK bünyesinde oluşturulan Kent Çalışma grubunun hazırladığı Kentsel Talan Haritası var. Bu iki çalışma, aynı zamanda birlikte çalışabilmenin sağladığı avantajların da ürünü olarak, eksiklerine ve CBS'nin sınırlı boyutlarda kullanılmasına rağmen, önemli… Çeşitli meslek alanlarının ürettiği bilgileri birleştirerek bütünleştirdiğinizde ve bunu toplumun tüm kesimleriyle paylaştığınızda, ortaya çok daha etkili, tutarlı ve aydınlatıcı eserler çıkıyor. Benzer çalışmaların çoğalarak devam etmesi gerekiyor çünkü müdahaleler yoğunlaşıyor ve hızlanıyor; bir sabah uyandığınızda, hayatınıza doğrudan etki eden bir yasayla ya da iki adım ötenizde yapılan yeni bir alışveriş merkeziyle güne başlayabiliyorsunuz. Bu sebeple, bizlerin kendi veri tabanlarımızı oluşturarak, bilgilerimizi paylaşacağımız ve yoğun gündeme hızlı bir şekilde müdahale edebilmemizi sağlayacak bir araç olarak coğrafi bilgi sistemlerini daha etkin bir şekilde kullanmamız ve benzer araçlar üretmemiz gerekiyor. Aynı  selin sularında sürüklendiğimiz zor günler, diktiğimiz ağaçları çoğaltığımız ölçüde güneşli güzel günlere dönüşebilir..

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version