Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Dünya`dan Planlama

Yayılmanın İçinde

Kentsel yayılmayı gerçekten görmek istiyorsanız Londra’ya bakın.Günümüzde İngiltere’nin en sert yayılma karşıtı kriterlerin birkaçına sahip olduğu doğrudur.

Ama benim burada anlatmak istediğim 19. yy Londra’sında Camberwell ve Islington’da millerce devam eden alçak katlı tuğla sıra ev bloklarıdır. Eğer yayılma bütüncül bir plan olmadan düşük yoğunluğa sahip yerleşimlerin sürekli dışa doğru gelişmesiyse, 19. yy Londra’sı o tarihten sonra hiçbir Amerikan kentinin ulaşamadığı bir oranda yayılmıştır.
Yazar: Robert Breugmann, Kaynak: Forbes, 16.06.2007 Çeviri: Özge Yıldırım

 

Londra’nın yayılması tıpkı günümüzdekiler gibi olmuştur. Kendi evlerine sahip olmak için heyecanlanan orta sınıf aileler bu sıra evlere taşınmış, sanatsal ve entelektüel elit camianın üyeleriyse neredeyse oybirliğiyle bunları eleştirmiştir. Bu elit camia sıra evleri, kırsal alanı en son santimetrekaresine kadar kazanç elde edebilmek için mahveden aç gözlü spekülatörlerin diktiği çirkin küçük kutular olarak görerek kınamaktaydılar ve bu evlerin bir kuşak içerisinde slumlar haline geleceklerinden de emindiler. Wellington Dükü pek çok defa banliyöleri mümkün kılan tren yollarını “gereksiz yere sıradan insanları taşınmaya” teşvik etmekle suçlamıştır.

Tabiî ki günümüzde bu mahalleler, merkez Londra’nın asıl özü, şimdiki elitlerin kentin yeni sınırlarında devam eden dehşetli gelişmeye karşı ne pahasına olursa olsun korumaları gerektiğini hissettiği mekanlar olarak düşünülmektedir. Romalılardan günümüze kadar olan kentsel tarih içindeki tüm büyük gelişme safhalarında buralar kaybolmuştur. Her yeni grup kent merkezinden ayrılarak daha yeni ve daha iyi konutlara taşındıkça, tüm süreci yeni baştan başlatacak başka bir grup onların yerine gelmiştir.

Günümüzde yayılma hakkındaki şikâyetler de hiç bu kadar fazla olmamıştır ama geçmişte olduğu gibi bu şikayetler yanlış bilgilenme ve sınıf tabanlı estetik kabullerin aşırı yetersiz temelleri üzerine inşa edilmiştir. Eğer tarih bir rehberse, bazı modern yayılma karşıtı talimatların, Wellington Dükü gibi etkisiz oldukları ispat edilecektir. Diğerleriyse geri tepecektir.

 

Image

Aslında yayılma ile ilgili olarak duyulan pek çok temel etkende yanlıştır. Oldukça kabul gören bilgilerin tersine ABD’de yayılma artmamaktadır. Ortalama arsa büyüklükleri küçüldüğünden ve çok az zengin insan kent kenarına taşındığından kentlerde ve banliyölerde yayılma gerilemektedir. Amerikanın Güney ve Batısındaki düşük yoğunluklu kentlerdeyse bu özellikle geçerlidir. Los Angeles’ın kentleşmiş alanları, onu ülkedeki en yoğun kent haline getirerek geçtiğimiz 50 yıl içerisinde 25% daha yoğunluklu bir hale gelmiştir. Bütün büyük Avrupa kentlerinin yoğunluğundaki sürekli azalmayla birlikte, araba sahipliğindeki ve kullanımındaki belirgin artışın bu gerçeğe eşlik etmesi, Amerikan ve Avrupa kentsel alanlarının pek çok açıdan 21. yüzyılın yeni kentsel dengesine doğru yakınlaştığı anlamına gelmektedir. Kısaca yoğunluklar kentsel hizmetlerin sağlanabileceği kadar yüksek ama geniş otomobil sahipliğine ve kullanımına izin verecek kadar düşüktür. Aynı dinamikler gelişmekte olan ülkeler için de geçerlidir. Oradaki kentsel yoğunluklar refah seviyesi yüksek Batı’da görülenlerden çok daha yüksek olmasına karşın, çok daha hızlı düşmektedir.

Yayılma karşıtı şikayetlerin altında güvenilir bilgi eksikliği yatmaktadır. Örneğin, yayılmanın otomobil kullanımını arttırdığı, daha uzun süreli seyahatlere ve trafiğe, karbon emülsiyonuna ve en sonunda küresel ısınmaya yol açtığını iddia edişimizi düşünün.  

Düşük yoğunlukluya nazaran yüksek yoğunluklu yaşamın daha sürdürülebilir ya da çevreye daha az zarar verme eğiliminde olduğunu varsaymak için hiçbir kanıt yoktur. Zengin Batı’da yaşayan herkes, daha az yoğun olan kırsal alanda tekil aile evlerinde yaşamak üzere yayılmış olsa bile (ki en yoğun Avrupa kentlerinde dahi bunu yapabilecekleri bol miktarda alan bulunmaktadır), güneş, biokütle, jeotermal ve rüzgar enerjisiyle pek çok insanın eski yoğun sanayi kentlerinin gereksinim duyduğu pahalı ve kirletici hizmetlerden kendisini çözebildiği bir dünyayı hayal etmek mümkündür. Potansiyel olarak bu insanlar kendi enerjilerini yerinde üretebilir ve nötr karbona erişebilirler.

Yayılma karşıtı lobi tarafından önerilen reçete olan yoğunlukların arttırılması ve toplu taşımanın cesaretlendirilmesi, küresel ısınma problemini çözmeyecektir. Dünyadaki tüm kentsel konut sahipleri ideal kentsel tüketim standartlarına getirilse, örneğin Parisli bir aile küçük bir apartman dairesinde yaşasa ve sadece toplu taşıma kullansa gene de karbona dayalı enerjiyi karşılayamayacak kadar düşük gelire sahip ailelerin sayısındaki büyük atışla enerji tüketimini ve sera gazı emisyonunu azaltmayacaktır.

  Dünya nüfusunun büyük bir kısmını fakirlik içinde bırakarak, daha çok insanı mevcut kentlerin içinde tutmak hiçbir şeyi çözmeyecektir. Çözüm; daha iyi enerji kaynakları bulmak ve her şeyi verimlilik bağlamında yapabilmektedir. Bunu yapabildiğimiz zaman en sürdürülebilir kentlerin en az yoğunlukta olması muhtemeldir.

Bir an için benim söylediğim her şeyin yanlış olduğunu ve yayılmanın korkunç bir şey olduğunu düşünün. Onu durdurmak istersek, bir şey yapabilir miyiz?

Örnekler çok da iç acıcı değildir. En uzun süreden beri devam eden ve en iyi bilinen deneme İkinci Dünya Savaşından sonra İngiltere’nin uygulamaya koyduğudur. O zamanlar İngiliz hükümeti kentleri yeniden yapmak için plancılara daha önce hiç görülmemiş yetkiler vermiş ve bu planların uygulanmasını sağlamak için tüm imar haklarının ulusallaştırılma yolunu seçmiştir.  Örneğin ünlü 1944 Londra Planı yeşil kuşakla çevrelenmiş bir kent öngörmüştür. Eğer fazla bir nüfus oluşacak olursa, bu nüfus yeşil kuşağın içinde değil, yeşil kuşağın dışındaki küçük ve kendi kendine yeten bahçe kentlerde bu nüfus barındırılacaktı.

Image

1944 Londra Planı (Büyük Resim için TIKLAYINIZ )

Image

Ebenezer Howard’ın Bahçe Şehir Planı

Peki plan işe yaradı mı? Bir açıdan evet: Yeşil kuşak halen oradadır ve bazı insanlar bunu estetik bir başarı olarak görmektedir. Ama plan kesinlikle yayılmayı durduramamıştır. Her zamanki gibi plancılar doğru bir biçimde geleceği tahmin edememiştir. Nüfus artmış, hanehalkı büyüklükleri küçülmüş ve refah tahmin edilenden çok daha hızlı artmıştır. Bu politika kısa sürede bırakıldığından bahçe şehirlerin içine de olmadan gelişme yeşil kuşağı aşmıştır.

Kaçınılmaz sonuç güneydoğu İngiltere’nin büyük bir kısmının kentleşmesi olmuştur. Bunun yanı sıra arabayla yapılan pek çok seyahat yeşil kuşaktan dolayı, Avrupa’daki en kötü trafik sıkışıklığına katkıda bulunarak daha uzun sürmektedir.

En sonunda 1990’lardan beri yeni bir kuşağın dışındaki yeşil alan gelişmelerini engelleyebilmek için yapılan yeni bir düzenlemeyle konut arsa ve makul konut fiyatlarında beklenmedik bir kriz yaratarak  Londra’da hızla artmıştır.

Kesinlikle yayılma, her yerleşim dokusunun sahip olduğu bazı problemleri de beraberinde getirmiştir. Ama orta sınıf yerleşim dokusu haline gelmesinin nedeni onun bir zamanlar en zenginlerin ve en güçlülerin keyfini sürdürdüğü  mahrumiyet, hareketlilik ve seçimi sunmasındandır.

Kendi içinde yayılma kötü bir şey değildir. Kötü olan içinde bizi pek çok gerçek ve baskı kuran kentsel konulardan uzaklaştıran bazıları gerçek ve önemli bazıları saçma ve ilgisiz olan bütün konuları biriktiren yayılma konseptinin kendisidir. Aynı zamanda kentsel yaşamı her zaman karakterize eden kaotik ve hızlı değişimin yarattığı hoşnutsuzların çoğunu çözecek sihirli bir değnek olduğu ilizyonunu da sağlamaktadır.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version