Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Dünya`dan Planlama

Banliyöleri Ne Kurtaracak?

Çeviri: Gizem CANER

Yazar: Allison Arieff,

Kaynak: The New York Times

Uzun zamandır banliyöler ve şehir merkezinden uzak, planlı yerleşmelere ve bunları daha iyi hale getirme konusuna takmış bulunuyorum. Ancak ekonomi ve mortgage krizinin giderek kötüleşmesi ve gaz fiyatlarındaki dalgalanma, barınma konularının dramatik bir değişime uğramasına neden olmuştur. Şimdiki sorun, evleri ve yerleşmeleri nasıl daha iyi tasarlayacağımız değil, elimizde kalan ev ve yerleşmelerle ne yapacağımızdır.

 

 

Aerial #65″ by Sarah McKenzie.

 

Kentsel alanlardaki terk edilmiş parsellerin ve binaların dönüşümü ve yeniden kullanımına ilişkin zengin örnekler yer almaktadır. Boş parseller cep parkları, topluluk bahçeleri ya da aniden açılan dükkanlara çevrilmiştir (ya da boş kalmaya devam ederek kurtarılmayı ve yüksek kaliteli ofis mülküne dönüştürülmeyi beklemektedirler).

Manhattan’daki High Line Projesi gibi projeler, terk edilmiş tren raylarının bile vatandaşlar için değerli bir kamusal parka dönüştürülebileceğini göstermektedir. San Francisco’daki terk edilmiş bir sanayi bölgesi temizlenerek, kentin gençleri için bir ekolojik okur-yazarlık (ecoliteracy)[1] merkezine ev sahipliği yapacak hale getirilmiştir. Staten Adası’ndaki bir çöplük alanı (Fresh Kills) bile büyük bir metamorfozdan geçerek rekreasyon alanına dönüşmektedir!

Ancak dikkatlice çizilmiş alt bölgeler içindeki benzer dönüşümler o kadar da kolay olmamaktadır. Bu mahalleler (insta-neighborhoods) esneklik ya da değişim için tasarlanmamışlardır.

O zaman, terk edilmiş evler, hiç bitirilememiş evler ve inşa etmek için yıkılan ancak şimdi boş duran arazilerle ne yapmalı?

Evlere yer açmak için temizlenen ve boş kalan araziler. (DigitalGlobe, Sanborn, GeoEye, U.S. Geological Survey; 2008 Google Imagery)

 

Kıyaslanabilir bir örnek olarak büyük kutu mağazalarını (big box store) ele alalım.  Julia Christensen “Büyük Kutu Yeniden Kullanım” (Big Box Reuse) adlı yeni kitabında, Wall Mart ya da Kmart gibi büyük kutu mağazalarının kendi mekanına sığmaması durumunda kapatıldığını söylemektedir. Görünen o ki, yenileme ve genişletme için harcanacak para, yeniden inşa edilmesi için harcanacak olandan daha fazladır.

Böylece, topluluk hem daha yeni hem de daha büyük bir büyük kutuya sahip olurken, diğer yandan ekonomik ve çevresel bir çirkinlikle karşılaşır: boş bir perakende işletme bina iskeleti, tonlarca boşa harcanmış bina malzemesi ve geri getirilemeyecek değiştirilmiş bir peyzaj.

Christensen’in çalışmasındaki olumlu bulgular, kimi toplulukların bu muazzam boş kalıntıları proaktif şekilde kullanılabilir bir şeylere dönüştürmüş olmalarıdır; okul, sağlık merkezi, kilise, kütüphane gibi.

Terk edilmiş büyük kutu mağazalarının yeniden kullanımının anlaşılması daha kolaydır; tek bir hacmin başka bir şeye dönüştürülme potansiyeli daha kolay algılanabilir.

Ancak merkeze uzak yerleşmeler eşsiz birer mücadeledirler. Barındırdıkları evler büyüktür, ancak San Francisco’daki Viktoryen konakları gibi apartmana dönüştürülebilecek kadar büyük değil. Dolayısıyla birden çok aile için kiralık ev olmaya aday değiller.

Geçen sene “dörtlü” yerleşime imkan sunan bir barınma gelişmesini ziyaret ettim. Bu küçük konaklara dört ayrı giriş verilerek dört farklı alt birim oluşturulmuştu. Bu evler, potansiyel alıcılara konak sahibi olma imkanı veren binalardı, ancak, bu yapılanma sakinlerin ihtiyaçlarından ziyade, komşu evlerin emlak değerlerinin korunmasına yönelik olarak gerçekleştirilmiş gibi görünmekteydi.

Tüm ülkede, bina materyallerinin yeniden kullanımı için cerrahi olarak birbirinden ayrılmasını içeren dekonstrüksiyona yönelik bir eğilim var. Ancak bu yolla dönüştürülen yerleşmelerde kullanılan bina materyallerinin kaliteleri oldukça düşük kalmaktadır.

Bu geniş alt bölgelerin nasıl dönüştürülebileceğine ilişkin mükemmel bir çözüm sunamıyorum. Durdurma trajedisi konusunda çok fazla tartışma yer alsa da, bu konuda ne yapılması gerektiğine dair çıt çıkmamakta.

The Times dergisindeki güncel bir makale, çocukların yükselen bir eğilimle inşası durdurulan barınma alanlarındaki terk edilmiş havuzları geçici paten parkı olarak kullandıklarını ortaya koymuştu. Ergen rekreasyonu için harika bir kısa dönem stratejisi olsa da, artan terk edilmiş, sağlıksız ve daha tehlikeli sokak peyzajları için kapsamlı bir çözüm değil.

Ancak peşine düşmeye değecek kimi yollar da var. Obama’nın öneri kamu işleri programında, temiz teknolojiye oldukça büyük bir bölüm ayrılmış. Buraya, yılda bir milyondan fazla düşük gelir grubunun evlerini soğuktan korumalı (enerji verimli) hale getirmek de eklenmiş.

İnşaat sektöründeki şirketlerin yenilerini inşa etmek yerine eskileri güçlendirme yoluna kayması mantıklı görünmektedir. Haberlerde LEED (Leadership in Energy and Environmental Design – Enerji ve Çevre Tasarımında Liderlik) hakkında çok şey duymaktayız: en son yeşil teknolojiyle inşa ve teşvik. Sızıntı ve yalıtımları onarmak, tek ailelik evlerdeki karbon ayak izlerini azaltmakta çok etkili (tüm ülkenin karbon ayak izi içindeki payı %18).

İnsanlar yerlerinde kalırken –ev satımını daha az gerçekleştirirken- bu güçlendirme politikası daha mantıklı gelmektedir. Obama planının da açıkladığı gibi, milyonlarca ev –sadece düşük gelir grubununki değil- ısı yalıtımına ihtiyaç duymaktadır. 2002 yılında kurulan, kar amacı gütmeyen Architecture 2030, bu alanda büyük bir çaba sarf ederek, binaların inşa edilmesi, tasarımı ve planlanması yöntemlerini değiştirerek inşaat sektörünün sera gazı emisyonlarını azaltmayı hedeflemektedir.

Yıllardır süren renovasyon takıntısını artık bırakmak gerekmekte. İçinde bulunduğumuz zaman, elimizde var olanı düzeltmek için mükemmel bir zaman. Şu anda az sayıda olmalarına karşın, yeşil evler geleneksel akranlarına göre, daha yüksek yeniden satma fiyatlarına sahiptirler.

Hala büyük bir revizyonun gerçekleşebileceğini hayal etmekteyim: kendi kendine yeterli, çok fonksiyonlu bir mahalle doğabilir. Üç araba garajı olan konakların bölünmesiyle, cadde üstü kafeler, dükkanlar ve diğer yerel işletmelere ait kiralık birimler oluşturulabilir.

Kısacası, yaratıcı yöntemler sadece bu evleri ve toplulukları rehabilite etmek için değil, içindeki insanların kalmasını sağlamak için de bulunabilir.

 

What Will Save The Suburbs?

http://arieff.blogs.nytimes.com/2009/01/11/what-will-save-the-suburbs/

 



[1] Çevirmenin Notu: Ecoliteracy terimi Fritjof Capra tarafından ortaya sürülmüştür. Ana ilkesi, insanların günlük yaşantılarındaki düşünme yöntemlerini temelden değiştirmektir. “Eğer her şeyin birbiriyle nasıl ilişkilendiğini öğretme ve özet bilgi çıkarma yoluyla duygusal ve derin olarak anlamlandırabilirsek, bir konudaki önceliklerimiz ve karar verme mekanizmalarımızda temel değişiklikler olacaktır” ilkesi ile hareket etmektedir. Ecoliteracy merkezleri, eğitim yoluyla sürdürülebilir yaşamı sağlamaya adanmıştır.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version