Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Dünya`dan Planlama

Şehirler Gezegeni Kurtarabilir mi?

Çeviri: Pınar ÖZBAY

Witold Rybczynski - Slate Magazine

 (Parantez içi açıklamalar yazara aittir.)

Bilim adamları şüpheci, Plancılar umutlu, Hollandalılar ise pragmatik…

Yeşil Kentleşme (Green Urbanism) kitabının yazarı, Virginia Üniversitesi profesörü Timoty Beatley'e göre Amerikan şehirlerindeki kişi başı karbondioksit emülsiyonu Avrupa Şehirlerindekine göre iki kat daha fazladır. Bu durum Avrupa Şehirlerinin daha yoğun, evlerin daha küçük, Avrupa halkının toplu taşıma araçlarını kullanmaya daha eğilimli olduğu göz önüne alındığında şaşırtıcı olmamaktadır. Dolayısıyla (biz) Amerikalılar karbondioksit yayılımını anlamlı şekilde azaltmak istiyorsak yenilenebilir alış veriş poşetleri kullanmak ve kola tenekelerini dönüştürmekten daha fazlasını yapmamız gerekmektedir. Pensilvanya Üniversitesindeki "Petrol Çağının Ardından Kentsel Tasarım" başlıklı konferansta küresel ısınma problemi ve mevcut çözümler arasındaki kopukluk vurgulanmıştır.

Problem basitçe ortaya konmuştur; 1950 yılında küresel karbondioksit emisyonu yıllık altı milyar tondur. Nüfus artışı, kentleşme, refahın artması ve dünya genelinde yoğun sanayileşme sonucu 2008 yılında bu rakam beş katına çıkarak yıllık 30 milyar tona ulaşmıştır. Emisyonu azaltmak için hiçbir şey yapılmadığı taktirde bu rakam 2058 yılında 60 milyar tona çıkacaktır. Bu nedenle etkisi zaten hissedilmeye başlanmış olan küresel ısınmanın şiddetini azaltmak ve bırakın süreci geri çevirmeyi sadece bugünkü seviyede kalmasını sağlayabilmek için bile zorlayıcı (yaptırımcı) tedbirlerin alınması zorunludur. Mesela kömürle çalışan termik santrallerin sayısını azaltmak için ABD'nin nükleer kapasitesini iki katına çıkarmak gerekmektedir. Araçların (yarattığı karbon) emisyonunu(egzos gazını) azaltmak için ya Amerikalılar`ın her yıl gittikleri yolu yarı yarıya azaltması ya da araçların iki kat daha randımanlı olması gerekmektedir. Binalar (ise) elektrik kullanımını %25 azaltmalıdır.

Pensilvanya Üniversitesi’ndeki Konferansta (metnin devamında Penn Konferansı olarak geçmiştir) farklı konuşmacılar şehirlerin tasarlanması ve binaların yapımı hakkında büyüklü küçüklü değişimler önerdi. Bilim adamları sert tutumlu ve hatta nerdeyse ürkütücü; planlama danışmanları ise otoriter ve kendinden emin. Rüzgar çiftlikleri ve güneş tarlaları* (güneş panelleriyle enerji üreten çiftlikler), yeşil çatılar* (green roof: eko çatı, bitkilerle kaplı çatı), uzun menzilli toplu taşıma araçları ve geniş çaplı su geri dönüşümü sistemleriyle yeni karbon-nötral şehirleri tanımladılar. Power Point sunuşları büyüleyiciydi. Tasarlanan projelerin çoğu Körfez Ülkelerinde bulunmakta olup mevcut ekonomik koşullarda projelerin çoğu korkarım ki beklemeye askıya alınmış.

(Toplantıda) sıklıkla kullanılan "holistik"(bütüncüllük) kelimesi bir şeyi, diğer şeylere nasıl etki edeceğini bilmeden değiştiremeyeceğimizi ifade eder. Ancak şehirler bu şekilde gelişmemiştir. Geçmişte şehir hayatını geliştiren teknolojiler (gazlı aydınlatma, basınçlı su sistemleri, elektrik, tramvaylar, asansörler) birbirinden bağımsız olarak, her biri kendi teknolojik programlarına göre ortaya çıkmıştır. Bu özerklik, büyük ölçüde endüstri çağının başarısı için ortaya çıkmıştır. Holistiğin diğer bir anlamı daha vardır, o da bütün değişkenleri hesaba katarsak geleceği kontrol edebileceğimizdir.  Ama her teknolojinin her zaman öngörülemeyen sonuçları olmuştur. Örneğin atla çekilen omnibüslerin yerini alan tramvaylar sadece daha hızlı değil üstelik dikkate değer şekilde daha temiz oldukları gibi aynı zamanda banliyölerin genişlemesini de teşvik etmiş, yol kenarlarında ticari bantların gelişmesi mümkün kılmış ve eğlence parklarının yaratılmasını sağlamıştır. Yeşil teknolojilerin de benzer şekilde öngörülmeyen sonuçları olacağı söylenebilir.

Yeşil kentleşme hakkında beni düşündüren diğer şey;  eğer önümüzdeki ekonomik darboğaz boyunca (30'lardaki büyük buhran döneminde bütün inşaat faaliyetleri durdurulmuştu.)  yeşil kentleşmeye uygun binalar yaparak, yeni şehirler yaratıp, eskileri dönüştürmeye başlasak bile bu sürecin on yıllar alacağıdır. Diğer yandan 2008 yazında petrol fiyatlarındaki artışlarının Amerikan halkının araç sürme alışkanlıklarını keskin şekilde değiştirmesi, insanların tüketim alışkanlıklarında çok hızlı değişimler olabileceğinin kanıtıdır; daha az araba kullanmak, daha çok yürümek, termostatı ve ışıkları kapatmak vb. Evet, tabi ki şehirleri inşa etme ve planlama biçimimizi değiştirmeliyiz fakat  kısa erimde daha etkili bir çözüm olarak yaşam biçimimizi değiştirmeliyiz.

Penn Konferansındaki plancıların çoğu teknolojik önlemleri vurguladılar, ancak konferanstaki bazı bilim adamlarının da söylediği gibi küresel ısınmanın zaten geri dönülmez bir noktaya vardığı düşünülürse, koruyucu önlemler, en az beklenen deniz seviyesi artışlarına karşı alınacak önlemler kadar önemlidir. Bu bağlamda, ilginç bir haber Hollanda’dan geliyor: Hollanda Parlementosu insan yapımı büyük bir adanın yapılması çalışmaları için kıyı komisyonu kurulmasını önerdi.  31 mil uzunluğundaki ada 274.000 acre  (yaklaşık 110 ha) tarım ve yerleşim alanı sağlayacak. Şeklinden dolayı "Lale Adası" ismini alacak ada aynı zamanda dalga kıran*  olarak da işlev görecek. Deniz seviyesi altında kalan topraklarını yüzyıllardır korumayı başaran Hollandalılar, yükselen deniz seviyesinin tedirgin edici boyutlara ulaştığı dikkate alınırsa kömür madenindeki kanaryalar** gibidir. Diğer kıyı şehirlerinin- ki büyük şehirlerin çoğu deniz kenarındadır- bunu dikkate almaları gerekmektedir.

*Metnin orjinalinde "storm-surge barriyer" olarak geçmektedir ancak terimin Türkçe'de tam karşılığı bulunmamaktadır, yeni bir kullanım üretmek haddimizi aşmaktadır ama sadece bir fikir oluşturmak ve metnin anlam akışını bozmaması için "dalga kıran" sözcüğü kullanılmıştır. İncelenen örneklerde "storm-surge barrier"lerin sadece fırtına anlarında kapanarak dalgayı yavaşlatan, ama tam anlamıyla bir set oluşturmamasıyla diğer zamanlarda su akışını önlemeyen bir yapısı olduğu gözlemiştir ancak bu genellemenin incelenen örneklerle sınırlı olduğu unutulmamalıdır.

**Kanaryalar çok da uzak olmayan bir geçmişe kadar madencilikte bir erken uyarı sistemi olarak kullanılmışlardır. Madenlerde bulunan karbon monoksit ve metan gibi toksik gazlar madencilere zarar verecek bir boyuta gelmeden önce kanaryaların ölmesine sebep olduklarından, gerek ötüşlerinin kesilmesi gerek ölmeleri madendeki havanın tehlikeli hale geldiğini gösteren birer işaret oluyordu. Bu kullanımın deyimleşmesi 1987 yıllarına rastlar, ve genellikle yaklaşan kriz koşullarını önceden görmemizi -kimi kez hayatı pahasına- sağlayan şeyler için kullanılır. Yazarın Hollandalıların yaşadığı deneyimi 'Kömür Madenindeki Kanaryalar' a benzetme sebebi bir yandan iklim değişimleri karşısında etkilenecek ilk bölgenin burası oluşu iken, bir yandan da bu yöntemi ilk olarak deneyecek Hollandalıların yaşayacaklarının onları izleyecekler için bir yol gösterici olacak olmasıdır.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version