Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

İstanbul Çevre Düzeni Planı Hakkında Söyleşi

İstanbul İl Çevre Düzeni Planı`nın iptal edilmesinin ardından, İBB ve İMP yetkililerince önce TMMOB`ye bağlı odalar, ardından da tüm ilçe ve ilk kademe belediyeleri ile yeni hazırlanan Çevre Düzeni Planı ile ilgili toplantılar yapıldı. Planlama.Org olarak bu toplantılara katılan TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Tayfun KAHRAMAN ile hem iptal edilen, hem de yeni yapılan plan üzerine bir söyleşi yaptık.

 

 

 Planlama.Org: Bilindiği üzere,  İstanbul İl Çevre Düzeni Planı, 8 oda olarak oluşturduğunuz dava metni sonucunda, İnşaat Mühendisleri Odası`nın davası ile iptal edildi. İptal gerekçesi ise planın üretim süreci üzerine oldu ve plan usul yönünden iptal edildi. Bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyiz?

 

Tayfun Kahraman: Evet, plan askıya çıktığı, ilan edildiği süreçte TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu’na bağlı Şubeler tarafından ortak itirazların hazırlanması ve itirazların reddi halinde ortak dava açılması kararı alındı. Bu süreç sonrasında da, Odaların itirazlarına cevap verilmediğinden ortak dava metni ile 8 Oda tarafından söz konusu plan yasal süresi içinde dava konusu edildi. Davaların sonuçlarına bakarsanız, İstanbul 2. No’lu İdare Mahkemesi tarafından ilk olarak TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’nca, sonrasında ise TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’nca açılan davalarda yürütmeyi durdurma kararı verildi. Fakat bu kararların İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nce bozulması ile süreç yine başa dönse de, İstanbul 2 No’lu İdare Mahkemesi’nin gerekçeli kararı değişmedi ve Mahkeme, yürütmeyi durdurma kararı üst mahkemece bozulduktan sonra nihai kararı ile planı iptal etmiş oldu. Bir anlamda biz Odalarda ortak bir dava açmak yerine davaları ayırarak iptal kararı sürecini hızlandırmış olduk.

Fakat burada dikkat çeken sizin de sorduğunuz gibi, Mahkemenin, vermiş olduğu kararda esasa girmeden usulen planı bozması oldu. Gerekçeli karara baktığınızda, Odaların öncelikle savunduğu usule ilişkin argümanları değerlendiren Mahkeme, Odaları haklı buldu. Buna göre, planda imzası bulunan plan müelliflerinin yetkisiz oldukları, Çevre ve Orman Bakanlığı ile imzalanan protokole aykırı işlem yapıldığı ve yapılan ihaleye aykırı işlemler düzenlendiğini tespit eden Mahkeme, planı içerik bakımından inceletmeden iptal kararını verdi. Tabi ki, burada içerik incelemesi sürecine girilmemesi, Odalarımızın planın içeriğine ilişkin yaptığı değerlendirmelerin yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Bu değerlendirmeler Mahkeme tarafından incelemeye alınmadan planın iptali kararı verilmiş oldu ki planın içeriğine ilişkin değerlendirmeye girilmesi durumunda mahkemenin bir bilirkişi heyeti ataması gerekiyordu. Böyle bir incelemeye gerek kalmadığından bilirkişi heyeti atanmamış ve Odaların içeriğe ilişkin değerlendirmeleri incelenmemiş oldu.

Şimdi Büyükşehir Belediyesi tarafından bu kararın temyize yollanması ve temyiz sürecinde Danıştay 6. Dairesi tarafından bir karar verilmesi bekleniyor. Yani dava süreci hala bitmiş değil. Zaten Büyükşehir Belediyesi de bildiğiniz üzere yeni plan sürecine girdi ve bu davayı çok fazla zorlama telaşında olmayacaktır.        

 

Planlama.Org: İMP yetkilileri, iptal edilen İstanbul İl Çevre Düzeni Planı, planlama süreci içerisinde, sizlerin (STK ve Odaların) plan sürecine katıldıkları yönünde görüş bildirdi. Siz gerçekten de planın üretim sürecinde aktif olarak bulundunuz mu?

 

Tayfun Kahraman: Öncelikle şunu ortaya koymak gerek; şehir plancıları olarak planın üretim sürecine başlanmadan, İMP’de plan çalışmasını yürüten ekibin başında bulunan hocalarımız ve meslektaşlarımızın Odamızı ziyareti ve plan sürecine ilişkin görüş almaları üzerine, kendilerine şu söylendi: İstanbul’un bu plana, İstanbul’un yapılaşma baskısını bertaraf edecek ve gelişmesini yönlendirecek bir plana ihtiyacı var ve bunu meslektaşlarımızın yapması sürecinde Odamızda elinden geldiğince destekçi olacaktır.

Fakat daha sonrasında sektör gruplarının düzenlediği bir iki toplantı dışında bir plan toplantısına katılmamıza ilişkin bir çağrı almadık. Yani plan üretim sürecinde plana müdahil olarak plana ilişkin bir söz söyleme fırsatı bulamadık. Bu anlamda, Odamız olması gerektiği şekilde, yani üretim sürecinin başından sonuna kadar plan hazırlıklarında katılım sağlayamadı. Bu anlamda ne yazık ki, yetkililerin katılım sağlandığı yönündeki açıklamaları yanlış. Sonrasında ise, sonuç ürün ortaya çıktığında yani plan bitiminde, İMP yöneticileri Odamızı bir toplantıya davet ederek planı aktardılar. Plandan ve içeriğinden de ilk olarak orada haberdar olduk. Bu toplantı sonrasında da, yine Odamız tarafından meslek alanımıza ilişkin sorumluluklarımız gereği üzerine düşen görevi yerine getirilerek, toplantı sırasında teslim edilen öneri plan ve plan notları üzerine çalışmalar gerçekleştirildi. Bu çalışma sonrasında da, plana ilişkin Odamız değerlendirmelerini içeren kapsamlı bir rapor toplantıdan bir ay sonra kendilerine teslim edildi. Fakat sunulan öneri plan ile askıya çıkarılan planları karşılaştırdığımız da, Odamızca hazırlanan rapor çalışmasının da bu süreçte dikkate alınmadığını ve değerlendirmelerin göz ardı edildiğini gördük. Ne yazık ki, İstanbul’un üst ölçekli plan ihtiyacını öncelikle dillendiren ve böyle bir planın yapımını savunan biz şehir plancıları olsak da, İstanbul kentine ve İstanbullulara karşı sorumluluklarımız gereği, planın olumsuzlukları nedeniyle, planı dava konusu edenler de ilk biz olduk.

 

Planlama.Org: Takip ettiğimiz kadarıyla İMP, iptal edilen 100 bin plan sürecinden sonra 25 bin çalışmalarını da yaptı. Bu sürece katıldınız mı peki?

 

Tayfun Kahraman: Esasında, İMP’de 100 bin plan hazırlıkları tamamlandıktan ve plan askıya çıktıktan sonra da süreç devam etti. Sizin de belirttiğiniz gibi bir alt ölçek olan 25 bin planların üretilmesi sürecine geçildi. Fakat ne yazık ki, bu plan üretim sürecinde de 100 bin plan da olduğu gibi bizlerin katılımlarını sağlamak üzere bir çalışma yapılmadı. Bu süreç planlar askıya çıkarılmadığından ve dayanağı olan 100 bin ölçekli plan iptal edildiğinden fiili olarak plan çalışması bitmiş olsa da, hukuki olarak hala devam etmekte. Fakat Odamızın yine planın içeriğine ve yapımı sürecine ilişkin bir katılımı bulunmamakta.  

 

Planlama.Org: Neticede, iptal edilen 100 bin plan, iptal edilmese dahi revize edilecekti. Hem 25 bin planlar açısından, hem de TRAKAP (1/100 bin ölçekli Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı) ile uyumlulaştırma sürecinde… Geçtiğimiz günlerde odalar olarak revize edilmiş plan hakkında bir toplantıya katıldınız; size ne aktarıldığından bahsedebilir misiniz?

 

Tayfun Kahraman: Kadir Topbaş bu süreci, 100 bin planın iptali kararı ile birlikte, “biz zaten bir b planı hazırlıyorduk” şeklinde açıkladı. Fakat baktığınızda, İstanbul’un gelişimine yön verecek stratejik bir plan olması gereken 100 bin ölçekli plan bir arazi kullanım planı şeklinde hazırlandığından, alt ölçek planlar hazırlanırken yapılan değişiklikler nedeniyle zaten bir revizyon geçirmek zorundaydı. Fakat Sayın Topbaş bu mecburiyeti, kamuoyuna kendilerinin öngörüsü ve hazırlığı olarak ilan etti. Tabi ki bir de yine İMP bünyesinde yasal olarak yetkili olmamalarına rağmen hazırlanan 100 bin ölçekli Ergene Havzası planı var. Bu planın hazırlanma sürecinde yapılan değişiklikler de 100 bin ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni planının revizyona gitmesi ihtiyacını doğurdu. Bu plana ilişkin de Odamız tarafından ortaya konan birçok çekince var. Hatta bu çekincelerimiz geçtiğimiz yıl yapılan Havza Planları gündemli Kırsal Alan Planlaması Semineri’nde de çokça tartışıldı. İstanbul’un tüm ağır ve kirletici sanayisinin bu havza alanına taşınmasını öngören bu plan da, ne yazık ki, tüm olumsuzlukları ile orada duruyor ve İstanbul’un Çevre Düzeni Planı da bu plan kararları doğrultusunda yeniden şekilleniyor.

Sorunuza geri dönersek, evet, geçtiğimiz hafta İMP’de revize edilmiş planın anlatıldığı bir toplantıya katıldık ve bize yine nihai ürün anlatıldı. Bizler de daha öncesinde elimizde hiç bir veri olmadığından yalnızca dinleyici konumda toplantıya katılmış ve sunuşu izlemiş olduk. Toplantı da edindiğimiz ilk izlenim, Odaların daha önce söyledikleri ve iptal kararını oluşturan usul yanlışlarından biri olan planın yetki dışında onaylandığı savının kabul edilerek, planın belediye bünyesinde Şehir Planlama Müdürlüğü tarafından hazırlandığı oldu. Planın içeriğine baktığımızda da, planın revizyonu sırasında ana kararlar bağlamında çok büyük bir değişiklik yapılmadığı görüldü. Planın nüfus projeksiyonu ve ana kullanım kararları anlamında önemli bir değişiklik olmadığını gözlemledik.

Fakat revizyon çalışmasında da, katılım anlamında aynı hataların yapıldığını ve Odaların görüşlerinin nihai ürün ortaya konduktan sonra alınmak istendiğini bir kez daha belirtmek gerekir.     

 

Planlama.Org: Planlama Sürecine katılamadınız yani…

 

Tayfun Kahraman: Buna, bir şehir plancısı olarak, gönül rahatlığı ile evet demek isterdim. Fakat ne yazık ki, planlama sürecine katılım sağlayamadık. Sanırım Türkiye’de bu kültürün yerleşmesi yani planın tamamen seçilmişlerin siyasi çerçevesinde belirlenmesi alışkanlığını terk etmemiz çok zor olacak. İstanbul 1/100.000 ölçekli İl Çevre Düzeni Planı da bize gösterdi ki, ne meslek örgütlerimiz olan Odalar ne de orada birebir emek harcayarak plan yapım sürecinde çalışan meslektaşlarımız, plan üretiminin en kritik ve belirleyici noktasında, karar üretim aşamasında sürece müdahil olamadılar ve süreç yine siyasilerin masa başında aldıkları kararlar ile şekillendi.

 

Planlama.Org: Peki, sonuç itibari ile iptal edilen 100 bin plan ve hiç onaylanmamış 25 bin planlar var elimizde; oldukça da uzun bir süreç yaşandı. İstanbul bu süreçte neler kazandı, neler kaybetti?

 

Tayfun Kahraman: İstanbul, planlama açısından bakıldığında, epey uzun zamandır hali hazırda kaybeden durumunda. Biliyorsunuz, 1995 yılında bir üst ölçekli plan denemesi oldu ve plan mahkeme kararı ile iptal edildi. Biz bugün hala İstanbul'un yürürlükteki üst ölçekli planı dendiğinde 1980 yılında Nazım Plan Bürosu tarafından yapılan plandan bahsediyoruz. Bu planın bugün hiç bir geçerliliği kalmadı, bu süre içinde İstanbul'a biçilen rolden tutun da İstanbul'un yayılma politikasına - ki bunun olduğu tartışılır, bence hiç olmadı- kadar her şey yeniden yazıldı. Bu plan yapılırken köy olan yerleşimler şu anda ilçe statüsü kazandılar.

Bu anlamda, İstanbul üst ölçekli plan eksikliği nedeniyle bugüne kadar çok kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. Belki de bu durum, son günlerde sıkça plan değişiklikleri ve parçacıl planlar yapma isteminde olduklarını gösteren kent yöneticilerinin hoşlarına gidiyor. Fakat, bu kentin bütüncül bir plana ihtiyacı bugün herkes tarafından kabul görmekte ve yapılması gereken de İstanbul'da aklıselimi arayan bir plan çalışması yapmak ve uygulanabilirliğini sağlamak. Fakat böyle gerçekleşmiş bir sürecin ürünü olan bir plan da, biz Şehir Plancıları olarak memnun olsak da, vatandaşlar tarafından dava konusu edilerek iptal edilebilir. Baktığınızda iptal edilen plana ilişkin vatandaşlar tarafından açılan davalar olduğunu da görüyorsunuz. Bu, hukuki bir mücadele ve herkes kazanımları için hukuka başvurabilir. Fakat davacı şehir plancıları da olsa, vatandaşlar da olsa, sonuç genellikle belirsizlikler oluyor ve İstanbul bu süreçte kaçınılmaz olarak kaybeden oluyor.

Bu anlamda, en başta bir arazi kullanım planı halinde sunulması yanlış olan, 1/100.000 ölçekli planın bir gelişme ve politika tariflediği takdirde İstanbul için başarılı olacağını kabul etmek gerekir. Arazi kullanım kararları üreten bir plandan çok strateji ve politika belirleyen bir plana ihtiyacımız var. Bu ihtiyaca cevap verilebildiği ölçüde dava sayısının da azalacağı düşüncesindeyim. Aksi durum yine İstanbul'un kaybeden olma durumunu sürdürmesi anlamına gelir ki İstanbul'un bu durumu daha ne kadar kaldırabileceği aşikar.

 

Planlama.Org: Sonuç itibari ile İstanbul`da sürekli kötüye giden kentsel gelişmeler var. TMMOB Şehir Plancıları Odası bir hakem olarak ne önerir? Sadece katılım mı diyeceksiniz?

 

Tayfun Kahraman: Öncelikle şunu söylemek gerek meslek odalarının birer hakem olması gibi bir tanımlama yanlış anlaşılmalara neden olabilir. Şehir Plancıları Odası ve diğer meslek odaları taraflar arasında uzlaşı arayışında olan kurumlar olduğu kadar, aynı zamanda gereğinde taraf olan kurumlardır. Bizler sürekli olarak meslektaşlarımızın da görüşlerini alarak doğru olanı arıyor ve doğru olandan yana taraf oluyoruz. Bu anlamda plan çalışmaları karşısında bizlerin pozisyonu hakemliğin yanında, meslek alanımıza karşı sorumluluklarımız gereği doğru olandan yana taraf olmak olarak da anlaşılmalı.

Geçtiğimiz ve iptal edilen 100.000 ölçekli plan çalışmasında da olduğu gibi öncelikle “şehir plancıları olarak biz bu planı nasıl değerlendiriyoruz?” sorusuna cevap arandı. Bu soru ile oluşan tartışma sürecine katılan tüm şehir plancıları arasında sorunun cevabını aramaya ve sonrasında Odamız görüşünü oluşturmaya çalıştık. Oda görüşünü oluşturduktan sonra da bir taraf tutarak plana ilişkin argümanlarımızı ortaya koyduk.

Yeni plan çalışması içinde bu süreç farklı olmayacak, yani yine tüm şehir plancılarının katılımı beklenen bir süreçte bu tartışmalar yapılarak, Odamızın tavrı ve görüşü belirlenecek. Aksi durum, yani bilimsel gerçeklerden ve tartışmadan uzaklaşarak bir tavır almak, meslek odamızın kuruluşundan bu yana üstlendiği kentlerimize ve kentlilere karşı sorumluluklarımızı göz ardı etmemiz anlamına gelir.

Bu duruşumuz, İstanbul'da bahsettiğiniz sürekli kötüye giden kentsel gelişmeler karşısında da bir değişiklik göstermiyor. Örneğin katılım dediniz, katılım bu süreçlerde girdi olarak kullanılabilecek araçlardan yalnızca biri. Tabi ki hangi kurum bir konuda biz şehir plancılarının katılımını sağlamak isterse biz orada yer alırız.

Fakat bunun tersi de gerçekleşmekte, örneğin Galataport ve Tarlabaşı panellerinde projeleri onaylayan kurumların yerine, katılım mekanizmasını Oda olarak biz açığa çıkarmaya çalıştık. Diğer bir örnek kentsel dönüşüm projeleri, mahalle sakinleri ve ilgili kurumlar arasında bazen bahsettiğiniz şekilde hakem bazen de taraf olarak, çağırılmasak da, katılımcı olduk. Keza iptal edilen 100.000 sürecinde de üyelerimizin büyük destekleri ile hazırladığımız çalışma raporumuz böyle bir sürecin ürünüdür. Kurumlar bizden böyle bir rapor talep etmese de biz şehir plancıları olarak böyle bir çalışma yapma gereği duyduğumuz için bu ürünü ortaya koyarak, kurumlarla paylaştık.

Yani son olarak şunu söylemek gerek, İstanbul'un gün geçtikçe karmaşıklaşan ve büyüyen kentsel sorunlarına karşı yapabileceğimiz sadece katılım beklendiği zaman ortaya çıkarak gözlemci olmak değildir. Bizlere, meslek insanlarına, düşen görev bu sorunlara karşı süreci başından sonuna kadar takip ederek masada olmaktır. Bu sorunların sadece 100 bin ölçekli plan ile çözümleneceğini düşünmek de hayalperestlik olacaktır. İstanbul'u, her ne kadar zor da olsa bir bütün tabloda, tüm girdileri ile birlikte, 1/1000 ölçekli uygulama planlarından, 1/100.000 il çevre düzeni planlarına kadar bir bütün halinde görmek gerekir. Böyle bir yetenek kazanıldığı zaman, İstanbul'un sürekli kötüye gittiğini söylediğimiz kentsel gelişme eğiliminde düzelme görülebilecektir. Bizlere düşen görev de, meslek insanları olarak bu kurgu içerisinde sürece müdahil olmaktır.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version