Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Çarşamba Seminerlerinde bu hafta: Türkiye'de Gecekondulaşma Serüveni 1940-2000

Türkiye'de Gecekondulaşma Serüveni 1940-2000: Yasalar, Haberler, Anlatılar, Olgular – Şükrü Aslan

Semineri Özeti

 Editörler: Merve AKI, Albeniz T. EZME, Kumru ÇILGIN

Çarşamba Seminerlerinin 22 Nisan 2009’daki konuğu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü’nden Öğr. Gör. Dr. Şükrü Aslan Hocamız oldu. Türkiye'de Gecekondulaşma Serüveni 1940–2000: Yasalar, Haberler, Anlatılar, Olgular adlı seminerde, gecekondulaşma süreci, nerede ve nasıl başladığı, sürecin aktörleri ve sürece yönelik çıkartılan yasalar üzerine bilgilendirici bir konuşma gerçekleşti.

Araştırma Yöntemi Üzerine...

Şükrü Aslan konuşmasının ilk bölümünde gecekondu konusu üzerine araştırma yapmaya karar verdiğinde ilk olarak kaynak taraması yaptığından bahsetti ve öncelikli okumalarını Birsen Gökçe, Faik Akçay, Kemal İnal, Mustafa Sönmez, Sema Erder ve Tansı Şenyapılı olarak sıraladı.

Seminere konu olan çalışmasıyla ilgili olarak bir gazete taraması yaptığını belirten Aslan, 1949 senesinden başlayarak 1980’li yılların ortalarına kadar yayınlanan gazete haberlerinden bir seçki yaptığını ve bu seçkinin bir bölümünü seminerin sonlarına doğru dinleyiciler ile paylaşacağını belirtti. Gazete taramaları sonucunda elde ettiği bilgilerin kendisini yeni araştırma alanlarına yönelttiğinden bahseden konuşmacımız bir diğer araştırma yönteminin de sözlü tarih olduğunu söyledi. Bu kapsamda gecekondulaşma sürecinde yer alan aktörlerle konuşan Aslan çalışmasının yöntemine dair açıklamalarını şöyle sürdürdü; “Hem gecekondu yapan hem de gecekondu arsasını satan aktörler ile görüştüm. Bunlarla yaptığım söyleşilerden ilginç bilgiler çıktı. Daha sonra Belediye kaynaklarını taradım. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi yayınlarını taradım. Gecekondu meselesine İstanbul Büyükşehir Belediyesinin nasıl baktığını dönemsel olarak anlamaya çalıştım.” dedi.

Bir sonraki aşamada ise, merkezi yönetimin Türkiye’de gecekondu meselesini nasıl ele aldığını incelediğini ve çıkan yasaları değerlendirdiğini belirten Aslan, özet olarak gecekonduların kent mekânına yerleşme sürecinde pek çok aktörün rolü olduğunu belirtti. “İlk aklıma gelenleri sıralayacak olursam:

·                    Gecekonduyu yapan,

·                    Arsayı satan,

·                    İnşaat malzemelerini satan

·                    Kamu görevlileri (yani Belediye Başkanları, zabıtalar vs.),

·                    Muhtarlar,

·                    Güvenlik kurumları (Jandarma ve Polisler) kimi zaman yaparak, kimi zaman yıkarak, kimi zaman ise göz yumarak bu aktörler arasında yerini almaktadır.”

“Gecekondunun kent mekanına dahil olma biçimi bu aktörler arasındaki ilişkiler üzerinden gerçekleşiyor. Bugün ise gecekonduyu kent mekânından tasfiye etmeye çalışırken iktidar ve yerel yönetim bütün bu aktörlerden bir tanesini, yani gecekondu sahibini, gecekonduda oturanı seçerek onun üzerine giden bir politika uyguluyor.” Bu durumun gecekonduyu yapan ile tasfiye etmek isteyen arasında bir gerilim yarattığını belirten Aslan, anlatacağı hikâyenin bu gerilimi doğrular, destekler bilgiler içerdiğini belirtti.

Gecekondulaşma Ankara’da 1930’larda, İstanbul’da 1940’larda Başlamıştır...

 “1940’lı yıllar gecekondu literatüründe gecekondu yapımının başladığı dönem olarak gösterilir. Aslında gecekondulaşma Ankara’da 1930’lu, İstanbul’da ise 1940’lı yıllarda başlıyor. Ankara’daki gecekondulaşma tam olarak Ankara kent planında yapılması öngörülen Amele Mahallesi içinde ve çevresinde başlıyor. Zaman içinde Amele Mahallesi gecekondu mahallesi oluyor ve kent çapında yaygınlaşıyor (özellikle Altındağ ilçesinde)… İstanbul’daki ilk gecekondular ise Kazlıçeşme de yapılıyor. Ankara ve İstanbul’da yapılan gecekondular arasındaki fark ise; İstanbul’daki gecekondularda ikamet edenlerin hatırı sayılır bir bölümünün balkan göçmeni, Ankara’daki gecekondularda ikamet edenlerin tamamına yakını ise Ankara ve çevresinden (Ankara’nın değişik ilçelerinden ve çevresindeki şehirlerden) gelen, göçmenler olmalarıdır.” Şükrü Aslan gecekondulara yönelik klasik algının “köylü göçmenler gecekondu mahallelerini kurdu” şeklinde olduğunu belirttikten sonra Kazlıçeşme’de bundan farklılaşan bir durum olduğunu açıkladı. “Faik Akçay’ın bir araştırmasında, Kazlıçeşme’deki gecekondularda ikamet eden her dört aileden birinin balkan göçmeni olduğunu belirtir.”

 

‘Büyükşehirlerimizde önemli sorunlardan biri mesken meselesidir. Çözüm ise devlet kaynaklı olacaktır.’

 

Gecekondulaşma sürecine hükümetin bakış açısını dönemsel olarak aktaran Şükrü Aslan, gecekondulaşma ile beraber çıkartılan yasaları ele aldı ve ilk yasanın 5218 sayılı yasa olduğunu ve 1948 yılı Haziran ayında Ankara için çıkarıldığından bahsetti. Ancak çok geçmeden meselenin tüm Türkiye’yi kapsadığı düşünülerek sadece bir ay sonra Temmuz 1948’de 5228 sayılı yasanın çıkarıldığını ve Ankara örneği üzerinde ön görülen tedbirlerin ülke geneline yayıldığını ekledi. “Bu dönemde temel vurgu yasalarda ve basında Mesken Meselesidir. İktidarın yaptığı tespit de böyledir: ‘Büyükşehirlerimizde önemli sorunlardan biri mesken meselesidir. Çözüm ise devlet kaynaklı olacaktır.’ Bu sosyal devlet anlayışına da uygundur… 1950’li yılların başında 5228 sayılı yasa ile öngörülen çözümlerin yeterli olmadığı düşünülüyor. Konut yapımını daha fazla teşvik edecek, destekleyecek yeni bir yasa tartışması başlıyor. 1953 yılında yeni bir yasa çıkarılıyor: 6188 sayılı yasa. Bu yasa ile konut yapımı ciddi anlamda, iki şekilde destekleniyor:

1.      Yurttaşların konut üretme süreçlerini destekleyen bir dizi tedbir alınıyor: inşaat yaparken bütün vergilerden muaf olmak, binasını yaptıktan sonra on yıl süre ile emlak vergisi gibi vergilerden muaf tutulmak gibi. Ayrıca yasaya inşaat malzemelerine zam yapılmasını yasaklayan bir madde de ekliyorlar.

2.      Aynı zamanda belediyenin, iktidarın kendisi de ciddi bir biçimde konut üretiyor. Burada dikkatimi çeken ikinci hususu vurgulamak istiyorum, birinci husus mesken meselesi idi, bu durum alt gelir gruplarına, yani kentlerde yaşayan yoksullara yönelik bir mesele olarak görülüyor. Dolayısıyla gecekondu yapımını engellemek için belediyeler hızlı bir şekilde alt gelir gruplarına mesken üretiyorlar.”

Devletin ürettiği konutların kooperatiflere, işçi sendikalarına tahsis edildiğinden bahseden Aslan, Üsküdar’da, Mecidiyeköy’de bu tarz yapım ve tahsisler olduğunu ve buralardaki evlerin alt gelir grupları için bir tür lojman olarak kullanıldığını belirtti.

Gecekondu Ticareti ve Gecekondu Piyasası

Şükrü Aslan’a göre 1950’li yıllara ilişkin dikkat çekici bir saptama, Gecekondu Ticareti ifadesinin kullanılıyor olmasıdır. “Gecekondu ticareti benim çok önem verdiğim bir kavram, çünkü genellikle Türkiye’de gecekondularda kullanıcı ve yapıcı ayrışmasının 1980’lerde başladığı söylenir. Hâlbuki gecekondularda kullanıcı ve yapıcının ayrışması daha 1940’lı yılların sonlarında, ilk gecekondu deneyimlerinden itibaren görülür. Gecekondu tüccarları kavramı bunu anlatır. Üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Çünkü başta da belirttiğim gibi bize gecekondu sürecinin farklı aktörlerinin olduğunu gösterir… Her yerde bir gecekondu piyasası oluşur. Buralarda hazine arazilerini parselleyen ve ihtiyaç sahiplerine dağıtan, satan gruplar ve kişiler vardır. Bu gruplar ve kişiler aynı zamanda o bölgenin kamu yöneticileri ile temasları olan insanlardır. Bunlar spor kulüplerinde, derneklerde buluşurlar. Bu kişilerin hazine arazilerini parselleyip satmalarına yukarıdan bir müdahale olmaz. Bu ilişki içerisinde elde edilen rant yine aynı ilişkiler üzerinden dağıtılır. Bu ilişkiler içerisinde kentte gecekondulaşma süreci hızla devam eder. Bizim hep vurguladığımız, ‘kamu buna seyirci kaldı’ dediğimiz durum budur. Kamu burada seyircidir ama bu seyircilik kamunun olaydan haberdar olmadığı anlamına gelmez. Kamu olaydan haberdardır fakat sanayileşme gibi diğer bazı faktörlerin yanı sıra böyle bir ilişkiler zinciri vardır. Bu sebeple de gecekondu piyasası ve gecekondu tüccarları lafı, ki bu o dönemin gazetelerinde yer alıyor, çok çok önemlidir.”

1940’lardan başlayarak gecekondu yıkımlarının şahıs ve vakıf arazilerini kapsadığını belirten konuşmacımız bu yıkımların özellikle hazine arazisi dışındaki arazileri hedeflediğini vurguladı. Bu durumunda kamunun gecekondulaşmadaki rolü açısından üzerinde düşünülmeye değer olduğunu belirtti.

1960 Darbesi, ‘Gecekondu yapımı yasaklanmıştır.’

“1960’lı yıllara geldiğimizde biliyorsunuz askeri darbe gerçekleşiyor. Askeri darbe olduğunda bu toplumsal meseleler askeri zihniyet ile ele alınıyor. 1960 askeri darbesinin kararlarından biri şudur: ‘Gecekondu yapımı yasaklanmıştır.’ 1980 darbesi gerçekleştiğinde de buna benzer kararlar alınmış, hatta buna dair bir MGK bildirisi çıkartılmıştır. 1960 darbesinden sonra gecekondu yapımı askeri yönetimin kararıyla yasaklanmıştır. Bu askeri bir karardır. Toplumsal nitelikler askeri yasalarla kanunlarla ortadan kaldırılamayacağına göre bir yere kadar etkili olmuştur. Daha doğrusu fazla etkili olamamıştır.”

 

 

775 sayılı ‘Gecekondu’ Kanunu

Şükrü Aslan konuşmasının devamında 1960’ların en önemli kanunun 775 sayılı gecekondu kanunu olduğunu belirtti ve bu kanun ile beraber gecekondu kelimesinin ilk defa resmi olarak kullanıldığını ekledi. “Daha önceki yasalar kamuya gecekondu kanunu olarak yansısa da gecekondu kavramı resmi olarak ilk kez 1966’da bu yasayla birlikte kullanılır. 775 sayılı kanun kendisinden önceki bütün kanunların içeriklerini alan, kapsayan bir yasadır. Mesken meselesinin çözümünü merkezi düzeyde ele alır. 775 sayılı yasa kendinden önceki yasaları hükümsüz kılan, alt gelir gruplarını mağdur etmeden çözümü tartışan olumlu bir kanundur.”

Gecekonduların Yasallaşması ve Gecekondu Yıkımları

Gecekonduların yasallaşmasının bu süreçte söz konusu olduğunu belirten Aslan, ilk yasallaşan gecekondu mahallesinin Kazlıçeşme, bugünkü adıyla Zeytinburnu olduğunu söyledi. Yasallaşan ikinci mahalle ise Taşlıtarla, yani Gaziosmanpaşa mahallesidir.

Sanayileşme ile gecekondulaşma arasındaki doğrudan ilişkilerin birçok araştırmada vurgulandığını belirten Aslan bunu en açık biçimde Erol Tümertekin’in İstanbul Kent Mekan adlı çalışmasında görebileceğimizi vurguladı. Fakat asıl vurgulamak istediği hususla ilgili olarak; “1966 yılında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a, İstanbul Belediyesi tarafından kentin sorunlarıyla ilgili verilen bir brifingde, dönemin Belediye İmar müdürü şu tespit ve öneride bulunur: ‘İstanbul’da sanayileşmenin gelişmesi, fabrika sayısının artması gecekondulaşmayı arttırmıştır ve eğer gecekondulaşmayı durdurmak istiyorsak fabrika yapımına bir sınır getirmek zorundayız.’ Resmi görüş içerisinden bu tespitin yapılmış olması hayli anlamlıdır.

1970’ler; Gecekondulaşmanın Hızlanması, Farklı Faktörlerin Etkisi ve CHP Kurultayı

“1970’li yıllara geldiğimizde gecekondulaşmanın diğer bütün dönemlere, 50’li ve 60’lı yıllara göre çok daha hızlı gerçekleştiğini görüyoruz. Bu durumu tetikleyen artık sadece sanayi ve göç faktörleri değildir, bunların dışında pek çok faktör vardır. Aynı zamanda kültürel faktörler de devreye giriyor. Kentin gecekondu mahalleleri, ikamet edenlerin çevreleri için bir tür çekim merkezi haline geliyor. Kentteki gecekondu nüfusu patlama noktasına varıyor. Mesela gazetelerde göreceğiz, sadece 15 günde 10.000 gecekondunun yapıldığını söyleniyor İstanbul için… Bunu tetikleyen asıl faktör ise o günlerde basında çıkan, “1976 yılı Mart ayına kadar yapılan gecekondular affedilecek” yönündeki bilgidir. Bu durum kentteki muhtar, bazı ilçe belediye başkanları ve diğer bazı kamu görevlilerinin de içinde yer aldığı hatta öncülük ettiği çok yoğun bir gecekondulaşmaya neden oluyor.”

“1970’li yılların gecekondu tarihi açısından diğer önemli bir özelliği de ilk kez bir “Gecekondu Kurultayı’nın toplanmış olmasıdır. 1976 yılı Nisan ayında İstanbul ve İzmir’de gerçekleşen iki kurultayı CHP gençlik kolları düzenliyor. İki kurultay’da da CHP genel başkanı Bülent Ecevit’in mesajları okunuyor. Bu kurultay sonucunda ortaya çıkan temel bulgu şudur: gecekondu mahalleleri yeteri kadar kamu hizmet alamıyor. Bunun da sorumlusu iktidardır. Dönemin iktidarı da Milliyetçi Cephe grup başkanı Süleyman Demirel, bütün eleştiri okları iktidara, dolayısıyla Süleyman Demirel’e yöneltiliyor. Muhtemel bir CHP iktidarında gecekondular, gecekondu olmaktan çıkacak ve “akkondu” haline gelecektir.”

Sosyalist grupların müdahalesi ile gecekondu kurultayı arasında ilişki olduğunu varsayabileceğimizi belirten Aslan, politik grupların müdahalesinin yeni gecekondu mahallelerinin inşasına yol açtığını belirtti: “1940’lı yıllardan beri gelen gecekondu piyasasının dışında yeni gecekondu mahalleleri inşa edilmiş, yani kamu yöneticilerine, muhtarlara, belediye başkanına danışmadan gecekondular yapılmıştır. Bu politika ya da pratik, iktidarın daha önce yapmadığı bir şeyi yaparak bu mahallelere yönelik müdahalelerde bulunmasına yol açmıştır ve ilk kez ölümle sonuçlanan bir gecekondu yıkımı olmuştur. 1977 yılında 1 Mayıs Mahallesinde 10 kişi öldürülmüştür. Bu bizim gecekondu tarihimizde daha önce hiç olmamış bir şeydir. Daha sonra da olmamıştır, yani tektir. Bunun sebebi bu mahallenin gecekondu piyasasına ve iktidara rağmen inşa edilmiş olmasıdır. 1970’li yılların ikinci yarısında İstanbul’da benzer başka mahaller de inşa edilmiştir. Gülsuyu ve Güzeltepe Mahalleleri bunlar arasında sayılabilir.”

1980’ler

1980’lerde yine bir askeri darbe yaşandığını ve buna bağlı olarak gecekondu meselesinin 1982 senesinde MGK tarafından çıkarılan 29. bildiri ile yasaklandığını belirten konuşmacımız, söz konusu bildirinin 1981 senesine kadar yapılan gecekonduları hedeflemediğini ancak 1982’den sonra yapılanları yasakladığını belirtti. “Aynı dönemde gecekondu affı olarak bilinen 2805 sayılı bir yasa çıkartılıyor. Bu yasaya 2 milyonun üzerinde kişinin başvuracağı tahmin edilirken 1,8 milyon kişi başvuruyor, sayı tahminden az olduğu için yasanın başarısız olduğu düşünülerek revizyona gidiliyor ve 2981 sayılı yasa yürürlüğe konuyor ve artık sadece gecekondu değil bütün izinsiz yapıların yasallaştırılmasının yolu açılıyor.”

Genel Özet

“1940’lardan 1990’lı yıllara kadar gecekonduya karşı tavır bir süreklilik gösteriyor: var olanı yasallaştırıyor, yenisinin yapımını engellemeye çalışıyor ama engelleyemediği ölçüde her aşamada fiilen kabul ederek bunun üzerine gitmiyor… 1980’li yılların şöyle bir farkı var. Gecekondu mahalleleri bütün kaçak yapıları kapsayacak biçimde genişletiliyor. Onlara yönelik bir yasa çıkarılıyor aslında yasallaştırma yoluyla çok büyük bir rant üretiliyor, o kentsel rant gecekondulularda dahil olmak üzere yeniden dağıtılıyor. “Burada benimsenen politika aslında neoliberal politika tercihi ile uyumludur. Devlet, artık kamusal yükümlülükleri bir yük gibi görüyor ve bunların çözümünü piyasaya havale ediyor. Konut meselesinde bunun ilk ve önemli örneğini de 1983 yılında dönemin İmar ve İskan Bakanının bir demecinde görebiliyoruz. Bakan, ‘devlet bütün işini bırakıp konut yapımıyla ilgilenemez, mesken üretmek devletin altından kalkamayacağı bir iştir’ diyor. Bu ifade 1948 yılında çıkarılan ilk yasadan başlamak üzere o güne kadar tüm yasalara damgasını vuran “mesken meselesi devletin işidir” anlayışından vazgeçmenin yolunun açıldığına işaret ediyor. 1990’lardan sonra artık gecekonduyu kent mekânından tasfiye etmeye çalışan yeni bir politika söz konusu oluyor. Ki bu neoliberal politik tercihlerin bir sonucu olarak ayrıca ele alınması gereken bir konudur. Bu dönemde gecekondu artık tüm toplumsal bağlamından soyutlanarak, itici bir imge olarak anlatılıyor.”

Seminer Çıkarımları

Şükrü Aslan, seminerin sonunda önemli noktaların altını çizmek amacıyla genel çıkarımlarını paylaştı.

1.                  “Gecekondu ticareti” ve “gecekondu piyasası” kavramları bildiğimizden daha eski dönemi anlatan kavramlardır. Bunlar, hem gecekondunun hangi toplumsal ilişkiler içerisinde inşa edildiğini göstermektedir hem de gecekondu kullanıcı ve yapıcısının daha en baştan ayrışmaya başladığını gösterir.

2.                  “Gecekondu Yıkımları” 1980’lere kadar esas olarak şahıs ve vakıf arazileri üzerinde yapılmış olanlara yöneliktir. Bu durum, kamunun, kamu arazileri üzerindeki hareketliliğe ve bu arazinin kullanımına dolaylı olarak onay verdiğini gösterir.

3.                  Gecekondu yasaları hep bir fiili olayın arkasından gelmiş, “mesken meselesinin çözümünde “temelde iyi niyetli hazırlanmış ama kentleşme, göç, sanayileşme gibi bir dizi faktörün etkisi yeterince hesaba katılmadan ele alındıkları için başarılı olamamışlardır.

4.                  Sanayileşmenin gecekondulaşma sürecini tetiklemesi, Türkiye’nin sanayileşme serüveninin de tıpkı gecekondulaşma gibi büyük ölçüde enformel ilişkiler içerisinde geliştiğine işaret eder.

5.                  Askeri darbeler ve yasalar emredicidir ama toplumsal ihtiyaçlar emirlerle ortadan kaldırılamayacaklarına göre etkili olamamıştır. Bu bağlamda Türkiye’de 1960 ve 1980 Askeri darbelerinin ardından çıkarılan “gecekondu yapımı yasaklanmıştır” emirleri genelde işlevsiz kalmıştır.

6.                  1980’lerden sonra kamu alt gelir gruplarına yönelik mesken problemini çözme söyleminden vazgeçmenin yolunu açmıştır. Giderek bu kesimlerin gecekondu yapması da engellenmiş ve bu mesele bugünlerde içinde bazı kamu kuruluşlarının da yer aldığı piyasaya bırakılmıştır.

7.                  1990’larda gecekonduya yönelik politika oldukça sert ve dışlayıcı nitelikte gözükmektedir. Bu politika gereği gecekondunun kent mekanından tasfiye edilmesi öngörülmektedir. Ancak bu politikaya meşruiyet sağlamak için Türkiye’de gecekondulaşmanın süreci ters-yüz edilerek anlatılmaktadır.  Gecekondu, bütün toplumsal bağlamından soyutlanarak anlatılmış; bu süreçte rol oynamış bütün aktörler devre dışı bırakılarak sadece gecekondunun içinde yaşayanı kişi/aile hedef haline getirilmiştir. Kentsel dönüşüm politikalarının en ciddi problemi de bence budur.

 

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version