Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Çarşamba Semineri`nde bu hafta: Bugünün İnsanı ve Sorunları

Editörler: Merve AKI - Özlem ÇALIŞKAN

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde gönüllü akademisyen ve öğrenciler tarafından gelenekselleştirilen Çarşamba Seminerleri’nin bu haftaki (15 Nisan 2009) konuğu Tahir Musa Ceylan idi. Ceylan, “Bugünün İnsanı ve Sorunları” başlıklı konuşmasında, insanın bugün maruz kaldığı olumsuzlukları irdeleyerek türümüzü çöküşe doğru götüren evrimimizi nasıl tersine çevirebileceğimize dair felsefi açılımlar getirdi.

Konuşmasının ilk bölümünde günümüz insanını “afonksiyonel, tutuklanmış ve gözaltında” olarak tanımlayan Ceylan, Dünya’nın yaşının tam bir yıllık bir zaman dilimi olarak düşünüldüğünde insanoğlunun yalnızca son iki dakikadır var olduğunu hatırlattıktan sonra “insanın yaşayan çok dinamik bir organizma” olduğuna vurgu yaptı. “Bu dinamik organizmanın henüz kabataslak bir halde keşfedilmiş olması da göz önünde bulundurulması gereken bir” konu olarak vurguladı.

Öğrenilenleri “ele geçmiş bilgi” olarak adlandırdıktan sonra Ceylan, “kuvvetli makineler tarafından ele geçmiş insanın” bu haliyle “tutuklanmış insan” olarak nitelendirilmesinin mümkün olduğunu belirtti. Bilinemezliğin gün geçtikçe daha da ortadan kalkmasının ise bu durumu giderek güçlendirdiğini ifade etti.

“300$.......850 Milyon Kişi”

Genel tabloyu tanımlayan ifadelere ek olarak bireylerin gelir düzeylerine bakıldığında dünyada 850 milyon insanın ayda 300 Amerikan dolarının altında kazanıyor olmasına dikkat çeken Ceylan, bu şekilde 7’de 1’lik kısmı oluşturan grubun “insandan kopmuş” olarak tanımlanabileceğini ekledi.

“İzleniyoruz”

İnsanlar, çevrelerinde bulunan kameralar, kayıt cihazları, vs. ile sürekli olarak kaydedilerek “büyük bir gözaltı” haline dahil oluyorlar. Bu aşamada Ceylan’ın ifadeleriyle afonksiyonel, tutuklanmış ve gözaltındaki hali ile “ne yaparsa yapsın depresyondan kurtulamayacak” insanın ortaya çıkışı söz konusu oluyor. Günümüzde depresyonun büyük oranda artmış olduğunu belirten Ceylan “depresyonun çaresizliğin bir sonucu olarak geliştiğini” de hatırlattı ve yaşanılan “öğrenilmiş çaresizlikten”; tıpkı deney farelerinde 1 gözlemlendiği gibi depresyon hastalarında da hareket etmenin hiçbir anlamı olmadığını öğrenmelerinden bahsetti.

“Success Depression........E.Kodak”

Bu konuyla ilgili olarak ünlü Kodak firmasının sahibi ve kurucusu Amerikalı George Eastman’ın intiharını örnek veren Ceylan, Eastman’ın fonksiyonel bir insan olmasına rağmen kendi hayatına son vermesinin “başarı depresyonu” olarak adlandırılan durumun bir sonucu olduğundan bahsetti. Bu gibi durumlarda “insanın kendi geleceğiyle ilgili öngörüsü tıkanıyor ve bugünden intihar ediyor. Kodak ve onun gibiler bu durumu doğrudan bilmeseler de, insanın bir gün bu gezegenden çekileceğini bilinçaltlarında hissediyorlar.”

“Yitik Yerellik - Dev Küresellik”

“Yerelliğin bitirilmesi” konusuna da değinen Ceylan, yerelliğin ilişkiler, kültür, giyim ve benzeri konularda kaybedildiğini ve buna bağlı olarak çeşitliliğin azaldığını vurguladı. Artık dünyanın her yerinde aynı şeylerin konuşuluyor olması; örneğin modanın veya kadınlarla erkekler arasındaki birbirini tekrarlayan ilişkilerin konuşulması “dünyanın aynılaşmasının” kanıtı. Bu durum da evrimi zorlamakta; çünkü böylece evrim artık en mükemmeli seçeceği yere, bu genel “tek tipleşmenin” içindeki o tek tipi seçiyor.

Anadolu’daki medeniyet çeşitliliğinin buradaki gen havuzunun çeşitliliğine bağlı olduğu tespitiyle ilişkili olarak “çeşitlilik ne kadar artarsa spektrumdaki her gene göre (Slav, Kürt, Akdeniz, Türkmen, Gürcü, Acem, vs. genlerine göre) bir yaşam tarzının oluşması söz konusu ve bu çeşitlilik gelecekte de var oluşumuzun güvencesi.

“Eskiden ilkelerimiz vardı” diyen Ceylan, insanın geçmişte belli prensiplere bağlı olarak, diyelim “hırsızlık varsa ben yokum” demek yerine, her çeşit alternatife göre davranabilen ve hepsini içinde barındırabilen bir yapı kazandığından bahsetti. Bu durum insana “her koşulda hayatta kalma” şansını tanıyor ve böylece “insan her durumda rakiplerine göre daha avantajlı hale geçebilmeyi” istiyor. Bugün “hiçbir fırsatı kaçırmak istememe” üslubu hakim insanlar arasında.

“Kopya Bireyler”

İnsan, parmak izi gibi biricik bir yapı olmasına rağmen artık “kopya bireylere” dönüşmüş durumdadır. Herkes herkesi algılayabiliyor; bunun nedeni ise herkesin aynı şekilde davranmasıdır.

Kopya bireyler olduğumuz tezini destekleyen ek bir bilgi olarak, Ceylan’ın ifade ettiği üzere gen haritasında mevcut olan ve empati kurabilmeyi sağlayan “ayna hücreler” sayesinde kolaylıkla karşımızdakinin ne yaptığını anlayabiliyoruz; bunun nedeni ise yaptığımız eylemleri başka birisi bize yaptığında tıpkı kendimiz yapmışız gibi yine aynı hücrenin deşarj gösterebilmesidir. Bu nörolojik sistem sayesinde insanlar  gittikçe daha aynı şekilde hareket edebilir hale geliyorlar. Bu noktadan da şuna ulaşıyor Ceylan: “Tek bir beynin farklı ayakları gibiyiz.” Hepimiz tek büyük bir organizmayız ve bunun muazzam sayıda alt kopyaları mevcut.

“İlkeli ve İyi Olanın Hastalığı”

Dostoyevski’nin “İyilik denen hastalığa tutundum” sözünden yola çıkarak; iyiliğin artık gerçekten bir hastalık gibi algılandığından bahseden Ceylan, bu duruma, iyilik yapanın kötülük yapamıyor olması, buna karşılık kötülük yapanın yani kötünün ise iyilik de yapabiliyor olmasının neden olduğunu belirtti. “İnsanların yaşadığı toplum çöplüğünde herkes iyilik yapanı gagalıyor, toplum iyi insanı öldürüyor.”

“Gelecek eskiden tahmin edilebilir bir şeydi; bugün ise gelecek belirsizdir” diyen Ceylan, Deleuze’un “Hakikat diye bir şey yoktur; hakikatler yaratılır” sözünü hatırlattıktan sonra penisilinin Fleming tarafından yaratılmasının “bir hakikatin yaratılması” olduğunu vurguladı; böylece dünya kalabalıklaşmıştır ve bu tanrının değil Fleming’in hakikatidir. Atom bombasının bulunması da bunun gibidir. Dolayısıyla gelecek belirsizdir. İçimizden öyle biri çıkabilir ki, örneğin yarattığı bir GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) ile bir tarım ürününün bire beş bin vermesine ve dolayısıyla dünya nüfusunun kısa zamanda elli milyara çıkmasına neden olabilecek bir gerçeği yaratabilir veya tam tersine aynı anda çok öldürücü ve kolay yayılabilen bir virüsle tüm dünya nüfusunu yok edebilir; dolayısıyla gelecek belirsizdir. En iyi matematikçi bile bunu hesaplayamaz. Yaptığımız her şey geleceği inşa eder. Eğitim ve medya, TV, vb. şeyler insanları belli bir yere sevk eder; ama bu süreç de kapitalizmin elindedir.

Kant’ın “Yaptığın şey yarın evrensel bir yasa olabilecekmiş gibi davran” görüşünden yola çıkarak Ceylan, geleceğin belirsizliğine karşı evrensel bir sorumluluk alacakmış gibi davranış ve eylemlerde bulunmanın gerektiğinden bahsetti.

“Kendiliğin Difüzyonu”

Benliğimizin içinde her yerde olabilecek türden idareci bir merkez veya çekirdek yoktur. Benlik sinir hücrelerinin ara yüzüdür. Bu aslında var olmayan bir şeydir; bilgisayar monitörü gibi o olmasa da yapı çalışır. Bugün kendimizin benliği difüze olmakta; dağılmakta ve diğerlerininkiyle iç içe geçmektedir. Artık bireysel benliği koruyamama durumu ortaya çıkmıştır. “Kendiliğin” çekirdeği yoksa başka çekirdeklerin etkisinde kalır; etkisi altında kalınan ise sistemin (kapitalist, monarşik, finansal vs.) kendisidir. Kendilik “tek bir küresel akılda” oradan oraya savrulan partiküllere dönüşmektedir.

Her türlü bilginin bir çiple beyne entegre edilebilecek duruma gelmiş olması ve yarı iletkenlerle biyolojinin iç içe geçmesi konularından da bahseden Ceylan, bu noktada da “çeşitliliğin azalması” konusuna dikkat çekti. Öte yandan tedavi yöntemlerinin de çeşitliliği azaltıyor olması söz konusudur. “Örneğin polihistemi 2 hastalığına sahip Himalayalar’da yaşayan insanları tedavi ettiğimizde buradaki yaşamı sona erdirmiş oluruz. Bu şekilde doğanın çeşitlendirdiğini bizim aynılaştırmamız söz konusu.”

“Prososyallik hali içerisinde...”

“Sosyal çeşitliliğin azalması” ve “lokalin globalleşmesi” konularına vurgu yapan Ceylan, “kurumlardaki davranışların aynılaşması” konusuna da değindi. Plazalarda ve uluslararası şirketlerde çalışanların aynı kişilik formlarına sahip olduğunu belirten Ceylan, bu insanların “prososyallik” hali içerisinde, çevrelerinde bulunan insanları, aradaki kademeleri atlayarak kendileri ile ilişkiye zorladıklarını ve yine “hızlı sosyallik” aracılığı ile soru sorulduğunda “refleks cevaplar” verdiklerini anlattı. Bunun bir nedeni de sorulan soruların aynı olması. Sorulan sorudan sonra verilen cevap süresi ise bu insanlara şemalara bağlı olarak nasıl cevap vereceğinin öğretilmesi ile kısalıyor. Yine bu tip insanlar “bağlanıcı” değiller; evliliklerini yarar üzerine kuruyor ve yürütemiyorlar. Optimum derecede sağlanmış şartlar ile evliliklerini sona erdirmiyorlar. İnsani duygularının boşalma ihtiyacını psikiyatriste giderek atlatmaya çalışıyorlar. “Dokunucu sosyal ilişkiler” yolu ile bir gün sevdikleri insanın yerine ertesi gün başka birine yakın olma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Tarihi olana değil karşılığı olana bağlanma, karşılık ayırabilene gitme olarak tanımlıyor Ceylan bu durumu. “Kendine değil; sisteme ait olan” plaza insanları ne zaman ceza veya ödül verilirse hırslarını ortaya çıkarıyorlar. Bütün bunlar “çok yüzlü, çok eksenli, keskin hatlı plastik yapıları; tuğla gibi dolgu maddelerini” oluşturuyor. Bu yapı artık evrensel olan (unique) yapıdır.

“Sonuç olarak en mükemmeli seçen evrim artık bitmiş durumda; bu tersine bir evrim olabilir ancak…”

Ceylan, bugün artık doğal seleksiyonun işlemediğinden, insanın sahip olduğu 25.000 gendeki mutasyonların gerçekleşmediğinden bahsetti. Örneğin çölde yaşayan bir insanda sıcaklığa karşı toleranslı bir gen oluşması gibi bir duruma bugünkü teknolojik şartlarda (soğutucu ve ısıtıcı sistemler; bu örnek için klimaların varlığı) mutasyona ihtiyacın kalmadığını belirtti. Doğa 5-10 mutasyonun birinin şartlara uyması ile hayatta kalmayı ve koşullara uyum sağlamayı sürdürerek iyileri seçerken, bugün artık bu gerçekleşmiyor; geriye “insanın kendi kendini seçmesi” kalıyor. Bugün anne ve babalar istedikleri çocuğu tarif ediyor ve buna “biyofabrikalar” müdahale ediyor. “İnsan kendi sonunu hazırlıyor.” Ayrıca Ceylan, yaşlılarda mutasyonun daha çok olduğunu; buna karşılık artık “yaşlı babaların” kalmadığını, cinsel ilişkilerin tek tipleştiği vurgusunu da konuşmasına ekledi.

“İşbirliğine ihtiyacımız var.”

Bilgi düzeyi yüksek ve ekonomik düzeyi iyi insanlarda narsizmin ileri düzeyde olduğunu belirten Ceylan, “Kendini seven bir şeyler üretir” düşüncesinden yola çıkarak “bir şeyler yaratmak için bencil insanlara ihtiyaç duyulduğundan” ve buna karşılık zaten ihtiyacımız olanları çoktan üretmiş olduğumuzdan, yapılacak olanları da bencil olmadan yapabileceğimizden bahsetti. “Bizim yapmamaya ve işbirliğine ihtiyacımız var.” Bir türün belli bir sayıya ulaşana kadar bencil olduğunu, o noktadan sonra ise var olmak için işbirliğinin zorunlu hale geldiğini anlattı.

Paranoyanın yaygın olduğu eski dönemlerde tehlikeyi sezecek paranoid insanlara ihtiyaç duyulduğunu belirten Ceylan’a göre, eskiden bu görevi yerine getiren ve aynı zamanda oldukça zeki insanlar olan otistik ve şizoidler, bugün bilgisayarlarla çok büyük miktarda işlemin yapıldığı bir ortamda arka plana itilmişlerdir. Buradan yola çıkarak bir şeylerin üretilmesi için ihtiyaç duyduğumuz bencil insanlar ve bencilliğin kendisi, artık “yapmayacak” hale geldiğimizde, eskiyecektir.

“Tanrısallık özlemi”

İnternette 99 milyar domain olduğundan ve kişi başına yaklaşık 15 sayfa düştüğü tespitini sunan Ceylan, insanların kendilerini anlatma isteğini ve dolayısıyla “tanrısallık özlemini” ortaya koydu. İnsanın “değiştirme kapasitesi ve var olan beyin gücüne” bağlı olarak sonsuz potansiyele sahip olduğundan (90-100 milyar civarında hücremize her gün 5000 hücre katılması ve bu hücrelerle 1 saniyede 1 katrilyon işlem yapabilme kapasitemiz hesabından yola çıkarak); buna karşılık bu kadar “tanrısallık” kapasitesine rağmen kendi evrimini değiştirememesinin büyük bir cinayet olduğundan bahsetti.

“İnsan lehine doğal evrimin alt edilmesi”

Ceylan’a göre kendimizi yeniden yaratmamız için kendimize karşı bir güç kullanmamız gerekmektedir. Bu da ancak insanın “kendi üzerinde disiplin kurması, işbirliği yapması ve gücünü yeniden ele alması” ile mümkün olacaktır. Buradaki amaç insanın “evrim sürecine hakim olması”, dinozorlara olduğu gibi yok olmamak için “insan lehine doğal evrimin alt edilmesidir”. Doğa bizim için yeni ve güzel bir alternatif yaratamayacak durumdadır; doğal seleksiyon ortadan kalkmıştır ve şu anda tersine evrim sürecine girmiş bulunmaktayız. Ceylan bizlere şunu söylüyor: “Tüm o yarattıklarımıza ve sonsuz potansiyelimize bakarak bunu da gerçekleştirebilmeliyiz; evrimi insanın lehine çevirebilmeliyiz.” 

 

 

1 Fareye bir labirentin içinde seçtiği her yön için ve gittiği her noktada elektrik akımı verilir; sonunda fareye durduğu yerde de elektrik akımı verilir; hayvan ne yaparsa yapsın acı çektiğinden, elektrik akımı verilmeye devam edildiği halde, hiçbir şey yapmadan durmayı seçer.

2 Oksijen azlığına bağlı olarak kanın koyu olmasına neden olan bir hastalıktır.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version