Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Çarşamba Semineri`nde bu hafta: 18 Şubat 2009

Yeryüzü Humması: Küresel Isınma, Su Sıkıntısı ve Kuraklık

Ömer MADRA

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nün organizasyonu olan Çarşamba Seminerleri’nin 2008-2009 Bahar yarıyılının ilk konuğu 18 Şubatta Ömer Madra’ydı. “Yeryüzü Humması: Küresel Isınma, Su Sıkıntısı ve Kuraklık” adlı seminerde ayrıntılı veriler ile dünyamızın yok olan çevresel değerleri, ülkemizde gerçekleştirilecek olan ‘Dünya Su Kongresi’ ve kalan ömrü üzerine bir konuşma gerçekleştirdi.

Editörler: Albeniz T. EZME, Merve AKI, Özlem ÇALIŞKAN

 

“Küresel Isınma”

Öncelikle küresel ısınmayı sayısal veriler üzerinden ayrıntılı bir biçimde bizlere sunan Ömer Madra, sera gazının yıllara göre değişimini aktardı. Buna göre karbon ölçüm teknikleriyle 800000 öncesine kadar olan ölçümlerin bilindiğini belirtti. Değerler, bugünkü ölçülen değerler kadar hiç bir zaman yüksek çıkmamıştı. “Endüstri Devrimi ile birlikte 1750’deki ilk sera gazı ölçüm değeri, 250 ppm olarak ölçülürken günümüzde bu değer ortalama 387 ppm olarak ölçülmüştür. (ppm: milyon parçacıktaki karbondioksit seviyesidir)”

Norveç’te bir enstitüde yapılan ölçümlerde bu değer 392 ppm olarak elde edilmiştir. Son yıllara bakıldığında bu parçacık artışı senede 1,5 olarak tespit edilirken, geçen yıldan bu yana artış seviyesinin 2 kata çıktığı yani 3 parçacık olduğu gözlemlenmiştir.

Kolombiya Üniversitesi’nden araştırmacı James Hansen, Guardian’da çıkmış “Dünyamızın durumu hakkında” adlı makalesinde, kömürü mediniyetleri ve gezegendeki canlıların hayatına tehdit eden en büyük tehlike olduğunu belirtmekte ve insan yaşamını olanaklı kılacak maksimum parçacık seviyesinin 350 ppm olması gerektiğini vurgulamaktadır.

“Eriyen Buzullar, Yok Olan Yaşamlar”

Ömer Madra sunumuna ilginç verilerle devam etti. Buna göre; “buzulların erimesi sadece kutuplarda yaşayan kutup ayısı gibi canlıların yaşamını tehdit etmemektedir. Bundan öte beyaz renkteki buzul yüzeylerinin erimesi sonucunda güneş ışınları artık yansıyamamakta ve bu durumun neticesinde büyük sorunlar ortaya  çıkmaktadır.” Bunun nedeni en genel açıklamasıyla eriyen buzulların yerini alan okyanus ve toprak gibi koyu renkli yüzeylerin, güneş ışınlarını yansıtmadan absorve etmekte ve bu şekilde küresel ısınma sürecini hızlandırmaktadır. Günümüzde Kuzey ve Güney Kutupları’nda ısınma miktarı 4 C0 kadar çıkmış durumdadır. Öte yandan permafrost(kalıcı donmuş) topraklardaki buzulların erimesi, toprağın altındaki yüzbinlerce yıldır çürümüş bitki ve fosillerin açığa çıkmasına, bu durum da atmosferimizde metan gazı değerlerinin artışına sebep olmaktadır. Metan gazının karbondioksitten 22 kat daha fazla ısınmaya neden olduğu düşünülürse, konunun gelecek için  ne kadar büyük bir önem taşıdığı anlaşılabilir. “Bu veriler ışığında gelecekte küresel ekosistemin çökeceği ve canlı türlerinin birer birer yok olacağı günler çok uzakta değildir; insanlık çok yakında metan gazı sorunu ile uğraşmak durumunda kalacak.”

“Büyümek için büyümek...”

Bütün bunları yanı sıra, kafalardaki ifade karışıklıklarından da bahseden Ömer Madra, “hava durumu” ve “iklim durumu” ifadelerinin sıklıkla karıştırıldığından bahsetti. Bu da, insanlığın konuya kayıtsız kalmasına neden olmaktadır. Toplum olarak bu karışıklığın psikolojik olarak olumsuz haberleri duymak istemediğimizden, ötelediğimizden ve birazda korktuğumuzdan toplumda genel bir umursamazlık durumu mevcut”.

Bilimsel gerçeklikler bazı akademik çevreler tarafından dahi göz ardı edilirken, bir de buna kapitalist ekonomideki “büyümek için büyümek” düşünceside eklenince tüm dünyayı ilgilendiren küresel sorunlar kamu oyuna yansıtılmamaktadır.

“Dünyamızın son 8 yılı...”

Oysaki değerleri, yaşamımızı olanaklı kılacak 350 ppm seviyesine çekmek için bütün önlemler şu anda alınsa dahi, artış seviyelerinin dengelenmesi bir kaç yılımızı alacaktır. Bu önlemler arasında;

  • Kömürüm yasaklanması
  • Karbon kullanımının vergilendirilmesi gibi çözümler mevcuttur. (Hansen’in araştırmalarından alınmıştır.)

Hatta Ömer Madra karbon kullanımının vergilendirilmesi sonucunda elde edilecek gelirlerin yeniden halka geri döneceği – ütopya gibi gözüken; ama aslında hiç de imkansız olmayan – çözüm önerilerinden bahsetmektedir. Madra’nın net bir biçimde önümüze koyduğu tablo, “acil” önlemler alınmadığı takdirde hiç de iyimser değil.

“Su Savaşları”

“Gezegenimizde ekosistem kontrolden çıkmadan önce, yine bilimsel veriler ışığında en fazla 8-10 senelik zamanımız kalmış durumda.”

Ömer Madra, küresel ısınma verilerini ortaya koyduktan sonra, sadece insan yaşamı değil tüm canlı hayatları için önem teşkil eden küresel su sorununu korku uyandıracak veriler ile ortaya koydu.

“Maalesef küresel iklim değişikliğinin ve su krizinin açacağı sorunlar ile ilgili meselelere çok ilgi duymuyoruz. Tabiki su var ancak esas sorun kullanılabilir suya olan eriğimdir. Burda bahsedilen temiz suya erişim krizi.”

“Hem küresel iklim krizi için hem de küresel su krizi için aynı şeyleri rahatlıkla söyleyebiliriz. Kamu oyu bilmiyor ve kamu oyunun bilmemesi için elinden geleni yapan bir medya ve büyük sermaye grupları var.”

“Türkiye’de kuraklık”

“Türkiye’de kuraklık kabul edilmiyor. “Su olursa kuraklık olmayacak” diyen bir çevre bakanımız var.” Bu örnekle Ömer Madra bakanlarımızın ve yöneticilerin yüzeysel yaklaşımlarını örneklemeye çalıştı ve devam etti. “Suların özellikle bir yere toplanması ve yönlerinin değiştirilmesi konusundaki yanlış uygulamalar, su sorununun en büyük nedenlerindendir.”

“Medeniyetimizin doğrusal ilerleyişinden kaynaklanan, hızlı ve yüzeysel teknolojik çözmlere bel bağlama söz konusudur. Sorunların uzun vadede çözüme ulaşması için siyasi irade gösterilmesi şarttır.” Ömer Madra tüm bunların yanı sıra küresel ölçekte kullanılabilir suya, erişim konusundaki büyük adaletsizliklere ve özellikle yoksul kesimlerin bu tablodaki yerinden bahsetti ve örnekler verdi: “Afrika’nın bazı bölgelerinde çeşitli sebeplerden dolayı müthiş bir kuraklık ve yoksulluk var. Bu konuyla ilgili gazetede okuduğum bir haber beni çok etkilemişti. Çocuklarına su getirebilmek için 8 km öteden yürüyen kadının su testisinin yolun yarındaki bir ağacın dibinde kırılması, söz konusu kadının kendini asmasına neden olmuştur”.

“Suyla ilgili krize neden olan üç temel madde”

  • Eşitsiz erişim,
  • Azalan temiz su kaynakları,
  • Suyun şirketlerin kontrolüne geçmesi. Suyun azalması şirketlerin kar marjını da arttırmaktadır.

 

“Dünyamızı kurtarmak için yapılabilecekler”

  • Suların koruma altına alınması gerekmektedir. Ülkeler arasında koruma ve su adaleti üzerine bir sözleşme yapmak gerekmektedir. O alanın yönetişiminin de orada yaşayanlara bırakılması gerekmektedir.
  • Kuzey-Güney ülkeleri arasında anlaşmalar yapılmalı ve herkesin su hakkını kullanabilmesi sağlanmalıdır.
  • Bütün hükümetlerin suyun herkes için, temel, devredilemez bir hak olduğunu kabul etmesi gerekmektedir.

İnsanlık hakkı olarak: “SU”

İstanbul’da yapılacak olan Dünya Su Kongresi’nde ele alınan bakış açısını da eleştiren Ömer Madra düzenleyici olarak bilinen 100’den fazla şirketin suyu satılabilir bir meta olarak görmesini eleştirmektedir. “Su herkes için bir haktır ve devredilemez bir haktır. Söz konusu kongreyi düzenleyenler “su bir ihtiyaçtır” demektedirler. Ancak su, hava gibi özelleştirilemeyecek, alınıp satılamayacak bir haktır. Diğer ticari ürünler gibi metalaştırılmamalıdır. Suyu bütün insanların akılcı ve sürdürülebilir bir şekilde kullanması gerekir ki, varlığımızı devam ettirebilelim.

Temel bir hak olan suyun korunması konusunda insanların kollektif mücadele saflarını sağlam tutması ve bu konuda taviz vermemesi gerekmektedir. Çünkü “su” var oluşumuza ve yok oluşumuza dair temel bir maddedir. Satılamaz.

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version