Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Dünya genelinde BKA gelişimi

Temeli Bozuk Proje, Masum Tarih ve 6000 Yıllık Fark…

Çare Olgun ÇALIŞKAN

“Bir yerlerde üzerime temeller atıldı ve yanlış anlattılar insanlara beni. Ben kötü değilim, gün ışığı olmadan da yaşarım, masum ve zararsızım. Ama olur da üzerimi açarsanız sizin de bana zararınız dokunmasın, gün yüzü gördüğümde haklarımız eşit bilirim…” diye mırıldandı tarih 3 gün önce temeli atılan bir projenin gölgesindeki İstanbul’a. Bu mırıldanmayı, tarihin geleceği okuması ve ona arkadaş olanların karşı mücadelesine benzetmek olmaz mı? Neden olmasın?

 

İstanbul’da gerek kent içi trafiğin gerekse Boğaz geçişlerindeki yoğunluğun hafifletilmesi ve sürdürülebilir kentsel ulaşım sistemlerine kavuşulması için otomobillerin değil insan ve hizmetlerin en verimli şekilde taşınmasını sağlamaya dönük politika ve projelerin ne denli önemli ve yatırım önceliğine sahip olduğunu ilgili Meslek Odaları, bilim insanları ve aynı mücadelenin farklı kurumları-kişileri defalarca dile getirmesine ve bu konudaki duyarlılıklar, bilimsel çalışmalar ve birlikte düşünme arayışları paylaşılmasına rağmen merkezi ve yerel ulaşım politikaları maalesef ve ısrarla değişmiyor. Koca bir kent, denizin ve kendisinin altından geçecek otoyolu temel atma töreninde öğreniyor. Tarihin önemi yokmuş, esas olan insanlığa hizmet eden projelermiş. Temeli atan sese kulak verdiğinizde yanlış yolda olan tarihi sahiplenenlermiş ve çanak-çömleğin kronolojiyi değiştiren gücüne inananlarmış. İnsan sormadan edemiyor, bizi tariflemek bu kadar zor olmasa gerek…

İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Tüneli Projesinin (Avrasya Tüneli de diyebiliriz), güzergah seçimi, sadece otomobil-küçük otobüs ve minibüslerin kullanımına imkan tanıması, kaza anında yayaların kaçacağı güvenlik koridoruna yer vermemesi, standart kaza ve ilk yardım araçlarının tünele çapından dolayı girememesi ve girebilen küçük müdahale araçlarınınsa manevra zorluğu çekecek olması, güvenli koşullarda trafik kapasitesinin ihalede verilen trafik garantileri nedeniyle kamuyu zarara uğratacağı, Boğaz köprülerinden yeterli trafiği çekemeyecek olması, projenin ilk ortaya çıktığından bu güne değin kapalı kapılar ardında-katılım süreci şeffaf olmayan bir şekilde yürütülmesi, Tarihi Yarımada’da sahil ve yerleşimler arası bağı tamamen koparacak olması, bölgeye ek trafik yükü ve yaratacağı çekim etkisiyle yeni yoğunluklar getirecek olması, toplu ulaşım araçlarınca kullanılamayacak olması, havalandırma bacalarının mühendislikte örneği görülmemiş bir şekilde uygulanması, meslek odaları talep ettiği halde bu projenin teknik bilgilerinin paylaşılmaması ve dolaylı yollardan bilgiye muhtaç bırakılması, Tarihi Yarımada’dan sorumlu Koruma Kurullarının projeyi reddeden kararlarının (üyelerinin bir çoğu değiştikten, bakanlarla yapılan toplantılardan ve bir yığın bürokratik arka plandan sonra) aynı projeye sonradan onay vermesi ve buna benzer birçok teknik, insani, tarihi ve kamu yararı ilkelerini zedeleyen niteliğinden; daha önce hiçbir karayolu tecrübesi olmayan DLH’nın bu projeyi hazırlayıp ihaleye açmış olması gibi nedenlerden dolayı rafa kaldırılması ve hatta geçmişi 8 bin yıllık bir kentte yakılıp küllerinin denize atılmasını savunan bizleri tariflemek şimdi biraz daha kolay mı?

Uygulanan ulaşım projelerinde kentin geçmişi/tabiatı gereği tarihi kalıntılarla bu projelerin takvimleri uzuyorsa bu durumu İstanbul ve dünya tarihi mirası bakımından bir kazanım olarak algılamak ve övünmek yerine “arkeolojik şey” ve “çanak-çömlek” gibi benzetmeler üzerinden “engel adımları” olarak nitelemek… İşin aslı, karar vericilerin dillerinden dökülen ve milyonların dünyevi doğruları halini alan bu anlayışı aşmak bizi tariflemekten daha da zor değil mi?

Bir çanak, bir çömlek… Tarih biraz ulaşılmaz, isteseniz de yaşanılmaz olandır ve bu yüzdendir sevilmesi, aranması, bulununca saklanması ve gerektiğinde bir yapay projenin önüne geçmesi… Tarihle elde edilen kazanımlar, beklettikleri projelerin takvimlerini geleceğe öteler ama bunlar olurken insanlık ve kent tarihimizse binyıllar öncesine karışır.

Zaten tarihi değerli yapan eskiye uzanmasıdır ve uzandıkça değerlenir, yeni takvimler yaratır. Artık tarifimiz ortada, siz bizi tarifleyemeseniz de tarih yeni olan birçok şeyden değerlidir ve kendine yeni bir arkadaş mutlaka bulur…

Birkaç amfora, çanak, çömlek ve bir kayık yaşadığımız kentin tarihini 3 bin yıl geriye götürdü. Biz buna geçmişe doğru 3 bin yıllık ilerleme deriz, yolculuk deriz; siz gerileme ve vakit kaybı. Aramızdaki fark biraz da bu 6000 yılda gizli…

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version