Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

İstanbul`da Nüfus - Mekan İlişkisi

İstanbul geçmişten bugüne kadar olan zaman diliminde nüfusu ve büyüklüğüyle dünyanın sayılı şehirlerinden olmuştur. Kent zaman zaman ekonomik ve toplumsal dönüşümler geçirmiş olsa da her zaman insanların yaşamak için seçtikleri bir yer olmuştur. Bizans, Roma ve Osmanlı medeniyetlerine payitahtlık yapmış olan İstanbul Cumhuriyet döneminde idari fonksiyonlarını kaybetmiştir. Cumhuriyet’e kadar şehir idari fonksiyonlarının yanında ekonomik ve kültürel alanlarda da ön plana çıkmayı başarmıştır.

Cumhuriyet’le birlikte İstanbul idari fonksiyonlarını kaybetmiş, ancak ekonomik,kültürel ve sosyal alanda ülkenin en önde gelen şehri olmuştur. Cuhuriyet’in kuruluşundan 1950’lere kadar nüfusu ve mekansal gelişmesi kısıtlı olan İstanbul, 1950’li yıllarla birlikte kentin çehresi ve nüfusu değişmeye başlamıştır. II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye’nin yatırım bölgesi İstanbul’a iç göçün başlamasındaki en temel etkendir. 1950’li yıllarda başlayan iç göç 1960 ve 70, 1980 ve 90’dan günümüze kadar olan zaman diliminde biçim ve yapı değiştirerek gelmiştir. İstanbul’un yatayda ve düşeyde büyümesini sağlayan en önemli faktör göç ve buna bağlı hızlı nüfus artışıdır.

Hızlı nüfus artışı bir çok sorunu beraberinde getirmiştir. Hızlı nüfus artışı,  kontrolsüz kentleşmeyi ve sağlıksız yaşam koşullarını, konut açığını, eski ve yeni kentliler arasında kültürel çatışmaları beraberinde getirmiştir. Hızlı nüfus artışıyla birlikte ortaya çıkan konut açığını kapatmada temel mekanizma ise kaçak yapılaşmayla (gecekondu) çözülmeye çalışılmıştır. Bu tip bir mekan kullanımı daha sonraları yüksek gelir gruplarının da arazi kullanım tercihlerini oluşturmaya başlamıştır. Bunun sonucunda bugün İstanbul yerleşim alanının büyük bir bölümü kaçak yapılaşmadır.

Önceleri çekirdek yerleşmeler olarak gelişen İstanbul, bugün bu çekirdeklerin yoğunlaşarak büyümesi ve aralarındaki boşlukların kapanması ile  bir ucu Tekirdağ’a, diğer ucu İzmit’e uzanan bir metropoliten bölgeye dönüşmüştür. 

1923’ten bu yana İstanbul nüfusu sürekli artış göstermiştir. Beyoğlu, Fatih, Eminönü ve Bakırköy nüfusu yoğun alanlardır. Zaman içerisinde MİA’lara dönüşen alanlar nüfus kaybederken şehrin eski yerleşim yerleri ve kentin çeperleri kalabalıklaşmıştır. Özellikle yeni gelişme alanları kent çeperlerinde sanayiye yakın olan ve ana ulaşım arterlerinin geçtiği yerleri tercih etmişlerdir.önceleri bağ, bahçe olan alanların birçoğu bugün apartmanlarla dolmuştur.

İstanbul hızlı ve kontrolsüz bir kentsel gelişim göstermektedir. Önümüzdeki yıllarda kentin gelişimi kontrol dahilinde olmadığı takdir de İstanbul’u çok kısa bir sürede doygunluğa eriştirecek ve için çıkılması çok zor mekansal, ekonomik ve sosyal sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Bunun için ülke genelinde ve İstanbul’da düzenli gelişimi sağlayacak tedbirlerin ve yatırımların yapılması gerekmektedir.

İstanbul’un mekansal gelişim ve değişim çizgilerinin açıklanmaya çalışıldığı bu tez kapsamında amaç; nüfus hareketlerine bağlı olarak mekanda meydana gelen değişikliklerin incelenmesi ve gelecekte nasıl bir şekil alabileceğinin tahmin edilmesidir.

Türkiye’de ve İstanbul’da nüfus-mekan ilişkilerinin temelinde yatan göç olgusu, bu ilişkilerin açıklanabilmesinde   çıkış noktalarından bir tanesidir. Diğer çıkış noktaları ise; sanayi, hizmetler ve ticaret sektörlerinin nüfusla olan ilişkilerinin açıklanmasıdır.

Türkiye’nin 81 yıllık tarihinde yaşamış olduğu, ekonomik, toplumsal ve kültürel dönüşümler önemli nüfus hareketlerine neden olmuştur. Bu dönüşümlerin kent mekanlarına yansımalarını en çok hisseden il ise İstanbul’dur. Bu ilişkilerin açıklanabilmesi her şeyden önce İstanbul’da yaşayan 10 milyon insanın kaderi açısından, sonrasında ise Türkiye’nin geleceğine yön vermesi açısından stratejik bir önem taşımaktadır.

“İstanbul’da Nüfus-Mekan İlişkileri” konulu araştırmada özellikle Cumhuriyet döneminden günümüze kadar olan zaman dilimi esas alınmıştır. Bu zaman diliminde nüfus-mekan ilişkileri açıklanırken, Cumhuriyet tarihinde ilk modern nüfus sayımının yapıldığı 1927 yılından 2000 yılına kadar olan nüfus sayım istatistikleri kullanılmıştır. Bu istatistiklerden yararlanılarak nüfus artış ve azalışındaki oranlar ve bu değişimlerin nedenleri açıklanmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda göçle gelen nüfusun kentin nerelerini tercih ettiği ve bu mekanı nasıl şekillendirdiği açıklanmıştır. Bütün bu saptamalar neticesinde kent makroformunun aldığı şekil ve arazi kullanılışının ne yönde değiştiğinin ortaya koyulması hedeflenmiştir.

Bütün bu saptamalar sonucunda varılan sonuçlar şunlardır:

- İstanbul’da planlı ve plansız alanlar iç içe geçmiş durumdadır.

- İstanbul demografik olarak kentleşmiş, ancak nitelik olarak kentlileşememiştir.

- Kentin nüfus artışında önemli bir yeri olan göçün gelecek yıllarda da devam etmesi olasıdır.

- Kentin arazi kullanışında sanayi ve hizmetler sektörü, gelişen ulaşım ve iletişim teknikleri etkili olmuştur.

Gecekondu bölgeleri kentin önemli sorunlarının başında gelmektedir. Yeni gecekondu alanlarının oluşmaması için gerekli tedbirler süratle alınmalıdır.

İstanbul kent merkezi doygunluğa eriştiği ve arsa fiyatlarının fazlalığı nedeniyle, yeni gelişme alanları  kentin çeperlerine doğru kaymıştır. Zamanla eski yerleşim alanları ile yeni yerleşim alanlarının arasındaki boşluklar dolmuştur.

Kentin merkezinde ağırlık kazanan sektör  hizmetlerdir. Sanayi alanları artık kentin çeperlerini tercih etmektedirler.

İstanbul’un deprem kuşağında yer alması kentsel gelişmenin yönünü tayin etmesi kaçınılmazdır.    

 “Şehirlerin olduğu gibi ülkelerinde kimliği vardır; şehirler içinde yer aldıkları ülkelerin toplumsal ekonomik yapılanmalarının birer ürünü olduklarına göre, İstanbul’u da ülkeyle birlikte düşünmek gerekir. İstanbul, Türkiye’de sanayileşmenin ve daha geniş anlamda ekonomik gelişmenin hızlandığı devrede Türkiye’de adeta tek büyük şehirdi. Uzun süre ülkenin ekonomik gelişmesi İstanbul’daki gelişmeyle temsil ediliyordu. Dolayısıyla da kalkınmanın, özellikle de sanayileşmenin iyi yada kötü sonuçları ilk olarak İstanbul’da gerçekleşmiştir.[1]”

İstanbul nüfusu 1923’ten 2000 yılına kadar sürekli artış göstermiştir. Bu nüfus artışının gelecekte sürmesi de olasıdır. İstanbul’da nüfus artışının temeli iç göçe dayanmaktadır. Ülkede şehirler arasındaki gelişmişlik farkları sürdükçe ve gelişememiş bölgelere  şehirsel fonksiyonlar kazandırılmadıkça Ülke’nin çeşitli bölgelerinden İstanbul’a nüfus akışı kaçınılmazdır. İstanbul’un nüfus dağılışında Sanayi, ticaret ve hizmetler başat rol oynamaktadır. 

“İstanbul’un nüfusunun hızla artmasında rol oynamış olan iç göçler şehrin bugünkü toplumsal ve kültürel yapısını ve mekansal özelliklerini büyük çapta etkilemiştir.[2]”

“İstanbul şehrinin alansal yayılmasında ve şehrin bugünkü morfolojisini kazanmasında dört olay ağır basmaktadır;

1)     Planlı semtler,

2)     Planlı konut alanları, kooperatifler,

3)     Planlı alanlarda münferit konutlar,

4)     Tarımla uğraşan köylerin sanayi, gecekondu, ticaret v.b. şehirsel fonksiyonlar kazanması.[3]”

İstanbul metropoliten alanı yerleşme eğilimlerini gelişen ulaşım ağları yönlendirme de etkili olmuştur. Nitekim İstanbul’un Avrupa yakası yer seçiminde göreceli önemini kaybetmeye başlamış ve kent lineer olarak İzmit tarafına doğru gelişmektedir.

İstanbul’un batı yakasının gelişiminde rol oynayan önemli ulaşım aksları; Londra asfaltı (E-5 karayolu), Sirkeci-Florya sahil yolu, TEM bağlantıları, deniz ulaşımı, Sirkeci’den başlayan ve uluslararası ulaşımı sağlayan tren yolu, Eminönü-Zeytinburnu tramvay hattı, Aksaray-Havalimanı arasındaki metro hattı, Taksim- 4. Levent metro hattı, Karaköy’den Sarıyer’e uzanan sahil yolu, Şişli-Büyükdere asfaltıdır.  Zaman içinde bu akslarda konut, sanayi ve hizmetler gelişme göstermiştir.

İstanbul’un doğu yakasının gelişiminde rol oynayan önemli ulaşım aksları; E-5 karayolu, TEM bağlantıları, deniz ulaşımı, Haydarpaşa’dan başlayıp Orta Doğu’ya kadar giden Tren yolu bağlantısı, Kadıköy-Pendik sahil yolu, Kadıköy- Kartal arasında minibüs yolu olarak bilinen aks ve  Bağdat caddeleridir.

İlk önce bu ulaşım aksları etrafında parça parça olarak gelişen çekirdek yerleşmelerin arasındaki boşluklar dolmuş ve bugün bir ucu Trakya’dan başlayan diğer ucu İzmit’e kadar uzanan İstanbul metropoliten alanı ortaya çıkmıştır.  Bu noktada önem kazan bir diğer gelişme ise İstanbul’un önemli bir bölümü deprem kuşağında bulunmaktadır. Bu durum göz önüne alındığında mevcut yerleşim alanlarından yerleşime uygun olamayan alanların başka bir alana taşınması, yeni yerleşim alanlarının da uygun  bölgelerde yer seçmesi gerekmektedir.

 

[1] E. Tümertekin, İnsan Mekan , Tarih Vakfı Yurt Yayınları, S:28,1997, İstanbul

[2] E. Tümertekin, İstanbul’un Coğrafi Anatomisi, S:20, İstanbul Dergisi Sayı:14, 1995,İstabul

 

[3] E. Tümertekin, İstanbul’un Coğrafi Anatomisi, S:20, İstanbul Dergisi Sayı:14, 1995,İstabul

 

Sedat Nacar; MSGSU Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Lisans Bitirme Tezi,İstanbul, 2004

 

İletişim: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version