Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Kentsel Dönüşüm Sürecinde Planlama-Tasarım İlişkisi; Tarihi Yarımada Örneği

Yirmibirinci yüzyılın başında izlenen ekonomik, politik, toplumsal ve mekansal dönüşüm süreçleri dünya ölçeğinde yaşanan yeniden yapılanmanın izdüşümleridir. Küresel bilgi ekonomisine geçiş sürecinde yaşanan bu dönüşümler bir taraftan var olan demokrasi anlayışının sorgulanmasına yol açarken, diğer taraftan tüm ekonomik ve toplumsal kurumların yeniden yapılanmasını gerekli kılmaktadır.

Son yirmi yılda gerek mekansal dönüşüm süreçlerinin, gerekse çeşitli mekansal ölçekleri hedef alan planlama yaklaşımlarının çok önemli değişimler geçirdiği belirtilmelidir. Bir yandan ulusüstü, ulusal ve bölgesel ölçeklerde yaşanan önemli ekonomik, sosyal ve mekansal dönüşümler, diğer yandan dönüşümlerin algılanmasında ve kavramsallaştırılmasında varolan planlama anlayışlarının yetersizliği yirmibirinci yüzyılın başlangıcını oluşturmaktadır. Tüm bu değişim süreçleri oldukça karmaşık ve sürekli devinen yeni bir küresel dokunun var olduğunu göstermektedir.

Bu bağlamda; “Kentsel Dönüşüm Sürecinde Planlama-Tasarım İlişkisi; Tarihi Yarımada Örneği”  adlı çalışmada, 1980 sonrası değişimlerin (dönüşümlerinin) Tarihi Yarımada üzerinde yaratmış olduğu fiziksel etkiler ve bu etkiler çerçevesinde, dönüşüm sürecinde toplumsal boyutları da olan bir küreselleşme yaklaşımı irdelenecektir. Amacım; Tarihi Yarımada’da hazırlanan kentsel dönüşüm projelerinde planlama-tasarım ilişkisini, yerel özgünlüklerin ön plana çıkarılarak korunması ve bütünsel anlayış çerçevesinde değerlendirerek, kentlerin yeni bir vizyona sahip olmasında kentsel rönesansın gerekliliğini vurgulamaktır.

İstanbul’un metropoliten alanı içerisinde varolan tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkmak ve bunları evrensel anlamda geliştirmek için  Tarihi Yarımada’da günümüze kadar yapılan uygulamaların parçacı bir anlayış içinde hareket etmesi ve planlama- kentsel tasarım ilişkisinin yeterince kurulamamış olması nedeniyle, tarihi dokunun tahribi ve kentin doğal silüetinin zarar görmesi, tarihsel dokuda eskime-harap olma, gibi tarihi mekanda bozulmalar yaşanmasının yanında toplumsal katmanlardaki parçalanmalar ve kutuplaşmalar gözlenmektedir.

Bu bağlamda tezin birinci bölümü olan kuramsal kısımda; kentsel dönüşüm olgusunu ele aldıktan sonra dünyadaki değişimlerde önemli etkileri bulunan kentsel dönüşüm sürecini inceledim. Amacım, bu süreç içerisinde kentsel tasarım ve kent planlaması arasındaki ilişkiyi ele almak ve sonuç olarak da bu iki disiplinin de birbirinden bağımsız düşünülmemesi gerektiğini vurgulamaktır.

Çalışmamın ikinci bölümünde; Tarihi Yarımada’nın yaşadığı  kentsel dönüşüm sürecini açıklamak için planlama sürecine değindikten sonra, küreselleşme ve enformasyon devriminin ortak sonucu olan olumsuzlukların İstanbul’un kalbi konumundaki Tarihi Yarımada üzerindeki etkilerinin giderilmesi amaçlı uygulanan kentsel projeleri ele almış bulunuyorum.

Sonuç bölümü olan üçüncü bölümde ise, bir önceki bölümde ele alınan projelerin ölçeksel, işlevsel ve kurumsal sentezi yapılıyor. Tarihi Yarımada kentsel dönüşüm sürecinde izlenen parçacı planlama yaklaşımlarına ve yarattığı sorunlar ele alındıktan sonra Tarihi Yarımada’nın yeniden çözümlenmesinde bütünsel bir planlama yaklaşımı için kentsel rönesansa ihtiyacı olduğunu hatırlatarak önerilerimi sunuyorum.

Dünyada ve ülkemizde yaşanan hızlı değişim ve gelişim, küreselleşme, yerelleşme ve yeniden yapılanma süreçleri doğrultusunda oluşan değişimler, “Klasik Planlama” yaklaşımlarını sorunları çözümlemede yetersiz kılmıştır. Uygulama aşamasında tıkanan ve işlemeyen anlayış, yerini çağdaş, sorunlara kısa ve uzun vadede çözüm yaratma imkanlarını tanıyan, esnek ve seçenekli bir planlama anlayışına bırakmalıdır. Bu bağlamda; alt ve üst ölçekler arası ilişkilerin kurulabileceği, yine ölçekler arası gidiş-gelişin sağlanabileceği özel proje alanları, öncelikli proje alanları, paket proje alanları ya da eylem planlama alanları gibi tanımlar ve yaklaşımlar etkin olarak kullanılmalıdır.

Kenti insan ve insan ölçeği ile ilişkilendirmek için planlama ile mimarinin ara kesitini oluşturmak gerekmektedir. Özel mekanlardan kamusal mekanlara geçişte ve kamu mekanlarının düzenlenmesinde; kent planlamasının ortaya koyduğu verilerle kentsel çevrenin düzenlenmesi ve mimari ürünün biçimlenmesinde yönlendirici olan kentsel tasarım kent planlama ile mimarinin ara kesitini oluşturmaktadır.

Kentsel tasarım çevre ile ilgili meslekler olan kent planlaması ve mimarlık arasında ortak bir zemin oluşturmada merkezi bir yeri olan bir disiplindir. Ortak bir çalışma, yeri bir bütünlük içinde ele alma, olayları ve potansiyelleri hayata geçirme, toplam kaliteyi oluşturma gibi özellikleri mesleğin ayırıcı yanı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı kentsel tasarım bir bütünleştirici disiplin ve tanımlanmaya ihtiyacı olan bir meslektir. Ancak çevresel tasarım meslekleriyle birlikte sık sık kentsel tasarım kavramı ile karşılaştırılmasına rağmen farklı durumlarda farklı gruplar tarafından değişik tanımlarla algılanması, bu alanın belirsiz olma özelliğini korumasına ve tek bir tanımının yapılamamasına neden olmaktadır.

Kentsel tasarımın ve kent planlamasının uzun yıllar boyunca kesin kurumsal bir yapıya sahip olamaması günümüzde bir çok mekansal ve dolayısıyla toplumsal sorunları beraberinde getirmiştir. Çalışma konum olan Tarihi Yarımada’da da hiç şüphesiz ki bu durumdan oldukça fazla etkilenmiştir.

Tarihi yarımada’da yaşanan dönüşümler sonrasında bu alanda çeşitli kurumlar tarafından farklı ölçekte uygulanan, fonksiyonunu yitirmiş alanların yeniden işlevlendirilmesi, yatırımların bu bölgeye çekilmesi, ulaşılabilirliğin sağlanması, sosyal alt yapının iyileştirilmesi, teknik alt yapının iyileştirilmesi, çevrenin korunması, kültür değerlerinin korunması, yaşamın canlandırılması, fiziksel dokunun iyileştirilmesi stratejilerini içeren, tabloda yer alan projeler hazırlanmıştır. Projeler, ölçeksel ve işlevsel olarak çeşitli bir yapı göstermekte olup, farklı kurumlar tarafından Tarihi Yarımada’daki potansiyellerden kazanç sağlamak amacıyla kısa vadeli çözümler olarak parçacı yaklaşımlar sergilemektedirler. Birbirine eklemlenmeyen ve kentin bütüncül gelişme hedeflerinden kopuk olarak ortaya çıkan dönüşüm projeleri “ kolaj kentleri” yaratmaktadır.

Gerek planlamanın ve gerekse kentsel tasarımın hak ettiği yasal bir çerçeve oluşturulmadığı için de hazırlanan birçok plan uygulanamıyor ya da uygulanan planlar başarısızlıkla sonuçlanıyor. Belirlenen vizyon doğrultusunda hazırlanan projelerde amaç  ve hedeflere ulaşmada açık stratejiler belirlenmediği ve plan- proje diyalektiği sağlanmadığı için de  günümüzde tarihi yarımada yüzyıllardır sahip olduğu kimliğini kaybetmekle karşı karşıya kalıyor.

Uygulanan her bir projenin kapsamı, amacı ve uygulama modeli farklıdır. Projelerin genelinde, proje alanının konumu ve işlevinin seçim kriterleri belirlenirken yönetimlerin yalnızca, mülkiyet ve imaj kriterlerine bağlı olarak karar üretmiş, plan-proje diyalektiğini göz önünde bulundurmamış ve mekansal gelişme stratejileri geliştirmemişlerdir. Bu durum projelerin sürdürülebilirliğinin sağlanamaması ve sınırları belli olan bir alan için çözüm oluştururken, çevresinde ve kentin bütününde kopukluklar yaratması gibi tehlikeler taşımaktadır.

Gerek planlamanın ve gerekse kentsel tasarımın hak ettiği yasal bir çerçeve oluşturulmadığı için de hazırlanan birçok plan uygulanamıyor ya da uygulanan planlar başarısızlıkla sonuçlanıyor. Belirlenen vizyon doğrultusunda hazırlanan projelerde amaç  ve hedeflere ulaşmada açık stratejiler belirlenmediği ve plan- proje diyalektiği sağlanmadığı için de  günümüzde tarihi yarımada yüzyıllardır sahip olduğu kimliğini kaybetmekle karşı karşıya kalmaktadır.

Günümüz küreselleşme koşullarında Tarihi Yarımada’nın potansiyellerine sahip çıkabilmek için koordine edilmiş eylemler bütünlüğü oluşturulmalıdır. Bunun içinde bölgede, tasarım kalitesini yükseltmek, ekonomik güç kazanmak, çevresel sorumluluğu artırmak, iyi bir yönetişim sağlamak, sosyal denge ve iyileşmeyi sağlamak gerekmektedir.

Böyle bir ortamı oluşturmak için; kentsel rönesansla birlikte kentlerin yeniden çözümlenmesinde bütünsel bir planlama yaklaşımı gerekmektedir.

Bütünsel planlama yaklaşımı içinde stratejik planlama anlayışı ile eylem projelerini bütünleştirerek yeni kentsel sistemi çözmek temel hedef olmalıdır. Bu yeni yaklaşımla beraber planlamanın stratejik rolünü, kentsel öncelikleri alanların belirlenmesini, kentsel kapasitenin artırılmasını, kentsel yenileşme ve regenerasyon sürecinin  toplumsal katılımı teşvikini ve mekanın yeniden üretimini yönlendirecektir.

Hazırladığım çalışmada, Tarihi Yarımada ve kentsel dönüşüm sürecine ilişkin yaptığım araştırmalar sonucunda görüyorum ki;

Kentsel gelişmenin yönlendirilmesinde bir araç olan kentsel tasarımın, planlamanın bütünsel yaklaşımı içinde ele alınmasına bağlı olarak;

Ortak bir vizyonun olduğu, belirlenen vizyona doğru bir amaç ve geleceğe yönelik sosyal, ekonomik,kültürel hedeflerin belirlendiği, bu amaç ve hedeflerin plan bütünü ile ilişkilendirildiği, alternatif mekansal gelişme stratejileri ve stratejik  öncelikler içerensosyal desteğin sağlandığı,  kurumlar arası eşgüdümün sağlandığı, plan-proje diyalektiğinin oluşturulduğu, bölgeye yarışmacı ve girişimci özellik kazandırabilecek bütünsel bir planlama anlayışı geliştirilmelidir.

Pınar Polatkan; MSGSU Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Lisans Bitirme Tezi,İstanbul, 2004

 

 

 

 

İletişim: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version