Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Truva Atı: Atadan Kalma Ebedi Korku

ALMERE MEKTUPLARI – 1

Truva Atı: Atadan Kalma Ebedi Korku

 

Yazar: Ekim TAN

Çeviri: Duygu AĞAR

 

Sen, mimar ya da plancı olmayan “sıradan” insan! Şimdi, www.ikbouwmijnhuisinalmere.nl/ adresine git,  belediye’nin dijital arsa ofisinden kendine bir parça arazi seç ve hayallerinin evini gerçeğe dönüştür. Hollanda’nın gencecik yeni kenti Almere’de, 21. yüzyıl tipi şehir planlamasına hoş geldin.

Büyük ölçekli inşaat firmaları ve konut şirketleri sahnede birer birer atılıyor ve nihayet kullanıcılar kentin üretiminin sorumluğunu ele geçiriyorlar. Yerel idare kent sakinlerinin aktif, yaratıcı ve ilgili olmasını istiyor. —Bunu duysalar 70’lerin uzun saçlı solcu genç mimar ve aktivist plancıları ne düşünürlerdi merak ediyorum. Belki de onlar hiç gitmediler, ya da farklı kostümlerle Hollanda planlama bürokrasisine geri döndüler?

Bahsi gecen, yeni kent Almere’ye eklemlenen bir dizi konut projesi değil; Hollanda’da gelecek yılların en büyük konut üretim girişimi. 2030 yılına kadar 60bin yeni evin inşa edilmesi öngörülüyor, bunların üçte biri sahipleri tarafından kendi ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilecek. “Ik bouw mijn huis in Almere/Almere’de evimi yapıyorum” mottosundan hareketle, bu şehir sadece insanlar için değil, onlar tarafından yaratılacak. Bu stratejinin, Hollanda’nın tepeden planlanmış ve denetlenmiş olan şehirlerinden daha karmaşık, daha sürprizli ve spontane şehirlere yön vermesi bekleniyor.

Peki bu, artık standart hale gelmiş, sıradanlaştırılmış ve aşırı kontrollü olan Hollanda konut üretim makinesinin sonu mu demek? Almere daha az resmi bir kentleşme için seferberlik mi başlatıyor? Açıkçası, kulağa çok çekici geliyor.

Süreç üzerine süren tartışmalar, Almere’nin mekansal planlamadan sorumlu karizmatik belediye meclis üyesi ve nüfuzlu bir aktivist/politikacı olan Adri Duivesteijn’in üzerinde odaklanıyor. Ancak Almere’de sürmekte olan gelişmelerin arkasında en az bu kişilik kadar değişen ekonomini ve dönüşen sosyal devlet mekanizmasının rolü var. Yönetim uygulamalarında olduğu gibi üretim ve tüketim süreçleri de değişim geçiriyor. Joseph Pine’nın “Kitlesel Özelleştirme” adlı kitabı yayımladığında sene 1993’tü. Pine temel olarak, Japonya benzeri rekabetçi ülkelerdeki otomobil sanayisi örneğinde olduğu gibi, yükselmekte olan yeni özelleştirilmiş üretim sistemlerine işaret ediyordu. Yönetimler için şehirleri tepeden tabana ve tabandan tepeye isleyen süreçlerin birbirine karıştığı, kendi kendini düzenleyen karmaşık sistemler olarak görmek artık yenilikçi bir bakış açısı değil. Hala açıklığa kavuşturulması gereken şey, kullanıcının ve tasarımcının değişen karmaşık koşullar karşısındaki yeni tutumudur.

Truva Atı

İstanbul bu soruya ışık tutabilir. Gayri resmi [informel] planlamanın cenneti olarak şehir, bugün hala gecekonduların güçlü izlerini taşıyor. Resmi rakamlara göre 14 milyon kişinin yaşadığı bu “self servis” şehir, öngörülü ve güçlü bir yönetimin eksikliğinde ve kontrol edilemez bir pazar ekonomisi altında şekillenmiştir. Şehrin, geçtiğimiz yüzyılda dünya çapında ünlü, tek bir mimar ya da plancı yetiştirmemiş olması şaşırtıcı olmamalı. Bu yetenek eksikliğinden değil; mimar ve plancıların, kentsel alan üretim mekanizmalarından kopukluğundan kaynaklanıyor. Onlar insan odaklı pazarı yoksayarlarken, pazar da onları görmezden geldi. Sonuç olarak iradesi güçlü bireyler, zengin ya da fakir olsun, İstanbul’daki yerleşimlerin aktif katılımcıları ve üreticileri haline geldiler. Bu durum, kendi şehirlerinin üretiminde katılımcı olamayan, hayal kırıklığına uğramış seçkin İstanbullu modernistler yığınını çok iyi bir biçimde açıklar. “Sıradan” insanların enerjisi ile işsiz ama kibirli mimarlar arasındaki boşluk bu kadar büyük olmasaydı, sonuç daha farklı olabilirdi.

Ancak, mimarların katılım fobisi evrensel ve zamandan bağımsız gibi görünüyor. Katılımcı süreçler gerçekten de mimarın nüfuzunu azaltıp ılımlı mimarlık sonucunu mu doğuruyor? Mekan üretiminin demokratikleştirilmesi sıradan çevreler mi yaratacak? OMA’nın (Office for Metropoliten Architecture) kurucularından ve su anda Berlage enstitüsünü araştırma müdürü olan Elia Zenghelis, Rotterdam Mimarlık Bienali 2007 esnasında Kunsthal’de yaptığı konuşmasında şunun altını çizdi: ‘Mimarlık doğası gereği tepeden inmecidir ve katılım söylemi Truva Atı gibidir. Kimse Truva Atı’nı reddedemez ve o, sonunda hasara sebebiyet verir!’

Katılımı Truva Atı olarak nitelendirmeden önce göz önüne alınması gereken tek şey daima sözü geçen pazar ekonomisi bağlamında mimarın halihazırda tartışmalı olan yeridir. Dennis Kaspori’nin ‘A Communism of Ideas’ [2003, Archis] isimli makalesinde (makale henüz Türkçe’ye çevrilmedi; ç.n.) belirttiği gibi: “inşa sürecinde mimarın rolü bir ‘güzellik uzmanı’ haline indirgenmiş gibi görünüyor. Son zamanlarda inşaat sanayisindeki yolsuzluklara ilişkin parlamento soruşturmalarında hiç bir mimarın isminin geçmiyor oluşu, mimarların aksi iddia edilemez ahlaklarının kanıtı olarak değil, Hollanda Mekansal Planlamasının hiç bir bölümünde yer almamalarının kanıtı olarak görülmelidir. Büyük çocuklar dışarıda barakaları inşa ederken, mimar, içeride mutlu bir şekilde karalamalarıyla uğraşıyor.”

Seçenekler açık: stilist ve büyük çocuklara çalışmak ya da aktivist ve halkla birlikte çalışmak.

Geliştirici Olarak Kullanıcı

Kontrollü ve tepeden örgütlenmiş olan yüz yıllık konut pratiğinin ardından, Hollanda vatandaşları konut uygulamalarının idaresini alarak, birer geliştirici konumuna geliyorlar. Bilinçli ve sorumlu kullanıcılar tarafından geliştirilen yerleşimler, daha dinamik bir şehir yaratılması için bir strateji olarak görülüyor. Gülensu ve Karanfilköy gibi –en başında, yaşayanları tarafından gayri-resmi olarak inşa edilmiş olan- yerleşimler İstanbul’da bu durumun canlı örnekleridir. Bu alanlarda kullanıcıların ihtiyaçları ve zaman içindeki adaptasyonları, fiziksel mekan vasıtasıyla açıklanabilir ve izlenebilir. Almere’de yaşayanların İstanbul’dakilerden farklı öncelik ve değişkenlerinin olacağı açıktır. Bu öncelik listesinin üst sıralarında %27’lik bir göçmen nüfus ile sayısı artmakta olan bekar annelerin ve yaşlıların oluşturduğu nüfus çeşitliliği gelir. Burada aşılması gereken, mevcut yapıların ve mekan üretiminin sınırları dahilinde, özgür bireylerin toplumun karmaşık yapısını yansıtacak yolu nasıl bulacakları ile ilgilidir. 

Aktivist Olarak Mimar

Hollandalı mimarlar şimdi kendilerini nasıl konumlandıracaklar? ‘Geliştirici’ arkadaşlarıyla flört etmeyi, ‘sıradan’ bireyleri Truva Atı olarak nitelendirmeyi ve bu korkuyla yaşamayı sürdürecekler mi? Refah ekonomisinin yavaşça değiştirdiği ve pazar güçlerinin egemen olduğu üzere, bu ‘geliştirici’ dostlar kestirme yolu tercih edebilirler. İstanbul’da olduğu gibi, bir gün havalı mimar dostlarını görmezden gelebilirler.

Ya da mimarlar eyleme geçer ve toplumla bağlantı kurmanın yeni yollarını arama yolunu seçebilirler. Kendi kendini organize eden bir çevrede, insanların birbiriyle ilişkiye geçmesi ve toplumun karmaşık yapısının serbest bırakılması ile bir yol bulunacaktır. Kullanıcı ile tasarımcı arasında kurulacak yeni denge, 21.yüzyılda mimaride yenilikçilik olarak yerini alacaktır.

Yakında

Çok yakın bir zamanda, OMA’dan Floris Alkemade’ye, Almere’nin halk tarafından üretilecek mahallesi Homeruskwartier’ın koordinasyonu görevi verildi. İlk 3000 evin %75’i bireyler tarafından inşa ediliyor, bu süreç Particulier Opdrachgevershap [PO] olarak biliniyor. Hollanda’da örnek olarak Amsterdam’ın doğu kıyısında Borneo Sporenburg, Enschede – Roombeek ve Leiden - Nieuw Leyden gösterilebilir. PO, tam olarak Almere Planın getirdiği yeni bir süreç değildir. ‘Almere’den Mektuplar’ köşesinin bir sonraki yazısında plana odaklanılacak ve kolektif PO ile kolektif PO sürecinin potansiyel ve sınırları değerlendirilecektir.

 

Ekim TAN

Ekim Tan Hollanda’da aktif İstanbullu bir mimar, şu sıralar Delft Universitesinde Evolutionary Human Habitat Environments and Theories of Self Organization’ üzerine doktora tezini hazırlıyor. Bağımsız bir araştırmacı olarak Almere’de ve İstanbul Gülensu’da süregelen kentsel gelişmeleri izliyor. Daha fazla bilgi ve yorumlarınız için \n This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin. adresinden iletişime geçebilirsiniz.

 

* Bu yazı 6 Kasım 2007 tarihinde  ingilizce metin olarak http://www.archined.nl/archined/6472.0.html adresinde yayınlanmıştır

 

 Image

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version