Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Stratejik Planlamada Kentsel Projeler

 Stratejik Planlamada Kentsel Projeler

Dr. Ebru Firidin Özgür

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Araştırma Görevlisi

 

Giriş: Stratejik Planlamanın gelişimine ilişkin kısa bir değerlendirme

1980’lerden itibaren ekonomi politik ve sosyal çevredeki dönüşümlerle birlikte planlamanın işlevi ve ideolojisi değişmiş, stratejik mekansal planlama yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Dünya ekonomisinin 1970’lerde içine girdiği kriz, neo-liberal politikaların artan hakimiyeti ve buna paralel olarak dünya ekonomisinin organizasyonundaki dönüşümler, kamu sektöründe kaynakların kısıtlanması ve özel sektörün etkinliğini arttırmaya yönelik politikalar, planlamanın yeni bir ekonomi-politik çerçevede tanımlanmasını beraberinde getirmiştir.

Geleneksel kapsamlı ve rasyonel planlama, daha 1960’larda eleştirilmeye başlanmıştır. Geleneksel planlama; yeterince esnek olmaması, gelişmenin özellikle serbest piyasaya dayalı ekonomik büyümenin önünde bir engel olarak görülmesi, hızlı değişime ayak uyduramaması, düzenleyici ve üstten buyurucu olması, stratejilerinin yetersiz olması ve kentsel gelişme ile ilgili aktörlerin planlama sürecine yeterince katılımının sağlanamaması gibi konularda eleştirilmiştir. Böylesi bir ortamda, 1980’li yıllarda, bir çok ülkede geleneksel planlama yaklaşımı terkedilmiş, yerine esnek, kısa vadeli, parçacı, piyasa ve politik baskılara kolayca adapte olabilen, proje-temelli ve kompleks sonuçlar doğuran bir yaklaşım hakim olmuştur. 1980’li yıllarda yaşanan proje temelli yaklaşımlar, 1990’larda yerini stratejik planlamanın eylem odaklı ve vizyon çerçevesinde hareket eden anlayışına bırakmıştır.

Kaufman ve Jacobs (1997); stratejik planlamayı geleneksel planlamadan ayırt eden özellikleri şu şekilde ortaya koymaktadır:

Stratejik planlama;

·         Daha çok eyleme, sonuçlara ve uygulamaya yöneliktir,

·         Planlama sürecinde daha çeşitli katılımı öngörür,

·         Bir topluluğun, dış çerçeve içinde anlaşılmasına daha fazla vurgu yapar, çevreye dair bir taramadan sonra fırsatları ve tehditleri belirlemeye çalışır,

·         Yarışmacı bir davranış benimser,

·         Bir topluluğun, güçlü ve zayıf yönlerinin fırsatlar ve tehditler bağlamında değerlendirilmesine vurgu yapar.

Castells ve Borja (1997) ise, mekansal stratejik plan ile master plan arasındaki farkları aşağıda yer alan tablo içinde değerlendirmektedir.

Tablo 1. Mekansal Stratejik Plan ve Master Plan Arasındaki Farklar

 

Mekansal Stratejik Plan

Master Plan

Bütünleyici bir plandır

Kentsel mekanı düzenler

Projelere öncelik verir. Ancak projelerin gerçekleşeceği mekanı belirleme gerekli değildir

Arazi kullanımlarını tanımlar ve kente dair genel sistemi ve geniş kamusal alanların yerlerini belirler

Her aşamada uzlaşma ve katılıma dayanır

Kamunun tasarım sorumluluğu vardır. Katılım ise ‘a posteriori’ (sonuca ilişkin) katılım’dır

Niceliksel analiz yöntemleri kullanılır

Mekansal ve fiziksel alan çalışmaları kullanılır

Kısa vadede müdahale gerektiren eylemlerde, aktörler arasında uzlaşma ve karalığa dayalı bir plandır

Düzenleyici bir plandır. Eylemin potansiyel geleceğini düzenler

Bir eylem planıdır

Eylemi düzenlemek için bir plandır

 

Kaynak: Castells ve Borja, 1997

 

 

 

 

Stratejik planlamada, kamu ve özel sektör aktörlerinin katılımı, stratejik planlamayı diğer planlama tarzlarından ayıran, vazgeçilmez, yapısal bir niteliktir. Castells ve Borja (1997) katılıma dair temel nitelikleri şöyle tanımlamaktadır:

Katılım;

·         Teşhislerin belirlenmesinden projelerin izlenmesine değin planlamanın her aşamasında vardır,

·         İdeal olarak tüm kamu ve özel sektör aktörlerini içermelidir, ancak tahmin edilenin tersine genelde kamu sektörünün tüm birimlerinin katılımını sağlamak daha zordur,

·         Nüfusun bir kısmının daha düşük düzeyde organizasyon, liderlik ve sosyal görünürlüğe sahip olduğu dikkate alınarak yapılanmalıdır,

·         Stratejik eylem veya projeler üzerine tartışmaları, tartışmalar sonrası ulaşılan fikir birliğini ve projenin uygulayıcıları ile izleyenler arasındaki uzlaşma sürecini kapsamaktadır.

 

Stratejik planlama, geleneksel geniş kapsamlı planlamanın karşısında, daha esnek, aktörleri sürecin içine alan, katılımı her aşamada ön plana çıkaran, hedefe yönelik ve eylem odaklı, müzakereci yapısı ile yüceltilirken, eleştirildiği taraflar da bulunmaktadır: sermaye ve piyasa güdümüne girmeye müsait olması, ki burada müzakere sürecinde yerel yöneticilerin kişilik ve liderlik özelliklerinin bile, müzakereleri kamu lehine çevirmede belirleyici olabildiği belirtilmektedir (Castells ve Borja, 1997). Stratejik planlamanın eylem odaklı yani proje odaklı olmasının kent bütünü üzerindeki sosyal etkilerinin göz ardı edilebilmesine yol açması da bu yaklaşımın zayıf noktalarından birini oluşturabilmektedir.

Neden Kentsel Projeler?

Kentsel projelerin ön plana çıkmasında iki önemli paradigma değişiminden bahsedilebilir: Birincisi, küreselleşen ekonomik ağ içinde kentlerin eskisinden farklı bir konum kazanması, ikincisi ise küreselleşmenin teorik altyapısını besleyen besleyen postmodern düşünce*.

Küresel ekonomik yapılanma içinde ulus devletler dışa açık büyüme adı altında dünyada yeni pazarlar edinme yoluna gitmeye başlamışlardır. Bu da özel sektörün güçlendiği ortamda şirketler yolu ile olmaktadır. Yeni pazarlar, hammadde ve ucuz işgücü uluslararası ortamda faaliyet gösteren firmalar için önemli değişkenlerdir. Post-fordist üretim ve örgütlenme ile dünya üzerinde yayılmaya başlayan şirketler, artık ulusal sınırlar içinde değil, ulus ve deniz aşırı kaynakları kullanmak üzere yeni mekanlara, yani kentlere yerleşmektedirler. Gelişmiş ulus devletlerin bünyelerinde faaliyet gösteren firmalar, yatırım alanları olarak nitelikli ve daha ucuz işgücünün bulunduğu kentleri seçerken, gittikleri yeni kentlerin hinterlandındaki ya da erişim ağı içindeki pazarları da hedeflemektedirler. Yatırım avcısı konumuna düşen gelişmekte olan ülkeler için ise bu tür yatırımlar, yeni istihdam olanakları anlamına gelmektedir. Bu dinamikler çerçevesinde, yeni yatırımlara cazip hale gelme açısından dünya üzerindeki kentler arasında bir yarışma ortamı doğmaktadır. Gelişmiş ülkelerin metropolleri ve büyük kentleri için ise yeni yatırımlar, küresel sistem içinde finans akışının kontrol merkezi olmaya yönelik bir yarışmayı belirtmektedir. Bu kentler için yarışma, prestijli kent mekanları oluşturmak, büyük firmaların yönetim merkezlerini çekmek, bunun için altyapı olanaklarını geliştirmek ve bunları sağlamak için projeler yoluyla nitelikli kent mekanları ve nitelikli bir kentsel yaşam oluşturmak anlamına gelmektedir.

Bu gelişmenin düşünsel altyapısını oluşturan postmodern düşünce ise öncelikle modernitenin öngördüğü geniş kapsamlı yaklaşımları reddederek, yaşamın her alanında parçacıl müdahaleleri gündeme getirmektedir.

Modernitenin tüm yaşamı bir şemsiye altında ele alan yaklaşımına karşı postmodern düşünürler, mikro alanlarda yapılacak siyasetler gibi muallak yaklaşımları ortaya sürmekte, ancak somut çözümler önermemeleri dolayısıyla eleştirilmektedirler**. Mikro alanlar ile belirlenen bu yaklaşım, kentlere de bütüncül yaklaşımlarla çözülemeyecek alanlar olarak bakmakta; parçacı ve proje bazlı yaklaşımları düşünsel altyapı açısından desteklemektedir. Böylece kent mekanının bir yandan uluslararası niteliklere kavuşma diğer yandan yerellikler üzerinden pazarlama nesnesi haline getirilmesi, küreselleşme ve bunun düşünsel altyapısını oluşturan postmodernizm ile doğal hale getirilmektedir. Dolayısı ile kentler, birbiri ile yarışan, bir bütün olarak ele alınmayan ve yalnızca belli parçaları ile yönetilen coğrafyalar haline gelme tehlikesi içindedirler.

Yatırım için cazibe alanları haline gelme yarışında, kentlerin sağlaması gereken bir takım özelliklerin olduğu belirtilmektedir (Gospodini: 2002: 60).

  1. Çeşitli bir ekonomik temel ve nitelikli insan sermayesi; (turizm, hizmetler sektörü ve bunu destekleyen yan sektörler, küçük imalat, vb.)
  2. Yüksek teknolojili servisler ve bilgi tabanlı kurumlarla güçlü yerel bağlantılar;
  3. Gelişmiş ve modern altyapı (ulaşım bağlantıları ve iletişim);
  4. Yüksek nitelikli kentsel çevre, açık kamusal alanlar ve kentsel yaşam; (uluslararası nitelikte hizmet veren kent mekanı)
  5. Geleceğe dönük gelişme stratejilerini ortaya koymak ve uygulamak için kurumsal kapasite (stratejik planın uygulanması için gereken kurumsal altyapı).

Kentlerin, küresel ya da dünya kenti olma yarışında, yukarıda belirtilen ölçütlerin sağlanması için “kentin mekan kalitesi” önemli bir belirleyici olmaktadır. Hizmetler sektörünün yer seçiminde, ulaşım ve iletişim altyapısının güçlü olması kadar, kentte bulunan kongre merkezlerinin, eğlence ve dinlence alanları, merkezi iş alanının mekansal niteliği ve peyzajı, turizm sektörü içinde yer alan konaklama olanaklarının gelişkinliği ve kentin kendine has kimliğinin, yerel değerlerinin ön plana çıktığı alanların olması önemli veriler haline gelmiştir. Kentsel projeler adı ile anılan bu projeler, kentlerin yarışır hale getirilmesinde, dünya kenti ya da küresel kent statüsüne erişmesinde, ulus ötesi yatırımları çekmesinde ve ekonomik canlanma ve gelişiminde önemli bir yer tutmaktadır.

Bugün metropoliten kentler, büyük ölçekli kentsel projelere biçimlenmektedir. Bu projeler, bölgesel – kentsel ortamın çekiciliklerini artırarak dönüşümü hızlandıran kapasitelerine bağlı olarak stratejik bir önem taşımaktadırlar (Borja ve Castells, 1997: 162). Kentlerin pazarlanmasında bu tür projeler, kentlerin organizasyon kapasitesi ya da yönetim işlevlerinin önüne geçebilmektedir (Borja ve Castells 1997:158). Dolayısıyla, kentsel projelerle kentlerin biçimlendirilmesi yaklaşımı, stratejik planlamanın eylem odaklı olmasının sonuçlarından birisidir.

Gospodini (2002: 68), küresel sisteme eklemlenme ya da mevcut dünya kenti statüsünü koruma yarışındaki Avrupa kentlerinde ekonomik canlanmayı ve gelişmeyi sağlamak için yapılan kentsel projeleri, kentsel tasarımın bu süreçte üstlendiği yeni projelendirme anlayışı içinde değerlendirmiştir. Kentleri büyüklükleri ve özelliklerine göre metropoliten kentler, büyük ölçekli kentler ve küçük ölçekli kentler olarak ölçeklerine ve ekonomik işlevlerine göre ayırarak, bu kentlerin mekansal niteliğini artırmada kullanılan projeleri sınıflandırmıştır. Buna göre, kentsel projelerin hedefleri, kentlerin kademelerine göre şöyle açıklanmaktadır:

 

metropoliten kentlerde, moda ya da avangard tasarımlarla sağlanan prestijli ya da simgesel kentsel peyzajın üretilmesi;

orta büyüklükteki kentlerde, mekansal dezavantajların giderilmesi ve kentsel mekanın iyileştirilmesi;

tarihi küçük kentlerde, kentsel mekanın niteliğini korumak ve hızlı büyümeye karşı korumak;

özel nitelikli küçük kentlerde (kıyı kentleri, yönetim kentleri, üniversite kentleri, vb.), satışa sunulan bir ürün olarak kent mekanı niteliğinin yükseltilmesi ve korunması;

belli bir kaynağa sahip olmayan ve çevrede yer alan küçük kentlerde ise tasarım yenilikleri ile çökme ve marjinalleşmeye bağlı olarak ortaya çıkan sorunların çözülmesi.

 

Kentsel projeler, çoğu kez kent içinde dönüşüm kavramı ile birlikte gündeme gelmektedirler. Ekonomik dönüşüm sürecinde kentler küresel sistemle bütünleşme çabası kent içinde atıl hale gelen alanları ortaya çıkarmakta, yeni sektörler ise mekan sıkıntısı çekmektedir. Çoğunlukla eskiden kamuya ait olan ancak artık işlevini yitirmiş büyük kentsel alanlar, büyük oranda kentin merkezi alanlarına yakın yelerde konumlanmaktadırlar. İşte bu gibi alanlar, özel sermaye yatırımları için çoğu kez belli bir yapı stoğuna, tarihi geçmişe sahip, altyapısı olan ve çoğunlukla merkezi konumda olmaları dolayısıyla özellikli proje alanları olarak büyük fırsatlar sunmaktadırlar. Kentsel projelerin genellikle yer seçtiği alanlar işlevini yitiren sanayi, depolama, liman gibi alanların dönüşümünden, çöküntü alanlarının turistik amaçlı rehabilitasyon ve yenilenmesine, eğlence parklarının ve ulusal ve uluslar arası sergi ve fuar alanlarının oluşturulmasına kadar pek çok alanı kapsayabilmektedir. Bu tür alanlar kentlerin mekansal kalitesini değiştirirken, ekonomik yapı ve istihdam koşullarında da değişikler yaratmakta, ancak çevrelerine yaptıkları etkiler dolayısıyla olumsuz sosyal sonuçlara yol açabilmektedirler. Kentsel projeler, bütün içinde ve kamu yararı çerçevesinde ele alınması gereken projelerdir.

Borja ve Castells (1997:152), kentsel projeleri ölçeklerine göre büyük, orta ve küçük olmak üzere üçe ayırmaktadırlar. Yazarlar, stratejik planlama yaklaşımı açısından ve yarışan kentler olgusu içinde bu projeleri söyle değerlendirmektedir:

 

Büyük Ölçekli projeler; son yılların stratejik planlama yaklaşımı içinde ortaya çıkmışlardır. Çoğunlukla, kentlerin etki alanındaki bölgelerde, kent çeperinde yer alırlar. Bu tür projelerin çok boyutlu olmaları zorunlu bir koşul değildir. Ancak şu üç şartı sağlamaları gerekir:

o        Projenin senaryosunun geleceğe yönelik sosyal, ekonomik ve kültürel hedeflerle ilişkili olması gerekir

o        Projenin kentin diğer bölgelerindeki projelerle ve dinamiklerle uyumlu olması gerekir.

o        Projenin çevresine güçlendirici ve itici bir güç vermesi gerekir.

Bu tür projelerin çok parçalı yapıları, çok fonksiyonlu dinamikleri ve yeni metropoliten kent sistemlerinde kentsel-bölgesel merkezleri oluşturan bir yapıları vardır.

 

Orta ölçekli kentsel projeler ise kent merkezi ve çevresinin iç içe geçtiği mevcut kent içinde yer alırlar. Bu kentler genellikle, merkezin yenilendiği, yeni kentsel merkezlerin ve gelişme akslarının oluştuğu kentlerdir. Bu tür projeler genellikle potansiyelleri harekete geçmeye elverişli, eski liman, depolama sanayi vb. alanları seçerler. Bu tür projeler, mevcut altyapıyı güçlendirme ve çevresel kaliteyi yükseltme yoluyla kentin gelişme stratejileri ile doğrudan bağlantı kurmadan, kentte yeni merkezi alanlar yaratabilirler. Orta ölçekli projelerin stratejik değerini artıran parametreler şunlardır:

o    Projeler paralel ya da tamamlayıcı özellikler taşıyan diğer projelerle ulaşılabilirlik, yatırımlarla ilgili kamusal kararlar, trafik üzerindeki etkileri veya çevresel etkileri vb. açısından uyumlu olmalıdır.

o      Projenin hem fiziksel açıdan hem de kent imajı, servisler ve donatılar vb. açısından yüksek kaliteyi sağlaması gereklidir.

o        Projenin gerektirdiği sosyal kullanımları, kamusal ve özel fonları, kuruluşları harekete geçirecek kapasiteye sahip olması gereklidir.

Küçük ölçekli projeler; ölçeklerinin aksine kentsel gelişme içinde önemli stratejik etkileri olan, özel projelerdir. Bu tür projelerin ayırt edici özellikleri şunlardır:

o        Kullanımlardaki çeşitlilik ve çevresel kaliteyi bütünleştiren bir yapıya sahiplerdir. 

o  Mevcut dinamikleri güçlendiren ve kentin gelişme dinamiklerindeki zorlukları ve eksiklikleri cevaplamaya yönelik bir yapıları vardır.

o        Kendi sahip oldukları özelliklerle kentsel mekanın değerini artırırlar.

Küçük ölçekli projeler, örneğin oteller, alışveriş merkezleri, eğlence alanları, iş merkezleri gibi özellikle tarihi binalara verilen yeni fonksiyonlar yoluyla gerçekleştirilirler. Ulaşılabilirliği kolay, kent içinde ayırt edici özgün bir kimliği olan alanları seçerler. Küçük ölçekli projelerin stratejik değerleri, binalara ya da alanlara getirdikleri fonksiyonlardan değil, aslında kentsel dinamikler üzerindeki etkilerinden kaynaklanır.

Borja ve Castells (1997:151), büyük projelerin kentsel gelişme üzerindeki etkisini, özellikle 1980’lerde devletin ideolojik olarak zayıflaması ve özel sektörün girişimci yapısına kökü körüne inanması bakış açısından tartışmaktadır. Buna göre yazarlar, büyük kentsel projelerin kısa süreli olarak özel sektörü zenginleştirme amaçlı geliştirildiklerini; kentsel gelişmeye bir itici güç ya da gelişmeyi yönlendirici etkisinin zayıf olabildiğini ileri sürmektedirler. Dolayısıyla, yazarların yukarıda, stratejik planlama yaklaşımı dahilinde öne sürdükleri ölçütlerin değerlendirilmesi önem kazanmaktadır.

 

Sonuç:

Kentsel projelerin farklı ölçeklerde, farklı amaçlarla kullanılabilen yapısı dolayısıyla, kısa sürede kentlerin ekonomik hayatına kazandırabildikleri cazibenin, kentlerin sosyal ve kültürel yaşamı açısından aynı değeri taşıyıp taşımadığını belirlemek önem taşımaktadır. Bu türlü projeler, bir kent vizyonu ve stratejik gelişme planı ile bağlantısı olmaksızın, sosyal ve çevresel etkileri değerlendirilmeksizin uygulandıklarında, Castells ve Borja’nın (1997) da dikkat çektiği gibi, uzun vadede beklenilen sonucun tam aksi yönde etkiler gösterebilme tehlikesini her zaman taşımaktadırlar. Kentlerin gelişimi proje temelli yaklaşımlardan çok, bütüncül yaklaşımları gerektirmektedir. Bu tür projeler, kentlerin kamusal yaşamının canlandırılması açısından önem taşırken, yalnızca kısa dönemli ekonomik kazançlara odaklı, kamuya uzak tasarımlar, kentin yaşam niteliği açısından olumsuz durumlara yol açabilmektedir.

İkinci bir durum, bu projeler, kentsel mekanın niteliğini yükseltirken, hedefledikleri kullanıcı kitlesi dolayısıyla sosyal ayrışmanın mekanda daha belirgin hale gelmesine yol açabilirler. Kullanıcı profilinin değişmesi, eski kullanıcıların yerinden edilmesine yol açabilir. Yerinden edilme süreci, üçüncü dünya ülkeleri için kent çeperlerindeki yeni yasadışı gelişmelerin ya da evsizlerin artışı ile sonuçlanabilir. Taşınmak zorunda kalan insanların hem yaşam maliyetleri artar hem de psikolojik olarak büyük zararlar görürler. Dolayısıyla bu türden projeler yapılırken, soylulaştırma, yerinden etme ya da kamusal alanların özelleşmesi gibi yan etkileri dolayısıyla ekonomik kazanca karşılık yüksek sosyal bedel ödenmesinin önüne geçilmelidir.

Üçüncü bir durum ise, kentsel dönüşüm ile gündeme gelen kentsel projelerin, yaratabilecekleri büyük sosyal maliyetlerin yanı sıra, kamu elindeki alanların özelleşmesine yol açarak kamuya ait varlıkların gözden çıkarılmasına yol açması tehlikesini barındırmalarıdır. İstanbul, bu duruma olumsuz bir bir örnek oluşturmaktadır. bugün İstanbul üzerinde işlenen parçacı ve projeci yaklaşım, kamu alanlarının özelleştirilmesi ile sonuçlanmaktadır. Kamuya ait alanlar, bir kentin planlanmasında önemli kaynaklardan birisini oluşturmaktadır, kentteki rezerv alanların özelleştirilmesi ise kentlerin kamu yararına planlanmasında önemli bir kaynağın özel sektöre devredilmesi anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla, stratejik öneme sahip alanların özelleştirilmesi, uzun vadede kamu yararına aykırı sonuçlar doğurmaktadır.

Günümüzde kentleri projeler yoluyla prestij mekanları haline getirerek, bir anlamda pazarlamacı mantıkla yönetmek genel bir eğilim haline gelmiş olsa da; bu yaklaşımın sosyal ve kamusal maliyetleri konusuna dikkat çekmek büyük önem taşımaktadır.

Kaynaklar:

Best, S., Kellner, D. (1998), Postmodern Teori: eleştirel soruşturmalar, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Castells, M. ve Borja, J. (1997) Local and Global Management of Cities in the Information Age, London, Earthscan Publications Ltd.

Gospodini, A. (2002), European Cities in Competition and the New ‘Uses’ of Urban Design, Journal of Urban Design, vol. 7, No. 1, 59-73

Healey, P. (1997) “An Institutional Approach to Spatial Planning”, in Making Strategic Spatial Plans: Innovation in Europe, P. Healey, A. Khakee, A. Motte, ve B. Needham (eds), London, UCL Press, 21-35.

Kaufman, J.L. ve Jacobs, H.M. (1997), “A Public Planning Perspective on Strategic Planning” in Readings in Planning Theory, S.Campell ve S. Fainstein (eds), Oxford, Blackwell

Velibeyoğlu, Koray (1999), Urban Design in the Postmodern Context, http://www.angelfire.com/ar/corei/ud.html

* bu konudaki ayrıntılı tartışma için bakınız: Velibeyoğlu, Koray (1999), Urban Design in the Postmodern Context, http://www.angelfire.com/ar/corei/ud.html

** bu konudaki ayrıntılı ve kapsamlı bir çalışma için bkz. Best, S., Kellner, D. (1998), Postmodern Teori: eleştirel soruşturmalar, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version