Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Sosyal Bilimlerde Dönüşümler ve Kent Planlama

Sosyal Bilimlerde Dönüşümler Ve Kent Planlama

Sosyal bilimler; farklı dönemlerde farklı tanımlamalarla belirlenmişse de bu kavramın tarihsel seyir içindeki özelleşmesi ve uzmanlaşması bir yandan bilimsel faaliyetlerin etkinliğinin artmasına yol açmış, diğer yandan getirilerinin kimin yararına kullanıldığı sorusunun üzerini örten bir olgusallık ve kesinlik ile kategorik bir dokunmazlıkla kutsanmıştır. Küreselleşme süreçlerinin yarattığı muazzam gelir eşitsizliği göz ardı edilerek dönemin bilgi-birikim çağı olarak yüceltilmesi de bu bağlamda değerlendirilebilir.

Emrah TUNCER

Konumuz elbette ki sosyal bilimler tartışması değil ama sosyal bilimlerde ki paradigma kaymaları ve bunun mekana etkileri incelendiğinde mekansal değişimin, biçimlendirilmesinde en önemli görev neo-liberal toplum mühendisleri anlayışına karşı tavır alan yeni bir sosyal bilim anlayışının yaratılmasıdır. Bu açıdan tarihsel süreç içersinde gelişme seyrine bakıldığında değişimin ve etkilerinin belirginleştiği bize yeni bir sosyal bilimler ve planlama anlayışının olma gerekliliğini göstermektedir.

Kentler tarih boyunca  içinde oluştukları toplumların tüm yapılarını yansıttığı için toplumun aynaları olmuşlardır bir anlamda. Bazı sosyal bilimcilerin dile getirdikleri gibi kentleri sorgulamak, aslında kentleri yaratan toplumsal yapıları sorgulamak anlamına gelir denilebilir.

Modernizm döneminde sosyal bilimlere bakıldığında toplumun genelde zamansal bir nesne olarak ele alındığı, toplumun zaman içinde nasıl değiştiğine önem verildiği görülür. Mekanda şu ya da bu zamanda ortaya çıkan farklılıklar önemli değildir ve geçicidir. Zamanın içinde yok olurlar. Yani modernizm için önemli olan mekan dışında zamanın toplumları nereye yönlendireceği anlayışıdır. Modernite projesi özü itibari ile baskıcı ve yukardan aşağıya örgütlenmiş, seçkinci bir projedir. Rasyonalist bir bakış açısı ile tüm toplumu tek bir ana anlatı etrafında biçimlendirmeyi hedeflemek de bunu yaparken toplumların içerdiği farklılıkları aynılaştırıp, hiçleştirmektedir. Bu tür yukardan aşağıya planlama anlayışının baskıcı bir sosyo-mekansal proje olması kaçınılmaz olduğu gibi başarısız kalması da kaçınılmazdır. Farklılıkları görmezlikten gelmek daha da kötüsü ortadan kaldırmaya çalışmak ortaya tek boyutlu, demokratik olmayan ve çoğunluğu reddeden bir toplum ve kent mekanı çıkartmaktadır.

Üretim öncesi dönemde sihirsel düşünüş biçimi, tarım döneminde dinsel düşünüş, endüstri döneminde ise kısmen bilimsel düşünüş hakimken, günümüzde iktisadi gereklilikleri takip eden bir anlayışın kendini içselleştirmesi planlamayı da etkilemiş toplumsal yapının sürekliliği ve ritmi de ağırlıklı olarak ekonomik olgular tarafından belirlenmiştir. Mekânın homojen algılanması sürekliliği olan, içi boşaltılmış, edilgen ve soyut olarak ele alınması kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda kendi karını maksimize edecek şekilde altyapısal örgütlenmesi ve kurduğu sistemi yönlendirebilmesi de soyut bir mekan-zaman anlayışı içersinde tek bir ekonomik sistemin parçası haline gelmesi şuan için görülen bir durum. 18.yy'daki sanayi gelişmeler modernizmin önemli yapı taşı olmuştur. Bu durum yerleşim birimlerinin değişmesine, eski tekil evlerin yerini büyük apartmanların almasına, 'klasik' olanlar eleştirilerek 'yeni' olanın benimsenmesine yol açmıştır. 19.yy'dan itibaren kentin sosyal yapısının değişmesiyle birlikte 20.yy'lın kenti daha kozmopolit, işçilerin kalabalık ve örgütlü, yaşam koşullarının bozulduğu bir kent halini almıştır. Kentin kalabalıklaşması, mekansal olarak büyümesi kapitalist dizge içinde mekanda 'daha işlevsel' alanların ortaya çıkması, alınıp satılması ortaya rant sorununu getirmiştir. Bu anlamda önem kazanan planlama kente müdahaleyi, ortaklaşa yaşam alanlarının yaratılmasını ve toplumsal özgürlüğü sağlama konusunda hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kabul görmeye başlamıştır. Daha sonra post-modernizmin gelişmesiyle bağımsız ve özerk olarak algılanan mekanda oluşacak planın da kapsayıcı olmaması daha çok müşterilerinin keyfini dikkate alan eski ve yeninin harmanlandığı bir kent özlemi olarak şekillenmesi görülen bir durum olarak belirginleşmiştir. Küreselleşme süreçleri ile ilişkili, parçalanmaya dayalı yeni dönemde kıt kaynakların giderek kıtlaşması, bileşenlerin insan tarafından kullanımında sınırlara ulaşılması, özellikle serbest piyasa ekonomisine dayalı düzenin getirdiği ve post-fordist dönem olarak da bilinen bu süreç de hâkim düşünce ve örgütlenme olarak mekânı etkilemekte ve etkisini hissettirmektedir. 

Sonuç olarak küreselleşme olarak algılayabileceğimiz bu durumun sadece batının değerlerini dünyanın geri kalanı tarafından benimsenmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda yerel özelliklerin küresel ölçekte dolaşıma çıkması ve piyasa ekonomisi içinde değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Örneğin uluslararası bir banka olan HSBC'nin "dünyanın yerel bankası" şeklinde slogan kullanması küreselleşmenin mekansal farklılıklara bağlı yerelde sermaye akışını devreye sokması olarak nitelendirilebilir. Kısacası kapitalizm mekansal engelleri yeni iletişim ve bilgi teknolojilerine dayanan olgu aracılığıyla aştığı ve akışkanlık kazandığı görülür. Yine Küreselleşen bir dünyada görüldüğü gibi yerel de değişiyor ve yeni bir yerel oluşuyor denilebilir.

Türkiye'de ise gelişim seyri 1923'de daha çok sermaye birikimi için inşaat yapımı üzerine şekillenirken 1980'lerden beri ise sermaye birikiminin yeniden üretimi için inşa edilmiş alanlar şeklinde örgütlendiği görülür. 1923'de restorasyonun olmadığı, daha çok yeni mekan inşaatı şeklinde belirginleşen durumun yerine 80'lerde taş ve toprağa dayalı sanayinin gelişimi inşaatın krize yanıt veren özelliğini de göstermektedir. Bir nevi Türkiye'deki kapitalist gelişim sürecinin motoru inşaat sektörü olmuştur. Buna bağlı olarak belediye çalışmaları çeşitli kesimler arasında rant kapma ve belirli grupların çıkarları doğrultusunda geliştiği vurgulanabilir. Türkiye'deki kentsel planlama süreçleri  günümüzde sermayenin iktidar odaklı gelişim sürecini takip etmiş ve bunun için küresel olanla eklemlenmeye çalışmıştır. Küreselleşmeyi ve küresel kenti hakim duruma getirmek de bu durumu  belirginleştiriyor  

İKTİDARIN MEKANSAL ÖRGÜTLENMESİ 

Yeryüzünün bilgisi ilk bakışta insanın dünyayı algılama çabası olarak algılanmasına yol açmışsa da bu çabanın harekete geçirilişi egemenlik ilişkileri içinde anlaşılabilir. Şu an planlama da olduğu gibi var olan tüm sosyal bilim anlayışlarında modern sömürgeciliğe, çok uluslu şirketlerin doğal kaynakların ve emek gücünün envanterini çıkartmasına kadar tüm iktidarlar sosyal bilimler olmadan yapamaz. Bu açıdan bakıldığında kent planlamanın da stratejik bir önemi olduğu ve bunun ortaya çıkışından beri iktidar tarafından kullanıldığı görülür. Yani planlamanın; hakim iktisat ve siyaset yapma biçimlerinin bir aracı ya da onların ideolojisine paralel olarak çalıştığını söylemek mümkündür

Kapitalist birikim süreci kendine özgü bir mekan düzenlenmesi yaratırken  her dönemde kendi iktidar anlayışını da beraberinde getirdiği açıkça görülebilir. Çünkü bütün iktidarların amacı hep mekanı ele geçirmek ve kendi lehine dönüştürmek olmuştur. Foucault'a dayandırabileceğimiz bu söylemin büyük kapatılma olarak adlandırılması da bir o kadar anlamlı oluşu verdiği örneklerle belirginleşmekte. Foucault'un deyimiyle delilerin teknelerle denize bırakılmaları yada kentin dışına kapatılmaları iktidarın kendi örgütlediği mekanda buna zarar verecek her şeyi "ötekileştirmesi" "yok sayması" anlamında değerlendirebiliriz. İktidar mücadelesinin mekan üzerinde ki örgütlenmesinin yöntemleri her gün yeni form ve biçim kazanırken kent için çıkarılan yasaların çerçevelerinin genişletilip muğlaklaştırılması, söyleme dair ölçek kaymalarının olması bir şekilde rızanın üretimini sağlamakta bu durum da meşrutiyet zemininin ölçeğini ve söylemini sağlamlaştırmaktadır.

Planlamanın günümüzde de bir iktidar aygıtı olduğu açıktır. Postmodernist anlayışa göre yeni plan yapılmayıp sadece planlara direnmenin varsayılması iktidar dışı gibi görünse de sorunu çözmekten uzak görünüyor yada Müzakereci yaklaşımın  farklı grupların eşitsiz biçimde konumlandığı iktidar ilişkilerini görmezden gelmesi ve sorunu sadece iletişim boyutuna indirgemesi iktidar dışında yapılanamadığını gösteriyor.

MEKANSAL PARADİGMALAR VE KURAMSAL TARTIŞMALAR 

Mekansal paradigmalar ve kuramsal tartışmaların farklı dönemler ve anlayışlar tarafından da şekillendiği görülür. Örneğin WALD tarafından yayınlanan yerel üzerine bir tartışmada 20.yy'ın mekana bakışı üç döneme ayrılmıştır.  

Dönem

Mekana bakış

1.dönem(1.dünya savaşından sonra başlayan ve 70'lere kadar devam eden dönem.

Chicago okulunun ve pluralist yaklaşımın etkisinde kalmış dönemdir. Bu düşünceye göre mekan insan davranışlarını belirleyen önemli bir etkendir.

 

2.dönem(70'lerde başlayıp 802lere kadar devam eden dönem)

1.döneme eleştirel tavır geliştiren ve mekanı sosyal ilişkiler üzerinden tanımlayan daha çok mekan boyutunu geri plana iten bir yaklaşımdır.

 

3.dönem(80'lerde başlayıp devam eden dönem)

Mekansal farklılığın önemli olduğu ve sosyal olguları anlamada bu mekansal farklılaşmalarının sosyal bilimler açısından artık yadsınamaz olduğu vurgulanan bir yaklaşımdır.

 

Yine başka bir anlayışa göre 2.dünya savaşından sonra gelişen tartışmaları üç dönem içinde tanımlamak olağandır. İlk dönem 2.dünya savaşından 70'lere kadar olan süreyi kapsar. Bu dönemde kentin; coğrafi, kültürel ve sosyal farklılıkları göz ardı edilerek, indirgemeci bir işlevsel açıklama ile konut ve sanayi gibi alanlara bölünmektedir. İkinci dönem 80'lerin ortasına kadar olan dönemi kapsar. Bu dönem farklı yerel ve bölgesel birimlerin kendilerine özgü dinamiklerinin olduğunu öne sürerek, dünyayı mozaiklerden oluşan bir bütün olarak tanımlamıştır. Üçüncü dönem 80'lerden sonraki dönemi kapsar. Bu çerçevede ekonomik etkinlik birimi ile mekân arasında birbirlerinin etkilenerek değişim şeklinde adlandırabilecek bir ilişki üzerine kurgulanmıştır. 

PLANLAMA YAKLAŞIMLARI ÜZERİNE  

2.dünya savaşından sonra ulus devletlerin kenti uzun vadeli olarak planlamaya çalışmaları ortaya kapsamlı planlama anlayışını çıkarmıştır. Bu yaklaşımın temel ilkelerini ABD'de Chicago üniversitesinden bir grup plancı geliştirmiştir. Kamu yararını esas alması, uzun vadeli olması ve kapsamlılığı bu yaklaşımın temel argümanları olmuştur. Buna karşı ortaya çıkan eleştiriler ise planlamanın yukardan aşağıya, katı olması ve tekelleştirici yapısına yönelikti ayrıca rasyonelleşme sürecinin getirdiği bürokratikleşme ise denetim kurmanın en önemli araçlardan biri olarak eleştirilen konular arasındaydı. Daha sonra planlama kurumunun ezilen ve dışlanan kesimlere karşı duyarsızlığını eleştiren savunucu planlama ise plancıların teknisyen değil, siyasal bir sürecin içinde aktif aktörler olarak yer alması gerekliliği üzerine şekillenmiştir. Bunun için savunucu planlama; çok sayıda planın hazırlanması ve  planın toplumun farklı kesimleri için ne anlama geldiğinin açık hale getirilmesinin önemi üzerinde durmuştur ama kapsamlı planlamanın güçsüz kesimleri dışladığı eleştirisini seslendirirken söz konusu sorunların temelinde yatan iktidar sorununa dokunmamıştır. Dahası güçsüz kesimlerin sürece kendi adlarına katılmaları ve kendi sorunlarını seslendirmeleri yerine, savunucu plancılar bu kesimin sorunlarını ve taleplerini kendi algıladıkları biçimiyle planlara yansıtmışlardır. Bu nedenle savunucu planlama da elitizm sorununu ve yukardan aşağı anlayışını aşabildiğini söyleyemeyiz. 1970'li yıllarda ise planlamanın sınıfsal karakterini gündeme getiren Marksist yaklaşımın başlangıç temelini ise kent planlamanın kapitalist toplumsal ilişkiler ve ilişkilerin yeniden üretimi çerçevesindeki rolü oluşturmaktadır. Burada ki vurgu daha çok kent planlamasının kapitalist kentin işlerliği ve işlevselliğini sürdürebilmesi açısından gerekliliği üzerinedir. Marksist  çerçeve içinde en kapsamlı yaklaşımdan olan Lefebre'nin anlayışına göre ise kentin en büyük düşmanı devletin elinde bulunan kent planlamanın etkisidir.

Modernist anlayışa karşı gelişen Postmodern planlamanın ise  temel önermelerinden kaynaklı kendi anlayışına uygun bir planlama anlayışının olmayışı Postmodern dünyada neyin gerçeklik neyin simülasyon olduğunun bilinmemesinden kaynaklı olduğu vurgulanır. Planlamanın iktidar anlayışına karşılık  ise postmodernist bakış daha çok planlamaya karşı mücadele ve direnişi savunmaktadır denilebilir. Kısacası her şeyin her an yeniden bozulup kurulduğu; gerçeklikle, simülasyonun birbirinden ayrışmadığı bir dünya olduğu fikri planlamayı da kısıtlayıcı bir aktör olarak görmektedir.

Planlamanın gerekliliğini reddetmeyen, ancak sivil toplum merkezli, aşağıdan yukarıya örgütlenmiş bir planlama anlayışını savunan bir anlayışın son yıllarda yaygınlık kazandığı görülmektedir. Habermas'ın; modernite projesinin araçsal rasyonaliste anlayışı yerine, iletişimsel rasyonalitesini koyarak belirginleştirdiği anlayışta karşılıklı güven ortamı için aktörlerin kendilerini anlatma ve karşısındakileri anlama isteğini aşağıdan yukarıya katılımcı bir anlayışla ele aldığı bunun içinde kamusal alanın dönüşümünün gerekli olduğu vurgulanır. Demokratikleşmenin de kamusal alanın genişletilmesi ve devletin baskıcı uygulamaların dışına çıkartılmasıyla olanaklı olduğu belirtilir.

80'lı yılların neo-politikalarını içselleştiren durumun sosyal alana duyarlı gözüküp eşitsizlikleri dikkate alan, ekolojik dengeye göre şekillenme belirtileri gösterse de kentleri yarıştıran, büyük eylem alanları geliştirip aynı anda projeciliğe yönelmesinde kendi içindeki tutarsızlığı göstermektedir. Daha çok stratejik planlama olarak algılanan bu durumun ne projeciliği dışta tuttuğu nede bütünsel  açıyı reddettiği görülür. Örnek olarak İstanbul metropolitan planlamasının hazırlanıp, aynı anda Galataport, Haydarpaşa ve benzeri küçük ölçekli planların yapılması sermayenin bu bütünsel yapı içinde nasıl şekillendiğini de göstermektedir.

Tartışmalardan da anlaşılacağı üzere zamanın mekân karşısındaki birincil öneminin artık kalmadığı ve mekânın bu bilimlerin merkezine yerleştiği görülür. Yani artık çağdaş kapitalizmin ayırt edici boyutunun zaman değil mekân olduğu anlaşılabilir.  

KENTLEŞME HEDEFLERİ

Kapitalizmin  karakteristik özelliği gereği büründüğü görünüm ve durumların gündelik yaşamda sürekli değişen ve her alana sızan yapısı karşısında bir plancının 'bilmesi' ve 'farkında olması' mekanı kurması ve anlamlandırması açısından  birinci öncelik olarak görünüyor. Çünkü görüldüğü gibi  geleceğe yönelik kesinlikler yok artık. Buna bağlı olarak kentleşme hedeflerinin de belirlenmesinde toplumsal yapı ve süreçleri ele alan, Kentteki yerli halk için sağlıklı, güvenli ve estetik yaşama mekanları oluşturmak, kenti çevreleyen ve ona karakter veren doğal değerleri göz önünde bulunduran bir kentsel gelişim tasarımına sahip olmak, yerel kültür açısından önemli tarihi yapı ve alanları koruyan bir kentsel yapı içinde kent bütününde yüksek ulaşabilirlik, farklı kent alt bölgelerinde farklı yaş grupları ve farklı kesimlere hitap edebilen etkinlik merkezleri ve yaşam alanları oluşturmak bu hedefler arasında olmalıdır.

NASIL PLANLAMA?  YENİ PLANLAMA ANLAYIŞI NASIL OLMALIDIR?

Kapitalizmin mantığı gereği tüm olanları kısa sürede kendi mantığıyla bütünleştirmesi ve sömürgeleştirmesi olağan bir süreçtir. Modernist anlayışın büyük ölçüde etkisiz kaldığı ancak halen bile yerine yeni bir anlayışın konulmaması planlama kurumunun da kriz içinde olduğunun göstergesidir. Bu yüzden öncelikli olarak kentin ne olduğu ve gelişim süreçleri içersinde nasıl ele alınması gerekliliği başvurulması gereken ilk yöntemdir. Disiplinler arası hiyerarşiyi yıkan, gerekli açılardan bakabilmeyi sağlayan bir arayış içersinde olması gereken planlama da; küreselleşmenin mekandaki varlığını fark etmek ve fark ettirmek ve tüm toplumsal süreçleri ihmal etmeden kapitalist toplumsal ilişkilerin yarattığı olgu ve çelişkileri görerek Kentleri yaşanılır kılmayı hedefleyen, kentleri rant mekanları olarak değil kullanım değeri etrafında gören bir projeye katılımın temel oluşturması, hem sosyal hem de fiziksel anlamda yaşanılır kentler oluşturabilmenin de ön koşuludur.

Kent; en gelişmiş etik bir insan birliği, ahlaki ve aynı zamanda sosyo ekonomik bir topluluk haline geldiği için artık kentlere sadece insanlara mal ve hizmet sağlamak için tasarlanmış yoğun yapılar bütünü olarak bakmamak gerekir. Bu yüzden kamu yararı ve toplum çıkarını yeniden tanımlayıp yaşabilir kent mekanının oluşturulması önemlidir. Belirlenen stratejide küreselleşmenin ve iktidar aygıtının(her ne olursa olsun) yıkıcı toplumsal yan etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik arayışlara bakmak, mekansal adaleti sağlayacak bir disiplin geliştirmek birinci öncelik olmalıdır. Planlı yada plansız gelişimde her aşamaya toplumsal olanı katmak sosyal kültürel mekan boyutunu ortaya çıkarmak ne kadar önemli ise farklı bakış açılarını özgür demokratik ortamda tartıştırmak bu süreci bir o kadar etkin kılmaktadır.

Yerel ölçekli sorunların yanında ulusal ve küresel odaklı sorunların düşünülmesi ve buna karşı alternatif stratejiler belirtmesi ve bunu aşağıdan yukarıya bir perspektif girdisi haline getirmesi zorunludur. Planlamanın ister uzun erimli kısa erimli olması hiçbir zaman katılaşmış ve değiştirilemez anlayışını da getirmemesi gerekir. Bunu yaparken de sermayenin sömürgeleştirmesinden kurtulması ve farklılıkları ortak bir anlayış haline getirmesi gerekir.

Ayrıca planlama koruma ve kullanma hedeflerini içermelidir elbet ama bu bilimsellik adına çeşitli tekniklerle değil de daha çok eşiklerin çözümlenmesi üzerine dayandırılarak yapılmalıdır. Yani su havzaları, yer bilimi, ekolojik süreçler gibi fiziksel yapıya ilişkin verilerin çözümlenmesinin temel alınması gereken durumdur. Kısacası doğal ve tarihi değerlerin korunması hedeflerini  göz ardı etmeyen, gelişme hedeflerini de buna göre belirleyen bir planlama çerçevesi gereklidir. Bütün bu mekansal planlama hedeflerini toplumsal yapıyla birleştirerek eşitlik, adalet, demokrasi konularını da çerçeveye katan bir planlama yaklaşımının oluşması da buna bağlıdır. Burada önem kazanacak ilk konu ise katılım sürecidir. En önemli katılım ise özgür, eşit yurttaşların sadece vergi mükellefi birer seçmen olarak algılanmayıp, kendi kaderini tayin etme hakkı olan etkin yurttaşlar etrafında yapılandırılmış yeni bir katılımcı politikanın inşasıyla mümkündür.
 

Emrah TUNCER

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

Kent Planlama Yüksek Lisans

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version