Planlama.Org - Şehir Plancılarının haber portalı

Bilgi Toplumu: ‘Network Cities’ Yaklaşımı ve Enformasyon Toplumunun Sosyolojisi

Merve ÇEVİK

Giriş

Geleceğin şehirlerini şekillendirecek olan bilgi devrimi son 20 yıldır büyüyerek devam ediyor. Bilgisayarların güçleri artarken, bilgisayarlaşmanın bedeli şaşırtıcı biçimde azalıyor. Yeni gelişen teknolojiler ve artan nüfus geleneksel şehir mekânını ve toplulukları dönüştürmeye başlamış durumda. Bilginin kullanımına ve bilginin yönetimine duyulan gereksinim tüm dünyada bilgi toplumuna geçiş olarak değerlendirilmektedir (Tekin ve Çiçek, 2006).

 

Manuel Castells uzun yıllardır kapitalizmin kentin üzerindeki etkileri ve sosyal hareketler üzerine çalışmaktadır. Son yıllarda ise kapitalizmin getirisi seri üretimi sağlayan yüksek teknolojinin ve bilgi devriminin toplum hayatı ve şehrin gelişimi üzerindeki etkilerini araştırmaktadır.

Castells bu çalışmaları ile literatüre birçok yeni terim kazandırmıştır. 19. yy’da kullanılan industrial ya da colonial city yerine informational sıfatını kullanır. Türkçe’de bilgi kelimesi hem knowledge hem de information kelimelerinin karşılığı olarak kullanılsa da information kelimesinin Türkçe’de tam karşılığı bulunmamaktadır ve çözüm olarak da enformasyon kelimesi kullanılmaktadır. Space of flows olarak adlandırdığı akış mekânı ile anlatılmaya çalışılan, küresel kentler arasındaki bilgi ve para akışıdır.

Bilgi toplumunun dayandığı temellerin Avrupa şehirlerini gelecekte nasıl etkileyeceğini sorgulayan Castells, Avrupa ülkeleri arasında oluşturulan entegrasyonun üçüncü dünya ülkelerine etkilerini araştırmıştır. Küresel kimlik olgusunu ortaya atmış, bu olgunun sosyal baskıyı arttırıp kutuplaşmaya sebep olacağından bahsetmiştir.

Avrupa Şehirleri, Enformasyon Toplumu ve Küresel Ekonomi adlı makalede aşağıdaki soruların cevapları aranmaktadır:

· Yerel ve bölgesel yönetimler uluslar arası güçlerin baskısı altında yok oluşa doğru mu ilerliyor?

· Orta sınıfta bulunan kent sakinleri kendilerini bu iki yaşam biçimi arasında bölünmüş gibi mi hissedecekler?

· Sosyal dayanışma ve hareketler, global sisteme karşı koyabilecek mi?

· 30 yıl önce radikaller düşmanlarını tanımlayabiliyor, Fransisco Franco gibi diktatörleri yıkabiliyorlardı. Peki ya şimdi kitleleri kendine doğru çeken düşman kim?

Bu çalışmanın amacı, küreselleşme ile meydana gelen ekonomik, siyasal ve sosyal değişimlerin bilgi toplumuna dönüşen küresel kitleleri nasıl etkilediğini, Castells’in bahsetmiş olduğu Ağ Kentler, Ağ Toplumu, Çift Merkezli (İkili) Kentler ve Akış Mekânları kavramları çerçevesinde incelemektir.

Bilginin küreselleşmesi ve enformasyon toplumu

Bilgiye olan ihtiyaç insanlığın tarihi kadar eskidir. İlkel toplumdan tarım toplumuna, oradan da sanayi toplumuna geçiş belli teknolojilerin kullanımı sayesinde gerçekleşmiştir.

Ticaret sistemiyle başlayan küreselleşme; teknolojiye, bilgi alışverişine, ekonomiye ve dolayısıyla kent ölçeğine ve toplum ilişkilerine yansımış durumdadır. Küreselleşme işleri yok etmekte, kamu kaynaklarını eritmekte, çevreyi tehdit etmekte ve tüm bunların yanında güçlü ve zayıf arasındaki farkı arttırmaktadır (Elgar,2004).

Bilgiye erişimde meydana gelen gelişmeleri enformasyona erişim biçimlerinin dönüşümü olarak adlandıran Ojalvo, kitle iletişim araçları inanılmaz bir şekilde gelişmekte ve yaygınlaşmakta olduğundan, dünyamızın artık eriyerek bilgiye dönüşmüş maddeselliğinin sanal ve küresel ağlarla bağlandığından, her türlü bilginin ağırlıksız olarak bir ortamdan diğerine kolayca aktarılabildiğinden bahsetmektedir (2008). Bugün bir bilim adamı evinden çıkmadan bilgi alışverişini kolaylıkla bilgisayarından internet yardımıyla sağlayabilir. Ortaokula giden bir çocuk, Newton’dan daha fazla fizik bilgisine sahiptir. Bugün televizyonlar başında çok büyük kitleler gelişmeleri birlikte takip edebilmekte, birlikle üzülüp birlikte sevinmektedir.

Tüm bu gelişmeler ile birlikte bilgi büyük değer kazanmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle, bilimsel alanda bilgi üretimleri artarken, diğer alanlarda paylaşılan bilginin fazlalığı yeni üretilen bilgi olarak algılanmış ve bilgi üretimi azalmıştır. Bu zıtlık, paylaşılan bilgide artmanın aksine bilgi üretiminde azalmaya sebep olmuş, bilginin değerini arttırmıştır. Bilgi sahibi olan kişi ve toplumlar ile olmayan kişi ve toplumlar arasında bir uçurum oluşmaya başlamıştır. Böylelikle kişi ve kurumlardan başlayıp tüm toplumu etkileyen kimlik sorunları ortaya çıkmaktadır (Castells, 1994). Örneğin 80 öncesinde insanlar kimliklerini gizlerlerdi, ama günümüzde toplumda yalnızca kimlikleriyle varolanlar bile mevcut; eşcinseller gibi.

Kimlik Sorunları

Kimlik krizleri yeni şehirlerle birlikte ortaya çıkan bir olgudur. Avrupa’nın ulusal ve yerel kültürlerinde kimlik krizine yol açan etkenlerden biri devletler üstücülük (supranationality); yani kimliğin de uluslararasılaştırılmasıdır. Diğer etken ise milyonlarca göçmenin Batı Avrupa şehirlerine çeşitli kültürleriyle (multiethnic, multicultural) adapte olmaya çalışmaları ve ulusal kimlik denen olgunun giderek homojen olmayan bir hal almaya başlamasıdır.

Avrupa kentlerini etkileyen bu olgular karşısında kentler bazı kararlar alma sürecine gireceklerdir. Önemli kentler gelecekte göçmenlerin ve etnik azınlıkların (göçmenlerin oğulları ya da kızları) oranını düşürmeye çalışacaklardır. Böylece ırkçılığın ve xenophobia olarak adlandırılan yabancı insanlara karşı olan nefret ve korkunun önüne geçilebilecektir (Castells, 1999).

Sosyal Hareketler

Avrupa şehirleri bir yandan da 2 önemli sosyal hareketin artışından etkilenecektir; çevreci hareketler ve kadın hareketleri. Şehirlerde meydana gelen ekonomik gelişmelerin sonuçları, ekolojik ve sosyal sorunlar halinde sokaklarda ortaya çıkacaktır.

Çalışma ve yönetim koşullarındaki değişiklikler sebebiyle kadın hareketleri ortaya çıkacaktır. Bunun sebebiyse işgücü ihtilalinin geleneksel öngörüdeki zayıflığından kaynaklanmaktadır. Kadın haklarının kaygıları sistemde yerlerine oturtulmalı, aynı zamanda erkeklerin sorunlarını ve aile yapısını da göz ardı etmeyen meseleler tartışılmalıdır.

Sosyal hareketler ve elit kesimin yaşam biçimi ve tercihleri arasındaki uçurumlar artacak, uyuşturucu bağımlılığı, kendi kendimize yaptığımız fiziksel terör olarak ortaya çıkmaya devam edecektir.

Şehir, topluma adapte olma biçimlerini yalnızca sokakta yaşayarak sürdürebilenlere, yani getolara (ghetto), göz yummak durumunda kalacaktır. Çünkü bilgi toplumu, sosyal gruplaşma ve kutuplaşma devam ederken , güç ve sağlığa önem veriyor olacaktır.

Kutuplaşma

Yeni ekonominin gelişim mantığı, kutuplaşmayı körükleyerek dual cities olarak adlandırılan ikili şehirlerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. New York, bunun en iyi örneğidir; toplumsal gruplar bölünmekte, farklı kültürler yok edilmeye çalışılmaktadır; kutuplar arası etkileşim tehlikeli hale gelmeye başlamaktadır. Tüm bunların küresel ölçekteki gelişimi ise toplumsal bir krizi doğuracak gibi görünmektedir.

Ağ Kent

Kentleri etkisi altına alan ve şekillendirmeye başlayan ağ mantığı kent plancılarını etkisiz hale getirimektedir. Özellikle hizmet sektörünün küresel gelişimiyle, hem ağ ekonomileri, hem de ağlarla birbirine bağlanan, bir yanda askeri kompleksler (eğitimsel araştırma merkezleri) ve yüksek teknoloji üretim parkları, öte yanda uluslararası finans ağları ve sermaye hareketleri, ağ kente uzanan yolları çizmektedir. (Castells, 2000). New York’un dışarıya ihraç ettiği en önemli ürünün hukuk bilgisi olduğu, ortaya çıkan ilginç örnekler arasındadır.

İstanbul Ölçeğinde Küreselleşme ve Küresel Ekonomi

Dünya kentlerinde görülmeye başlanan bu değişimler İstanbul’da da kendini göstermeye başlamıştır. İlk olarak dikkat çeken kentsel dönüşüm projeleridir. Kentsel dönüşüm ve kentsel yenileme projeleri ile İstanbul’u finans merkezi haline getirme, para ve bilgi akışını sağlama hedeflenmektedir.

Turkcell hisselerinin New York borsasında arzı, altyapısal sorunlara rağmen ticaret ve iş merkezlerinin kurulması, alışveriş merkezlerinin açılması, Avrupa ülkelerinin yaratmaya başladığı farlılığa ayak uydurma çabaları, televizyon reklamları, chatler Ağ kentin küresel etkilerinden birkaçı.

Sonuç

Enformasyon temelli üretimin asıl mekânı ağ sistemlerinde görülmekte ve bu gelişmeden hareketle kentsel mekânın kaçınılmaz olarak ağ mekânına dönüştürüldüğü ortaya çıkmaktadır. Bu dönüşümün demokrasiyi sekteye uğratıp, tüm dünyayı enformasyon zengini ve enformasyon yoksulu olarak kutuplaştırdığı öngörülmektedir.

Kentlerin sanayi kentinden hizmet kentine geçişi ile ağ toplumuna dönüşümü ve bu dönüşümün de küresel kimlik sorunlarını ortaya çıkaracağını, sosyal hareketlerin artacağını, akış mekânı olan şehirlerin çift merkezli şehirlere dönüşeceğini ve orta sınıfın bu iki merkez arasında seçim yapmak zorunda kalacağını anlıyoruz.

Castells’e göre şehirlerimizi artık kent planlamacıları değil, ağlardan ve akış mekanlarından oluşan, içinde hiyerarşiyi, heterojenliği barındıran bir sistem kuruyor. Bu konuda ortaya çıkan sıkıntının çözümünü ise şu cümlesi ile açıklıyor: “Yerel yönetimler, sınırlı güçlerine rağmen, bir şekilde aradaki dengeyi sağlamak zorundadırlar”. Yani küresel ekonomi için çalışıp, yerel kültürle yaşamak… Yani, yerel yönetimler sivil toplum örgütleriyle beslenmeli, toplumun durumunu iyi analiz etmeliler (Castells, 2000).

Keyder’e göre ise üçüncü dünya ülkelerinde modernleşmenin yerini küreselleşme almıştır. Bu durumun iki sebebi vardır; ulus devlet, vaad ettiği modernleşmeyi sağlamakta başarısız olmuştur. Diğer neden ise ulus devletlerin de içinde bulundukları uluslararası akışlar önemli derecede hızlanmıştır. Bugün toplumsal dönüşüm alanlarına hâkim olan, bu uluslararası akışlardır. Metropollerin küreselleşmesinde ortaya çıkan gerilim, kendi içlerinde ikili yapıya bölünmek durumunda kalmalarından kaynaklanır; uluslararası para, mal, insan, bilgi akışının bir parçası olmak ve kendi devletlerinin coğrafi hâkimiyeti ve yasaların egemenliği altında kalmak. Bir yandan da küreselleşmiş sınıflar ile dışlanmış ve bu yüzden kendilerini yerel marjinalliğe mahkûm hissedenler arasında büyüyen kutuplaşma... İstanbul, her ne kadar küresel kent olma potansiyeli taşıyor olsa da, bir kentin küresel kent konumuna kavuşabilmesi için gerekli olan hukuk ve altyapı koşullarının politik nedenler ile yerine getirilememesinden dolayı, bu potansiyeli büyük ölçüde gerçekleştirememiş durumdadır. Bugün yapabileceğimiz tek şey, içinde yaşadığımız âna bir teşhis koymaktır (2000).

Kaynaklar

Castells, M, 1997. Kent, Sınıf, İktidar, Bilim ve Sanat Yayınları

Keyder, Ç, 2000. İstanbul küresel ile yerel arasında, Metis yayınları

Tekin, M, Çiçek, E, 2006. Bilgi çağında bilgi toplumu ve bilgi ekonomisi

Castells, M, 2002. The castells reader on cities and social theory, Edited by Ida Susser , Blackwell Publishers

Elgar, E, 2004. The network society: A cross-cultural perspective, Edited by Manuel Castells

Castells, M, 2000. Materials for an exploratory theory of the network society, British Journal of Sociology, London School of Economics

Castells, M, 1994. European cities, the informational society, and the global economy, Journal article by Manuel Castells; New Left Review

Carnoy, M, Castells, M, 2001. Globalization, the knowledge society, and the network state:

Poulantzas at the millennium, Poulantzas at the millennium

Castells, M, 1999. Globalization and social development , United Nations Research Institute For Socialdevelopment Information Technology

Ojalvo, R, 2008. Enformasyon toplumunda kentte olmanın yeni biçimleri ve kent anlayışının dönüşümü, Yüksek Lisans Tezi, İTÜ Mimarlık F. Kütüphanesi

 

Web design @GeNcDiNaMiK.com

Top Desktop version